Yukarı Çık




55   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   57 

           
Leo gözlerini açtığında onu karşılayan ilk şey, kör edici, steril bir beyaz ışıktı. Burnuna genzi yakan ağır bir dezenfektan ve kurumuş kan kokusu doluydu. Göz bebekleri ışığa alışmaya çalışırken, bedenini hareket ettirmek istedi ama sanki her bir kas lifi kopmuş, kemikleri kurşunla doldurulmuş gibiydi. En ufak bir kıpırdanma girişimi, omurgasından beynine doğru alev topu gibi bir acı gönderdi.

Derin, hırıltılı bir nefes aldı. O an, odanın diğer ucundan gelen sesleri fark etti. İki kişi, birbirlerinin üzerine yürürcesine hararetli bir tartışmanın içindeydi.

Leo başını zorlukla o yöne çevirdiğinde, yan yana görmeyi hayal bile edemeyeceği iki tanıdık yüzle karşılaştı: Kızıl Yara’nın Ayna Suikastçısı Renard ve Hükümetin Rüzgar Bükücüsü Albay Ferid. İki farklı kutup, iki azılı düşman, bu steril ve klostrofobik odanın içinde birbirlerine girmiş durumdaydı.

“Bana ahlak dersi verecek son kişi sensin!“ diye tısladı Renard. İkiz hançerleri elinde değildi ama duruşu her an saldırmaya hazır bir yılan gibiydi. “Sen bu yozlaşmış sistemin, o pislik hükümetin tasmaya bağlı bir köpeğisin, Ferid! Bugüne kadar ’emir’ adı altında kaç masumun kanına girdin? Şimdi gelmiş bana burada stratejiden bahsediyorsun!“

Albay Ferid, üzerindeki tozlu, kan lekeleriyle dolu askeri üniformasına rağmen o sarsılmaz, otoriter duruşundan hiçbir şey kaybetmemişti. “Biz en azından ne için savaştığımızı ve sonuçlarını biliyorduk,“ dedi Ferid, sesi soğuk ve keskindi. “Ama siz... Siz Kızıl Yara militanları, belki niyetinizde haklı olabilirsiniz ama eylemlerinizde kafası kesik tavuklardan farksızsınız. Sadece sağa sola koşturan, öfkesi aklının önüne geçmiş, plansız, programsız salaklarsınız! İşte tam da bu beceriksizliğiniz yüzünden şu an bu çukurun dibinde fareler gibi kapana kısıldınız!“

Renard alaycı bir şekilde güldü ama gözlerinde ölümcül bir parıltı vardı. Ferid ise derin bir nefes alarak sesini alçalttı ama kelimelerinin ağırlığı arttı: “Ama merak etme. Artık o körü körüne itaat bitti. Hükümet denen o yılan yuvasına daha fazla hizmet etmeyeceğim. Benim için o defter kapandı.“

Renard bir an duraksadı, gözlerini kısarak Ferid’i süzdü. “Bunu, üzerinde o kanlı hükümet üniforması varken söylemen gerçekten çok komik ve acınası duruyor Albay. Ama... en azından geç de olsa doğru yolu bulman, tamamen aptal olmadığını gösterir.“

“Ne... Ne oluyor burada?“

Leo’nun kuru ve çatallı sesi, odadaki o gergin havayı bıçak gibi kesti. İkisi de aynı anda ona doğru döndü.

“Leo,“ dedi Ferid, adımlarını hızlandırarak yatağın yanına geldi. Yüzünde, daha önce askerlerine bile nadiren gösterdiği türden bir endişe vardı.

“Albay...“ dedi Leo, zorlukla yutkunarak. “Hükümet’e isyan etmek... Sen ciddi misin? Neler oldu?“

Ferid yutkundu, gözlerini kısa bir anlığına kaçırdı. “Çok şey oldu evlat. Kandırıldık. Yıllarca güvendiğim komuta zinciri, inandığım o ’düzen’... hepsi birer yalandan, birilerinin iğrenç oyunundan ibaretmiş. Sığınakta olanlar... o yaşlı doktorun, sistemin bizi nasıl manipüle ettiği... Artık onlara zerre güvenim kalmadı. Hükümet kendi askerini bir piyon gibi harcamaktan çekinmiyor.“

Renard da yatağın diğer tarafına yaklaştı. Üzeri toz içindeydi, yüzünde derin bir yorgunluk okunuyordu. “Şükret ki uyanabildin, ufaklık. Az kalsın kendi kendini öldürüyordun.“

“Ben... en son ne oldu?“ diye sordu Leo, zihnindeki o parçalanmış anıları birleştirmeye çalışarak.

“Gözün tamamen dönmüştü,“ dedi Renard, kollarını göğsünde kavuşturarak. “O yeteneğin her neyse, seni yutuyordu. Beni öldüresiye kovaladın. Aynı anda o devasa canavardan, Patriot’tan kaçıyorduk. Ölümle burun burunaydık. Sonra birden... gücün tükendi. Motoru yanmış bir makine gibi yere yığıldın, bilincini kaybettin. Seni sırtlayıp buraya, bu steril odaya kadar taşıdım.“ Eliyle Ferid’i işaret etti. “Ve kapıdan girerken bu herifle karşılaştık. Birbirimizi öldürmeye mecalimiz kalmadığı için şimdilik sadece tartışmakla yetiniyoruz.“

Ferid, Renard’ın anlattıklarını başıyla onayladıktan sonra Leo’ya doğru eğildi. Yüzü ölümcül derecede ciddiydi.

“Beni çok iyi dinle Leo,“ dedi Ferid, ses tonu bir komutandan çok bir babanın uyarısına benziyordu. “Yeteneğini her kullandığında, bedenini sınırlarının çok ötesine zorluyorsun. Şu an geri dönüşü olmayan bir çizginin tam üzerindesin. Korumaya çalıştığım bedeninin her bir hücresi alarm veriyor. Fiziksel olarak tükenmiş durumdasın; bedenin camdan bir vazo kadar kırılgan. Eğer o gücü bir kez daha kullanmaya kalkarsan... ölürsün. Bu bir ihtimal değil, kesinlik.“

Leo’nun nefesi boğazında düğümlendi.

“Sadece bu da değil,“ diye devam etti Ferid. “Şu an kendi başına ayağa kalkmaya, bedeninin herhangi bir uzvunu zorlayarak hareket ettirmeye çalışırsan, o bölgedeki sinir uçları tamamen kopabilir. Kalıcı olarak felç olursun. Anladın mı beni? Kıpırdamak yok.“

Durumun ciddiyeti Leo’nun beynine balyoz gibi inmişti. Sakin kalmaya, panik yapmamaya çalışarak yavaşça başını salladı.

Ferid hafifçe doğruldu. “Biraz dinlen. Bedenin şoku atlatıp en azından ufak bir toparlanma emaresi gösterdiğinde, seni sırtıma alacağım. Buradan çıkacağız. Ama önce... hayatta kalmak için bir plan yapmalıyız.“

Renard duvara yaslandı. “Dördüncü kattayız. Ana asansörler ve o devasa çelik kapılar tamamen kilitlendi. Sistem çöktüğü için asla açılmayacaklar. Üçüncü kata çıkmak için farklı bir yol bulmalıyız.“

Ferid, odanın ortasındaki metal masaya doğru yürüdü. “Önümüzde iki seçenek var. Birincisi: Bu katta, doğrudan üçüncü kata bağlanan dar bir havalandırma şaftı var. Eğer orayı kullanırsak ve dışarıda koridorlarda dolaşan o yaratıklaşmış enfektelerden gizlice geçmeyi başarırsak, onlarla savaşmak dert olmaz.“

“Ama?“ diye sordu Renard.

“Ama,“ dedi Ferid, Leo’ya bakarak, “Leo’yu o daracık şaftın içinde taşımak neredeyse imkansız olur. Çok yavaşlarız. Ve eğer o dar alanda fark edilirsek, kendimizi savunacak hiçbir alanımız olmaz. Kıpırdayamayız bile. O şaft, anında mezarımız olur.“

“İkinci seçenek ne?“ diye sordu Leo, kısık bir sesle.

“Patriot,“ dedi Ferid. “Aşağı inerken o canavarın deldiği devasa çukur. Oradan yukarı, üçüncü kata tırmanarak kaçabiliriz.“

Renard kaşlarını çattı. “Delirdin mi? O herifin açtığı delik dümdüz bir uçurum. Seni geçtim, sırtında o çocukla o halattan nasıl tırmanacaksın? En ufak bir hatada hepimiz aşağı çakılırız.“

“Riskli, evet,“ diye onayladı Ferid. “Ama avantajı çok büyük. Yeteri kadar yukarı çıkmayı başardıktan sonra, altımızdaki halatı kesersek, o alt katta kalan canavarların veya enfektelerin hiçbiri peşimizden gelemez. Bu bize üçüncü katta güvenli bir nefes alma alanı sağlar.“

“İyi de,“ dedi Renard, ellerini iki yana açarak. “O halatı yukarıya nasıl sabitleyeceğiz? Uçarak mı?“

Ferid, belindeki askeri teçhizat çantasından eski, metalik ve ağır görünen bir alet çıkardı. Bir kanca tabancası. “Bu tabanca eski. Kablosu yıpranmış, rüzgar gücüyle desteklesem bile benimle birlikte Leo’yu taşıyacak kadar sağlam değil,“ dedi aleti masaya koyarken. “Plan şu: İçimizden biri bu tabancayı kullanarak yukarıdaki kata tırmanacak. Deliğin hemen kenarında, tavan çökerken parçalanan ağır yük asansörünün şaftı var. O asansörün kalın çelik kablolarından birini manuel olarak serbest bırakıp aşağı sarkıtacak.“

Renard, Ferid’e kuşku dolu gözlerle baktı. “Sığınağın içini, asansör şaftlarının nerede olduğunu, o kör karanlıkta mekanik parçaları bilecek kadar içli dışlı biliyormuş gibisin Albay. Ne o, buranın mimarı falan mısın?“

Ferid cevap vermek yerine elini üniformasının iç cebine attı ve büyük, katlanmış bir kağıt parçası çıkardı. Masanın üzerine serdiğinde, bunun dördüncü katın detaylı, el çizimi bir haritası olduğu görülüyordu. Hemen ardından cebinden bir akıllı telefon çıkardı, ekranı açıp Renard’a gösterdi.

Renard ekrana baktığında gözleri irileşti. Telefonun içinde sığınağın tüm katlarının kusursuz krokisi, hangi odada hangi silahların ve araçların bulunduğu, güvenlik kameralarının kör noktaları, hatta bazı gizli odaların çekilmiş fotoğraflarına kadar devasa bir veri arşivi vardı.

“Sen... Bunu nereden buldun?“ dedi Renard, şaşkınlığını gizleyemeyerek.

“Dördüncü kata inerken,“ dedi Ferid, sesinde hala çözemediği bir gizemin ağırlığı vardı. “Biri beni aradı. Kim olduğunu bilmiyorum. Ama bana bu sığınaktaki tüm bilgileri eksiksiz bir şekilde aktardı. Buradan sağ çıkmamıza yardım edeceğini söyledi.“ Ferid, masadaki kağıt haritayı işaret etti. “Bu kağıttaki çizimle, o telefondaki dijital veriler birebir uyuşuyor. Yani bilgi güvenilir. Bu haritaya güvenmek zorundayız.“

Renard derin bir nefes aldı. “Boktan bir durum ama elimizdeki en iyi şey bu. Peki, hangi yolu seçiyoruz?“

“Bence ikinci yol,“ dedi Ferid, sesinde askeri bir kesinlik vardı. “Patriot’un açtığı delikten gitmeliyiz.“

“Neden? Havalandırma daha güvenli görünüyordu.“

“Çünkü havalandırma sisteminin bunca patlama, tavan çökmesi ve yıkımdan sonra hala tek parça kalıp kalmadığını bilmiyoruz. Ortasında ezilmiş bir boruyla karşılaşırsak, geri dönme şansımız da olmaz. Çukur ise açık ve net bir yol.“

Renard başını salladı. “Tamam. İkinci yolu seçiyoruz. Peki planın detayları ne? Yukarı kim çıkıyor?“

Ferid, gözlerini doğrudan Renard’a dikti. “Sen.“

Renard’ın yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi. “Ben mi? Neden o bozuk ve eski kanca makinesiyle, o karanlık çukura çıkma riskini ben alıyorum Albay?“

Ferid bir adım öne çıktı. “Çünkü sen bir suikastçısın, Renard. Çeviksin ve hızlısın. Ve en önemlisi... Leo’yu sırtında taşıyarak o halattan yukarı tırmanabilir misin? Hayır. Ben rüzgar gücümü kullanarak kendi ağırlığımı ve Leo’nun ağırlığını hafifletip o tırmanışı yapabilirim ama kancayı atıp ağır çelik halatı aşağı bırakma işi senin.“

Ferid duraksadı, ardından çok daha sert bir sesle ekledi: “Bu işi sana ’isteyerek’ ya da ’gönül rahatlığıyla’ verdiğimi sanma. O kancayla yukarı çıktıktan sonra, asansör halatını falan sarkıtmayıp, bizi bu karanlıkta ölüme terk edip tek başına kaçabileceğini de çok iyi biliyorum.“

“Bunu yapabileceğimi bile bile bana bu görevi veriyorsun,“ dedi Renard, gülümsemesi genişleyerek. “Yani... bana güveniyorsun?“

Ferid’in yüzünde zerre kadar duygu yoktu. “Hayır. Sadece, şu an üçümüzün birden hayatta kalabileceği, istatistiksel olarak tek mantıklı yol bu. Düşmanımın düşmanı, şu an sadece tahammül etmem gereken bir heriftir. O kadar. Sana güvenmiyorum, sadece yaşama arzuna güveniyorum.“

Renard bu dürüst ve soğuk cevaba karşı neşeli, karanlık bir kahkaha attı. Kanca tabancasını masadan tek eliyle kavradı ve omzuna attı.

“Güzel,“ dedi Renard, kapıya doğru yönelirken arkasına bakmadan. “Çünkü tahammül ettiğin o adam... birazdan hepinizi kurtaracak.“

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

55   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   57