Bölüm 156
Bölüm 156 - Beleş Yemek
Çeviri: Raban
İlk avları şaşırtıcı derecede olaysız geçti.
Tecrübeli bir Yol Bulucunun rehberliği ve Sunny’nin gizlice ilerleyen gölgesinin desteği sayesinde tek bir Düşmüş yaratıkla bile karşılaşmadan hedeflerine sağ salim ulaşmayı başardılar. Oraya vardıklarında grup harabelerin arasına gizlenip avlarının ortaya çıkmasını bekledi.
Çatışma planını önceden konuşmuşlardı. Effie, öldürmeye geldikleri canavarın güçlü ve zayıf yönlerini ayrıntılı bir şekilde tarif ettikten sonra Nephis herkese hızla çeşitli görevler verdi.
Sunny işlerin Labirent’tekiyle aynı şekilde yürümesini bekliyordu ama şaşırtıcı biçimde öyle olmadı. Neph, daha önce olduğu gibi riskin büyük bölümünü üstlenecek ve düşmanı zayıf noktasını açığa çıkarmaya zorlayacaktı. Ancak bu açıktan yararlanıp ölümcül darbeyi vuracak kişi Sunny değil, Caster’dı.
Aslında bu gayet mantıklıydı. Ne de olsa Sunny’nin Yeteneği, en azından bilindiği kadarıyla, savaşa yönelik değildi. Bu görevi Caster gibi inanılmaz güçlü bir savaş Yeteneğine sahip birine vermek son derece mantıklıydı.
Yine de Sunny nedense buna öfkelenmişti. Yerini başkasına kaptırmış gibi hissediyordu.
Çocuk gibi görünmek istemediğinden hüznünü içinde yaşadı.
Canavar ortaya çıktığında her şey kusursuzca ilerledi. Nephis ile Caster tek bir yara bile almadan yaratığın işini bitirmeyi başardılar. Birlikte savaşırken henüz tam anlamıyla rahat değillerdi ama aralarında tuhaf bir uyum vardı. Muhtemelen bunun sebebi ikisinin de Mirasçı olması ve benzer eğitimlerden geçmesiydi. İşler ters giderse diye çatışmaya katılmakla görevli olan Sunny ise kılını bile kıpırdatmadan her şey bitmişti.
Effie’nin de bir şey yapması gerekmedi. Kör kızın korunmaya ihtiyaç duyması ihtimaline karşı Cassie’nin yanında beklemekle yetindi. Her şey sona erdiğinde gülerek şöyle dedi:
“Hah! Şimdiye kadar kazandığım en kolay yemek buydu!“
Effie’nin gruptaki konumu biraz tuhaftı. Diğerlerinden farklı olarak gruba resmen katılmak istediğini hiç söylememişti. Daha ziyade ücretle tutulmuş bir çalışan gibiydi; sorumlulukları, gruba harabelerde rehberlik etmek ve bilgi sağlamaktan ibaretti. Onlarla omuz omuza savaşması bile gerekmiyordu.
Kâbus Yaratığı öldükten sonra hızla bedenini parçalayıp etini ayırdılar ve ağır et yükleriyle savaş alanından ayrıldılar. Kızıl Kule’nin gölgesi Karanlık Şehir’in üzerine düşmeden önce grup, tepenin eteğinde bulunan mermer kemere yaklaşmıştı bile.
İşte o sırada sonunda beklenmedik bir şey oldu. Bunun sebebi de pekâlâ Nephis’ti.
Enerjik avcıya ganimetten hakkına düşen payı verdikten sonra Sunny, Cassie ve Caster’a baktı. Ardından Değişen Yıldız konuştu:
“Üçünüzden de payınızı bana emanet etmenizi istiyorum.“
’Ne? Ne alaka şimdi ya?’
Sunny daha ağzını açmaya fırsat bulamadan Cassie gülümseyerek cevap verdi:
“Elbette, Neph!“
Caster da tereddüt etmedi. Hafifçe eğilip başını salladı.
“Nasıl isterseniz, Leydi Nephis.“
Sunny dişlerini sıktı. Bu ikisinin üstüne Nephis’i soru sormaya kalkarsa tam bir şerefsiz derlerdi. Üstelik gölgesiyle Effie’ye bir iki olayı haber etmek dışında hiçbir şey yapmamıştı. Asıl canlarını tehlikeye atanlar Nephis’le Caster’dı.
“...peki.“
Nephis başıyla onaylayıp beyaz taşlı yoldan yukarı doğru yürümeye devam etti.
Dış yerleşime döndüklerinde kalan canavar etini iki parçaya ayırdı. Diğerine kıyasla epey küçük olan parçayı Cassie’ye verdi. Diğer büyük olan parçayıysa barınaklarının önündeki beyaz taşların üzerine bıraktı.
Effie olan biteni merakla izliyordu. Onları karşılamak için toplanan dış yerleşim sakinleri de öyle.
Sunny kaşlarını çattı.
“Neph, ne yapıyorsun?“
Değişen Yıldız ona baktıktan sonra Cassie’nin elindeki küçük et çıkınını işaret etti.
“Bu bizim payımız. Bir sonraki ava kadar bununla karnımızı doyuracağız.“
Kalabalıktan biri bağırdı:
“Peki ya kalanı? Satıyor musunuz? Karşılığında ne istiyorsun?“
Avcıların ganimetlerinin bir kısmını satması dış yerleşimde âdettendi. Buradaki insanlar karınlarını böyle doyuruyordu. Et; eşya, destek ya da çok nadir durumlarda ruh parçacığı karşılığında takas edilebilirdi.
Neph çevresinde toplanan insanlara dönüp kaşlarını çatarak baktı. Herkes sessizliğe gömüldüğünde soğuk bir sesle konuştu:
“Benim av grubum et satmayacak. Asla.“
Bu yanıt karşısında afallayan insanlar daha tepki veremeden yana doğru bir adım attı, büyük et yığınını işaret etti ve devam etti:
“...Onun yerine hepsini karşılıksız dağıtacağız.“
***
Etrafa ölüm sessizliği çöktü. Değişen Yıldız’ı bir kez olsun görmek ya da biraz yiyecek bulmak umuduyla gelen dış yerleşim sakinlerinin Nephis’e dönen bakışlarında karanlık bir güvensizlik, inançsızlık ve kuşku vardı.
Bir süre sonra biri bağırdı:
“Amacın ne senin? Nasıl bir oyun çevirmeye çalışıyorsun? Dinle Değişen Yıldız, buradaki insanlar aç! Yazıklar olsun sana!“
Nephis kollarını kavuşturup kaşlarını çattı ve cevap verdi:
“Ortada oyun falan yok. İsteyen herkes karnını doyurmak için etten küçük bir pay alabilir.“
Onu suçlayan genç adam güldü.
“Eti durduk yere, neden bedavaya dağıtasın ki? Bizi aptal yerine mi koyuyorsun?“
Aynı soru Sunny’nin de aklını kurcalıyordu. Neph’in budalalık derecesine varan asil tavırlarıyla sık sık alay ederdi ama aslında hiç de aptal biri olmadığını biliyordu. Yaptığı her şeyin mutlaka bir sebebi vardı; o sebepler bazen Sunny’ye kafayı yediğini düşündürtse bile.
Son zamanlarda Neph’in sandığından çok daha kuşkucu ve pragmatik biri olduğunu düşünmeye başlamıştı. Yalnız onun kuşkuculuğu, Sunny’ninkinden çok farklıydı.
Ne yapmaya çalışıyordu?
Bu sırada Nephis’in soğuk bakışları bağıran genci delip geçiyordu. Kaşlarını daha da çatarken sesine belli belirsiz bir öfke karıştı:
“...Neden mi? Ben insan değil miyim? Burada hepimiz insan değil miyiz? Bu lanetli dünyada bir insanın başka insanlara yardım etmek için ille de bir sebebe mi ihtiyacı var?!“
Bir adım öne çıkıp toplanan insanlara baktı. Ezici bakışlarının altında hepsi ürperdi.
“Bana mı yazıklar olsun? Hayır. Asıl, kim olduğunuzu unuttuğunuz için size yazıklar olsun. Bizler insanız, hayvan değiliz. Gerçek dünyada da olsak, Rüya Diyarı’nda da olsak biz buyuz.“
Sözleri, uğuldayan rüzgâra karışarak beyaz taşların üzerinde yankılandı.
“Şimdi karnı aç olan gelsin ve kendine biraz yiyecek alsın!“
İnsanlar hala ikna olmamıştı, temkinli yaklaşmak istiyorlardı. Ancak açlıkları daha ağır bastı. Çok geçmeden içlerinden biri öne çıktı, tereddütle küçük bir et parçası kesti, Nephis’e kaçamak bir bakış attı ve hızla oradan uzaklaştı.
Diğerleri bir sorun olmadığını görünce cesaretlendi. Paçavralara bürünmüş genç erkekler ve genç kadınlar düzensiz de olsa bir sıra oluşturdu. Teker teker öne çıkıp küçük et parçalarını aldılar ve etin geri alınmasından korkarcasına aceleyle ortadan kayboldular.
Yavaş yavaş yüzlerine bir aydınlanma geldi. Neph adını açıkladıktan sonra olduğu gibi Sunny’nin şato sakinlerinin gözlerinde gördüğü o çekingen, cılız parıltının aynısıydı.
Umudu, belki de inancı doğuran bir ışıktı bu.
Yüzünde karanlık bir ifadeyle başını kaldıran Sunny, görkemli şatonun surlarından onları izleyen Muhafızların minicik siluetlerine baktı.
Nephis, hepsinin hala insan olduğunu söylerken oldukça haklıydı. Ancak geri kalan her konuda yanılıyordu.
Evet, insanlar hayvan değildi; insanlar çok daha beter birşeydi.
...bu yaşananlar Sunny’nin hiç ama hiç hoşuna gitmiyordu.
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.