O kadar inanılmaz bir acıydı ki, her an bayılacakmış gibi hissediyordu!
Topraklar, kırmızı ve siyah renkler arasında dalgalanıyordu. Vücudu ona bırakması, kaçması, ızdırabının kaynağına tutunmak dışında her şeyi yapması için çığlık atıyordu.
Ama o, bırakmadı.
Bırakmadı çünkü Adam Amca çoktan harekete geçmişti.
Yaşlı asker, içinde keder, öfke ve çaresiz bir umudun birbirine karıştığı şok ve hiddet dolu bir kükreme kopardı. Mızrağı, yaşlı bedeninde kalan her zerre güçle ileri atıldı.
Kasap dönmeye ve bıçağını kurtarmaya çalıştı ama Damian onu olduğu yere sabitlemişti.
Ve Adam Amca’nın mızrağı Kasab’ın kafatasının arkasını delip, geçti.
Taş uç, kafanın tabanından girdi ve ileri doğru devam ederek, bir kan ve daha kötü maddelerin püskürtüsü eşliğinde göz çukurundan dışarı çıktı. Kasab’ın vücudu kaskatı kesildi, her bir kası aynı anda kasıldı.
Aynı anda, Reis Ayala ve diğer Savaşçılar onlara ulaştı.
Ayala’nın taş kılıcı Kasab’ın yan tarafına daldı, az önce yenilmez görünen kasları yarıp, geçti. Savaşçılar’dan biri mızrağını sırtına saplayarak, bir akciğerini deldi. Diğeri ise baltasını koluna indirerek, dirseğinden neredeyse kopardı.
Kasap düşmedi.
Vücudu, her yönden ona saplanan silahlar tarafından desteklenerek, dik durmaya devam etti.
Ama gözleri... Daha doğrusu, geriye kalan tek gözü Damian’ı buldu.
Ve ölürken bile, beyninden bir mızrak geçmişken bile konuşmayı başardı.
“Sen kafayı yemişsin, Tokoloshe.“
O mu?
Deli mi?
Hayır.
Sadece o, devrilmesi için bir canavarı kilitleyecek gerekli hamleyi yapmıştı.
Ya da belki o kadar da gerekli değildi.
Belki başka bir yolu vardı.
Ama bu en hızlısıydı. En kesin olanı. Kasab’ın kaçamayacağını, iyileşemeyeceğini ve başka kimseyi öldüremeyeceğini garantileyen yol buydu.
Ve Damian’ın tek yapması gereken...
“Sebat Etmek“ti.
GÜM!
Kelimeyi sanki görkemli bir umut ve mucize dizisiymiş gibi söyledi.
Bir Harf’ten daha fazlası olan o Harf. Tüm seslerden önce gelen o ses. Kan ve ölümün olduğu bir yerde dile gelen Primus Dil’in bir Parça’sı.
Anında, vücudunun üzerinde Mavi Alevler patladı.
Yaralarından, patlamış bir barajdan çıkan su gibi fışkırdılar; Çağlar’ın Ağırlığ’ını taşıyan Masmavi Ateş dalgaları halinde döküldüler. Akan kan durdu. Yırtılan Etler kaynaşmaya başladı. Un ufak olan kemikler onarıldı.
Alevler hâlâ vücuduna saplı olan tırtıklı bıçağı sardı ve Damian yavaşça, ızdırap içinde onu çekip, çıkardı.
Santim santim.
Tırtıklı kenar iyileşmekte olan ete takılıyor ve onu yeniden yırtıyordu ama alevler onu takip ediyor, hasarı oluştuğu hızla yakıp, yok ediyordu.
Çekti.
Ve çekti.
Ve sonunda bıçak, ıslak ve korkunç bir sesle serbest kaldı.
“Ah...“
Damian, vücudunda hala dans eden alevlerle geriye doğru sendeledi.
Kasab’ın figürünün tamamen hareketsiz kalışını izledi. Canavarın gözleri şimdi kanla dolmuştu; Beyninden geçen mızrak, onu tehlikeli kılan her neyse onu yok etmişti.
Altın Kabile’nin Kasab’ı ölmüştü.
Damian kendi vücuduna bakarken, ağır ağır nefes alıyordu.
Kemiklerin ve kasların restore edilişini görebiliyordu. Alevlerin altında etin birbirine kaynadığını hissedebiliyordu. Süreç tamamen korkunç ve acı vericiydi; Aynı anda hem Yok Edilme hem de Yeniden Var Edilme hissiydi.
Bunu bir daha yapmak istemiyordu.
Ama onu test etmesi gerekiyordu.
O Kadim Harf’in gücü, o Kelime’nin gücü, akıl almaz derecede görkemliydi.
Tamamen uyanık olduğu için ikinci kez bunu daha net hissetti. Alevler onu sadece iyileştirmiyordu. Temel bir şey yapıyorlardı.
Ve vücudunun saniyeler içinde iyileşmesini acı içinde izlerken, kesinlikle söyleyebileceği tek şey, bu kelimeyi söyledikten sonra etindeki Mana konsantrasyonunun da büyük ölçüde arttığıydı.
Yani... Anında İyileşme ve Mana Konsantrasyon’unda devasa bir sıçrama mı?
Acı dolu gözleri düşüncelerini toparlamaya çalıştı.
Hiç şüphesiz, şu an etinin bu kelimeyi söylemeden önceki haline kıyasla iki katından fazla Mana tuttuğunu hissedebiliyordu. Güç hissi, yeniden inşa edilmenin verdiği ızdıraba rağmen sarhoş ediciydi.
Ve tuhaf olan şuydu ki, başı biraz ağrıyordu.
Hafifçe yorulmuş hissediyordu.
Sanki alışık olmadığı ağır bir yükü kaldırmak için görünmez bir kasını kullanmış gibiydi.
Yıkımın merkezinde dururken, etrafında Mavi Alevler yanıyordu.
Kabile sessizliğe bürünmüştü.
Savaşçılar ve kabile halkı aynı şekilde fal taşı gibi açılmış gözlerle izliyorlardı. Kasap, onu bitiren silahlarla çevrili bir halde ölümün içinde donup, kalmıştı. Ve onun önünde, Damian’ın figürü titreyen alevlerle yanıyor, vücudu herhangi bir adamı öldürmesi gereken bir yaradan iyileşiyordu.
Bu görüntü zihinlerine kazındı.
Kadim ateşle sarmalanmış, bir canavarın cesedi başında duran zayıf bir genç adamın.
Tamamen iyileştiğinde, alevler titreyerek, söndü.
Damian, restore edilmiş vücudunu kontrol ederek, kendi kendine kafa salladı. Her şey çalışıyordu. Her şey hareket ediyordu. Acı diniyor, geriye sadece ızdırabın hatırasını bırakıyordu.
Başını kaldırıyordu ki...
PAT!
Geniş bir el kafasının arkasına patladı.
Öfkeli bir Adam Amca yanında belirdi; Yaşlı askerin yüzü çelişkili duyguların fırtınası gibiydi. Damian’ı tepeden tırnağa süzdü, gözleriyle artık orada olmayan yaraları kontrol etti.
“Bunu bir daha yapma!“
Sesi, rahatlama ya da öfke olabilecek bir şeyle çatallandı.
Damian gülümsedi ve başını salladı.
“Denerim.“
Zayıflık hissi şimdi onu ele geçiriyordu. O kelimeyi söylemek için kullandığı görünmez kas, tarif edemediği bir şekilde sızlıyordu. Kanla ıslanmış toprağa ağır bir şekilde oturdu, içinden geçen Mana’yı duyumsadı.
Hala oradaydı.
Hala akıyordu.
Bunu hayal etmemişti.
Etraflarında, kabile halkı birer birer ortaya çıkmaya başladı.
Kulübelerin arkasından, evlerin içinden, savaş sırasında nereye saklandılarsa oradan geldiler. Kısık bir şekilde fısıltılı tonlarda konuşuyorlardı; Gözleri cesetler, yaralı Savaşçılar ve her şeyin merkezinde oturan zayıf genç adam arasında gidip, geliyordu.
Pek çok kişi Damian ve Adam Amca’ya korku, huşu ve belirsizliğin karıştığı ifadelerle bakıyordu.
Çamurlara bulanmış Elena da öne çıktı.
Babasının yanında duruyordu, yüzü hâlâ Damian’ın hatlarını gizlemek için sürdüğü toprakla kaplıydı. Gözleri Damian’ı buldu ve o gözlerde Damian’ın tam olarak okuyamadığı bir şey vardı. Biraz şok, minnet, kafa karışıklığı ve belki de korku?
Hepsi birbirine karışmıştı.
Damian kabile halkının gözlerine, sonra da Kasap ve diğerlerinin cesetlerine baktı.
Bakışları ağırdı.
Hayatta kalmayı başarmış olsalar da, bunun henüz bitmediğini biliyordu.
Altın Kabile, Kasab’ının ölümünü hafife almayacaktı. Bugün dökülen kan, gelecekte olacakların sadece başlangıcıydı.
Ama şimdilik...
Adam Amca arkasına oturmaya gelirken, içini çekti.
Yaşlı asker, otururken bile Genç Lugal’ine destek olmak istercesine geniş sırtını Damianınki’ne yasladı. Adam Amca sonunda kendi bitkinliğini dışarı verdi ve Damian, kendisi tamamen iyileşmişken, asıl yaralı olan ve her yerinden kan akanın bu yaşlı savaşçı olduğunu fark etti.
Damian, etraflarındaki kum ve taşı kaplayan koyu kana baktı.
“Hey.“
Sesi kısıktı.
“İşler ne kadar çılgınca olsa ve bugün senin İlkeler’inden pek çoğunu ihlal etmiş olsak da... Aslında en büyüğünü ihlal etmedik.“
Adam Amca elinde olmadan soluklanıp, gülümsedi.
Evet.
İhlal etmedikleri tek İlke.
Birinci Taş İlke’si.
İyiler asla kazanmaz; Ama insanlarda ve canavarlarda o kadar çok kötülük vardır ki, şansın olduğunda... İyi bir şey yap.
Taş Toprakları’nda sayısız kötülük vardı. İyiler azdı. İnsanlar ve Canavarlar sadece kendilerini düşünürdü. Hareket eden dağlar bile sadece kendilerini düşünür; Bazen geçişleri sırasında altlarında ezdikleri ya da korumalarını bekleyerek, geride bıraktıkları kabileleri umursamadan arazide dolaşırlardı.
Böyle bir yerde, yapabildiğinde... İyi bir şey yap.
Bu İlke’ye, işte buna, bugün tamamen uymuşlardı.
O asla ihlal edilmemişti.
Not: 1.Seviye olmasına rağmen gerçekten çok güçlü başladı. Adam ölmedi ya bir türlü. 😂
Not: Vakochev’den Aşırı Büyük Umutlarım var. Öyle böyle değil. İlk 13 Bölüm’ü çok beğendim. Ve Bilgi ama yanlış olabilir. Bu Anansi sanırım Afrika’da Yerel bir hikaye idi. Discord’da konuşurlarken duydum. Yani evet bizim dünyadab gerçek bir hikaye olmasi lazım. Yazarın uydurduğu değil. Ama yanılıyor da olabilirim tabiiki.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.