Bölüm...
Action,Demons,Fantasy,Magic,Martial,Monster,Novel,Space,Vampires,War

Bölüm 239

Enginlik! I
Yazar: Kozmik_00 Grup: : Bağımsız Scanlation Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.676

Küçük bir Dünya’da eşsiz bir rahatlık vardır.


Hayatında sadece kendi vadisini görmüş bir adam, vadinin her şeyin Ölçü’sü olduğuna inanır. Vadiyi çevreleyen Dağlar, var olan her şeyin Sınır’ıdır; Vadi’nin üzerindeki Gökyüzü ise Gökyüzü’nün tamamıdır. O da, görülecek her şeyi görmüş birinin sessiz özgüveniyle günlerini geçirir.


Onun bakış açısı eksiksizdir, Çünkü sahip olduğu tek şey bu bakış açısıdır; Ve sahip olduğunuz tek şey, her zaman size yeterli gelir.


Ancak bir insanın görebildiğini Genişletirseniz, ondan bu rahatlığı elinden alırsınız.


Ona, vadisinin On Bin Vadi’den sadece biri olduğunu gösterin. Etrafını çevreleyen Dağlar’ın, adını bile bilmediği silsilelerin etekleri olduğunu, üzerindeki Gökyüzü’nün hayal edebileceğinin Çok Ötesi’ne uzandığını, anladığını sandığı dünyanın zihinde kavranamayacak kadar Engin bir şeyin içindeki tek bir tanesi olduğunu gösterin. Daha fazlasını görmekle daha büyük Hâl’e gelmez. Daha küçük Hâl’e gelir. Ne kadar çok Algılarsa, o kadar çok, tüm bu zaman boyunca vadisinde oturup, onu Dünya sanarak, ne kadar da önemsiz olduğunu anlar.


Damian bunu şimdi öğreniyordu ve onun vadisi, tüm Taş Toprakları’ydı.


---


Algı’sı İlkel Alevler’in Beşiği’nden dışarıya doğru yayıldı ve dünyanın coğrafyası onun altında açığa çıktı.


Önce Eşik Toprakları’nı hissetti; Gizli yazlarını geçirdiği çorak taşlar ve kuru toprakları ve onların Ötesi’nde bildiği İmparatorluklar’ın Topraklar’ını.


Sıralar halinde yükselen Kutsal Dağlar’ı hissetti; Yamaçlarında ve zirvelerinde dolaşan Canavarlar’ı hissetti; Dokuz Çember’deki bu güçlü yaratıklar, yakın çevrelerindeki hiçbir şeyin kendilerini tehdit edemeyeceğine dair telaşsız bir özgüvenle topraklarında ilerliyorlardı.


Algı’sı, beyaz duvarların hâlâ ayakta durduğu ve Kutsal Ses’in güçlerinin, başlamadan biten savaşın ardından ortaya çıkan kargaşayı şüphesiz hâlâ düzene sokmakta olduğu İlk Taş Antlaşması’nın üzerinden geçti. Kale merkezinde inşa ettiği ve Babası’nın kemiklerinin bulunduğu Anıt Mezar’n yer aldığı Kızıl Taş Hakimiyeti’nin üzerinden geçti.


Algı’sı yayılmaya devam etti.


Aynı günün erken saatlerinde geçtiği, uzaklardaki Dünya Nehri’ni, o Siyah, coşkun uçsuz bucaksız Nehri algılamaya başladı; Ve onun Ötesi’nde İblis Toprakları’nı, kavurucu kızıl ovaları, cam kenarlı dağları ve İblis İmparatoru’nun artık sahip olduğu her şeyden arındırılmış sıradan bir Varoluş olarak yaşadığı Başkent’i algıladı.


Algı’sı bunun da Ötesi’ne geçti.


Ve orada, İblis Toprakları’nın Ötesi’nde, Varoluş’undan haberdar olmadığı bir şey buldu. Uçsuz bucaksız Mavi Deniz’in geniş bir uzantısı; O kadar uzağa uzanıyordu ki, Genişleyen Algısı’nın onu Aşma’sı zaman aldı; Yüzey’i kaotik fırtınalarla parçalanmış, Atmosfer’i ise canlılarla hiçbir ilgisi olmayan bir şiddetle çalkalanıyordu. Bu, Taş Toprakları’ndaki hiçbir kabilenin daha önce bahsetmediği bir Deniz’di; Çünkü Taş Toprakları’ndaki hiçbir kabile onun orada olduğunu bilmiyordu.


Algısı’yla O’nu Aştı.


Diğer tarafta, Dünya yeniden değişti. Don ve soğuk hakim oldu; Binler’ce Mil boyunca uzanan, Beyaz, Mavi ve sessiz bir Buzul ortamı. Ve o donmuş uçsuz bucaksız alanda, Algı’sı onu hareketsiz kılan bir şey buldu.


Bir Medeniyet.


Buzdan yapılmış, oyulmuş, şekillendirilmiş ve kuleler ile salonlar halinde yükseltilmiş Yapılar; Buzul çoraklığına inşa edilmiş ve kendi içine kapanmış koca bir İmparatorluk; Taş Toprakları’nın hiç duymadığı bir Hâlk, Taş Toprakları’nın hayal bile edemeyeceği bir yaşam sürüyordu. Onlar başından beri oradaydılar. Deniz’in ötesinde, İblisler’in ardında, tanımadığı hiç kimsenin haritalandırdığı her şeyin Ötesi’nde, kim bilir ne zamandır kendi başına Varoluş’unu sürdüren bir Buz İmparatorluğ’u vardı.


Algı’sı yayılmaya devam ediyordu, artık daha Hız’lı.


Kelimeler gözlerinin önünde çiçek açtı.


|İlkel Algı’nın menzili Genişledikçe, Varoluş Ölçeğ’in artık Algılayabildiğin Bölgeler üzerinde Otoritesi’ni gösterir.|


|Bu nedenle, Varoluş Ölçeğ’in altında bulunan tüm Yaşam Formlar’ının geri bildirimi artıyor. BU Kaynağ’ın, Katlanarak, Daha Geniş ve Muazzam bir Hâl alıyor.|


Damian hepsini hissetti.


Beşik’te, Fiziksel Beden’i ışıl ışıl gölün üzerinde süzülüyordu ve gözleri korkutucu bir obsidyen ışığıyla parlıyordu; Yeni algıladığı topraklardan BU Kaynağ’ına akan bu Genişlik, içindeki daha fazlasını isteyen bir şeyi besliyordu.


“Daha fazla,” dedi, önce alçak sesle, sonra ise içinden fırlayarak. “DAHA FAZLA!”


BOOM!


Sesi İlkel Alevler’in Beşiği’nde yankılandı ve o gece uyumaya çalışan her Ruh’u uyandırmış olmalıydı; Algı’sı ise yukarı doğru fırladı ve On Binler’ce Mil Daha Genişle’di.


Sıradan Savaşçıların algılayabileceği yükseklikleri aşarak, bulutların Ötesi’ne, dünyanın üstündeki Varoluşlar’a ait yüksekliklere yükseldi. Ve orada, uzak göklerde sürüklenen yüzlerce yüzen kara parçasını fark etti; Bu kara parçalarının üzerinde ise Ata Göksel Varoluşlar hareket ediyordu.


Onların günlük yaşamlarını sürdürdüklerini gözlemledi.


Gurur ve ihtişamla hareket ediyorlardı; Her biri, üzerinde durdukları Atalar’ın Toprakları’nın sahibiymiş gibi davranıyordu ve bir anlamda öyleydiler de. Aralarında Xuanwu’yu gördü; Devasa Kanatlı Kaplumbağa yarı boyuna küçülmüştü ve şimdi, ciddiyet dolu ifadelerle etrafını sıkıca saran, benzer derecede güçlü Atalar Gökseller tarafından çevrelenmişti. Onlar, korkunç bir düşmanla karşı karşıya olduklarına inandıklarında, Varoluşlar’un soru sorduğu şekilde, ona ne olduğunu soruyorlardı. Korkulan bir şeye hazırlanan bir grubun ciddiyetiyle aralarında istişare ettiklerini izledi.


Onların Ötesi’nde, Algı’sı tamamen farklı Varoluşlar’ın bulunduğu daha fazla yüzen kara parçasını tespit etti.


Bunlar diğer Ata Gökseller’e, diğer gruplara ve Gökyüzünde’ki bir İmparatorluğ’un ne olması gerektiğine dair diğer görüşlere aitti. Bulutların üstündeki topraklar birleşik değildi. Kendi bölünmeleri, kendi Yüksek Dağlar’ı ve Beyaz Gökyüzler’i vardı; Her biri Dokuz Çember’i Aşmışve arasında süren kendi rekabetleri vardı. Orada, aşağıdaki dünyanın üzerinde Katmanlar halinde uzanan, her toplumun taşıdığı aynı siyaset ve gururla Varoluşlar’ını sürdüren tam bir toplum vardı.


Damian için bunun bir önemi yoktu.


“BU İlkel Kaynak” sayesinde, çevresindeki Miller’ce mesafedeki her Yaşam Formu’nu geride bırakmıştı ve bu Mesafe giderek artıyordu. Elde ettiği erişimin küçük bir kısmı olsa bile, o uçsuz bucaksız denize bağlı minicik bir yaprak olsa bile, algısının taradığı Varoluşlar’ın hiçbiri onun taşıdığı şeye karşı koyamazdı!


Bunu Zhuque’de kanıtlamıştı. Bunu Xuanwu’da kanıtlamıştı. Yüzyıllar boyunca tırmanmaya çalıştıkları Hiyerarşi, onun dokunduğu şeye hiç de uymuyordu.


Algı’sı Genişleme’ye devam etti, yüzen kara kütlelerinin Ötesi’ne yükseldi ve orada yeni bir şey keşfetti.


Uzay.


“Ah.”


Boşluğu ilk kez algıladı. Hava barındırmayan, yüzen toprakların üzerinde uzanan ve uzamaya devam eden, karanlık, sessiz ve sonsuz olan o uçsuz bucaksız boşluk. O boşluğun muazzamlığını hissetti; Ata Gökselleri’n yüzen kara kütlelerini bile bir salonda asılı duran toz gibi gösteren bir şeyin büyüklüğünü hissetti ve bu algı içine yerleşirken Beşik’teki bedeni titredi.


O uzayın Sonsuz Obsidyen Genişliğ’i, ulaşmaya çalıştığı deniz gibi geliyordu.


Sanki BU İlkel Kaynağ’a bakmaya daha yeni başlamış gibi hissediyordu. Şimdiye kadar dokunduğu her şey gibi — Katil Aziz, Ata Gökseller’i ve Binler’ce Mil boyunca uzanan Ölçek — Hepsi sığ sulardı; Ve işte sonunda derinlik, Gerçek Enginlik, tek bir ince İplik’le bağlı olduğu şey karşısındaydı.


Obsidyen gözleri yukarı doğru baktı.


Elini kaldırdı ve uzaktaki karanlığa doğru uzattı; açıklayamadığı bir şey hissetti. Tüm Varoluş’u titriyordu; Dönüşmüş vücudundaki her Hücre ona aynı şeyi söylüyordu: O boşluğa dokunmak istediğini, henüz bir Ânlığ’ına gördüğü o Enginliğ’e ulaşmak istediğini, onu “BU İlkek Kaynap”a bağlayan İpliğ’in onu Kaynağ’ın gerçekten yaşadığı yere doğru çektiğini.


Bundan sağ çıkıp, çıkamayacağını düşünmek için durmadı.


Bunun ne anlama geleceğini, bir Beden’in o boşlukta var olup, olamayacağını, hatta BU Saf İlkel Öz’e bulanmış bir İlkel Viridis Yaşam Formu’nun bile, Algısı’nın ancak şimdi görmeyi öğrendiği o boşluğa dayanıp, dayanamayacağını düşünmek için durmadı.


Obsidyen BU İlkel Kaynak onu sardı.


O uzak karanlığa, artık Algılayabildiğ’i o Uzay’a baktı ve Beden’i İlkel Alevler’in Beşiği’nden Hız’la kayboldu!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi