Okulun yerle bir olmuş enkazı, duman ve kimyasal kokusuyla boğuluyordu. Havan toplarının on yedi ardışık atışı, beton duvarları un ufak etmiş, çelik kirişleri bükmüş, havayı zehirli bir sisle doldurmuştu. Healer Lira, yara bere içinde, bir taş yığınının altında gözlerini açtı. Vücudunu saran kesikler ve morluklar, her nefeste bir hançer gibi batıyordu. Etrafına bakındı; ceset kokusu, genzini yakıyordu. Gözleri, yıkıntıların arasında bir çocuğun yanmış, erimiş kolunu gördü. Kalbi sıkıştı, nefesi kesildi. Enkazdan zayıf, boğuk çocuk ağlamaları yükseliyordu, ama sesler giderek soluyordu, umutla birlikte sönüyordu.
Lira, ellerini kaldırdı, şifa büyüsünün mavi ışığı parmaklarından süzüldü. Ama ne kadar denerse denesin, büyüsü zayıftı; ne kendi üstündeki taşları kaldıracak gücü vardı ne de çocukların çığlıklarına odaklanabiliyordu. Zihni, dağılmış bir yapboz gibiydi. “Hayır… Hayır…” diye mırıldandı, sesi titrek ve çaresiz. Ama enkaz, onu bir mengene gibi sıkıyordu. Gözleri, bir çocuğun cansız bedenine takıldı; yüzü, kimyasallarla erimiş, tanınmaz haldeydi. Lira’nın çığlığı, enkazın sessizliğini yırttı. “Hayır! Lütfen!”
Tam o anda, bir gölge üzerine düştü. Dev Brakk’ın devasa cüssesi, taşları bir kenara fırlattı, gürültüyle enkazı dağıttı. “Lira!” diye gürledi, sesi endişeli ama kararlı. Kollarıyla Lira’yı enkazdan çekip çıkardı, onu sırtına aldı ve koşmaya başladı. “Dayan, seni buradan çıkaracağım!”
Lira, Brakk’ın sırtında çırpındı, elleriyle göğsüne vuruyordu. “Beni bırak, Brakk! Çocuklar… Onları kurtarmalıyız!” Çığlıkları, ciğerlerini parçalıyordu, her kelime acıyla yoğrulmuştu. “Geri dön! Lütfen, onları terk edemem!”
Brakk, koşarken dişlerini sıktı, sesi sert ama şefkat doluydu. “Lira, dinle beni! Çocukları kurtaramayız. Okul yok oldu. Havan atışları… Her şey bitti.” Adımları, yıkıntılar arasında hızlanıyordu, duman bulutlarını yararak ilerliyordu.
Lira, gözyaşları yanaklarından süzülürken bağırmaya devam etti. “Hayır! Bırak beni! Onlar hâlâ yaşıyor, seslerini duydum!” Elleri, Brakk’ın zırhına zayıfça vuruyordu, ama gücü tükenmişti.
Brakk, bir an durdu, Lira’yı yere indirdi, ama kollarını sıkıca tuttu. Gözleri, Lira’nın gözyaşlarıyla dolu gözlerine kilitlendi. “Lira, gerçekle yüzleş. Çocuklar gitti. Ama sen hâlâ buradasın. Ve biz… hayatta kalmalıyız.” Sesinde bir yorgunluk vardı, ama kararlılığı kaya gibiydi.
Lira, titreyerek başını iki yana salladı. “Bu… Bu nasıl olur? Hükümet… Neden havan topları? Onlar bizim yanımızdaydı!”
Brakk, derin bir nefes aldı, sesi alçaldı. “Patriot hakkında veriler güncellendi. Kaptan Thorne, az önce iletişim kurdu. Patriot’un tehdit seviyesi A’dan… Felaket’e yükseltildi.”
Lira’nın gözleri faltaşı gibi açıldı, nefesi kesildi. “Felaket mi? Ne… Nasıl?” Zihni, bu bilgiyi anlamaya çalışıyordu, ama enkazın çığlıkları hâlâ kulaklarında yankılanıyordu.
Brakk, Lira’yı tekrar sırtına aldı, koşmaya devam etti. “Detayları açıklayacak vaktimiz yok. Birazdan havan saldırıları yeniden başlayacak. Kaptan, havan komutanına durumumuzu anlattı. Bize bir saat verdiler. Ekibi bulup yer altı sığınağına ulaşmalıyız.”
Lira, şaşkınlıkla sordu, “Yer altı sığınağı mı? Öyle bir şey mi var?”
Brakk, nefes nefese koşarken yanıt verdi. “Hükümet, her şehirde bir yer altı sığınağı inşa etti. Şehir merkezinin tam ortasında. Ama bir saat içinde oraya ulaşacağımızın garantisi yok, Lira. Operasyon… başarısız oldu. Buradan hemen kaçmalıyız.”
Lira, öfkeyle çırpındı, Brakk’ın sırtına vurmaya devam etti. “Hayır! Çocukları terk edemeyiz! Onlar için geldik! Bırak beni, Brakk!” Ama her vuruşu, daha zayıf ve çaresizdi. Gözyaşları, dumanla karışıyordu.
Brakk, durmadı, sesi şimdi daha sertti. “Lira, yeter! Kaptan Thorne, kaptan yardımcısı Kael ve ben, yıkımdan sonra aynı yerdeydik. Kaptan’ın bacağı koptu, şu an olduğu yerde havan komutanıyla iletişim kuruyor, saldırıyı geciktiriyor. Kael ve ben, ayrılanları bulmak için dağıldık. Seni buldum, ama diğerlerini… Leo’yu, Riven’ı… Onları da bulmalıyız.”
Lira, bu sözlerle donakaldı. “Kaptan’ın bacağı… koptu mu?” Sesi, bir fısıltıya dönüştü, zihni çökmüştü. Çocukların çığlıkları, Thorne’un yarası, operasyonun başarısızlığı… Her şey, bir kâbus gibi üstüne çökmüştü.
Brakk, Lira’nın sessizliğini fark etti, ama durmadı. “Sığınağa ulaşacağız, Lira. Hayatta kalanları toplayacağız. Ama şimdi hareket etmeliyiz.” Adımları, zehirli dumanın arasında hızlandı, şehir merkezine doğru ilerliyordu.
Lira, Brakk’ın sırtında, gözyaşları içinde sessizce teslim oldu. Çocukları kurtaramamanın ağırlığı, kalbini ezdi. Ama bir parçası, hâlâ umut arıyordu. Leo… Riven… Onlar hâlâ hayatta mı? Zihninde, Patriot’un Felaket seviyesine yükseldiği gerçeği bir gölge gibi büyüdü. Bu savaş, artık sadece bir operasyon değildi; bir hayatta kalma mücadelesiydi.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.