141.Bölüm: 28.Kısım – En Güçlü Kurban (1)
Otuz dakika sonra, tüm altıncı sınıf canavarlar temizlenmişti. Ekip üyelerimle birlikte oldukça aktif rol oynamıştık; özellikle Gong Pildu öne çıkıyordu. On Kötü’den biri için fazlasıyla tatmin edici bir andı bu.
“Sonunda biraz dinlenebiliriz. Peki ya dört saat sonra?”
Lee Jihye, kılıcını kınına geri sokarken merakla sordu.
Etrafıma baktım. Bölgedeki çatışmalar da yavaş yavaş duruluyordu. Diğer bölgelerde neler olduğunu bilmiyordum ancak en azından burayı korumayı başarmıştık.
Elbette herkes güvende değildi.
“Baba! Lütfen uyan! Baba!”
“Biri yardım etsin!”
Henüz yeterli tecrübeye sahip olmayan pek çok enkarnasyon, altıncı sınıf canavarlara karşı koyamamıştı. Ağır tazıların pençeleri yüzünden büyük travmalar yaşayanlar, iç organları patlayanlar vardı. Ölenlerin çoğu yeni enkarnasyonlardı.
[Mevcut enkarnasyon sayısı: 90.531]
Daha ilk dalga olmasına rağmen Seul Kubbesi’ndeki enkarnasyonların onda biri yok olmuştu.
Biraz ileride, Yoo Joonghyuk enkarnasyonları sessizce izliyordu. Ona bakarken içime hafif bir huzursuzluk çöktü. Dokkaebi, en güçlü enkarnasyonun kurban edilmesiyle Seul Kubbesi’ndeki herkesin kurtulacağını söylemişti.
“Hey, Yoo Joonghyuk.”
Yoo Joonghyuk bana doğru döndü.
Açıkçası, onun için hangi manzaranın değer taşıdığını tam olarak bilmiyordum. Daha önce de defalarca söylediğim gibi, Hayatta Kalma Yolları’nı okumak bu kişiyi gerçekten anlamama yetmemişti. Sonuçta ben yalnızca işlenip aktarılmış bir metni anlamıştım. Bazı şeyler ise, doğaları gereği okunamazdı.
“Gel biraz konuşalım.”
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Yüksek katlı bir binanın çatısına çıktık. Yolda, uzun bir aradan sonra ilk kez Yoo Joonghyuk üzerinde Karakter Listesi’ni kullandım.
[Özel yetenek,
Karakter Listesi etkinleştirildi.]
[Bu kişi hakkında çok fazla bilgi mevcut.
Karakter Listesi,
Karakter Özeti’ne dönüştürülüyor.]
[Kullanıcının kolaylığına göre yalnızca rastgele belirlenen öğeler gösterilecektir.]
+
<Karakter Özeti>İsim: Yoo Joonghyuk
Sponsor Takımyıldızı: ???
Özel Nitelikler: Regresör (3. Tur) (Mistik), Profesyonel Oyuncu (Nadir), Yüce Kral (Kahraman)
Özel Yetenekler: [Bilgenin Gözü Sv.9], [Yakın Dövüş Sv.10], [Gelişmiş Silah Ustalığı Sv.10], [Gelişmiş Zihinsel Bariyer Sv.3], [Yüz Adımlık İlahi Yumruk Sv.9], [Kızıl Anka Yürüyüşü Sv.8], [Göğü Yaran Enerji Sv.8]…
Stigma: [Regresyon Sv.3], [Transmisyon Sv.5]
+
Bu herif hâlâ sponsorunun kim olduğunu bilmiyordu.
Neden görünmediğini zaten biliyordum. Hayatta Kalma Yolları’nın orijinalinde bile Yoo Joonghyuk’un sponsoru en sonuna kadar açıklanmamıştı. Belki sonsözde ortaya çıkar diye düşünmüştüm fakat ne yazık ki Hayatta Kalma Yolları’nın sonsözünü okuyamamıştım.
Sponsoru, bildiğim tüm takımyıldızlarından daha fazla olasılığa dirençliydi. Diğer takımyıldızlarını kandırarak zamanın çarkını geriye çevirebilecek bir güce sahipti. Hayatta Kalma Yolları’nın sonuna kadar, Yoo Joonghyuk’a ‘regresyon’ dışında hiçbir şey sunmamıştı.
Kim olduğunu ve Yoo Joonghyuk’tan ne elde etmek istediğini tam olarak bilmiyordum.
“…Nirvana’yı öldürmenin bir yolu var mı?”
Bu herif gerçekten sabırsızdı. Dinlenmesi için zaman verilse de hâlâ düşünmekle meşguldü. Depresif hâline rağmen Yoo Joonghyuk, yine de Yoo Joonghyuk’tu.
“Ondan önce bir durup nefes alalım. Manzara güzel.” dedim ve çatı korkuluğuna oturdum.
Yoo Joonghyuk sordu.
“Ne yapıyorsun?”
“Dünyaya bakıyorum. Güzel değil mi?”
Seul şehri canavarlar tarafından harap edilmişti. Hızla ekledim.
“En azından eskiden güzeldi.”
“Manzaralardan hoşlanmam.”
“Neden?”
“Bir gün yok olacakları için.”
Shin Yoosung’la savaştıktan sonra üçüncü regresyondaki Yoo Joonghyuk’u biraz daha anladığımı sanıyordum. Umutsuzluğa kapılmadan, vazgeçmeden bu dünyayı sevebilecek biri olduğuna inanmak istiyordum.
Ağzımı açtım.
“Ama yine de bu şeyleri korumamız gerekiyor.”
“Kim Dokja, hiçbir şey bilmiyorsun.”
Belki de benim yanlış anlamamdı. Yoo Joonghyuk her an vazgeçebilirdi, çünkü hâlâ regresyonlarının içindeydi. Nihayetinde amacı ‘bu dünyanın yok oluşunu’ engellemekti. Ancak çelişkili bir şekilde, bu dünyadan istediği an vazgeçebilirdi.
Onun özü regresyondu ve asla değişmeyecekti.
“Hayır, biliyorum.”
“Ne biliyorsun?”
“İstediğin zaman regresyon geçirebilmen, ölümü anlamsız kılıyor.”
Aşağıya baktım. Lee Seolhwa yaralılarla ilgileniyordu. Kim olduğunu bilmediğim birine kaynamış çorba içiriyordu. Tüm çabasına rağmen, o kişinin ölme ihtimali çok yüksekti. Bugün yaşasa bile yarın ölecekti. Yarın mucizevi şekilde hayatta kalsa, ertesi gün ölecekti.
Dördüncü regresyonda da böyleydi, beşincide de. Yüzüncü regresyonu geçse bile Yoo Joonghyuk’un dünyasında her zaman ‘ölüm’ vardı.
“Ölümün bir anlamı yoksa, hayatın değeri de yok olur.”
“Sen ne bilirsin ki…”
“Yoo Joonghyuk, aç gözlerini. Birkaç kez tekrarlamakla her şeyin düzeleceğini sanma.”
Yoo Joonghyuk, sert sözlerim karşısında şaşırmış gibi sessiz kaldı.
“Dördüncü regresyonda daha iyi yapma ihtimalin var. Ancak bunun gerçekleşmemesi ihtimali de var. Sinema Zindanı’nı unuttun mu? O zaman yardıma gelmeseydim—”
“Bir sonraki regresyon kesinlikle daha iyi olacak. Bu turda çok fazla beklenmedik şey oldu. Diğeri mutlaka daha iyi olacak.”
“Niye? Gelecekte olacakları daha iyi bileceğin için mi?”
Elinde daha fazla bilgi olursa bir sonraki turda daha iyi yapabileceğine dair belirsiz bir inancı vardı. Bir şeyler ters giderse bu regresyondan vazgeçmesi onun için çok kolaydı.
Bu, ‘regresyon depresyonu’nun ön belirtileriydi.
Hayatta Kalma Yolları’nın bazı satırları zihnimde belirdi.
41.regresyon civarındaydı. Yoo Joonghyuk, ‘Bilinçaltının Kâşifi’ adlı takımyıldızına bağlı bir enkarnasyonla regresyon depresyonu hakkında konuşmuştu. Yoo Joonghyuk, o zamanlar da böyle söylemişti.
Konuşmaya devam ettim.
“Evet. Dediğin gibi olabilir. 10 ya da 20 kez tekrarlarsan, elbette daha iyiye gider. Daha fazla senaryoya maruz kalır, geleceğin daha fazlasını görürsün. Ancak asıl sorun, bu şekilde dünyayı ne zaman kurtaracağın.”
“Bu ne demek?”
“O zaman geldiğinde, gerçekten de bu dünyayı kurtardığını düşünecek misin?”
“…”
“100 ya da 200 kez tekrarladıktan sonra da aynı zihniyeti koruyabileceğini mi düşünüyorsun?”
“O kadar çok olmasına imkân yok.”
Sessizce Yoo Joonghyuk’a baktım.
「…Yoksa?」
Yoo Joonghyuk’un gözleri yavaşça büyüdü.
Konuşmaya devam ettim.
“Son zamanlarda kâbus görüyor musun?”
“…”
“Dünyayı kurtarsan bile kurtuluşa eremeyeceksin. Dünyayı kurtardığın an, terk ettiğin dünyalar sana azap çektirecek. Tek bir dünyayı kurtarmış olsan bile, geride bıraktığın tüm o dünyalar seni cehenneme sürükleyecek.”
Yoo Joonghyuk’un gözleri titredi. Muhtemelen bunun farkına az da olsa daha önce varmıştı.
“O yüzden, bu turu düzgün yaşa. Shin Yoosung, sayısız yıl boyunca savrulduktan sonra mahvoldu. Sen ondan da beter olacaksın. Ne kadar çok tekrar edersen, o kadar kontrolden çıkacaksın. Kendine sor: Başlangıçtaki hâlinle şu anki hâlin arasında ne fark var?”
“Bu…”
Yoo Joonghyuk’un ifadesi sertleşti. Gözleri şiddetle titriyordu. Başlangıçtaki Yoo Joonghyuk bunu yapamazdı.
“Bu turu çöpe atarsan daha iyi olacağını sanma. Belki de terk etmek üzere olduğun bu tur, dünyanın sonunu bir ‘insan’ olarak kadar görebileceğin ‘tek döngüdür’.”
“…”
Yoo Joonghyuk ağzını kapattı. Bir şey söylemek istiyordu ama kelimeler çıkmıyordu. Yüzünde yoğun bir çatışma vardı.
Evet, Yoo Joonghyuk. Düşün bakalım. Regresyon geçirirsen bana ne olur?
[Karakter
Yoo Joonghyuk’un zihinsel durumu bir miktar iyileşti.]
Yoo Joonghyuk’un yüzünde belli belirsiz bir kararlılık ışığı gördüm. Her dünya lanet olası derecede zordu. Bu dünya da öyleydi.
Her yeniden başlatışta, tüm gücünle yaşa.
Serin bir rüzgâr esti ve birlikte yıkılmış şehre baktık.
“Bu senaryonun etkinlik eğilimi güçlü. Akış, bildiğimiz yöne geri dönecek. Bildiğin gelecek yine kullanılabilir olacak. Hem hâlâ yalnızca senin bildiğin birçok gizli parça yok mu? Seul Kubbesi bir şekilde özgürleştirilirse…”
Tam o sırada, çatı kapısı büyük bir gürültüyle açıldı ve insanlar içeri yuvarlandı. İlk düşen Gong Pildu’ydu; Lee Jihye ve çocuklar da üstüne düşmüştü.
“Haaah! İtmeyin!”
“Ah, ne konuştuklarını merak etmiştim. Ahjussi, niye yaptın bunu?”
“Erkekler arasındaki bir konuşmaya öyle pat diye girilmez.”
“Erkekmiş götüm…”
…Durumu kabaca tahmin edebiliyordum.
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı’nın gözleri parlıyor.]
“Millet…”
Lee Jihye daha fazla saçmalamadan önce konuştum.
“Bugün şaklabanlık yapmayın. Hiç havamda değilim.”
[Takımyıldızı
Şeytanvari Ateş Yargıcı üzgün.]
Takımyıldızının üzgün olup olmaması önemli değildi. Şu an önemli olan Yoo Joonghyuk’tu.
Uriel bize şu anda jeton vermiyordu, umarım Jung Heewon’a giderdi.
Yoo Joonghyuk ağzını açtı.
“Bu senaryo için bir plan yapıyorduk.”
“Plan mı? Ne planı?”
Yoo Joonghyuk bana döndü.
“Bu senaryonun bitmesi için en güçlü enkarnasyonun ölmesi gerek. Bunu düşünüyordum.”
Bir anda tüylerim diken diken oldu. Bunu söylerken neden bana bakıyordu?
Lee Jihye hafif bir heyecanla konuştu.
“Ah, biz de onu konuşuyorduk. Ee? En güçlü enkarnasyon kim?”
“Elbette benim.”
Kendinden emin Yoo Joonghyuk’a bakınca endişelerimin bir yanlış anlama olduğunu fark ettim. Sonuçta gururlu biriydi…
Hayır, bir dakika.
Bu senaryo en güçlü enkarnasyon öldüğünde bitiyorsa ve o, en güçlü kişinin kendisi olduğunu düşünüyorsa…
“Kendini mi öldürecektin?” diye sordum.
“Ölürsem bu senaryoyu bitirebilirim.”
Asil zihniyeti karşısında biraz duygulandım. Kahretsin, regresyon depresyonu bile bir anda havalı gelmişti.
Ancak gerçekten ölmesine izin veremezdim.
“Çok aceleci davranmıyor musun? En güçlünün sen olduğunun garantisi var mı? Mesela ben…”
Ekip üyeleri aynı anda bana baktı. Lee Jihye omzuma vurup abartılı bir kahkaha attı.
“Hey, ciddi misin?”
“Dokja hyung sanki…”
Lee Gilyoung bana acır gibi bakarken Shin Yoosung’un yüzü tamamen karışıktı. Gong Pildu ve Min Jiwon da farklı değildi.
“Sormaya bile gerek yok.”
“…Yüce Kral yine de daha güçlü değil mi?”
“Durun, ahjussi Kurtuluş Kilisesi’nin Liderini yendiğini söylememiş miydi?”
Tam isabet.
“Ahjussi yenebildiyse, Kurtuluş Kilisesi’nin Lideri gerçekten o kadar güçlü müdür ki? Ben görmedim ama kesin garip bir numara falan kullanmıştır. Değil mi?”
Bir bakıma haklıydı. Biraz tuhaf bir ruh hâliyle bahane uydurdum.
“…Sadece kendimi örnek olarak verdim. Kurtuluş Kilisesi’nin Lideri Yoo Joonghyuk’tan daha güçlü olabilir. Aslında onu yenerken bayağı zorlandım.”
Lee Jihye’nin gözleri şaşkınlıkla açıldı.
“Usta, bu doğru mu?”
“…O adamla ben zıtız.”
Yoo Joonghyuk’un sözleri ekibin kafasını iyice karıştırdı.
“O zaman… en güçlü kişi Kurtuluş Kilisesi’nin Lideri mi?”
“Vay be, Usta’dan daha güçlü biri mi var?”
“Sıralamanın ölçütü ne? Savaş gücü mü? Yoksa dövüşte kazanan mı…”
Min Jiwon’un sorusuna ben cevap verdim.
“Genel savaş gücünü esas alıyor olabilirler. Zaten herkesin herkesle dövüşmesi mümkün değil. Dövüştükten sonra sonuç değişebilir.”
“Düşününce, dokkaebi ne demişti? ‘En güçlü kendini bilecektir’ gibi bir şeydi sanki…”
Hepimiz Yoo Joonghyuk’a baktık.
“Yoo Joonghyuk, her zamankinden farklı bir şey var mı? Dokkaebi sana bir şey söyledi mi?”
Yoo Joonghyuk yumruğunu sıktı ve yavaşça cevap verdi.
“…Hayır, bir şey söylemedi.”
Etrafıma bakıp konuştum.
“Sanırım kesin bir şey söyleyemeyiz.”
“O zaman ne yapacağız?”
“Bunu şimdilik iyi bir şey olarak düşünelim. Sonuçta buradaki hiç kimse Yoo Joonghyuk’un ölmesini istemiyor. Şimdilik mantıklı bir kararla Nirvana’nın en güçlü olduğunu varsayıp onu ortadan kaldıralım.”
“Ya en güçlü olanın Yüce Kral olduğu ortaya çıkarsa…”
“Onu da o zaman düşünürüz.”
Min Jiwon ekledi.
“Kurtuluş Kilisesi Gangbuk’ta. Sınırlar sıkı bir şekilde korunuyor ve arada büyük bir güç farkı var. Hepimiz gitsek bile—”
“Gitmeyeceğiz. O, ayağımıza gelecek.”
“Nasıl? Karşılık verir mi ki? Kazancı olmayan bir şeyi asla yapmaz…”
“Olaya sağduyuyla bakıyorsun.”
Ne var ki Nirvana, sağduyulu bir insan değildi.
+
Çeviri: Sansanosn
Son Kontrol: Hono