Yukarı Çık

Altair, hem denetleme amaçlı hemde zehiri silahlara sürülürken orada olmak için gizli madene gitti. Gizli maden artık çokta gizli değil gibiydi. Daha çok nüfusu bine yakın bir ork kasabası gibiydi. Kabileleri tarafından kovulmuş, savaş ritüelinden kaçan orklar buraya gelmeye başlamıştı. Kasaba onlara iki önemli şey vadediyordu. Hem kalacakları bir ev, hem de yemek sıkıntısı çekmeme imkânı sağlıyordu. Dahası güvenli bölgeydi. Her an birileri tarafından yakalanıp köle olma korkusuyla yaşamak zorunda kalmayacaklardı. Bu sebeplerden dolayı Orkent'in nüfusu her geçen gün artıyordu. Bir çok ork beylerine böyle bir kentin kurulduğu hakkında söylentilerde gitmeye başlamıştı. Orkent'de yaşamak için belli kurallar vardı. Birincisi Vali ve aynı zamanda bir ork beyi olan Osamq'a tâbi olmaktı. İkincisi madende çalışmaktı. Üçüncü ve son kuralda şehir içinde dövüşmemekti.

"Osmaaann! Kibarımmmm! Osmaann!"

"Altair Bey lütfen bana böyle seslenmeyin. Birileri duyacak!"

"Aman be Osman takılma böyle ufak ayrıntılara!"

"Ne için gelmiştiniz? Söyleyin ve gidin lütfen."

"Ama Osmancım vallahi üzülüyorum. Niye beni dışlıyorsun böyle. Bak sana zümrütten bir yüzük aldım."

"Aldın mı? Sen mi? Altair bey sizinle uzun zamandır tanışıyoruz."

"Yani? Sevindin değil mi?"

"Yanisi şu; siz asla bir zümrüt yüzüğe para vermezsiniz. Bu yüzükte benim orklarımın madenden çıkardığı zümrüt. Bana benim zümrütümü hediye etmenizden başka bir şey değil."

"Bak kalbim kırılıyor ama Osmancığım. Taa gittim maden sorumlusundan taşı aldım..."

"Evet 30 adımlık mesafe..."

"Öyle deme oradan da demircilerin yanına gittim."

"20 adım daha..."

"Ya Osman şimdi de adımlarımızı mı sayıyoruz. Vallahi kırılıyorum, üzülüyorum. Büyük resime odaklan lütfen."

"Büyük resim?"

"Benim sana hediye almam tabii ki de."

Osamq gözlerini yana doğru vererek "bayağı büyükmüş" dedi.

"Neyse ben niye geldim buraya biliyor musun?"

"İnanın hiç bilmek istemiyorum."

Altair duymamazlığa vurarak "merak edersin tabii. Gelme sebebim tabii ki de orklardan oluşan düzenli bir birlik kurmak."

"Orklar düzeni sevmez!"

"Sen seviyorsun ama. Düşünsene üç beş bez parçası giymek yerine ağır zırhlar giydiklerini."

"Onlar üç beş bez parçası değil. Her ork avladığı hayvanın derisini giyer. Bu da bir gururdur."

Altair anlık bir durdu. Daha sonra sırıtarak "bende onu diyorum. Şu an orkların ne yapıyor. Demir avlıyor. O zaman demirde giyebilirler demektir."

"..."

"Osman yenilmez bir birlik diyorum. 100 kişilik bir grupla binlik bir insan birliğini yenebilirler. Hemde tek bir zayiat vermeden."

"Senin bizimle kafandaki planları hiç sevmiyorum Altair Bey."

"Ya Osman, kötü mü oldu şimdi şehir. Bak bir kendine has evin var. Pencereleri bile var. Kendine has botanik bahçen var. Bir sürü güzel takın var. Ben senin kötülüğünü asla istemem."

"Çünkü çıkarlarımız çakışmıyor. Ben çakıştığı zaman ne yapacağını düşünüyorum."

"Ya Osman bırak böyle felaket senaryolarını, hadi dediğimi yapalım."

"Peki ama madende üretim azalır böyle yaparsak ve bu senin en son isteyeceğin şey olur..."

"Aman Osman zaten çok yoruldunuz. Biraz dinlenirsiniz. Fena olmaz. Bak ben iyi biriyim."

"Üretimi düşürelim yani?"

Altair saf ve masum bir ifade takınarak "evet" dedi.

Bu durum Osamq ın hiç hoşuna gitmemişti. Çünkü geçen zaman içinde Altair'i iyi tanımıştı. İyi gibi görünse de mevzu para olduğunda en kötüden bile kötü olabiliyordu. "Kim bilir kafasında ne planlar var" diye mırıldandı.

Altair tam Osamq'ın evinden ayrılırken Madenden büyük bir patlama duyuldu. Tüm orklar dışarı kaçtı. Osamq hemen dev ork cüssesiyle madenin girişine koştu. Orkların bazıları korku dolu gözlerle Osamq a bir şey anlatıyorlardı. Osamq hemen Altair'in yanına gelerek "bir problemimiz var" dedi.

Altair'ın suratı düşmüş sinirli gözlerle Osamq bakıyordu. "Ne oldu Osman?!"

"Madenin içlerinde bir yer bulmuşlar. Dev bir oyuk. Oyuğun tam ortasında havada uçan bir saray varmış."

Altair durumu anlamıştı. Gizli bir zindan bulmuşlardı. Bu durum hiç ama hiç iyi olmamıştı.

"Ee... Ne yapalım bina uçuyorsa? Bize ne? Biz demir çıkarmaya devam edelim."

"Binadan çok sayıda keseleri açık yeşil parlayan böcekler çıkmaya başlamış. Böcekler Orkların yanına gelip sonra patlıyormuş."

"İyi bok yiyorlarmış. Orayı kapatıp başka yerden kazmaya devam edelim."

"Onu da denemişler fakat maden böceklerle dolmuş."

"O zaman birilerini gönder o evi yerle bir etsinler. Sorun çözülür."

Osamq, Altair a bakıyor ve bekliyordu. Altair her ne kadar Osamq ile göz göze gelmek istemese de durum aşikardı. Oraya gidecek güçte bir tek kendisi var gibiydi.

"Off! Tamam ama sende gel."

"Tabii ki! Dostumu yalnız bırakmam!"

Altair madenin girişine bakarak "Hıı! Kesin dostun içindir. Yoksa karizmayı çizdirmemekle hiç alakası yoktur, eminim." diye mırıldandı.

-------------------------

Altair, Avro'yu çağırarak madenden içeri girdi. "Avro çoğal ve gördüğün tüm böceklere saldır."

Avro, Altı kıpkırmızı gözüyle Altair'a bakarak "anne!" dedi ve hızla çoğalmaya başladı. Bir anda etrafta yüzlerce avro vardı. Altair hâlâ bir sürü avro görünce içi acıyordu.

Osamq bir anda yüzlerce örümcek görünce Altair'a dönerek: "Canavarın çok güçlü baksana bir sürü oldu" dedi.

Altair ise acı dolu bir ses tonuyla; "Satılmıyor ki." dedi. Osamq bu cümle karşısında şaşırmıştı. Çünkü kendi söylediği cümleyle hiç bir ilişkisi yoktu.

Bir süre sonra madenin içinden sayısız patlama sesleri gelmeye başladı. Her patlama sesi geldiğinde Altair ve Osamq biraz daha derine doğru ilerliyordu. Etrafta patlamadan dolayı parçalanmış ork cesetleri vardı.

"Ne oldu Altair bey, cesetler midenizi mi bulandırdı?"

"Yok sadece hâlâ alışamadım. Önden giden her örümceği görüdükçe uçup giden pa... Neyse. Hadi hızlanalım biraz."

Altair ve Osamq yirmi dakikalık bir yürüyüşün ardından kaçan orkların dediği uçan evin önüne gelmişlerdi.

"Eee şimdi oraya nasıl gideceğiz?"

"Altair Bey, oraya gitmeyelim."

"Lan sakın bana yükseklikten korkuyorum deme! Valla böyle ork mork olmaz ha!"

"Saçmalamayın lütfen Altair Bey! Fakat ork sezilerim içeride çok güçlü bir güç olduğunu seziyor."

Altair "Sanırsın örümcek adam, anasını satayım!” dedikten sonra Osamq’ın ağzına ökünerek“Üçürüdü bür güç vür! O zaten belli aq. Koca bina havada uçuyor." Dedi.

"Örümcek adamların da mı böyle sezileri varmış. Bunu öğrendiğim iyi oldu. Belki ileride lazım olur."

"Hey Allahım! Beni yine kimlerle sınıyorsun!"

"Altair Bey, hazırsanız geçelim şu uçan binaya."

"Osman malak mısın? Neyleee..." Altair daha cümlesini bitirmeden Osamq, Altair'i tek eliyle tutarak uçan binaya doğru zıpladı. Osamq'nın iri cüssesi uçan binanın girişine büyük bir gürültüyle düştü.

Altair olayın şokuyla bir şeyler okuyordu. "Elemtereke... Minsincin... Allahumme... Kulfü..."

Osamq şaşkın şaşkın Altair'a bakarak ne yapmaya çalıştığını alamaya çalışıyordu.

Altair biraz sakinleşince tüm gücüyle Osamq vurdu. Her ne kadar Osamq bunu hissetmese bile...

"Lan manyak! Senin yüzüne tüm bildiğim süreleri aynı anda okudum lan!"

Osamq gülümseyerek: "Bacak kaslarım biraz güçlüdür de."

"Belli belli!  Çakma Roberto Carlos seni!" Altair sonra uçtukları mesafeye bakındı ve "20 metre mi zıpladın? Vay hayvan vay!" Dedi.

Altair hala zıpladıkları mesafeye şaşkın şaşkın bakarken içerden bir kız çığlığı duyuldu. "İMDAAAT!" Osamq hemen binanın kapısından içeri girmeye kalkınca Altair onu durdurdu.

"Ne yapıyorsun lan?"

"Kızı kurtarmaya içeri giriyorum. Belli ki yardıma ihtiyacı var."

Altair boş boş bakan gözlerle Osamq a bakarak: "Osman yavrum azıcık mal mısın?" dedi.

Osamq iri parmaklarıyla kafasını kaşıyarak "Ne kadar da kırıcısınız Altair Bey" dedi.

"Bak kibarım, biz neredeyiz?"

"Madenin içinde uçan bir evin önündeyiz."

"Değil mi? Lan Allah'ın unuttuğu bu yerde bir kızın ne işi var? Otlar sende eroin etkisi yapıyor bak! Düşünme yetini kaybediyorsun."

"İyi de içeriden imdat sesi geldi. Sizde duydunuz."

"Kibarım niye zekan basmıyor ki! Tuzak lan tuzak işte! Senin camış gibi atladığını duyunca bizim geldiğimi anladılar. Şimdi de bizi tuzağa çekmeye çalışıyorlar. Azıcık oksijen Osmancığım. Azıcık temiz hava lütfen. Ork geldin ot gideceksin valla."

Ses bir kez daha duyulmuştu. "İMDAT LÜTFEN YARDIM EDİN!"

"Efendi Altair, bakın bir daha yardım istedi. Bence yardım etmeliyiz."

"İnan Osman sana ihtiyacım olmasa, seni ön kapıdan salardım lakin hedeflerim büyük. O yüzden şimdi beni izle." Altair dediği sırada Osamq çoktan ön kapıyı açmış "Kimse var mı?" Diye sesleniyordu.

Altair elini yüzüne götürerek: "Allahım! Beni kimlerle imtihan ediyorsun, yarabbim!" dedi. Daha sonra ekledi. "Bekle geliyorum. Allahın ot kafalı orku. Bekle!"

Altair ve Osamq içeri girdiklerinde binayla ilgili bir gariplik olduğu anlamışlardı. Çünkü içerisi dışarısına nazaran çok büyüktü. Belli ki bina üstünde boyutsal bir büyü vardı. Ses bir kez daha duyuldu. "İMDAAT!" Osamq sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladı. Her adımında yer hafifçe titriyordu. Altair ise çoktan Dolar ve Avro'yu çağırarak elbisesinde gizlemişti. Osamq'ı takip eden Altair bir salona gelmişlerdi. Salonun tüm duvarlarında portreler vardı. Portrelerde hep aynı kişi vardı. Uzun, simsiyah saçlı bir kadın. Kadının gözleri kıpkırmızıydı. Çoğu kişinin hayatlarında gördüğü en güzel kadın olabilirdi. Osamq iri parmaklarıyla portrenin birine dokunarak "Güzel. Çok güzel bir insanmış" dedi.

Altair ise Osamq ın koluna hafifçe vurarak: "İnanma Osamq. Bir kadının fotoğrafına asla inanma. Çünkü 100 kiloyu 40 kilo gibi çekerler. Kazma burnu, fındık yaparlar. O paspal saçları, gökkuşağı gibi boyarlar. Osmanım inanma senin de hayallerini yıkmasınlar. Benim geldiğim yerde, kaç delikanlının hayallerini yıktı bu cadılar. Onlar master of fotoshop olarak doğuyorlar." dedi.

"Master of fotoshop'ta nedir?"

"Çok güçlü bir büyü. Bir illüzyon büyüsü."

"Altair Bey gerçekten çok deneyimli birisiniz. Size hayran olmamak elde değil."

"Hayat işte Osmanım. Biz hayaller ve hayatlar köprüsünden çok şey kaybederek geçtik." dedi ve mırıldandı. "Değil mi Cavidan?!"

Salonun üst katına çıkan merdiveninden bir topuklu ayakkabı sesi gelmeye başlamıştı. Belli ki biri aşağı iniyordu. Altair ve Osamq savaşmak için hazır bir şekilde, gözlerini merdivene dikmiş bekliyorlardı. Kısa süre sonra merdivenden kıpkırmızı elbiseli bir kadın indi. Kıyafetin en dikkat çeken yanı göğüs dekoltesiydi. Kadın, hafif uzun olan köpek dişlerini göstererek elindeki kadehten bir yudum daha aldı.

"İlginç, bir ork ve insan bir arada" dedi kadın. Sesi son derece tahrik ediciydi.

Altair, Osamq'a dönerek: "Bak ne dedim Osmancığım sana. İnanma işte böyle resimden farklı ve çirkin oluyorlar."

Osamq kafasını sallayarak “Bence aynısıııı” dedi ve bir zombi gibi kadına bakmaya başladı. Belki ki kadın ona büyü yapmıştı.

Kadının gözleri keskinleşmiş Altair'a bakıyordu. İlk defa bir insan erkek ondan etkilenmemişti. "Sen... Sen benden etkilenmiyor musun?" Dedi.

Altair, kadını bir kez daha süzdükten sonra: "Kıyafetin sarı renkte olsa belki biraz ilgimi çekerdin" dedi.

Kadın şaşırmış bir şekilde "sarı?" Dedi.

Altair ise gözünü kadından ayırarak "Ciddi ciddi resimdeki siz misiniz?" Dedi.

Kadın gözlerine kısarak "Tabii ki de benim!" dedi.

Altair bir resme, bir kadına baktı. "Allah Allah, kuzeniniz falan değil değil mi? Çünkü bu size benzemiyor" dedi.

Kadın sinirlenmişti. "Neden benzemiyormuş” diye bağırdı. Sesi az önceki tahrik edicilikten sonra vahşi bir canavarın sesi gibiydi.

"Çünkü resimdeki kadının saç tellerinden biri beyaz" dedi Altair.

Kadın bunu duyar duymaz resmin yanına ışınlandı. Altair aniden kadının yanına ışınlandığını görünce şaşırmış bir o kadarda korkmuştu. Kadın fazlasıyla hızlıydı. Lakin kadının tüm dikkati şuan resimdeydi. Bunu fırsat bilen Altair, Dolar'ı kıyafetinden çıkarak kadını ısırmasını sağladı. Kadın çığlık atarak eski yerine sıçradı. Dolar'ın yaraladığı bacağını tutuyordu.

Altair ise gülerek "Görüyor musunuz? Eğer bacak dekolteniz olmasaydı, sizi yılan sokmazdı. Ayıp ayıp biraz kapalı giyinin" dedi.

Dolar'ın zehri hemen etki etmeye başlamıştı. Isırdığı yer saniye içinde morarmaya ve damarlar gözükmeye başlamıştı.

"Sen! Sen beni kandırdın" dedi kadın.

"Kandırdım mı? Hayır asla! Gel bak işte saç teli beyaz" dedi ve güldü Altair.

Osamq’nın üstündeki büyünün etkisi geçince Osamq “Burasıda neresi?” dedi.

"Hıh! İki gram beyni vardı. O da gitti. Mutlu musun saçının bir teli beyazlamış kadın? Şimdi kim getirecek bunu eski haline?"

Kadın acılar içinde dizini tutuyordu. "Bana ne yaptın? Büyü dahi kullanamıyorum."

Altair, Dolar'ı göstererek "Öncelikle sizi tebrik etmek istiyorum. Sonra da o Hennor salağına sövmek istiyorum. Hani anında öldürürdü bu Dolar'ın zehri. Kadın maşallah car car konuşuyor. Sana da aşk olsun Dolar. Kadını öldür dedik, çenesini açtın" dedi.

Kadın zehrin daha da ilerlemesiyle birlikte yere düştü. Acılar içinde kıvranıyordu. "Lütfen ölmek istemiyorum. Canımı bağışlayın. Ne isterseniz yaparım. Canavarınız dahi olurum."

"Yok ya! Yeterince boğaza bakıyorum ben. Bir başka etçili daha beslemeyem."

"Lütfen efendim. Hem ben epik seviye bir canavarım. Yarı vampir - yarı insanım."

"Eee! Ne yapayım bende var zaten iki tane epik. Hadi başka kapıya!"

"Lütfen size yalvarıyorum. Çok değerli bir hazinenin yerini biliyorum. Eğer beni canavarınız yapar, hayatımı kurtarırsanız, sizi oraya götürebilirim."

Altair, bir süre hiç konuşmadan kadına baktı. "Nasıl bir hazineymiş? Çok para eder mi?"

"Efendim hazine o kadar değerli ki asla satmak istemezsiniz."

"Satılabilen bir şey mi peki?"

Kadın aldığı cevaplar karşısında kafası karışmıştı. Şaşkınlık ve giderek uyuşan vücudundan dolayı sadece kafasıyla onayladı.

"Hâlâ tam inanamadım nedense?"

"Efendim, sözüme güvenin hep artık sizin canavarınız olacağım. Yalan söylemenin bana nasıl bir faydası olabilir ki?"

"Bilmiyorum. Bazen Cavidan zevk için bile yalan söylerdi. Kulağımda hâlâ sesi yankılanıyor!"

"Lütfen efendim. Ölmek üzereyim."

Altair omzuyla Osamq dürterek, "Osman sen inandın mı?" Dedi.

Osamq gözleri fal taşı gibi açılmış kadına bakıyordu. "Sen kimsin?" Dedi.

"Osman’ınüç gram beynini de otgillere teslim ettik galiba. Peki seni canavarım olarak kabul ediyorum. İsminde Kösem olsun.” Dedikten sonra kadın kıpkırmızı toz haline bürünerek Altair'in kitabına girdi. Kısa süre sonra da daha parlak kırmızı bir toz kütlesi kitaptan çıkarak bedene büründü. Kadının eskisi gibi değildi. Daha çok 16 yaşında bir kız bedenindeydi. Kızın gözleri koyu kırmızıydı. Gören herkesin tüylerini diken diken etmeye yeterdi. Saçları gümüş rengindeydi. Uzun ve incecikti. Dişleri gülümserken bile belli oluyordu. Aklı başında hiç kimse bu kıza bulaşmak istemeyecek bir aura yayıyordu.

Altair şaşkın şaşkın karşısındaki kıza bakarak; "Lan! Sen kimsin? Ananı çağır bana. Hadi kızım" dedi.

Kız hafifçe eğilerek: "Efendim ben Kösem Yüksekkan. Sizin kitabınızda iki tane rün taşı mevcutmuş. Onlar benimle etkileşime geçerek beni nadirlik seviyesinden eşsizlik seviyesine getirdiler. Artık çok daha güçlüyüm. Üstelik 439 yaşındayım."

Altair şaşkın şaşkın kıza bakarak "Sen 439 yaşında mısın?" Dedi.

"O zaman o bin yaşındaki ananı çağır bana. Bana hazinenin yerini söyleyecek."

Kız ufak bir kız gibi kıkırdayarak güldü. "Efendim gerçekten çok komiksiniz. Lütfen buyurun sizi hazineye götüreyim. Bu taraftan beni takip edin."

Altair, Osamq hafifçe yanaşarak: "Osman gözün açık olsun. Tuzak olabilir." dedi.

"Altair Bey saçmalamayın lütfen. O artık sizin canavarınız. Niye bize tuzak kursun ki?"

"O daha kötü ya! Az biraz bana çekmişse boku yedik."

Kösem ağır adımlarla evin bodrum katına yani mahzene doğru indi. Altair hâlâ tedirgindi. Osamq ise bir o kadar rahat ve pervasızdı.

Altair, bir kez daha Osamq a yaklaşarak; "Lan Osman! Niye bu kadar rahatsın? Kestireceğiz senin yüzüne kestaneleri!"

Osamq bir anda ellerini yanaklarına götürerek hafifçe dizlerini kırıp etrafa bakındı. "Kestane mi? Nerede? Ayy ben çok severimmm."

"Şu hareketlere bak ya! Bir kez daha tüm ork ırkı adına ben utandım ya. Allahım valla sayıyla veriyorsun ha!"

Kösem aniden durunca Altair hemen savaş pozisyonu aldı. Sesinde hafif bir korku vardı. "Ne oldu Kösem?"

"Efendim bir damla kanınız gerekiyor. Normalde bu büyüyü kendi güçlerimle kırabilirdim. Lakin artık bir sahibim var bu yüzden kanınız lazım."

Altair kısık ve bir o kadar dikkatli gözlerle Kösem'yı bir kez daha süzdü. "Allahım inşallah pişman olmam" diye mırıldandı. Daha sonra eğilerek ayakkabısında sakladığı küçük bıçağı çıkararak parmağına hafifçe dokundu. Parmağından bir toplu iğne başı kadar kan çıktı. Bunu gören Kösem şehvet dolu sesler çıkarmaya başladı ve buz gibi bembeyaz yüzü kırmızılaştı. Nefes alıp verişi hızlandı. Elleriyle kendi vücudunu okşamaya başladı.

"Hıh! Efendimin kanı..."

Altair ve Osamq ise gördükleri manzara karşısında ağızları bir karış açılmış, şaşkın şaşkın bakakalmışlardı.

Kösem, narince ve yavaşça, kıpkırmızı dudaklarını Altair'in parmağında ki toplu iğne başı kadar olan kana götürdü. Dudakları kana temas ettiği an Kösem'dan tekrardan şehvet dolu sesler yükselmeye başladı. Aniden Kösem'da bir güç patlaması meydana geldi. Gözleri artık bambaşka bir kırmızılığa ve vahşete sahipti. Yaydığı o yoğun aura düşmanlarını savaştırmadan pes etmesine yeter ve artardı. Elini hafifçe yukarı kaldırdı ve: "Büyü dağıl!" Dedi. Büyünün dağıl demesiyle birlikte odanın içinde sandıklar belirdi. Ağızlarına kadar altın paralarla dolu sandıklar.

Altair'in gözü fal taşı gibi açılmıştı. Kekeleyerek "A-L-T-I-N!" dedi. Koşarak bir o sandığa bir bu sandığa sarılıyordu. Yüzündeki o mutluluğa paha biçilemezdi.

"Ben sana demiştim değil mi Osman!? En güvendiğim canavarım Kösem diye! Canım Kösem'm benim!"

Osamq gözlerini sağa devirerek sessiz kalmayı tercih etti.

Kösem gülerek: "Efendim, asıl ödül bu değil. Lütfen biraz daha bekleyin" dedi.

Kösem sol eliyle havada bir daire çizerek: "Kapı açıl!" Dedi.

Kösem'nın söylediği cümleden sonra havada kırmızı dumandan bir girdap oluştu. Girdap zamanla kendi etrafında hızlı bir şekilde dönmeye başladı ve kısa süre sonra bir boyut kapısına dönüştü.

Kösem eliyle boyut kapısını göstererek: "Lütfen, bu taraftan efendim" dedi.

Altair daha fazla altın umuduyla hiç düşünmeden boyut kapısından geçti. Hemen ardından da Kösem.

İçerisi sonu olmayan bir koridor gibiydi. Koridoru ayakta tutan sütunlar, aynı zamanda iblis, melek ve güçlü bir çok canavarın heykelleriydi. Az biraz ilerledikten sonra tıpkı bir hakim kürsüsü gibi bir kürsü çıktı karşılarına. Kürsüye yaklaştıklarında etraf iyice aydınlandı. Kürsünün üstünde duran bir hayalet belirdi. Hayalet yaşlı bir goblin gibiydi.

Altair şaşkın şaşkın heykellere ve hayalete bakarak "Burası da neresi Kösem?"

Kösem durdu. Altair'a döndü ve gülümseyerek: "Burası Sırat köprüsü." dedi.

Altair şaşkın şaşkın Kösem'ya bakakalmıştı. "Neresi dedin?"

"Sırat köprüsü! Efendim."

Altair bunu duyar duymaz secdeye kapanarak: "Allahım! Ben daha çok gencim. Bağışla beni. Söz iyi biri olacağım. Hem ben zaten kötü biri değilim ki. Bir kaç ufacık, minicik günahlar. Belki minicikten az biraz büyüktür. Ama az biraz yani" diye yalvarmaya başladı.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.




27   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   29 

DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • Seriyle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • Seriyi çeviren gruplar harici site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.



  • 27   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   29