Yukarı Çık




4   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   6 

           
Bölüm 5: Zayıflar Cüret Etmemeli! I


Kasap’ın yüzündeki gülümseme daha da vahşileşti.


Öğrenmeyi reddeden bir çocuğa bakar gibi başını yavaşça iki yana salladı.


“Dostum, tam bir şeyler öğrendik sanmıştım ama şuna bak? Hala aynı şekilde düşünüyorsun.“


Kemik bıçağıyla bir işaret yaptı.


“İyi bir Reis, kadınları feda ederek, büyük çoğunluğu korumayı seçerdi ama sen...“


Dilini şaklattı.


“Ah, sen hiç iyi değilsin. Dostum, sen ne düşünüyorsun?“


Kasap, Adam Amca’ya doğru döndü.


Ancak Adam Amca, o anda diplomasinin bir hayalden ibaret olduğunu zaten biliyordu.


Mızrağı, uzun otların arasından saldıran bir yılan gibi hareket etti; Hedefi, sözler henüz Kasab’ın ağzından çıkmadan onun kafasını almaktı. Vücudunun etrafındaki Mana lifleri kuvvetle çalkalanıp, vızıldadı; Ömür boyu süren savaşların gücü, tek bir yıkıcı hamleye sıkıştırılmıştı.


Diplomasi başarısız olduğunda ve tek yol savaşmak olduğunda, insan inançla hareket etmeli ve dövüşmeliydi.


Çünkü sonuç ya yaşam olacaktı... ya da Sonsuz bir karanlık.


Böylece Adam Amca kararlı bir hamle yaptı.


Kasap’ın gözleri öfkeyle parladı.


Gücü patladı.


Vücudundaki kaslar bir anda genişledi ve sertleşti; Beden’i ölümcül tehlikeye yanıt verirken, Et’i Mana ile doldu. Boyut’u için imkansız görünen bir Hız’la kıvrak bir hareket yaptı, boynunu ölümcül darbeden kıl payı kurtarmayı başardı.


Ancak mızrak yine de eti buldu.


Göğsünde devasa bir yarık açıldı; Deri, zırhı ve teni aynı anda yarıldı. Kan, sabah ışığını yakalayan bir kavisle püskürdü. Yara o kadar derindi ki, Damian altındaki çizgili kasları görebiliyor; Savaşçılar’ın sahip olduğu Hızlandırılmış İyileşme’yi başlatmak için bölgeye dolan Mana ile kasların kıvranışını izleyebiliyordu.


Kasap, parçalanmış göğsüne baktı.


Parmakları kırmızıya boyanmış halde geri çekildi.


İfadesi, artık hiçbir medeniyet kisvesi barındırmayan bir şeye dönüştü.


“Gerektiği kadarını öldürün.“


Sesi şimdi kısıktı. Neredeyse nazikti. 


“Hadi bize bir ziyafet çekelim.“


Bu sözlerle birlikte, bir mamutun kuvvetine sahip bir adam, Adam Amca’ya doğru atıldı. Attığı her adımla ayaklarının altındaki toprak çatlıyordu. Kemik bıçağı havada şarkı söylüyor, atmosferin kendisi bile onun geçişinden önce ikiye ayrılıyor gibi görünüyordu.


Arkasındaki Savaşçılar da ona katıldı.


Üç kişi daha silahlarını kaldırarak ve vücutları Mana ile titreyerek, Adam Amca’nın etrafını sarmak için hareket etti. Diğerleri Mor Taş Kabilesi’nin geri kalan Savaşçılar’ına döndü ve o gergin bekleyiş yerini topyekun bir katliama bıraktı.


Kabile halkı kanı görünce çığlıklar atarak, dağıldı.


Damian ayağa kalktı.


Durum mümkün olan en kötü yöne sapmıştı ancak o, bu dehşet verici ortamda bile bir çıkış yolu aramaya devam ediyordu. Nefes aldığında, çevredeki demir ve ölümün tadını duyuyordu. Kanın bakırımsı keskinliğini. Açılmış bağırsakların ve dışkının o daha keskin kokusunu. Korkunun yakıcı kokusunu. 


Ancak adrenalin vücudunda dolaştıkça, gözleri daha da parladı.


Dövüşen Savaşçılar’ı izliyordu ve bu sanki birbirini çiğnemeye çalışan canavarları izlemek gibiydi. Hareketleri çok hızlı, çok güçlüydü. Eğer birisi yaklaşacak olsa, daha ne olduğunu anlamadan bir et yığınına dönüşürdü.


Bu yüzden...


“Geride kalabilir misin? Mümkün olduğunca uzağa.“


Vücudu epey korkuyla titreyen Elena’ya fısıldadı. Kızın gözleri, yaralarına rağmen savaşa katılan ve taş kılıcını çaresiz bir güçle savuran babasına kilitlenmişti.


Elena, kanatacak kadar sert bir şekilde dudaklarını ısırmıştı. 


Ama başıyla onaylamıştı. 


Kendisine gelince...


Diğer kabile üyeleri gibi kaçıp, gitmedi.


Bakışlarını yakındaki darmadağın olmuş bir silah askısına çevirdi.


Bu, kaos sırasında devrilmiş ve içindekileri kanlı toprağa saçmış basit bir ahşap iskeletti. Çamurun içinde birkaç mızrak yatıyordu. Yanlarında, başları kurutulmuş sinir kordonlarıyla saplarına bağlanmış birkaç taş balta duruyordu. Onu, Keskinleştirilmiş Obsidyen’den yapılmış iki kaba kılıç koleksiyonu tamamlıyordu; Kenarları hâlâ düşen bir saçı ikiye bölecek kadar keskindi.


Damian, kararlı bir şekilde hareket etti.


Kaosun ortasında iki taş mızrağı kavradı, ciddi anlamda silah tuttuğu son zamandan bu yana yıllar geçmesine rağmen ağırlıkları ellerinde tanıdıktı. Gözleri her şeyi takip ediyordu.


Adam Amca’nın Kasap ve diğer birkaç Savaşçı’ya karşı dövüşünü görebiliyordu. Yaşlı savaşçının vücudu, binlerce kez pratik edilmiş bir dans gibi aralarında süzülüyordu. Mızrağı neredeyse tembelce görünen desenlerle hareket ediyordu ama her hareket bir darbeyi savuşturuyor ya da bir boşluk yaratıyordu.


Bu, buradan çok uzaklardaki bir yerin tekniklerini kullanan gerçek bir askerdi.


Sadece Mana ile güçlendirilmiş kuvvete güvenen bir Savaşçı ile savaş sanatlarında eğitim almış biri arasındaki fark çarpıcıydı. Kasap hâm bir güçle saldırırken, Adam Amca akıcı bir şekikde hareket ediyordu. Altın Kabile Savaşçılar’ı tahmin edilebilir kalıplarla saldırırken, Adam Amca’nın tepkileri Sonsuz bir Çeşitlilik gösteriyordu.


Adam Amca’nın gücü Etin Uyanışı seviyesine gerilemiş olsa bile, aynı Katman’daki birden fazla Savaşçı’ya karşı durabiliyordu.


Ancak Damian bunun bir sınırı olacağını biliyordu.


Adam Amca yaşlanmıştı. Sakat bir Prens’e siper olarak geçen yılların biriktirdiği ağır yaralar bedelini ödetmişti. Bir sonraki dakikada yaralanacaktı. Ve göğüs yarası doğal olmayan bir Hız’la kapanan Kasap, işi bitirecekti.


Adam Amca da bunu biliyor gibiydi.


Mızraklardan ve baltalardan kaçarken, bakışlarını Damian’a çevirdi. Gözleri mavi Mana ile çaktı ve Damian, konuşmasa bile iletmeye çalıştığı sözleri anladı.


’Kaç git!’


’Lütfen, seni çok uzun zamandır koruyorum. Tüm bunların boşa gitmesine izin verme.’


’İlkeler’i hatırla.’


’İlkeler’i hatırla.’


Gözleri bunu haykırıyordu!


Tüm vücudu buna niyetliydi.


Ancak Damian hüzünle gülümsemişti. 


Bunca yıldır kendisi için her şeyi yapan bu yaşlı muhafızı nasıl terk edebilirdi ki? 


Adam Amca bilmiyor muydu?


Damian’ın geriye kalan tek ailesi oydu.


Ve Damian’ın hırsları olsa da; Cevaplar talep etmek istediği pek çok canavarca varlık olsa da; Sevdiğ’i her şeyi yok edenlerin karşısına bir gün çıkıp onlara “neden?“ diye sormayı hayal etse de...


Bunca yıldan sonra ailesini bir kez daha nasıl geride bırakabilirdi?


Zaten bir kez kaçmış ve buraya düşmüştü.


Bunun aptallık olduğunu bilse de, bunu bir daha yapmak istemiyordu.


Adam Amca onun kararlılığını görmüş gibiydi.


Bu anda Gözleri paramparça olmuştu. 


Ve mızrağı daha da hızlanırken, bir uluma koparmıştı. 


GÜM!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

4   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   6