BU Paradoks, tüm o yaptıklarından sonra elini bile uzatmayacağını açıkça belirterek, bu sözleri söylemişti!
Ve gerçekten de çok şey yapmıştı. Sadece Kelimeler’le bir Mutlağ’ı ortadan ikiye biçmişti. BU Sonsuz Açılım öncesinden beri var olan bir Varoluş’un Savunmalar’ını Olumsuzlamış’tı. İlk Dil’in, geriye kalanı Çökertmesine olanak sağlamak için özel olarak tasarlanmış bir Apophasis ile çok tehlikeli bir yemeği gümüş tepside sunmuştu.
Bu noktada Noah, bitiş çizgisine ulaşmak için üzerine düşeni yapmalıydı.
BU Paradoks, Noah Varoluş’una çarpan bir Mutlağ’ın Ağırlığ’ına karşı mücadele ederken, O, Obsidyen gözlerindeki sabırlı gözlemle Taht’ından ona bakıyordu.
“Apophasis zordur.“
Sesi, misafirini alt etmeye çalışan Otorite’nin şiddetine rağmen ölçülüydü.
“Her Mutlağ’ın kullanabileceği bir şey değildir. Bu yüzden pek çoğu Somutlaşmalar’la rahatına bakar. Ne olduğunu ve ne yapabileceğini söylemek daha kolaydır. Çok daha kolay.“
Duraksadı, Obsidyen Tac’ı başının üzerinde yavaşça dönüyordu.
“Gelecekte, çok az Varoluş’un Apophasis’i kullanmaya devam edeceğini hayal ediyorum. Somutlaşmalar ana akım hâline gelecek. İddialar, Dayatmalar, Bildiriler... Ana akım olacak. Dogma, Tezler...“
Yüz hatlarına pişmanlığa benzer bir ifade temas etti.
“Ah, keşke çağlar boyunca olağanüstü Varoluşlar doğmaya devam etseydi.“
Bakışları Noah üzerinde keskinleşti.
“Ama senin için, bir Hak sahibi olarak, özellikle de İlk Dil’in sahibi olarak bu mümkün olmalı.“
...!
BU İlkel Paradoks bu sözleri söylerken, Noah kendi içine baktı.
Taşan Büyüklüğ’ünü; BU Yaratık ve BU Kadim Kaos’un Temel Derinlik’teyken Eonlar’ca inşa ettiklerine yaklaşan Temeller’inin Ağırlığ’ını hissetti. Gücünün arkasındaki Sonsuzluğ’u, Varoluş’taki Eşsiz Yol’unu tanımlayan Sınırsız Potansiyel’i hissetti.
Ve onu alt etmekle tehdit eden bir Mutlağ’ın geriye kalan Derinliğ’ini hissetti.
Impundulu’nun Otorite’si, yavaş yavaş aşınan bir kıyıya çarpan dalgalar gibi Varoluş’una çarpmaya devam ediyordu. Her Ân daha fazla baskı getiriyordu. Her kalp atışı daha fazla Direnç talep ediyordu. Paradoksal Miras Ayin’i nazik değildi ve BU Aç Kalan Fırtına’nın Ağırlığ’ı merhametli değildi!
Noah, bir Mutlak Her Şey daha çekti.
Katlar’ı Arındırarak, Biriktirdiğ’i Kaynak Temeller’ine aktı; Zaten orada olanı güçlendirdi ve denemek üzere olduğu şey için yakıt sağladı. Denemeye başladığında, kalbi meydan okumayla kabardı.
Her hece Akıl Almaz Derece:de ağır hissettiriyordu.
Daha önce birçok kez Somutlaşma yapmıştı. Birçok kısmi Somutlaşma. Bir Mutlak Her Şey’in kullanımıyla bu Güç İfadeler’i daha da kolaylaşmış, Otorite’si Varoluş’a az Varoluş’un Boy Ölçüşebileceğ’i bir Ağırlık’la Tanımlar Dayatmıştı.
Ancak ifadenin bu daha Kadim Formu’nu sadece telaffuz etmek bile, orada olmayan ses tellerini kullanıyor gibi hissettiriyordu.
Apophasis ise farklı bir şey talep ediyordu.
Varoluş’tan ziyade Varolmama Yol’uyla işleyen bir şey. İddia, Tez, Bildiri.... Yerine Olumsuzlama Yol’uyla. Ne olacağını İlan Etmek yerine olanı Kaldırmak Yol’uyla.
İlk denemeleri sonuç vermemişti.
Kelimeler, zihninde oluşuyor ama Varoluş’ta bir karşılık bulamıyordu. Söylemeye çalıştığı Olumsuzlamalar daha etkili olamadan dağılıp, gidiyordu; Varoluş’u, zıttını kolayca kucaklamak için Pozitif Bildiri’ye çok fazla alışmıştı.
Ancak kendi Yarattığ’ı Dokuz Temel Fonem’i Entegre ettiğinde...
Zaman’ın bu noktasında diğer herkes için erişilebilir olan On Sekiz Tane’nin Ötesinde’ki ek Fonemler’i. Noah’ın çağında var olan ama bu Çağ’da olmayan Dilsel Temeller’i. İlk Dil’i buradaki herkesin mümkün olduğunu bildiği şeyin Ötesi’ne taşıyan bir Hak Sahibi’nin Otoritesi’ni.
Ancak o zaman ağzından ağır Kelimeler yükseldi.
“Ben... Bana Çarpan Ağırlığ’a Tabi Değilim.“
Kelimeler, yavaş ve gıcırdayarak geldi, her biri bir savaştı.
“Varoluş’um, onu alt etmeye çalışanı taşımaktan aciz değildir.“
HUUUM!
“Hak İddia Ettiğim Şey’in Büyüklüğ’ü altında Çökertilebilir değilim.“
GÜM!
Apophasis, Noah’ın Varoluş’unun üzerine Varolmama’dan dövülmüş bir Zırh gibi yerleşti.
Ağırlığ’ı taşıyacak kadar güçlü olduğunu İlan Etmemişti. Baskıya dayanabileceğini İddia Etmemişti. Sadece bunu yapmasını engelleyecek olan Sınırlamalar’ı Olumsuzlamış’tı.
Impundulu’nun ezici Otorite’si ona akmaya devam etti, ancak şimdi bu Otorite onun baskısıyla Sınırlı Olmayan bir Şey’e akıyordu. Onu taşımaktan aciz olmayan bir şeye. Onun Ağırlığ’ı altında Çökertilebilir olmayan bir şeye!
Olumsuzlamalar onu daha güçlü yapmamıştı, tam olarak değil!
Sadece... Onun başarısız olmasına neden olacak Zayıflıklar’ı Kaldırmıştı.
...!
BU İlkel Paradoks kaşlarını kaldırdı.
Sanki az önce tanık olduğu şeyi beklemiyormuş gibi gerçek bir şaşkınlıkla baktı. Obsidyen yüz hatları sabırlı gözlemden, gerçek bir ilgi barındıran bir şeye dönüştü.
“Yapabileceğin pek çok farklı Apophasis Tür’ü vardır.“
Ses’i, Kadim Bilgi’den bahseden bir ağırlık taşıyordu.
“Öz-Varoluş’a yöneltilen, kendinden bir şeyi Olumsuzlayanlar en zor olanlarıdır. Özellikle etkileri gelecekte, sen başka hiçbir şey yapmadan Pasif olarak devam edecek olanlar.“
Noah’ı yeni bir takdirle inceledi.
“Kötü değil, En Genç. Hiç de kötü değil.“
...!
Bu sözleri söyledikten sonra, BU Kadim Paradoks altlarındaki gemiye bir kez daha ayağıyla vurdu.
Naglfar anında tepki verdi.
Helheim’ın omurgasından dövülen gemi, önceki yolculuklarına kıyasla telaşsız gösteren bir Hız’la Gjöll nehrinin ufkuna doğru bir Obsidyen Işık huzmesine dönüştü. Donmuş Kıyılar yanlarından bulanık bir şekilde geçti. İskeletimsi ağaçlar birer anıya dönüştü. Noah’ın tam olarak algılayamadığı bir şeye yaklaşırken, kesinliğin gürleyen suları geride kaldı.
Ve sonra Noah, BU Paradoks’un ne yaptığını görmedi bile.
Sadece geminin Normal Mekansal Hareket’i Aşan bir geçişle titrediğini hissetti. Bir Ân Helheim’daydılar, Sonlar Âlem’inde yelken açıyorlardı. Bir sonraki Ân, donmuş manzara gitmişti.
Katlar’a girmişlerdi.
...!
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.