Yukarı Çık




4834   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   4836 

           
Bölüm 4835: Bilinen ve Bilinmeyenler! II


Noah, Ruination’un sesini zihninde yankılanırken, duydu; Şans ve Potansiyel Mutlak Mühürler’i, sanki büyük bir Olasılığ’ı sezmişçesine vızıldarken, hızla odaklandı.


Muspelheim’da Ruination’un pilotluğunu yaptığı bedeninin kontrolünü hızla ele aldı.


Geçiş kusursuzdu; Bilinc’i, bir İlkel Alem’in kalıntıları arasında hareket eden et, kemik ve Otorite’ye yerleşmişti. 


Ve kendisini çevreleyen şeyi gördü.


Devasa Mavi-Altın Sütun’u, Her Şey’i Yutan o Monolit, boşlukta tek başına, görkemli ve Tiranvari bir şekilde duruyordu. İlkel Âlem’in ateşli Kızıl-Altın ışığı, Sonsuz bir gidere dalan nehirler gibi uzaktan içine batmaya devam ediyordu. Muspelheim’ın Otorite’si, Eonlar’ın Birikmiş Ağırlığ’ı; Hepsi bu Tüketim noktası aracılığıyla BU Infiniverse’ye akıyordu.


Ve Monolit’in her tarafı, İlkel Alem’in eskiden bulunduğu Boş, Çökmüş Varoluş’tu. 


Boş.


Karanlık.


Çoğu Varoluş’un kavrayabileceğinden daha uzun süredir var olan bir şeyin Yokluğ’u.


Ve yine de, şu anda bu bölge sahip olması gereken sükunete sahip değildi.


Çünkü eylemleriyle, kelimenin tam anlamıyla Muspelheim’ın altındaki Varoluş bölgesinde uyukluyormuş gibi görünen bir Yaşam Formu’nu açığa çıkarmışlardı. Sanki İlkel Âlem’in kendisi, Ölçülemeyecek kadar Kadim bir şeyi örten bir battaniyeymiş gibi Âlemler arasındaki boşlukta bekliyordu.


Bedenini ele geçiren Noah, bu eşsiz Bulgu’ya doğru hareket etti.


Açıklayamadığı bir endişe hissetti.


HUUM!


Ve o yaklaştıkça, o uyuklayan Yaşam Formu her neyse uyanmaya başladı.


Ağır Büyüklük Derinlikler’i her tarafa yayılmaya başladı, Noah’ın Varoluş’una onu duraklatan ve Algıladığ’ı şeyi gerçekten değerlendirmesini sağlayan bir Ağırlık’la baskı yaptı.


Hayrete düşmüştü.


Derinlik, Yüzey, Orta veya Temel’e uymuyordu. Ve yine de Mutlağ’a uyduğunu da söyleyemezdi, zira artık birçok Mutlak ile tanışmıştı ve onlar böyle hissettirmemişti.


Şu anda hissettiği Âura’nın BU İlkel Kaos gibi birinden daha görkemli veya daha ağır olması değildi mesele. Sadece farklı hissettiriyordu. Yaş’ın Normal Anlayış’ını Aşan Şekiller’de Kadim Bir Biçimde. 


Ama Ağırlığ’ı ve Büyüklüğ’ü şüphesiz ona, Yaşam Formu’nun bir Mutlak eşdeğeriymiş gibi hissettiriyordu.


Bir İlkel Alem’in eskiden bulunduğu Varoluş Bölgesi’nde, Karanlık ve Beyaz ışık iç içe geçti ve çarpıştı. Kısa Otorite patlamaları, sanki Süyah ve Beyaz kıvılcımlar her yerde buluşuyormuş gibi hissettiriyor, Çevre’yi Gigapersekler’ce uzanan parlamalarla aydınlatıyordu.


Varoluş’un kendisi, uyanmakta olan şeyi nasıl işleyeceği konusunda kararsız görünüyordu.


Ve Noah’ın bir İlkel Alem’i Yutma’sı nedeniyle uyandırdığı uyuyan şey, şu anda gözlerini açmışttı.


...!


Noah’ın gördüğü şey kolay tarife meydan okuyordu.


Yaratığın Formu Kadim bir Su Varoluş’uydu; Su veya Yüzme gibi Kavramlar’ın bir anlamı olmadan önce Varoluş’un İlkel Sular’ında yüzmüş gibi görünen bir şey. Vücud’u Gigapersekler’ce uzanıyordu ama Boyut Kavram’ı onun için gerçekten geçerli değildi. Ölçek, bu Varoluş için bir Kural’dan ziyade bir Öneri gibi görünüyordu.


Tüm vücudunu eterik ve neredeyse şeffaf gösteren puslu, Yıldızsal bir Kızıl-Pembe ışıkla parlıyordu. Hayaletimsi değil, Normal Algı’nın düzgün bir şekilde kategorize edemeyeceği, Fiziksel ve Kavramsal arasındaki bir durumda var olan bir Hâl.


Kızıl-Pembe kanatlar üzerine yayıldı; İçsel bir parıltıyla zonklayan devasa ışık Zarlar’ı. Bunlar uçmak için kanatlar değildi. Muhtemelen Varoluş’unun, Noah’ın tahmin bile edemeyeceği amaçlara hizmet eden uzantılarıydı.


Ve tüm Formu boyunca, parıldayan Sayfalar süzülüyor ve sürükleniyordu. İlk Dil’in Kelimeler’iyle, Cümleler’iyle, Paragraflar’ıyla ve Varoluş’un Dilsel Temel’inde Yazılmış tüm Tezler’iyle Dolu Sayısız Sayfa. Yaratığın etrafında balık sürüleri gibi, Sonsuz bir rüzgardaki yapraklar gibi, Fiziksel Forma bürünmüş düşünceler gibi hareket ediyorlardı.


...!


Noah, böyle bir yaratığa bakarken, hayrete düştü.


Bu Varoluş’un sakin ve Kadim gözleri açıldı ve ona geri baktı; Normal Kavrayış’ın ötesinde derinlikler barındıran gözbebekleri. Ve onların içinde, Noah hissedebiliyor ve görebiliyordu... Sınırsız Her Şeyler.


Geleneksel Anlam’da Güç Değil.


Bilgi.


Eonlar’ı Ânlar gibi gösteren Zaman Dilimler’i boyunca birikmiş saf, kristalize Bilgi.


Ona bakarken, Âlemler arasındaki boşlukta gürleyen Kadim bir Dişil Ses yankılandı.


“Uykumu böldün.“


Sözler suçlayıcı değildi, sadece Olgusal’dı.


“Ama aynı zamanda En Erken Katlar’dan beri bunu yapan İlk Varoluş’sun.“


Yüzyıllar boyunca uzanıyor gibi görünen bir duraklama sonrasında. 


“Bunun için, sana tek bir soru sorma şansı bahşedeceğim.“


...!


Noah’ın gözleri bu anda kocaman açıldı, Temeller’ini tanımayla zonklatan Bilgiler’le dolu İstemler çiçek açtı.


>>İlk Dil ile bağlantı Yol’uyla elde edilen bilgi.>>


>>BU Mnemonik Leviathan, Pebanista Yacuruna tarafından size bir soru bahşedildi.>>


>>BU Mnemonik Leviathan, İlkel Âlemler arasındaki Boşluklar’da yaşar.>>


>>Vücud’u Tamamen Birikmiş Bilgiler’den oluşur.>>


>>Eonlar boyunca Fısıldanan Her Sır, Keşfedilen ve Unutulan Her Gerçek, Var Olmuş Her Bilgi Parça’sı Sonsuz Formu’nda akar.>>


>>Neredeyse Her Şey’i Bilir.>>


>>Ve asla hiçbir şey yapmamıştır.>>


>>Mnemonik Leviathan, uygulayamadığı anlayışıyla şişmiş bir hâlde Varoluş boyunca sürüklenir.>>


>>O, Varoluş’un uysal bir Yaratığ’ıdır, üzerinde oynanan Sonsuz Dokumalar’dan rahatsız olmaz.>>


...!


Noah, Kadim gözlerle ona bakan devasa Varoluş’a baktı.


Bir soru.


Şimdiye kadar bilinmiş Neredeyse Her Şey’i Bilen bir Varoluş’a tek bir soru.


Zihni Olasılıklar arasında yarıştı, her potansiyel sorunun değerini diğerlerine karşı tarttı. En çok neye ihtiyacı vardı? Ona en büyük avantajı ne sağlardı? Hangi bilgi onu en eksiksiz şekilde dönüştürürdü?


Mnemonik Leviathan, Sonsuz Açılım’dan Öncesi’nden beri Âlemler arasında var olmanın doğurduğu sabırla bekledi.


O, çok az Varoluş’un bildiği Kadim bir şeydi ve Gözlemlenebilir Varoluş’taki Tüm Zaman’a sahipti.


Her Zaman sahipti.



Not: Infinite Mana’da ne gördük? Her Yerde Bulunma Hız’ı. Gerçi bu Hız Biçim’i değilde neyse. Ve Her Şey’i Bilme. Yani Neredeyse. Kaldı Geriye Her Şey’e Kadir ama şöyle diyim O’nun için Bir Üst Kozmoloji’de olanlar bir Alt Kozmoloji ye gittiklerinde zaten Her Şey’e kadir olurlar. Sadece Kendi Kozmolojilerinde bu geçersiz olabilir. Ama Kendi Kozmolojiler’inde bulunup da, Her Şey’i Bilme ve Her Yer’de bulunmayı gördük. Ama Ben Tüm Bunların Ötesine geçmek istiyorum. Adui’nin bu tarz konulara girmesini pek istemiyorum. Tüm bunları aşmak varken, neden Her Yerde Bulunalım? Her Şey’i Bilelim? Öte daha da Öte’sine gidelim. 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

4834   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   4836