Yukarı Çık




14   Önceki Bölüm 

           
Bölüm 15: O’nu Soyun! 


Kabile dans edip, yas tutarken, Damian gözlerini Reis’e çevirdi.


Onun üzerindeki o suçluluk duygusunu görebiliyordu; Damian bu bakışa fazlasıyla aşinaydı.


Yıllarca o bakışı bizzat kendisi taşımıştı. Koruması altındakilere karşı başarısız olduğuna inanan bir adamın bakışıydı bu. Ölüleri sayan ve farklı seçimlerin onları kurtarıp, kurtaramayacağını merak eden birinin bakışıydı bu. 


Bir Ân düşündü.


Buradaki herkes arasında yaralanmamış tek kişi oydu. O görkemli Harf’i söyleyerek, yorduğu o görünmez kası dışında, gayet rahat hareket edebiliyordu. Vücudu bütündü. Ten’inde tek bir iz yoktu. Mavi Alevler bunun icabına bakmıştı.


Kabilenin farklı derecelerde yaralanmış diğer Savaşçılar’ına baktı. Kollarda ve göğüslerdeki derin yarıklar. Alelacele yerine oturtulmuş kırık kemikler. Bu sabah sağlıktan kıpkırmızı olan yüzlerdeki kan kaybının solgunluğu.


Sonra bakışlarını Reis Ayala’ya çevirdi.


Adam dans edenlerden ayrı duruyordu, eli hâlâ derme çatma bandajların arasından sızmaya devam eden yan tarafındaki yarasına bastırılmıştı. Taş kılıcı, sanki onu tuttuğunu unutmuş gibi gevşekçe, elinde asılı duruyordu.


“Hey, Reis,“ diye seslendi Damian sakince.


Reis Ayala bakışlarını ona çevirdi ve odaklandı. Gözleri, zaferde bile çok sert dövüşmüş ve çok şey kaybetmiş bir adamın yorgunluğunu taşıyordu.


Etraflarında diğerleri dans edip, yas tutarken, Damian devam etti. Sesi ölçülüydü, kederi soğuk bir pratiklikle yarıp, geçiyordu.


“Altın Kabile, Kasab’ı buraya sekiz Savaşçı ile gönderdi. Bu azımsanacak bir güç değil. Bu, sonuç beklediğinizde gönderdiğiniz türden bir kuvvettir.“


Bunun bir Ân zihnine yerleşmesine izin verdi.


“Sonuç beklendiğinde, rapor da beklenir. Kasab’ın haraçla dönmesi gerekiyordu. Kendi dediği gibi, kadınlarla. Bir gün, belki iki gün içinde dönmediğinde, Altın Kabile merak edecektir. Onun izini sürmek için gözcüler göndereceklerdir.“


Reis Ayala’nın ifadesi kederden, yavaş yavaş uyanan bir dehşete kaydı.


“O gözcüler, onun bilinen son durağının Mor Taş Kabile’si olduğunu öğrenecekler. Buraya gelecekler. Taşlardan yıkayamadığımız kanı, Savaşçılar’ınızın üzerindeki savaşı anlatan yaraları görecekler.“


Damian’ın karanlık gözleri sabitti.


“Ve Kasab’ın burada öldüğünü teyit ettiklerinde, başka bir Kasap göndermeyecekler. Daha kötü bir şey gönderecekler. Belki İkinci Katman’dan bir Savaşçı. Ya da Kasab’ın gücünü aşan birden fazla Savaşçı. Buraya haraç için değil, imha için gelecekler. İnfazcılarını öldürmeye cüret eden kabileden ibretlik bir örnek çıkarmak için.“


Sonuçlar bir dalga gibi üzerine çökerken, Reis’in yüzü kül gibi oldu.


Yas, etraflarında devam ediyordu ama Ayala artık dans eden kabile üyelerine yeni gözlerle bakıyordu. Sadece bugünün ölülerini değil, eğer hiçbir şey değişmezse yarının ölülerini de gören gözlerle.


Damian, sakin bir bakışla devam etti.


“Bu yüzden, Altın Kabile’nin Kasabı’nın burada ölmediğinden emin olalım.“


Reis, gözlerini kırpıştırdı ve ona baktı.


Yıpranmış yüzünde kafa karışıklığı, en zayıfından bir umut ışığıyla karıştı.


Reisin arkasından tanıdık bir figür kafasını uzattı. Elena’nın yüzü hâlâ Damian’ın hatlarını gizlemek için sürdüğü çamurla kaplıydı; Bu hali ona topraktan fırlamış tombul bir yaratık görünümü veriyordu. Gözleri şüpheyle Damian’dan Kasab’ın dik duran cesedine, sonra tekrar Damian’a gidip, geliyordu.


“Sen, gerçekten bir Tokoloshe misin?“


Sesi temkinliydi.


“Kasab’n hayaletini mi... Geri getireceksin?“


WAA! 


Ölüler’i diriltmek. Bunlara Sadece Tokolosheliler Kadir’di.


Damian bu Ân’da bu kıza kaşlarını çattı.


Kız hızla tekrar babasının arkasına saklandı; Güvenli bir mesafeden tehlikeli bir şeyi izleyen bir çocuk gibi ona bakıyordu.


Zonklayan başını tuttu ve içini çekti.


Zorladığı o görünmez kas hâlâ sızlıyordu ve hayalet olmakla suçlanmak pek yardımcı olmuyordu.


“Buraya gelmeden önce Kasab’ın neye benzediği hakkında hiçbir fikrim yoktu.“


Ses’i sabırlıydı, aşikar bir şeyi açıklayan birinin tonundaydı.


“Diğer kabileler de bilmeyecek. Ünü yüzünden daha hızlı yayıldı. İnsanların bildiği şey zırhıdır. Silahıdır. Zalimliğidir. Ah, ve tabii ki bağırdığında, söyledikleridir... ’Ben, Altın Kabile’nin Kasabı’yım!’“


Kendine has kıyafeti ve tırtıklı kemik bıçağıyla dik duran cesedi işaret etti.


“Birinin Kasab’ın giydiği her şeyi üzerine geçirmesi gerekiyor. Onu soyun. Silahını alın. Buradaki Savaşçılar’dan birkaçını yakındaki iki veya üç kabilenin yanından geçmeleri için gönderin. Kasap gibi davranın. En fazla yiyecek talep edin. Şurada burada birkaç kabile üyesini yaralayın, öldürücü olmasın, sadece inanılacak kadar.“


Gözleri keskinleşti.


“Ve sonra, halka açık bir şekilde İlkel Canavarlar’la dolu yakındaki bir Hazine Dağı’na tırmanacağınızı duyurun. Tanıkların bunu duyduğundan emin olun.“


Planın anlaşılmasına izin verdi.


“Kasap ve Savaşçılar’ının bir dağda kaybolması, bu kabilede kaybolmalarından çok daha iyidir. Altın Kabile, onun gibi adamların sıkça yaptığı gibi, aşırı özgüvene kapıldığını varsayacaktır.


İlkel Canavarlar’ın onu hakladığını düşüneceklerdir. Onun için yas tutacaklar ya da ona küfredecekler ama buraya intikam aramaya gelmeyecekler.“


Bir duraksama.


“Bu sayede bir şiddet döngüsinden kurtulabiliriz. Ya da en azından, yakalanmamız durumunda kazanabileceğimiz kadar zaman kazanırız.“


Sözleri, arkasındaki Adam Amca’nın ayağa kalkmasına neden oldu.


Yaşlı asker Damian’a parlayan gözlerle bakıyordu; Umut ettiği bir şeyin nihayet gerçekleşmesini izleyen bir adamın ifadesi vardı. Yaralarına, bitkinliğine rağmen, o bakışta gurur vardı!


Damian da ayağa kalktı ve gerindi; Zihnindeki o geçmek bilmeyen yorgunluğa rağmen restore edilmiş vücudu akıcı bir şekilde yanıt veriyordu.


Reis ve diğerleri de ona benzer bakışlar attılar. Yeniden değerlendirme bakışları!


Bir Ân sonra, Reis Ayala dikleşti.


Yumruğuyla göğsüne vurdu; Bir görevi kabul eden bir Savaşçı’nın jestiydi bu.


“Bu görevi ben üstleneceğim.“


Ses’i gücünü yeniden bulmuştu.


“Savaşçı Adam, Tokoloshe... Eğer burada kalıp, evimizi koruyabilirseniz, bunun layıkıyla yapılmasını sağlayacağım.“


Damian’ın gözü seğirdi.


Kabile halkı ona hayalet demeye gerçekten niyetli görünüyordu.


İtiraz etmek için ağzını açtı ama Reis çoktan arkasını dönmüştü. Başka hiçbir şeyi beklemeden Ayala, Kasab’ın dik duran cesedine doğru ilerlemişti. 


Cesedi becerikli, alışkın hareketlerle soymaya başladı.


Kemik plakalarla güçlendirilmiş deri zırh önce çıktı. Sonra dişlerden ve ganimetlerden yapılmış süsler.


Bekle.


Damian gözlerini kırpıştırdı.


Dişler de mi? Tanrım, ne biçim hobilerin vardı senin?


İşlem devam etti.


Sonra içeriği bilinmeyen keselerin olduğu kemer. Son olarak, tırtıklı kemik bıçak, henüz kaskatı kesilmemiş ölü parmaklardan sökülüp, alındı.


Bu, Taş Toprakları’nı ve ölen Savaşçılar’ın başına gelenleri örnekleyen ağır bir sahneydi.


Ne kadar kudretli olursanız olun, ne kadar zengin olursanız olun, sonunda cesediniz kuma ve taşa atılacaktı. Sizden geriye kalan tek hatıra bu olacaktı.


Et çürüyecek. Kemikler dağılacaktı. Sizi güçlü kılan o Mana, geldiği yer olan toprağa geri sızacaktı.


Ve hayat, her zaman olduğu gibi, sizsiz devam edecekti!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

14   Önceki Bölüm