Yukarı Çık

“Alayınız gelin ulan!”

“Röööörrrrrr!”

Tabiri caizse iki ayı geniş bir yüzölçümüne sahip karakolun içinde cirit atıyordu, eylemleri ve çıkardıkları seslerle tüm dikkati üstlerine toplamışlardı.

Bu nedenle iki uzun binanın yanına geldiğinde kimse cılız dişi orku fark etmemişti, tek katlı bu yapıların küçük pencerelerinden içeri bakan Nafız altlı üstlü ranzalarda uyuyan birçok asker görecekti.

Kimisi dışarıdaki gürültüden dolayı yeni yeni ayaklanıyordu, tam emin olamasalar da bir sıkıntı çıktığını düşündüklerinden, diğerlerini uyandırmak için harekete geçmişlerdi bile.

“Gece vardiyası hazır buradayken işlerini bitirmek gerekir!”

Nafız elindeki iki tüpü tek katlı yapının içine atarken sessizce mırıldandı, daha camdan yapılmış tüp yere düşmemişti ki diğer yatakhanenin camında da iki tanesi beliriverecekti.

Kırıldıkları anda, içlerindeki sıvı hızla yeşil bir gaza dönüşerek kısa sürede küçük sayılamayacak koğuşun içini dolduracaktı, acılı birkaç çığlık ve bol bol öksürükten sonra yerde yatan bedenlerin içinde nefes alabilen bir kişi dahi yoktu.

 Mora ile geçirdikleri iki sene boyunca, Nafız kaba kuvvet dışında birçok öldürme metodu üstünde çalışma fırsatı bulmuştu, bunlardan biri de ustasının uzmanı olduğu zehir sanatıydı.

Yüzlerce düşmanı sadece dört küçük tüpün içine sığdırdığı karışımla öldürebilmesi hep o günlerdeki sıkı çalışmasının ürünüydü, kendisi için belirlediği yol sadece hızlı ve kesin çözümlerle sonuna ulaşılabilecek bir maceraya çıkıyordu.

Küçük boyutlu kompozit yayını eline alınca yeni hedefi olan kulelere döndü yüzünü Nafız, Alyon ve Pehlivan’ın delice koşuşturmasına yoğunlaşmış olmuş gözcüleri birer birer avlamaya başlayacaktı.

Cılız dişi ork sürekli küçük evler ve kulübelerin gölgelerinde saklanarak saldırıyordu, bu şekilde ilk içeri girdiği noktadan epey uzaklaşmışken kulağına çok ilginç sesler takıldı.

Diğer evlerden izole edilmiş tek katlı bir kulübenin içinden, acı dolu sızlanmalarla beraber zevk çığlıkları eş zamanlı olarak yükseliyordu. Etrafında hiç nöbetçi olmayan bu yerin diğer yapılardan bir farkı da, tek bir penceresinin dahi bulunmamasıydı.

Evin kulelerin görüşünün dışında kalan cephesine yanaşan orkun adımları hızlı ve ritmikti, iki nefes geçmeden eskimiş tahta duvarın arasından neler döndüğünü görmüştü Nafız.

Ilık ve rutubetli pis bir hava burnuna geldiğinde ilk önce gayri ihtiyari kendini geri çekti dişi ork, yüzünü sağ koluyla kapatarak bir daha denediğinde rezilliğin sahnelenmiş hali karşısındaydı.

Bu yer karakoldaki askerlerin cinsel dürtülerini giderdiği, havada şaklayan kırbaç ve zincirlerden anlaşıldığı kadarıyla sapık hazların da tatmin edildiği mekândı.

Bir süre gözlem yapan Nafız, dışarıda kıyamet kopmasına rağmen içeridekilerin düştükleri akıl tutulmasından çıkmalarının imkânsız olduğunu gördü. Tahta kapıyı açıp içeri girdiğinde çıkan gıcırtıya rağmen kimse dönüp bakmamıştı bile, onların aksine kısıtlı bir alandan içerisini gören ork savaşçısı için manzara inanılmazdı.

Cinsiyet ayrımı yapılmaksızın tecavüze uğrayan bir sürü insan vardı, hatta bazılarının başında sayıları bir elin parmağını geçecek sayıda kişi bekliyordu. Yumak gibi birbirlerinin içine karışmışlardı, eline geçirdiği bir kadının bedeninde kesikler açan askerin hemen dibinde, iki kişi tarafından zorla sahip olunan bir adımın suratına yaralardan akan kanlar damlamaktaydı.

O ana kadar sakinliğini koruyan Nafız’ın kafasında kontak atmıştı bile, elinde kömür karası hançerleri belirdikten hemen sonra kesime başladı.

Ortamda o kadar çok ses vardı ki; belli bir süre, içeride sefa süren askerler acılı çığlıkların arkadaşlarından mı yoksa eziyet ettikleri gariplerden mi geldiğini anlayamadılar. Herhangi bir öncelik gözetemedi Nafız, her şey iç içe yaşanırken önüne gelen askerin canını alıyor, bir an dahi soluklanmadan diğerine geçiyordu.

Zevkle inlemeler azalıp sadece acının yürek burkan feryatları kalınca, henüz ölmemiş birkaç kişi neler olduğunu anlayacaktı fakat bir kere kan kokusu alan Nafız’ın önünde durmaları mümkün değildi.

Çok değil birkaç on nefes sonunda, tek katlı yapının içinde zevk ve işkence amacıyla bulunan kimse kalmamıştı. Şöyle bir etrafını taradıktan sonra iyice emin olan Nafız, elleri ve ayaklarından zincirlenmiş kişilerin esaretine son verdi.

“Şu anda güvendesiniz, ben geri dönene kadar kimseye kapıyı açmayın!”

Fazla vakti yoktu, arkadaşı dışarıda insanları oyalarken büyükbaşları kesme görevi onundu

“Şimdilik şunları yiyin, içinizde nöbetçilik yapabilecek kadar iyi durumda olan var mı?

Dişi orkun yere attığı bir bohça içinde kuru et ve ekmek vardı, gördükleri sahneden dolayı kimse ne dediğini önemsememişti, hareket edebilecek olanların tek hedefi bu yemek dolu nesneydi.

Kuşların yeme üşüştüğü gibi saldırmışlardı yiyeceklerin olduğu yere, Nafız bir şey söyleyecek gibi oldu fakat bulunduğu yerin durumuna bakınca boğazına gelen kelimeleri geri yutmak zorunda kalacaktı.

“Ben gözcülük yaparım!”

Yüzü gözü kan içinde biri, tek ayağını sürüyerek diğer insanların aksine cılız orka doğru yürüyordu, yeşilimsi saçları gözlerini kapatırken yerdeki yatanlardan dolayı hızı çok düşüktü.

“Sen buranın sorumlususun, şu silahları alın ve kendinizi koruyun!”

Alanlar arası halkasından bir miktar baltayı çıkardıktan sonra çok durmayacaktı Nafız, dışarıdan gelen sesler artarken o da işinin başına geçmeliydi.

“Bir kamp dolusu ezik! Daha ne kadar rezil edebilirsiniz kendinizi?”

Alyon ve güç hayvanı durmadan kaçıyordu, hakaretler savurarak rahat bir görünüm veriyor olsalar da, etraflarını saran çemberin yavaşça daraldığının farkındalardı.

“Efendim, bir ork üstüne bindiği ayısı ile kampın içine sızdı!”

“Bunca asker ne yapıyor?”

Yemeğini bitirmiş keyif içinde parmaklarını yalayan yardımcı kumandan, hoşnutsuzluğunu belli eder bir ses tonuyla konuşmuştu. Daha önce ölümcül bir uyarı alan habercinin yere bakan yüzünden boncuk boncuk terler damlarken, zorlukla da olsa gelen sorunun cevabını verecekti.

“Peşlerindeler fakat ayının cüssesi ve gücü inanılmaz, evlerin içinden yokmuşlarcasına geçip gidebiliyor!”

Asker doğru söylüyordu, bu kadar süre boyunca kaçmalarının tek nedeni Pehlivan’dan başkası değildi. İri pençeleri ve acı kuvveti sayesinde, yolları çıkmaz sokağa düştüğünde önünde ne varsa yıkıp geçiyordu, belli ki uç karakolu surların içinde böyle bir olayın gerçekleşemeyeceği düşünülerek yapılmıştı.

"Herkesi kaldırın, görev başına geçsin gece taburu!”

“Efendim!”

“Çabuk dediğimi yap, canına mı susadın?”

Emrinin ikiletilmesi burma bıyıklı adamın sinirlerinin gerilmesine neden olacaktı

“Efendim, nöbetçiler koğuşlara çoktan gittiler lakin tüm askerler bilinmeyen bir nedenden ötürü ölmüşlerdi!”

Duyduğu son haber yardımcı komutanın hızla yerinden sıçramasını sağladı, kimseye aldırmadan üzerindeki bornozu atarak savaş zırhlarını giymeye başlamıştı. Belki Ork Stepleri’nin sınırına yakın bir karakoldaydılar ancak burada komutanlık yapması burma bıyıklı adamın aptal olduğu anlamına gelmezdi.

Dümeni çözmesi uzun sürmemişti, ork ile ayının sahte saldırılarının gölgesinde başka bir gücün asıl darbeyi vurmak için uğraştığının bilincindeydi.

“Düş peşime, acil olarak Markov’u bulmamız gerekiyor!”

Bir hışımla zırhını ve silahını kuşanan adamın bahsettiği kişi kendisi ile aynı rütbede olan diğer komutan yardımcısıydı, durumu aktarmak ve gerekli müdahaleyi yapmak için onunla buluşmalıydı.

Yıldırım gibi kapıya doğru hızlandı, ilk defa kimseyi beklemeden kapıyı kendisi açıp çıkmaktı amacı ancak koluna asıldığı tahta parçası bu işten hoşlanmamıştı sanki büyük bir gürültü eşliğinde önce kafasına, sonra tüm vücuduna çarpıp onu birkaç adım geriye uçuracaktı.

“Buralarda burma bıyıklı bir komutan varmış, göreniniz oldu mu?”

Kırılmış kapının altında kalan adamın burnundan kanlar oluk oluk akarken, odada ki diğer asker kısacık kesilmiş saçlarına düşmüş tozları eliyle silkeleyen cılız dişi orku korku dolu gözlerle izliyordu.

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Düşmanı hor görüp, planlamayı ihmal eden, düşmana esir düşmeye mahkûmdur.

Savaş Sanatı, Sun Tzu

 




Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.




182   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   184 

DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • Seriyle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • Seriyi çeviren gruplar harici site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.



  • 182   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   184