112.Bölüm: 22.Kısım – Üç Söz (4)
Şarap ve Coşkunun Tanrısı.
Olimpos’un on iki tanrısından yalnızca biri böyle bir niteleyiciyi taşıyabilirdi: Dionysos.
[Şarap ve Coşkunun Tanrısı bir melodi mırıldanıyor.]
Ezgi kulaklarıma ulaşmıyordu ancak dökülen içki damlaları sanki canlıymış gibi ona eşlik ederek dans ediyor, yerde sayısız nota çiziyordu.
Notalar Yoo Sangah ile aramda gidip geldi. Dikkatle inceleyen Sangah konuştu.
“Dakika Valsi¹.”
“Nota okuyabiliyor musun?”
“Biraz.”
Başını hafifçe eğdi.
“Böyle bir yerde Chopin… sence ne anlama geliyor?”
Hiçbir fikrim yoktu. Dionysos’un Chopin’i biliyor olması tuhaftı. Ama Hayatta Kalmanın Üç Yolu’nda onun müzik kültürüne büyük ilgi duyduğu yazıyordu; o yüzden belki de o kadar garip değildi.
Notalar, bir yavru köpeğin pati izleri gibi şakacı bir daire çizdi, sonra bir anda kalan şişeleri işaret eden oklara dönüştü. Sangah, “…Sanırım daha fazla içmemiz gerektiğini söylüyor.” dedi.
“Öyleyse devam edelim.”
Bunu başka türlü yorumlamanın yolu yoktu.
“Lütfen dikkatli ol, Sangah-ssi. En azından birimizin ayık kalması gerekiyor.”
Ben düşersem, grubu koruyacak biri olmalıydı. Acil bir durumda Gilyoung’u ya da gazozdan sızmış Yoosung’u uyandırabilirdim ama bu gece dinlenmelerini istiyordum.
“İçkiye dayanıklı değil misin, Dokja-ssi?”
“Pek sayılmaz.”
Bardaklarımızı hafifçe tokuşturduk, bir kadeh sojuyu tek seferde içtim.
Göğsümden yayılan bir sıcaklık hissettim; uzun zamandır aldığım ilk alkoldü bu.
Notalar hâlâ durmuyordu.
“…Devam etmemizi istiyor galiba.”
Arka arkaya birkaç kadeh daha yudumladım. Midemden yükselen sıcaklık yüzümü kızarttı; notalar daha da hızlı dönüyormuş gibi geliyordu—ya da belki içkiden kaynaklanıyordu. Sangah gülümsedi.
“Birlikte içecek birinin olması güzelmiş. Biraz yalnız hissediyordum.”
Birkaç kadehten sonra, sarhoşluğun verdiği hafif sersemlik bana da ulaştı. Sanki aramızdaki mesafe kısalıyordu. Az önce bu kadar yakın olmadığımızdan emindim…
Hayal gücüm müydü? Nefeslerimiz sertleşmişti—
Onun mu yoksa benim nefesim mi olduğunu ayırt edemiyordum.
Sangah’ın omzu benimkine sürtündü.
“Dokja-ssi.”
“Evet.”
Makyaj yapmamış olmasına rağmen teni kusursuzdu. Yarı kısık gözleri, içkinin verdiği baş dönmesiyle yavaşça bana doğru eğildi.
Yüzü gittikçe yaklaştı; etrafımızda ikili dörtlükler ve sekizlik notalar çılgın bir dansla dönüp duruyordu. Omzuma değen o yumuşak temas kalbimin hızla çarpmasına neden oldu.
…Bir terslik vardı.
[Özel yetenek ‘Dördüncü Duvar’ sarhoşluk etkisini bastırıyor.]
Bu mesajla birlikte zihnim bir anda berraklaştı.
Doğru ya, gerçek hayatta böyle şeyler olmazdı. Sangah kontrolünü kaybedecek kadar dikkatsiz biri değildi.
Böyle bir sahne ancak burası Hayatta Kalmanın Üç Yolu olduğu için mümkündü.
Omuzlarından kavrayıp kararlı bir sesle konuştum.
“Sangah-ssi, kendine gel.”
“Eh? A-Ah… Ha?”
İrkilerek gözlerini kırpıştırdı. Yanaklarına ilk kez bir kızarıklık yayıldı.
“B-Ben ne yapıyordum…?”
Belli ki bu, kendi iradesi değildi. Yerde dönüp duran notalara bakarak, biraz buruk bir sesle konuştum.
“Bu kadar oyun yeter. Asıl konuya gelelim.”
Notalar anında dondu.
Sanki gece yarısı ziyafeti yarıda kesilmiş gibi, tehlikeli bir sessizlik çöktü. Şişelerin hepsi devrildi; biriken içki, korkudan titriyormuş gibi dalgalandı, sonra tek bir satır yazı halinde dizildi.
「Eğlencenin içine ettin ama.」
İçki damlalarından gerçek kelimelerin yazıldığını görünce biraz şaşırdım.
Dışarıdan bakınca etkileyici görünmeyebilir; sonuçta içkiden oluşmuş birkaç harf.
Ama Hayatta Kalmanın Üç Yolu’nda bir takımyıldızının doğrudan iletişim kurması, küçümsenecek bir şey değildi.
Çoğu takımyıldızı, doğrudan mesajların muazzam bir olasılık bedeli olduğu için özellikle dokkaebi kanallarını kullanırdı; bunu karşılayabilecek olanlar yalnızca en üst düzey varlıklardı. Bu dünya, dilin ücretine karşı aşırı hassastı.
Gökyüzündeki Büyük Boşluk’tan boğuk bir inleme yükseldi. Dış Tanrılar bile Dionysos’un varlığını fark etmişti.
Enkarnasyon kullanmadan doğrudan konuşmaya razıysa, bedelini ödeyebileceğine gerçekten inanıyor demekti…
Gerçekten de, Olimpos’un on iki tanrısından biri oldukça farklıydı.
Kasten kışkırtarak konuştum.
“Bu denli kendine güveniyorsan, neden buraya gelip yüz yüze konuşmuyorsun?”
Yazı dizisi dalgalandı.
「O dokunaçlı tiplerle uğraşmaktan nefret ederim.」
Onlarla savaşacak kadar güçlü değilim demiyor da.
「Dövüşmek de çok zahmetli. Hem bizzat inersem herkes ölür.」
Bunu kabul etmesini beklemiyordum. Bir Olimpos tanrısının tam tezahürü, Seul’u toza çevirirdi.
「Annem de öyle öldü, Babamın gerçek suretini görünce.」
Sangah fısıldadı.
“...Ne demek istiyor?”
“Doğuş mitinden bahsediyor.”
Bildiğim versiyonda Dionysos’un ebeveynleri Zeus ile Tebanlı prenses Semele’ydi. Zeus’un ilişkisini kıskanan Hera, Semele’nin sütannesi kılığına girip onu kışkırtmıştı.
‘Efendi Zeus sahtekâr olabilir. Ondan Olimpos’taki hâliyle gerçek suretini göstermesini isteyin.’
Aldatılan Semele bu istekte bulundu ve Zeus’un ilahi bedeninden yükselen alevler onu küle çevirdi.
Sangah başını eğdi.
“Bu… bildiğim versiyondan biraz farklı. Annesinin Tebanlı bir prenses olmadığını duymuştum…”
Bilgisinden etkilenmiştim; hatta neredeyse Kore tarihi değil de mitoloji sertifikası var mı diye düşünecek kadar.
Yerdeki harfler, memnuniyetle titreşerek değişti.
「Hmm. İkiniz de benim hakkımda epey şey biliyorsunuz.」
Gerçekten de Dionysos’un iki doğum efsanesi vardı:
Biri annesinin Semele olduğu,
Diğeri ise annesinin Yeraltı Dünyası’nın Kraliçesi Persephone olduğu.
Ona sordum.
“Peki hangisi doğru?”
「Önemi var mı?」
“Var. Gerçek hikâyenin ikinci versiyon olmasına ihtiyacım var.”
Bu akşamki içki eğlencesi en başından beri Dionysos’u tuzağa düşürmek için kurulmuştu.
Eğer Persephone’nin oğluysa, onunla iletişim kurmayı ayarlayabilirdi — Persephone dolaylı olarak Hades’e giden bir yol demekti.
「Küstah insan.」
Damlacıklar titreşti.
「Ancak küstah insanları severim.」
Gerçekte hangi versiyonun doğru olduğunu zaten biliyordum; Hayatta Kalmanın Üç Yolu buna kısaca değinmişti.
「Vaktiyle senin kadar gözü kara bir ölümlü daha vardı; lirini² büyüleyici bir ustalıkla çalardı. Ancak onun sonu da iyi bitmedi.」
“Farklı bir son yazacağım.”
「Yeraltı dünyasının kapısını açabilirim. ‘Zengin Gecenin Babası’ benden hoşlanmaz ama kraliçesi dileğimi kabul edecektir. Yine de, bunun son derece tehlikeli olduğunu ve sağ salim geri döneceğinin garantisi olmadığını bil.」
“Kabul ediyorum.”
「Güzel. Çaresiz insanları da severim.」
Bu kadar kolay kabul etmesi beni gerdi. Dionysos anlaması zor biriydi.
“Unutma, yalnızca on iki saatin var. Süre dolmadan geri dönemezsen, ‘evim’ dediğin senaryoyu sonsuza dek kaybedeceksin.”
Sözler gözlerimin önünde dalgalanırken üzerime bir uyku çöktü.
Demek bize içkiyi bu yüzden içirmişti.
Hızla konuştum.
“Sangah-ssi, diğerlerini uyandır.”
Muhtemelen söylediğim son cümle buydu.
[Yeni bir gizli senaryo ortaya çıktı!]
Gözlerim kapanırken, içki damlacıklarının kıkırdadığını hisseder gibi oldum.
「Umarım ki ‘Zengin Gecenin Babası’ senden hoşlanır.」
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
[Takımyıldızı ‘Şarap ve Coşkunun Tanrısı’, ruhuna rehberlik ediyor.]
[Ölümün sayesinde, bilincin bedeninin kısıtlamalarından tamamen kurtuldu.]
Göz kapaklarımın ardında, halüsinatif uyuşturucu almışım gibi renkler patladı. Alnıma keskin bir acı saplandı; etrafta boğuk fısıltılar dolaşıyordu.
[Bu ölümlü de kim?]
[…İlginç.]
[Bir enkarnasyonun ruhu takımyıldızlarının diyarına nasıl girmiş?]
[Pişman olacaksın.]
Bu fısıltılar… şüphesiz Olimposlulara aitti.
[Özel yetenek ‘Dördüncü Duvar’ güçlü bir şekilde etkinleşti.]
Dünya sanki sessize alınmış gibi bütün uğultu bir anda yok oldu.
[Yaşayan bir ruh olarak Yeraltı Dünyası’na girdin.]
[Yeraltı Dünyası’nın Yargıçları varlığını fark etti.]
Son mesajla birlikte etrafımdaki tüm auralar silindi. Dünya bir kez dönüp beni kurşun gibi aşağı çarptı.
Bir süre sonra bir yere vardığımı hissettim. Hareket etmek zordu ama gözlerimi açtığımda neyle karşılaşacağımı tahmin edebiliyordum: Hades’in diyarının boğucu havası, parmaklarıma yapışan siyah kum.
Muhtemelen Hades’in sarayına giden nehir Akheron’un kıyısındaydım. Kayıkçı Kharon beni bekliyor olmalıydı ve ardından…
“Hey! Kalk! Burada ne yapıyorsun?”
Sert bir şey kafama çarptı ve koyu, petrol siyahı, yapışkan bir sıvı üzerime döküldü.
Öksürerek doğruldum. Eller vücudumu yokladı, yakamdan yakalayıp beni ayağa kaldırdı.
“Ne, acemi mi bu? Yüzünü daha önce görmedim.”
Onun yüzü de bana yabancıydı.
Kasları her yerinden fırlamış, kaba saba bir adamdı. Etrafıma başka tipler toplanıp yakamdan sarkıtılışımı alaycı bakışlarla izlediler.
“Bayağı sağlam görünüyor. Ceplerini kontrol edin, belki bir şey getirmiştir.”
“Öyle hafife alıp dokunmayın. Buraya düşmüş olması, sıradan biri olmadığını gösterir. Geçen gelen manyağı unuttunuz mu?”
“O adam özel sınıf bir deliydi. Onun gibi kaç tanesi çıkagelir ki?”
Konuşmalarını umursamadan etrafı inceledim.
Devasa bir alan sıcağın içinde kaynıyordu.
Etrafı dolduran sürü hâlindeki hayaletlerden anlaşıldığı kadarıyla burası gerçekten Yeraltı Dünyası’ydı. Her yerde siyah yeraltı metali iskeletler duruyor, ocaklar onları eritmek için kükürdercesine yanıyordu — koca bir fabrika gibiydi. Hayattayken köle gibi çalışıp ölmüş ruhlar, ölümden sonra da Hades’in mülkü olarak çalıştırılıyor, bir şeyler inşa ediyorlardı.
İlk bakışta dev robotlara benziyorlardı…
Burası da neresiydi?
“Hey, beni mi görmezden geliyorsun?”
Gerçekten görmezden gelip kolunu sakince büktüm.
“N-Ne… bu adam ne kadar güçlü…!”
Ayak takımıyla oyalanacak vaktim yoktu.
Önce gizli senaryoya bir bakalım.
<Gizli Senaryo – Yeraltı Dünyasında Bir Gezinti>
Kategori: Gizli
Zorluk: A+
Temizleme Koşulları: Yargıçlardan kaç ve yaşayanlar dünyasına geri dönen güvenli bir yol bul.
Süre Sınırı: 12 saat
Ödüller: 10.000 jeton
Başarısızlık: Yeraltı dünyası sakini olarak zorla hizmete alınma.
…Her şey Dionysos’un sözleriyle birebir örtüşüyordu.
Ama o zaman neden nehrin kıyısında değil de buradaydım?
“Ulan seni alçak! Hayattayken, ‘Alacakaranlık Gecenin Sırtlanı’ dedikleri bana el kaldırmaya cüret edersin ha—!”
Ne kadar da acınası bir lakab. Onu hatırlamıyorsam, Hayatta Kalmanın Üç Yolu’nda hiçbir ağırlığı yok demekti. Kaya gibi yumruğunu bana savurmak üzere geri çektiği sırada, arkasından keskin bir ses yükseldi.
“Hey, sokak köpekleri. Ne var? Eğlenceli bir şey mi dönüyor?”
“U-Uuaah!”
“Haha, ben de katılayım. Gün boyu Gundam³ kurcalamaktan sıkıldım.”
“Manyak geldi! Kaçın!”
Etrafımı saran haydutlar, yırtıcı görmüş otoburlar gibi etrafa saçıldı.
Sese doğru döndüm.
Uzun, ince yapılı bir genç; yüzünü kapatan uzun perçemleri vardı.
Bana baktı, sonra şaşkınlıkla irkildi.
“…Sen burada ne yapıyorsun?”
Bir an için anlamadım. Neden beni tanıyormuş gibi davranıyordu?
“Ne o, tanımadın mı beni? Gerçekten unuttun mu?”
Perçemlerini kaldırdı, ancak o zaman kim olduğunu anladım.
Kahretsin. Yeraltı Dünyası’nın ölülerin toplandığı yer olduğunu unutmuştum; elbette öldürdüğüm birinin burada olması mümkündü.
“Rahatla, ikimiz de zaten ölüyüz, değil mi?”
Meraklı bakışları yüzüme doğru eğildi; uzun bir süre birlikte olmasak bile bakışları, unutulmayacak kadar sinsi ve acımasızdı.
Kurnaz bir sırıtışla gülümsedi.
“Ee, seni kim gebertti? Hadi, söyle bakalım.”
İlk senaryoda ölen Sanrı Şeytanı Kim Namwoon, Hades’in Yeraltı Dünyası’ndaydı.
*¹Dakika Valsi (Minute Waltz), ünlü besteci Frédéric Chopin’in “Vals Re bemol Majör, Op. 64 No. 1” adlı piyano eserinin halk arasındaki adıdır. Efsaneye göre Chopin bu parçayı, odasında kendi etrafında hızla dönen küçük bir köpeği izlerken yazmıştır.
*²Lir, Antik Yunan’da kullanılan, telleri parmakla çekilerek çalınan eski bir müzik aletidir. Genellikle şiir ve şarkılara eşlik etmek için kullanılmış, özellikle Apollo ve Orpheus gibi mitolojik figürlerle özdeşleşmiştir. Zarif sesiyle sanat ve şiirin simgesi hâline gelmiştir.
*³Gundam, Bandai tarafından üretilen ve Gundam evrenindeki dev robotları konu alan plastik model figürlerdir. 1980’lerden beri Japonya’da, daha sonra da dünya genelinde anime ve model meraklıları arasında popüler olmuştur.
Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono