Yukarı Çık




143   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   145 

           


144.Bölüm: 28.Kısım – En Güçlü Kurban (4)


   [Hıımm, düşündüğümden daha çabuk bitecek gibi.]

Dokkaebi, Yoo Joonghyuk ile Nirvana arasındaki kanlı savaşı izlerken kıkırdadı.

   [Yarısı olmasa bile, enkarnasyonların en azından üçte biri ölür sanmıştım…]

   [Bu hikâye pek ilginç değil.]

Havada üç orta seviye dokkaebi stadyuma bakıyordu. Dokkaebilerin ortaya çıkmasıyla, stadyumun dışındaki enkarnasyonlar donup kaldı. Ne zaman ortaya çıksalar, mutlaka gülünç bir şey olurdu.

   [Çabuk biterse ipucu vermenin ne anlamı kalır ki?]

   [Böyle olmayacak. Biraz daha hızlı açıklayalım.]

Dokkaebiler konuştuğu anda, havadaki ekranda enkarnasyon sıralamaları belirmeye başladı.

+

   [Şu anda Seul Kubbesi’ndeki en güçlü sekizinci enkarnasyon Ayışığı Kızı Yoo Sangah’dır.]

   [Şu anda Seul Kubbesi’ndeki en güçlü yedinci enkarnasyon Silahlı Kale Efendisi Gong Pildu’dur.]

   [Şu anda Seul Kubbesi’ndeki en güçlü altıncı enkarnasyon Yıkımın Yargıcı Jung Heewon’dur.]

+

Üç sıralama bir anda açıklanınca insanların tepkileri adeta patladı.

   “Yoo Sangah da kim? Ayışığı Kızı mı?”

   “Gong Pildu yedinciymiş!”

Jung Heewon da gökyüzündeki elektronik ekranı izliyordu.

   “Vay vay, altıncı mıyım?”

   “Ben onuncuyum… tsk. Unnie, gel dövüşelim.”

Lee Jihye, yere yapışan Jeon Ildo’nun üzerine basarak sordu.

Jung Heewon da üzerine basıp cevap verdi.

   “Hmm, üzgünüm ama zor. Sponsorum senden hoşlanıyor.”

   “Ne? Neden?”

Cevap vermek yerine Jung Heewon kılıcını Jeon Ildo’ya doğrulttu.

   “Affedersin, ilk 10’a bile giremeyen Jeon Ildo-ssi?”

Bıçağın ucunu gören Jeon Ildo’nun tüm bedeni titredi.

   “…Jung Heewon, Düşünce Enfeksiyonu’ndan nasıl kurtuldun?”

   “Burada soruları ben sorarım. Çabuk cevap vermezsen de öldürürüm.”

   “Beni öldürürsen… kubbeyi… kaldıramazsın…”

Bunlar söylediği son düzgün sözlerdi. Ortam biraz bunaltıcı olduğu için Jung Heewon, Kim Dokja’yı aramaya gitmeden önce Jeon Ildo’ya bir yumruk daha attı.

   “Dokja-ssi?”

Ancak Kim Dokja ortalıkta yoktu.

+

   [Şu anda Seul Kubbesi’ndeki en güçlü beşinci enkarnasyon Saf Kalpli Çelik Lee Hyunsung’dur.]

+

Kubbenin dışında canavarlarla savaşan Lee Hyunsung ile Gong Pildu mesajı duyduğunda, Gong Pildu’nun kaşları çatıldı.

   “…’Saf kalpli çelik’ de ne?”

   “B-Ben de bilmiyorum.”

Lee Hyunsung, 5. Sınıf canavarlara Muazzam Dağ Parçalayışı kullandı. Çelik Dönüşümü’nü kullanabilen biri için felaket seviyesindeki canavarlar artık tehdit değildi. Ancak canavarların sayısı beklediklerinden fazlaydı ve ön hat yavaş yavaş geri itiliyordu.
Lee Hyunsung, silahlı kaleyi korurken düşündü.

   ‘Dokja-ssi… her şey yolunda mı?’

Kim Dokja’nın cevap vermesini umsa da elbette bir yanıt gelmedi.

+

   [Şu anda Seul Kubbesi’ndeki en güçlü dördüncü enkarnasyon Kara Alevlerin İmparatoriçesi Han Sooyoung’dur.]

+

Han Sooyoung aynı anda ekrana bakarken güldü.

   “…Gerçekten dördüncü müyüm?”

Kanlar içinde yerde yatan Kim Dokja’ya baktı. Onu hemen öldürmeyecek şekilde bıçaklamıştı ancak kan kaybı fazlaydı; yakında öleceği kesindi.

Han Sooyoung eğilip kanayan Kim Dokja’nın yanağına dokundu.

   “Kim Dokja… gerçekten böyle mi öleceksin? Ya üçüncü sıradaysan?”

Rahatsız bir ifadeyle ona baktı.

   “Şu an çok kaygısız görünüyorsun.”

Elbette Kim Dokja cevap vermedi. Bıçaklayan kendisi olsa da bunu yaptıktan sonra, Kim Dokja’nın gerçekten ölmesinden korkmaya başlamıştı. Avatar’ı bile yoktu… yoksa var mıydı?

   “Neden onun için endişeleniyorum ki…”

Han Sooyoung homurdandıktan sonra sustu. Bilinci kapalı Kim Dokja’nın dudakları acıyla büküldü. Neler olduğunu öğrenmek istiyordu ama sormadı.

Kim Dokja zor bir durumdaydı. Onun gibi, dünya yıkılmadan önce sıradan bir insandı. Böyle birinin, dünyanın kaderini belirleyecek sahneye atlayıp ana karakterleri yönlendirmesi…

Han Sooyoung, Kim Dokja’nın da normal bir insan olduğunu bir anlığına unutmuştu. Parmağını uzatıp Kim Dokja’nın dudaklarına dokundu.



Ardından yüzü, gülümseme ile kaş çatmanın tuhaf bir karışımına dönüştü. Han Sooyoung kıkırdadı.

   “…Gerçekten tuhaf.”

Tam o anda kubbenin içinde devasa bir şok dalgası patladı. Yoo Joonghyuk ile Nirvana arasındaki savaş sona yaklaşmıştı.

   [Haha, merakla beklenebilecek üç kişi kaldı. Kim olduklarını merak ediyor musunuz? Bekleyin bakalım! Sıralamalar yakında açıklanacak!]

   [Takımyıldızı Gizemli Entrikacı, çarpan kalbini saklamaya çalışıyor.]

   [Takımyıldızı Altın Başlığın Esiri, terliyor ve saçını çekiştiriyor.]

   [Takımyıldızı Adaletin Kel Generali, başını siliyor.]

Yoo Joonghyuk gelen mesajları dinleyip kılıcını bir kez daha kaldırdı. Avalokiteśvara’nın Bin Eli delinip geçilirken korkunç bir ses yükseldi; derin kasların içinden mekanik bir gıcırtı geldi. Yoo Joonghyuk, boyutunun yavaş yavaş çöktüğünü hissetti.

Bu, Devleşme’nin yan etkisiydi. Taşıyamayacağı bir gücü sırtlanmasının bedeliydi. Bu güç kendisine verildiğinde, dev ona açıkça uyarıda bulunmuştu.

   「 Tüm statların üç haneli sayılara ulaşmadan bu yeteneği asla kullanma. 」

Ancak dev, Yoo Joonghyuk’un bu yeteneği Transmisyon yoluyla edineceğini varsaymıştı. Onun uyarıyı dinlemeyeceğini de biliyordu. Yoo Joonghyuk, imkânsız yol olan asura yolundan yürümek zorundaydı ve geçebilmek için elindeki her şeyi kullanmalıydı. Sinir bozucu olan şey, yolun sonunun hâlâ görünmüyor oluşuydu.

Yoo Joonghyuk bedenindeki tüm büyü gücünü zorla çekip çıkardı ve kılıcını doğrulttu. Nirvana’ya doğru muazzam bir büyü gücü enerjisi patladı.

「 Göğü Yaran bir patlamadır. Kendini gizleme. Genişle, aç ve taş. Göklerin senden üstün olmasına izin verme. 」

Bunlar ona Göğü Yaran Kılıç Ustalığı’nı öğreten Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin sözleriydi. İkinci regresyonun orta ve son safhalarında, Göğü Yaran Kılıç Azizi geri dönenler ittifakına karşı savaşmış ve tek başına ölmüştü. O zamanlar Yoo Joonghyuk, yarıp geçemediği kalın bir gökyüzü görmüştü. Dünyada gerçekten böyle bir gökyüzü vardı.

   “Yoo Joonghyuk—!”

Ancak Nirvana o gökyüzü değildi. Nirvana güçlü bir reenkarnatördü. Gelecekte daha da güçlenecekti. Fakat henüz bir göksel şeytan ya da Göğü Yaran Kılıç Azizi kadar güçlü değildi.

   ‘O hâlde seni öldürebilirim.’

Yoo Joonghyuk manasını serbest bıraktı ve Nirvana’nın bedenini paramparça etti. Avalokiteśvara’nın Bin Eli parçalara ayrıldı. Büyü gücüne maruz kalan etler yırtıldı. Bu, aceleyle miras alınmış bir yeteneğin sınırıydı.

   “Kuuaah!”

Nirvana’nın bedeni yere çakıldı ve içeride devasa bir şok dalgası yayıldı. Yoo Joonghyuk zaferinden emindi. Bu darbe yeterliydi. Nirvana’nın pek çok gizli kozu olabilirdi ama böyle bir saldırıyı tersine çeviremezdi.

   ‘Kim Dokja’dan çekindiği için muhtemelen yakın dövüş yeteneği miras almıştır.’

Yoo Joonghyuk kalan manasını topladı ve son darbeyi hazırladı. Çukurdan çıkıp bitirici hamleyi indireceği anda, zihninde aniden bir bip sesi yankılandı.

   [Özel yetenek Gelişmiş Zihinsel Bariyer Sv.3 sınırına ulaştı.]

   [Özel yetenek Düşünce Aşılama Sv.1, enfekte ediliyor.]

…Ne?

Mümkün değildi. Düşünce Aşısı, Nirvana’nın Düşünce Enfeksiyonu ve Ebedi Hapsi’ne karşı bir karşı yetenekti. Neden onun üzerinde kullanılıyordu?

   ‘Yoksa…’

Bir anda fark etti. Şu anki Nirvana, önceki yaşamındaki Nirvana’dan hâlâ daha zayıftı. Ya Nirvana yakın dövüş yeteneği miras almamışsa?

Kim Dokja denen değişkene rağmen, Nirvana’nın en başından beri tek hedefi Yoo Joonghyuk’tu.

   ‘Siktir… 108 Keder.’

   [Özel yetenek Gelişmiş Zihinsel Bariyer Sv.3, yok edildi.]

   [108 kötü ruh zihnini kemirmeye başladı.]

O anda Yoo Joonghyuk’un gözleri simsiyah oldu, beş duyusu kontrolden çıktı. Düşünceleri olağandışı şekilde ağırlaştığında bir terslik olduğunu fark etmeliydi.

Nirvana çukurun içinden güldü.

   “Yoo Joonghyuk! Seni anlayabilen tek kişi benim!”

Belli ki Nirvana tüm bu süreyi sadece bu an için dayanarak geçirmişti. Nirvana’nın arkasında 108 dev boncuk parladı.

   “Artık dur ve benimle bir ol.”

Işık yükseldi, Yoo Joonghyuk zihninin parçalandığını, acı kırıntılarının beynini deldiğini hissetti. Bu yeteneğe düşerse, bir sonraki regresyonunu garanti edemezdi.

   ‘Bu… son.’

Şimdi gerilemesi gerekiyordu. Yoo Joonghyuk bedeninin son kontrolünü ele aldı ve Göğü Yaran Kılıcı’nı boynuna dayadı.

   —Bu turdan vazgeçersen her şeyin daha iyi olacağını sanma.

Bu sözler neden tam şimdi aklına gelmişti?

   —Belki de bu, dünyanın sonunu bir ‘insan’ olarak görebileceğin son ‘döngü’dür..

Yoo Joonghyuk’un zihni berbat bir durumdaydı; yine de aklında ilk kez bir düşünce belirdi.

   ‘Kim Dokja…’

Ardından görüşü yavaş yavaş karardı.

   —Aptal, sonunda anladın.

Yanılmıştı. Tanıdık bir ses duyuldu.

   —Biraz dinlen.

İsteksiz olmasına rağmen Yoo Joonghyuk bu sesle birlikte rahatladı ve gözlerini kolayca kapadı.

     * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * 

Yavaşça gözlerimi açtım ve içimin güçle dolup taştığını hissettim. Görüş alanımın yüksekliği değişmişti; kasların verdiği his son derece hoştu. Uygun miktarda adrenalin salgılanıyordu. Her şeyi yapabileceğime dair tam bir özgüvenim vardı.

   [Birinci Şahıs Ana Karakter Bakış Açısı etkinleştirildi!]

İnanılmaz… Bu, ‘gerçek’ Birinci şahıs ana karakter bakış açısıydı. Yoo Joonghyuk’un normalde hissettiği şey buydu. Ben asla bu kadar güçlü olamazdım.

   “…108 Keder’den nasıl kurtuldun?”

Uzakta Nirvana’nın siluetini görebiliyordum. Stadyumun dışına göz attım. Yoo Joonghyuk’a bağlanmış olmam, Han Sooyoung’un işini düzgün yaptığı anlamına geliyordu. Planlandığı gibi giderse, nefesimin tamamen durmasına beş dakika kalmıştı.
Nirvana’nın gözleri vahşice parladı ve bana doğru yeniden bir yetenek yöneltti.

   [Karakter Nirvana Moebius, 108 Keder Sv.2’yi kullandı!]

108 Keder. Aslında kişinin kendi ruhuna acı çektirerek aydınlanma seviyesini yükselten bir yetenekti; ancak başkaları üzerinde kullanıldığında korkunç bir hezeyan yaratıyordu. Özellikle Yoo Joonghyuk gibi regresörler için etkisi, Düşünce Enfeksiyonu ya da Ebedi Hapis’den bile daha ağırdı.

Tabii, bu sadece ben Yoo Joonghyuk olsaydım geçerliydi.

   [Dördüncü Duvar, 108 Keder’in etkisini tamamen etkisiz hâle getirdi!]

Üzgünüm ancak ben şu anda olması gereken Yoo Joonghyuk değildim.

   “Bu his… Kimsin sen?”

Beklediğim gibi, reenkarnatör hemen fark etmişti. Üzerine atıldım ve ağzına bir yumruk geçirdim.

   “Kuaaaak!”

Nirvana çığlık atarak havaya savruldu. Bir regresörün bedeni gerçekten mükemmeldi. Elektrifikasyon bile kullanmadan bu hız ve yıkım gücüne sahiptim. Nirvana’nın fiziksel gücü tükenmişti; havada savrulurken karşı koyamadı.

Bu his inanılmaz derecede keyifliydi.

Yine de Nirvana buna dayanabiliyordu. Doğaldı; acıya ve ölüme alışkındı. Bir kez daha vurup konuştum.

   “Onlarca kez ölüp dirildiğin için artık ‘ölümü’ anlamıyorsun. Ne ironik.”

Ölüm, ölümdü ve yalnızca bir kez yaşanırdı. Bir insanın ‘şimdi’si bu yüzden önemliydi; çünkü ölümden sonra hiçbir şey yoktu. Nirvana’nın ‘ölümü’ ve ‘şimdi’yi bilmemesinin nedeni buydu.

   “Şimdide yaşayamayan birinin şimdiyi vaaz etmesi… Ne büyük çelişki.”

   “Ne bilirsin ki— keok!”

   “Biliyorum. Yoo Joonghyuk’la neden bir olmak istediğini, Kurtuluş Kilisesi’ni neden yaydığını ve aslında ulaşmak istediğin şeyin ne olduğunu.”

Anlıyordum. Bu yüzden onu şimdi durdurmam gerekiyordu.

Nirvana tereddüt etti. Ancak o bir reenkatnatördü, hızla soğukkanlılığını geri kazandı.

   “Ahmak! Bunun hiçbir faydası yok! Beni öldürsen bile Yoo Joonghyuk ölecek! Senaryoların yıkımını kimse durduramaz. Bu yaşam mahvolsa bile dünya tekrar eder. Ben yeniden reenkarne olurum, Yoo Joonghyuk da regresyon geçirir! Eninde sonunda bir oluruz!”

Evet, bu bir reenkarnatörün zihniyetiydi. Ancak…

   “Gerçekten öyle mi sanıyorsun?”

Tam o anda mesaj ekranında bir bildirim belirdi.

Zamanlama kusursuzdu.

   [Şu anda Seul Kubbesi’ndeki en güçlü üçüncü enkarnasyon Yüce Kral Yoo Joonghyuk’dur.]

Nirvana’nın yüz ifadesi tuhaflaştı.

   “Üçüncü mü? Yoo Joonghyuk mu?”

Başımı sallayıp gülümsedim.

   “Yoo Joonghyuk bir sonraki regresyona asla gitmeyecek.”

   “Ne?”

   “Ne olursa olsun Yoo Joonghyuk hayatta kalacak. Ölen ya sen olacaksın ya da ben.”

   “Beni güldürme! En güçlü enkarnasyon benim, Nirvana Moebius. Senin gibi önemsiz biri…!”

   [Şu anda Seul Kubbesi’ndeki en güçlü ikinci enkarnasyon Kurtuluş Kilisesinin Lideri Nirvana’dır.]

…Kahretsin. İkinciliğin bu kadar erken açıklanacağını bilmiyordum. Başımı kaldırdım; dokkaebiler, sanki çok eğlenceli bir şey izliyorlarmış gibi kıkırdıyordu. Muhtemelen oyunun sonucunun belli olduğuna karar vermişlerdi.

Nirvana’nın bedeni titremeye başladı.

   “…Bu… saçmalık…”

   “Nirvana, ‘şimdide’ yaşamak istediğini söylemiştin, değil mi?”

   “Yoksa… sen…?”

Nirvana’nın bedeni, asla anlayamayacağı bir konuyla karşılaşmış gibi sarsıldı. Gözlerimi ona dikerek ağzımı açtım. Sesim, bir Azrail’in fısıltısı kadar alçaktı.

   “Sana ‘ölüm’ü anlatacağım.”



Çeviri: Sansanson
Son Kontrol: Hono

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

143   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   145