Normalde “Ne kadar da zahmetli“ derdim ama bugün kendimi gerçekten iyi hissediyordum.
Çünkü dün, Chinatsu-chan ile ilk randevuma çıktım!
Eve döndükten sonra bile randevu konusunda o kadar heyecanlıydım ki yüzümdeki gülümsemeyi silemedim. Kız kardeşim bana iğrenç dese bile umurumda değildi.
“Günaydın, Masataka-kun.“
“Ah. Günaydın Matsuyuki.“
Hiç bitmeyecekmiş gibi görünen sırıtışımı durduran tek şey Matsuyuki’nin selamıydı.
Özel bir selamlaşma değildi. Sadece okul yolunda Matsuyuki’ye rastladım. Birbirimizi gördük, selamlaştık. Hepsi buydu.
“Okula seninle yürüyebilir miyim?“
“İyi bir fikir değil.“
“Aaa, utandın mı yoksa? Fufu~“
Utanmamıştım. Aksine, onu gördükten sonra modum düştü.
Matsuyuki ve benim kesinlikle özel bir ilişkimiz yoktu.
Sadece geçen yıl, birinci sınıfta aynı sınıftaydık ve birbirimizle normal bir şekilde konuşsak da ilişkimiz arkadaş denilemeyecek kadar yüzeyseldi.
Aslında Matsuyuki’den en başından beri hoşlanmıyor değildim. Ama Chinatsu-chan’a karşı Osako ile birlik oldukları için onu affedemiyordum.
“Geceleri iyi uyuyor musun, Masataka-kun? Modun düşük gibi görünüyor, belki de yeterince uyumuyorsundur? Geç saatlere kadar oturma.“
Ben daha bir şey diyemeden Matsuyuki geç yattığıma kanaat getirdi ve beni “Cık cık“ diyerek uyardı.
Yeterince uyumadığım doğruydu ama Matsuyuki’nin bana ne yapacağımı söylemesini istemiyordum. Bu uykusuzluk, Chinatsu-chan ile geçirdiğim tatlı zamanın bir sonucuydu.
“Bugün keyfim yerinde. Daha doğrusu, çok yaklaşma.“
“Utanıyorsun, değil mi Masataka-kun?“
“Utanmıyorum. Sadece yanlış anlaşılmak istemiyorum.“
Matsuyuki’nin kendine has mesafe anlayışı benim tarzım değildi.
Konuşurken birbirimize çok yakındık. Bu herkes için aynıydı; erkek ya da kız olması fark etmiyordu.
Sadece bu da değil, sınıf arkadaşıysa, erkek ya da kız olmalarına ve ne kadar yakın olduklarına bakılmaksızın onlara isimleriyle hitap ederdi. Bu yüzden birçok erkek durumu yanlış anladı. Yanlış anlamasalar bile, güzel kızlarla samimi olmak isteyen erkekler Matsuyuki’nin etrafında toplanırdı.
Pek çok açıdan “yakın“ olan güzel bir kız. O kız Ayano Matsuyuki’ydi.
“Sen bile erkek arkadaşın tarafından yanlış anlaşılmak istemezsin. Sadece bir erkekle yalnız olduğun için durumu yanlış anlayacak pek çok kişi var. Eğer bunu anlıyorsan, git.“
“Şey, erkek arkadaş mı...? Yanlış anlaşılmakla neyi kastediyorsun?“
Matsuyuki bana garip bir ifadeyle baktı. Sanırım ben de ona şaşkın bir ifadeyle bakıyordum.
“Hayır yani, kız arkadaşım başka bir adamla olsa ne kadar rahatsız olacağımı hayal edebilirsin, değil mi?“
“Kız arkadaş... ben miyim? Masataka-kun benim erkek arkadaşım mıydı?“
“Ben değilim. Bilmezlikten gelme. Erkek arkadaşın Osako, değil mi?“
Bu sefer Matsuyuki gözlerini kırpıştırdı. İçimi kaplayan ani kötü his yüzünden ben gözlerimi bile kırpamadım.
“İmkansıııız. Benim bir sevgilim yok.“
Matsuyuki zarif bir tavırla güldü. Uzun siyah saçlı ve o komik gülümsemeli kız, masum bir genç hanımefendi gibi görünüyordu.
“Sizin çıktığınıza dair bir söylenti dolaşıyor. Ayrıca Osako da seninle çıktığını söyledi.“
“Ah, düşününce, Kentaro-kun dün de bana eşlik etti.“
“Ha? Eşlik mi etti...?“
Kafam biraz karışmaya başlamıştı. Bir süredir aynı frekansta olmadığımızı hissetmekten kendimi alamıyordum.
“Dün eve geç dönmekte zorlanıyordum. Gece sokakta yalnız yürümek zorunda kalacağım diye endişelenmiştim. İşte o zaman Kentaro-kun beni almaya geldi.“
“Seni almaya mı geldi? Bir çeşit randevunuz yok muydu?“
“Şey, mesajlaşmıştık ama Kentaro-kun naziktir. Belki de beni zor durumda gördü ve eve bırakmak istedi.“
“Sorun ne, Masataka-kun? Ah, okula varmışız bile. Konuşurken zaman akıp gitti. Fufu~ O zaman, lütfen benimle tekrar konuş, Masataka-kun.“
Okulun ana kapısında Matsuyuki’den ayrıldım. Oldukça şaşkındım.
Bu mu yani? “Lütfen benimle çık,“ “Tamam nereye gitmek istersin?“... bir itirafı itiraf olarak algılamama durumu.
“Hayır, hayır, hayır, hayır! Bunu sadece mangalarda görmüştüm!“
“Yani, Osako yanlış mı anladı...?“
Mevcut durumu fark edince, bir hemcinsi olarak Osako için üzülmekten kendimi alamadım. Ona acıyorum. Chinatsu-chan’a kötü davrandığı için onu affedemesem de, onun için üzülmeden edemedim.
Ona bundan bahsetmeli miyim?
Onu bu halde bırakmak yazık olurdu. Osako ne kadar alçalırsa alçalsın, bir erkek olarak sempati duymaktan kendimi alamadım.
Ama Chinatsu-chan ile aradaki mesafeyi kapatabilmiş olsam da... Eğer ona söylersem, sonunda Osako ile barışabilirlerdi.
Ne yapmalıyım...
Bu, iyi kalpli ben ve kötü kalpli benin hesaplaşabileceği bir durumdu. Eğer bunu yapsalar, bu bana düşünecek küçük bir şey verebilirdi ama endişelenen tek kişi bendim.
Benden daha erken okula gelmesi alışılmadık bir durumdu.
Osako ile okula gelirken, beceriksiz çocukluk arkadaşı yüzünden geç kalırdı ve son zamanlarda Osako’dan kaçındığı için daha da geç kalıyordu.
“Ah.“
Gözlerim Chinatsu-chan’ınkilerle buluştu.
Hızla yüzünü çevirdi ama vazgeçmiş gibi hareket etmeyi bıraktı. Sonra yavaşça yüzünü bana doğru döndü.
“G-Günaydın... Sano-kun.“
Yanakları kızarmış bir şekilde, küçük bir el sallamayla beni selamladı.
“G-Günaydın... Chinatsu-chan...“
Sevimliliğine vurulmuştum. Yüzümde toplanan sıcaklığın farkında olarak selamına karşılık vermeyi başardım.
Chinatsu-chan’ın bana karşı tavrındaki değişiklik. Bunu hissedince, düşen modum tekrar tavanı deldi ve gökyüzüne uçtu.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.