Bölüm 120
Dolunay Aziz Oğulun konutunu tepeden aydınlattı. Geniş konuttun üst katında ki bir odanın kapısında Kai üstünde kirli kahverengi bir cübbeyle durdu. Yüzü kirli saçları biraz karışıktı. İfadesi biraz endişeli ve tereddütlüydü.
Sanki az sonra hayatının en büyük karşılaşmasını yaşayackamış gibi bir ruh halinde görünüyordu.
Sonra kapının ardında ki odadan soğuk bir ses geldi.
“Gel!“ Ses soğuk ve zarif aynı zamanda eşsiz bir otorite ile doluydu. Onu duyanlara ibadet etme dürtüsü veriyordu ama içinde saklı bir cilvede vardı.
Kai derin bir nefes alıp kapıyı açtı ve içeri girdi.
Odanın bir köşesinde büyük bir yatak vardı, yatağın hemen önünde ise büyük altından bir taht. Tahtta üstünde mor bir cübbe ile oturan Padme elinde bir asa tuttu. Başında Ekaterinanın tacına benzeyen bir taç vardı. Bakışları kendisinden emin, yüzü soğuk ve otoriterdi. Kai’i baştan aşağı inceledikten sonra gözlerinde bir küçümseme belirdi.
Kai hemen dizlerinin üstüne çöktü.
“Kutsal Papa Hazretlerini selamlıyorum.“ sesi ürkek ve korkaktı. Bir köy şefinin vermesi gereken tepkiye çok benziyordu.
Padme selamı görmezden geldi ve “Anlat, köyünüze ne oldu.“ Padme soğuk bir şekilde söyledi.
Köy şefi rolünde ki Kai başını kaldırdı ve “Kutsal Papa Hazretleri... Bana adalet vermelisiniz, karım üç ay önce artık bana katlanamadığını söyleyip kaçtı... Üç aydır yalnızım.“ dedi Kai.
Padme soğuk gözlerle Kai’e baktı.
“Karına kötü mü davrandın !“ diye sordu Padme iğrenen bir sesle.
Kai hemen başını salladı ve “Hayır... Hayır Kutsal Papa Hazretleri... Karıma çok iyi davrandım onu her sabah, öğle ve akşam zirveye çıkaratacağım ama o... O...“ dedi sesi titredi biraz utanmış görünüyordu.
“Devam et!“ Padme sert bir tonda emrederken asasını yere vurdu bir yandan güzel bacağını açığa çıkartıp baldırını gösterdi.
Kai yutkundu ama sonrasında biraz korkak şekilde bakışlarını kaçırdı.
“Kutsal Papa Hazretleri... O dedi ki benim çok fazla enerjim var ayrıca çok büyük... Daha fazla yaparsa yırtılacakmış... Yalvarıyorum Kutsal Papa Hazretleri bana yardım edin... Siz Runik Kıtasında ki en büyüleyici kadınsınız, bu aciz köy şefine gerçek kadının nasıl olduğunu gösterin.“ dedi Kai.
Padme duraksadı ve sonra gülümsedi. “ Büyük ideaların var, eğer bu Hanımı memnun edemezsen seni parçalara ayırırım.“ dedi Padme ayağa kalktı. Kai titredi ve “Elimden geleni yapacağım Kutsal Papa Hazretleri.“ dedi.
Padme asasını kenara koydu ve cübbesini kaldırdı, çıplak vücudu ortaya çıkmasına rağmen hala otoriter ve baskın görünüyordu. Sanki bir tanrıça heykeli gibiydi, Kai yutkundu bakışları şehvet doluydu.
Bir süre sonra Nana odasına giderken kapının yanından geçti.
“OHH... PAPA HAZRETLERİ BU KÖY ŞEFİNİ MEST ETTİNİZ!“ Diyen Kai’nin sesine karşılık otoriter ve soğuk aynı zamanda boğuk bir ses geldi.
“KÖY ŞEFİ! SENİN KARIN HAKLI! BU HANIM SENİ KENDİ KÖYÜNE ŞEF YAPACAK!“
Nana’nın ağzının köşesi seğirdi. “Yine rol yapıyorlar... Gerçekten o kadar eğlenceli mi?“ diye kendi kendisine sordu. Kızarmış bir yüzle başını eğdi ve hızlı adımla kahve bardağını tutarak odasına gitti.
Luna bir kaç metre uzakta ki odasında kapısı yarı açık elinde ters tuttuğu kitabı okuyormuş gibi görünüyordu fakat yüzü olabildiğince kırmızıydı.
Bacakları kapalı ifadesi ara sıra sıkıntılı bir şekle dönüşüyordu.
“Geçen sefer Su Perisi ve Oduncu olmuşlardı.“ dedi Luna kendi kendisine. Hızlıca aklında bir çok anı belirdi.
Öğretmen ve Öğrenci, Kötü adam ve masum kız, köylü kızı ve zengin asil bir hikayede Rapunzel ve ahlaksız prens bile olmuşlardı. Bunun dışında pek çok kostümlü farklı fantezi de vardı ki Luna düşünmeye bile utanıyordu lakin Padmenin hayasızlığı onu artık şaşırtmadı. Bazen gerçek bir eşin Padme gibi olması gerektiğini bile düşünüyordu.
Diğer yandan Kai bu rol yapma oyununa karşı her zaman sıcak yaklaşmıştı. Luna otoritesine zarar göreceğini düşünmese denerdi.
Aslında Kai ona bir defa Aziz Kız cübbesini ve tacını giydirmeye çalışmıştı ama şiddetle karşı çıkmıştı. Ertesi gün Padme aziz kız cübbesini bir günlüğüne ödünç aldı.
Şimdi düşününce o gün Kai çok tatmin olmuş görünüyordu.
Aziz Oğulun konağında o gece bir kaç unvan duyuldu. Şafakla birlikte Kai yatak odasından çıktı, yıkanmış ve temizlenmiş olsa da gözlerinde biraz yorgunluk vardı.
Hafif esnedikten sonra alt akta indi. Alt katta büyük bir karınla Luna onu bekliyordu.
“Günaydın.“ Kai gülümseyerek söyledi ama sesi biraz tembeldi. Luna soğuk gözlerle Kai’e baktı.
“Günaydın köy şefi.“ dedi Luna. Kai duraksadı sonra sırıttı,. “Günaydın AZİZ KIZ.“ Kai, Luna’nın Aziz Kız cübbesine şehvetle baktı. Luna kızardı gözlerini kaçırdı. Bu aç bakışları nasıl unuta bilirdi.
“Dün yeterince doymadın mı?“ diye sordu homurdanarak.
Kai uzanıp Luna’nın belini tuttu. Eskiden olduğundan farklı bir his verse de hala güzeldi.
“Sen olmayınca hep bir şeyler eksik.“ Kai basit bir şekilde iltifat etti. Luna gözlerini devirdi ama yine de kalbinde mutlu oldu.
Luna daha fazla konuya devam etmemek için sordu.
“Neden 70. Seviyeye çıkmadın ? Antrenmanını aksatıyor musun ?“ diye sordu Luna. Kai duraksadı biraz tereddüt gösterdikten sonra.
“Hazır değilim.“ dedi. Luna Kai’e baktı sonra. “Bunun kaçınılmaz olduğunu biliyorsun.“ diye karşılık verdi.
“100 Bin yıllık runik halkasını almam gerektiğini biliyorum ama yine de rahatsızım.“ Kai karşılık verdi ve iç çekti. Karga ve Kuzgun Runik Canavarı etnik grubu Kai’nin runik halkalarını temin etmekten sorumluydu. Aynı muameleden Luna da yararlandı fakat Kai 70. Seviyeye ulaştığında fiziksel olarak yüz bin yıllık runik halkası takabilmeye uygun hale gelecekti. Zorla emmiş olsa kesinlikle dayanamazdı fakat fedakarlık yapılırsa bir riski yoktu sadece güçlü enerjiye dayanmalıydı.
Kai’nin yedinci runik halkası olacak olan Runik Canavarı 100 bin yaşına girerken göksel felaketten ağır yaralanmış bir Dokuz Cennet Kargasıydı. Bu ışık ve ateş temelli karga Kai’nin yedinci runik halkası olmaya çok uygundu. Hem soy olarak hem de yaş ve yetenek olarak. Eğer iyileşmezse en fazla bin yıl hayatta kalabilirdi ki bu zaten runik canavarları gözünde kısa bir süreydi.
Kai yine de yüz bin yaşında bir runik canavarının hayatına son vermeye isteksizdi.
Yüz bin yaştan sonra Runik Canavarları ile insanlar arasında hiç bir fark yoktur. Irksal fark dışında tamamen eşitlerdir, Kai bunun haksızlık olduğunu hissetti.
“Sana fedakarlık yapmaya istekli. Onun son arzusuna saygı duymalısın, korkak olma!“ Luna Kai’i sert bir şekilde azarladı ama Kai’nin iç mücadelesini anlıyordu. Kendisi de benzer bir durumla karşı karşıya kalmıştı ama seçimi Kai’nin seçimi kadar kararsız değildi.
Kai’nin runik canavarlarına olan sevgisi tanıdıklara ve akrabalara olan sevgi gibiydi. Kai kan hattını güçlendirdikten sonra runik canavarlarıyla arasında daha özel bir bağ gelişti. Runik Canavarları da Kai’e kendilerindenmiş gibi davranıyordu bu da Kai’i daha isteksiz hissettirdi.
“Biliyorum... Altı ay içinde atılım yapacağım eğer felaketi atlata bilirsem...“ dediği gibi Luna belini sıkıp yüz seksen derece büktü. Kai soğuk havayı anında çekti.
“Aptal aptal konuşma! Kesinlikle atlatacaksın! Başka bir ihtimal yok!“ Luna öfkeyle Kai’i azarladı ama gözleri hafif kızarmıştı.
Kai’nin felakete girdiği ilk anı hatırlayınca kafa derisi uyuştu. Çok korkunçtu, aynı ince bir ip üstünde yürümek gibiydi. Bir yanda yaşam diğer yanda ölüm vardı. Kai bu felaketi altı defa atlattı fakat yedinci felaketi atlata bileceği kesin değildi.
Alice göre bu sefer Kai’nin felaketi geçme ihtimali yıldırım niyetini kavrarsa %80 fakat kavramazsa %30 civarındaydı.
Bu da Kai’nin %70 olasılıkla öleceği anlamına geliyordu. Alice bunu Kai’e söyledi fakat Luna ve diğerleri tamamen habersizdi.
Kai’nin 70. Seviyeye girmemesinin sebeplerinden birisi de bu ölme olasılığıydı. Yıldırım Niyetini kavramaya gelince neredeyse imkansızdı. Luna’nın gençliğinde elde ettiği fırsata sahip olmadığı gibi Luna gibi bir uyanışta göstermedi.
Uyanış gösterme kabiliyetine sahip olsa da uyanış gelişi güzel ortaya çıkartılamazdı. Çok ciddi sonuçları vardı ancak son hamle olarak kullanıla bilirdi ki kullanıldıktan sonra ölmek bile mümkündü.
Luna bu fırsatlarla niyetleri kolaylıkla kavradı ve geliştirdi. Diğer yandan Kai’nin sadece mızrak niyetini yoğunlaştırması 10 yıllık ağır çalışma ile oldu ve hala bir kaç şanslı fırsat ve hazine kullanılmıştı.
Sadece kendi anlayışına güvenirse 20 yıl veya daha uzun sürebilirdi.
Yıldırım Niyeti ise Mızrak Niyetinden daha zor olan bir element niyetiydi. Kai’nin Runik Ruhunun niteliklerinden birisi olsa bile kavramak ve niyet haline getirmek hala çok zordu.
Kai sadece yıldırım niyeti üstüne eğilse bile kabiliyetiyle en az 5 en uzun 10 yıl sürecekti.
Bu sebeple Kai ölme olasılığının yüksek olduğunu düşündü. Gücünü artırmak istemenin yanı sıra fırsatlarda arıyordu. Luna’nın hamileliği sebebiyle kararlılığı daha da güçlendi fakat şimdi en yakın fırsat Miras Haritası yada Vahşi Bölgedeydi.
Runik Tapınağında ki kaynaklara göre Vahşi Bölgede bir Yıldırım Vadisi vardı. Buraya girebilirse yıldırım niyetini dış yardım alarak yoğunlaştıra bilirdi.
Elbette Kai düşüncelerini söylemedi. Şimdilik günlük hayatın zevkini yaşamaya kararlıydı.
“Elbette ölmeye niyetim yok. Hala güzel bir karım ve doğacak çocuklarım var.“ Kai belinde ki acıya rağmen gülümseyerek söyledi ve Luna’nın güzel pembe dudaklarını öptü.
Luna öfkeyle Kai’e baktı ama öpmesine engel olmadı.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.