Bölüm 84
Üç Dağ Ormanının Kuzeyinde ki karlık bölgeden düzinelerce kişi hızla kıtanın dört bir yanına yayıldı. Aralarında yüz bin yaşını aşıp insana dönüşenlerde vardı Dönüşüm Çimeni yiyecek ayrıcalığa sahip olup insan şeklini alanlarda. Her halükarda hepsi üstün uzmanlardı hiç birisi zayıf değildi.
Temel amaç Dokuz Kuyruklu Buz Tilkisi Prenses Bing’er’i bulmaktı.
Onlar kıtanın dört bir yanına hızla hareket ederken Kai kucağında aranan prensesle birlikte kampın yanına geldi.
Kamp alanına geldiğinde çadırın yanında oturan ve parlak sarı saçlı güzel bir kız gördü. Üstünde pembe bir elbise vardı. Kai ilk anda dondu “Anna?“ şaşkındı zira hatırladığı Anna bu kadar muhteşem görünmüyordu.
Kısa sarı saçları serbestçe omzuna yayılmıştı. Yüzü narin ve hassas parlaktı. Uzun kirpikleri ara sıra titreşirken sarı kaşları yay gibi gözlerinin üstünü süsledi. Dudakları pembe dolgun ve ıslaktı. Daha önce gördüğü Anna’nın teni biraz soluk göz altı hafif siyah yüzünde her zaman zorlanmış bir ifade vardı. Sırtı biraz kambur elleri narin görünse de avuç içi biraz sert duruyordu.
Şimdi tamamen değişmişti sanki bir kaç seviye güzelleşmiş gibiydi.
Kai inanamadı ama tepkisi anlıktı kısa süre sonra şaşkınlığını atsa da Kar Tilkisinin kötü bakışlarını ancak fark etti. Başını indirip baktığında Kar Tilkisinin ona kötü bakışlar attığını gördü ve utanarak gülümsedi.
“Sapık...“ diye söyledi Kar Tilkisi. Kai acı acı sırıttı ama açıklama yapamadı.
Kar Tilkisi homurdanarak başını bacaklarının arasına gömüp Kai’i görmezden gelirken yan tarafta oturan Alice zaten Kai’nin kucağında ki kar Tilkisine şaşkın gözlerle bakıyordu.
Kai Alice’e baktığında gülümsedi. “Büyük kız kardeş Alice.“ dedi.
Alice ilk anda tepki veremedi zira gözü hala Kar Tilkisinin üstündeydi.
“Yakışıklı küçük kardeşim... Kuzeyden bu kadar uzakta bir Kar Tilkisini nasıl buldun? Hayatta ki bütün şansını bu küçük sevimli şey için mi kullandın ?“ dedi Alice. Ayağa kalkıp ikisine yürüdü. Kar Tilkisi başını kaldırıp Alice’e baktı gözleri hafif açıldı şaşkındı.
Bu kadın hayatında gördüğü en güzel kadındı. Büyükannesinden bile daha güzeldi şok olmuştu ayrıca nefesi çok güçlüydü. Büyükannesiyle kıyaslanmasa da Kar Tilkisi Bing’er’e çok tehlikeli bir his verdi.
“Yolunu kaybetmişti... Tek başına geri dönerse av olabilir diye yanıma aldım.“ dedi Kai sakin bir şekilde açıkladı. Kalan detayları tamamen görmezden geldi.
Alice bir süre sessiz kaldı ve Kar Tilkisine baktı. Kar Tilkisi göz teması kurmaktan kaçınarak başını eğdi. “Kendisine güvenmesine şaşmamalı... Yanında gerçekten korkunç karakterler var.“ Kar Tilkisi Bing’er Kai’nin neden Kar Tilkisi Klanından korkmadığını daha iyi anladı.
En azından büyükannesi İmparatoriçe burada olsa Alice onun elinde kısa süre kaybetmeyecekti. Bunu kesin söyleyemedi ama sezgisi ona Alice’nin büyükannesine bile karşı koyabileceğini söyledi.
“Öyle mi?“ dedi Alice gülümseyerek sonra Kar Tilkisi Bing’er’e baktı ve “Vücudundan Dönüşüm Çimeni kokusunu alıyorum. Konuşa bileceğinin farkındayım küçük kız. Kendini tanıtmayacak mısın ?“ dedi Alice gülümseme ile.
Kar Tilkisi Bing’er her yerinde ürperdi. Biraz korkarak bilinçsizce Kai’nin kollarına gömüldü. Bu bilinçsiz eylemi Alice’nin gözlerinden kaçmadı.
Alice istemsizce iç çekti. “Gerçekten Genç Bayan Luna haklı... Küçük kardeşim dış dünyaya çıktığı sürece mıknatıs gibi kadınları çekecek.“ dedi kendi kendisine.
“Benim adım Bing’er.“ dedi Kar Tilkisi kısık bir sesle. Şuan çok baskı altında hissetti İmparatoriçe büyükannesi bile onu bu kadar ürkütmemişti.
“Ne güzel isim. Bing’er... Kar Tilkisi Klanının önemli bir üyesi olmalısın.“ dedi Alice gülümseyerek ve sonra “Ah... Üzgünüm benim adım Alice Sütateş, Kuzgun Köşkünün Yardımcı Ustası, Baş Simyacısıyım.“ dedi.
Kar Tilkisi aniden başını kaldırdı mavi gözleri neredeyse yuvasından fırlayacaktı.
“Alice Sütateş...“ dedi şokla. Bu isim Canavar İmparatorları tarafından bile biliniyordu özellikle insanlarla yakın ilişkisi olan Kar Tilkisi Klanında çok popülerdi çünkü Alice Sütateş sadece en genç Runik Kralı değildi aynı zamanda Runik Kıtasında ki tek Simyacıydı ve hala üst seviyedeydi.
İnsanların ekimi için haplar gereklidir ama insanlar zaten Runik Canavarlarına göre kısa süre yaşar ve kısa sürede zirve güce tırmanır. Runik Canavarları farklıdır bu süreç binlerce, on binlerce hatta yüz binlerce yıl alır. Şanslı bir karşılaşma yoksa, nadir bitki ve kaynaklar tüketilmezse süreç kısaltılamaz ama eğer Simya haplarına ulaşa bilirseler işler tamamen farklı olurdu.
Runik Canavarları yaşadıkları bölgeler sebebiyle çok fazla şifalı bitki kaynağına sahipti ve neredeyse her Runik Canavarı kendisine ufak bir şifalı bitki ve kaynak bahçesi hazırlardı. Bu kaynaklar gelecekte tüketmek için bazen on binlerce yıl beslenirdi.
Fakat bir simyacınız varsa bu zaman büyük oranda kısalır etki artardı. Bir simyacı on yıllık şifalı bitkileri harmanlayarak yüz yıllık bitki etkisi yarata bilirdi hala emilimi kolay ve faydaları çok olurdu.
Runik Canavarları insanların aksine safsızlıklar dan korkmazlar bu sebeple bin hap olsa bile binini enerjiyi emebildikleri sürece aynı anda yiye bilirlerdi.
Bin yılda yetişen şifalı bitkilerin etkisi hapla on bin yıllıklara denk hale gelebiliyorsa bütün Runik Canavarları hapları elde etmek için çıldırırdı.
Alice Sütateş İnsan Irkı için bir hazine ise Runik Canavarları için Tanrıça, göklerin kutsal hazinesiydi.
Bing’er bile bunu biliyordu zira Alice ile Kar Tilkisi Klanı iş birliği kurmak istetemiş hatta onu Kar Tilkisi Klanına davet etmişlerdi. Eğer isterse statüsü bir insan bile olsa İmparatoriçeden sonra ikinci olacaktı.
Bu muazzam bir lütuftu ama Alice teklifi reddetti. İş birliğini minimum düzeyde kabul etti ama şartlar ağırdı. Bu sebeple pek ilerleme kaydetmemişlerdi.
Bing’er şimdi kendi gözleriyle Runik Canavarları için efsane olan bu figürü gördü. Nasıl şok olmazdı ?
“Ah... Beni tanıyorsun Bing’er...“ dedi Alice gülümsedi her kadın gibi o da pofuduk ve sevimli şeylere karşı hassastı bu sebeple Bing’erin başını okşamak için elini kaldırdı.
Bing’er şaşkındı ama Alice’nin dokunuşundan memnun olmasa da geri çekilmeye cesaret edemedi. Gerek statü gerek güç bakımından bu kadın gerçek canavardı.
“Büyük Kız Kardeş çok meşhursun.“ Alice gülümseyerek alaycı bir şekilde söyledi. Alice Kai’e bakıp gülümsedi ama Kai’nin değişimini görebiliyordu. Artık daha olgundu gözlerinin içinde saklı bir hüzün izi vardı. Alice Kai’i böyle gördüğü için üzgün olsa da onu teselli etmeye çalışmadı yada ona acımadı. Bir erkek olarak yaşaması gereken şeyler vardı aşk acısı Kai için çok ağırdı ama bu onun gelişimi için olmazsa olmazdı.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.