Yukarı Çık




6   Önceki Bölüm 

           
Bölüm 7: Sebat! I


Zamandan önceki o kadim zamanda, Taş Topraklar henüz gençken ve ilk dağlar henüz nasıl yürüyeceklerini öğrenmemişken, sadece karanlık vardı.


Bu, şafağın geleceğini bilen gecenin karanlığı ya da istediği an açılabilen kapalı gözlerin karanlığı değildi.


Bu, Hiçliğ’in Karanlığ’ıydı. Varoluş’un kendisi var olmayı öğrenmeden önceki o Karanlık. Mutlak’tı ve her şeydi.


Ve sonra, bir şey buna karşı geldi.


Kimse o İlk Direniş’in ne olduğunu bilmiyor.


Bazıları bunun bir ses olduğunu söyler. Diğerleri bunun bir düşünce olduğunu. En Kadim Kabileler’in en yaşlı Savaşçı Şamanlar’ı, bunun Tüm Diller’den önce gelen bir Dil’de fısıldanan bir Kelime olduğunu söyler; Öyle kadim bir şey ki, tek bir Harf’ini bile telaffuz etmek Varoluş’un Temel Kayası’na dokunmaktır.


Karanlık, Damian’ın fazlasıyla alışık olduğu bir şeydi.


Bazen onun için karanlık, başarısızlık ile eş anlamlıydı.


Her gece uyumaya gittiğinde, karanlık gelirdi. Bir kefen gibi etrafını sarar ve onun derinliklerinde alevleri yeniden görürdü. Çığlıkları duyardı. Kendi bedeni ona ihanet ederken, en küçük bir Mana Damlası’nı bile tutamaz veya hissedemezken, sevdiği her şeyin yanışını izleyen bir çocuğun çaresizliğini hissederdi.


Yıllar önceki o başarısızlığın en karanlık geceleri onu neredeyse boğmuştu. Keder, göğsünü içeriden kemiren canlı bir canavardı. Karanlığın onu öylece yutacağı ve yok olup, gideceği ânlar olmuştu.


Ancak sonunda tüm o karanlığın ötesine geçmişti.


Adam Amca oradaydı. Kurallar’ı - İlkeler’i oradaydı. Tohum ekmek ve onların büyümesini izlemek gibi basit bir eylem oradaydı; İmkansız görünse bile hayatın devam ettiğini söyleyen, boşluğa karşı küçük bir direnişti bu.


Şu an ise, onu sonsuza dek pençesine alacak uçsuz bucaksız bir karanlığın içindeymiş gibi görünüyordu.


Bu farklıydı.


Bu uykunun, kederin ya da başarısızlığın karanlığı değildi; bu... Sonun karanlığıydı.


Bundan hoşlanmamıştı.


Bunu istemiyordu.


Bunu değiştirmek istiyordu.


Ama nasıl?


Her halükarda, o korkunç acıyı hissediyordu ve büyük ihtimalle göğsünün paramparça olduğunu biliyordu. Kalbi ve diğer tüm hayati organları gitmiş olmalıydı. Mana yüklü bıçağın onu yırtıp geçtiğini hissetmişti. Kaburgalarının çatladığını ve etinin ayrıldığını hissetmişti. Kendi kanının ve sıcaklığının vücudunu terk edişini hissetmişti.


Ancak tüm bunlara rağmen ölmek zorunda mıydı?


Sırf kalbi muhtemelen parçalandı diye, bu ölü olduğu anlamına mı geliyordu?


Buna kim karar vermişti?


Kasap mı?


Zalim Taş Topraklar’ı mı?


Ondan zaten çok şey almış olan Varoluş’un kendisi mi?


Öl’ü ya da Diri olduğuna neden bizzat kendisi karar veremiyordu?



Kalbi ve Göğsü basitçe yeniden oluşmalıydı. Etler kaynaşmalıydı. Kemikler onarılmalıydı. Kan ve sıcaklık ait olduğu yerde durmalıydı.


Basitti.


Aşikardı.


Sadece olması gerekiyordu.


Bu yüzden...


“İyileş!“


Karanlığın içine doğru haykırmaya çalıştı.


“İyileş!“


Sahip olduğu her zerre iradeyi bu emrin içine iterek tekrar denedi.


Ancak geriye kalan tek şey Sonsuz Karanlık’tı.


Olması gereken bir noktaya varmış gibi hissetti. Burada bir şey vardı, Algısı’nın Sınır’ında bir şey. Bir ihtimal... Hep kapalı duran ama şimdi hafifçe aralanmış bir Kapı.


Ancak bunu gerçekleştirmek için hâlâ bir şeyi eksikti.


İşlerin bu gidişatından hoşlanmıyordu.


Şu an Adam Amca muhtemelen ölmek üzereydi. Sakat bir Prens’i korumak için her şeyini veren o yaşlı asker. Damian’ın tüm o Zalim Taş Toprakları’nda kalan tek ailesi.


Pek çok şeyi değiştirmek istiyordu.


Bunun olmasını istemiyordu.


Buna izin veremezdi.


Bu yüzden şuna ihtiyacı vardı...


Sebat etmeye.


GÜM!


Karanlığ’ın içinde daha derin bir ses yankılandı.


Kuşkusuz kendi sesi olarak tanıdığı, ancak kendisine ait olmayan bir ses. Eğer sesi uzak bir Atalar Dağı’nın kalbinde dövülmüş olsaydı, sesi böyle çıkardı. Eğer sesi Yaratılış’ın şafağında yankılansaydı, sesi böyle çıkardı. Dağları Çatlatabilecek ve Okyanuslar’ı dindirebilecek bir ağırlık taşıyan sesi...


Ve bu sesle birlikte ışık geldi.


Boşluğun içinde Masmavi bir Tekilliğ:in parlayan noktası filizlendi.


Bu, haykırmaya çalıştığı o kelime değildi. “İyileş“ ya da bildiği herhangi bir kelime değildi. Bu bir tür sesti, daha önce hiç duymadığı bir Dil’den bir Harf.


Ancak duyduğunda bunu bir şekilde anladı.


Bir harf.


Öylesine saçma bir anlam taşıyan tek bir Harf.


Sebat et. Devam et. Dayan. Sona Erme’yi Reddet. Seni yutmaya çalışan karanlığa meydan oku. Ayakta durmak imkansızken, dik dur. Nefes almak durmuş olmalıyken, nefes al. Yaşamana artık izin verilmiyorken, yaşa.


Tüm bunlar tek bir sesin içine sığdırılmıştı.


Ve Damian onu taklit etmeye çalışmıştı. 


Zarifçe, dikkatlice, görünmez dudaklarını o harfi seslendirmek için hareket ettirmeye çalıştı. Tüm Varoluş’u karanlıktaki o tek ışık noktasına odaklanmıştı. İrade’si, Direniş’i, devam etmeye duyduğu o çaresiz ihtiyaca; Hepsi konuşulamaz olanı konuşma çabasına dökülmüştü. 


“Sebat.“


GÜM!

Işık her şeyi mutlak bir şekilde doldurdu.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

6   Önceki Bölüm