Yukarı Çık




179   Önceki Bölüm 

           


180.Bölüm: 34.Kısım – Yenilemez (2)
-------------------------------------------------------------------------

Orijinal romanda Rüyaları Yiyen, Yoo Joonghyuk’u yutmuş, Yoo Joonghyuk’un çektiği korkunç hayata karşı koymaya çalışmış ve sonunda yok olmuştu. Bu, aşırı yemekten kaynaklanan bir felaketti. Ancak bu, Hayatta Kalma Yolları’ndaki hikâyeydi.

Bu sefer yiyeceği şey 136. Regresyon değildi.

   [Kuooooooh…!]

Üçüncü regresyon, dördüncü regresyon, beşinci regresyon…

   「 “İnsanlar binlerce yıl yaşarsa ne olur biliyor musun?” 」

36. Regresyon, 47. Regresyon, 69. Regresyon…

   「 “Sonsuza dek tekrar eden bir hayatın acısını hiç düşündün mü?” 」

141. Regresyon, 143. Regresyon, 148. Regresyon…

   「 “Bu insanın ıstırabıdır. Lanet olası dokunaçlı piç.” 」

Hiç bitmeyen bir anı şöleni yaşanıyordu. Şişip gerilen uzayda çatlaklar yayılmaya başladı. Yenmemesi gerekeni yedikten sonra, delirmiş Rüyaları Yiyen çılgına döndü.

Ancak burası onun midesiydi; kaçabileceği bir yer yoktu. Kimse kendisinden kaçamazdı.

   [Kuooooooh!]

Sözcük seli kaldırabileceğinden büyüktü. Emilemeyen hikâyeler uçup gitti ve hikâye seli, dalgalar gibi dış evrene yayıldı. Parçalanmış midenin enkazı etrafa saçıldı.

   [Dördüncü Duvar yavaşça gözlerini açıyor.]

   [Dördüncü Duvar yiyecek bir şey arıyor.]

Şaşkına dönmüş Rüyaları Yiyen bana baktı.

   [Dördüncü Duvar, Rüyaları Yiyen’e doğru gülüyor.]

Artık av ile avcı arasındaki ilişki değişmişti.

   [Kuaaaaah…]

Sayısız harften oluşan Dördüncü Duvar, Rüyaları Yiyen’in hikâyelerini yutmaya başladı.

Bu, gurmeliği umursamayan saf bir açlığın yiyişiydi. Rüyaları Yiyen’e ait sayısız balık ve sembol kaçmaya çalışsa da inatçı duvardan kurtulamadı.

8.000 yıl boyunca yediği hikâyeler toza dönüştürülüp duvara çekildi. Duvarın üzerindeki desenler parlak bir ışık yaydı.

Hikâyeyi izinsiz okuyan varlığın sesi sarsıldı.

   [ ■■…? ]

Düşüncelerinin yarısından fazlası tüketilmiş ve duvarda belirmişti.

   「 “Yoksa bu ■■ değil mi…?” 」

   [Ohhhh…]

   「 “Kadim Yüceler! Hepiniz neredesiniz?” 」

Son anda her şeyi bırakıp kaçmaya çalıştı ancak Dördüncü Duvar bir adım daha hızlıydı. Duvar korkunç dişlerini gösterdi ve midenin içindekileri yuttu.

   [Ohhh… kadim yüce… ohhhh…]

Göz kamaştırıcı bir ışık çaktı ve duvarın açılmış ağzı nihayet kapandı.

   [Dördüncü Duvar yemeğini bitirdi.]

   [Bir Dış Tanrı’yı yendin!]

   .

   .

   .

   [<Yıldız Akışı>, başarımın için uygun bir isim bulamadı.]

   [İsimsiz bir başarım, beşinci hikâyene eklenecek.]

   [Onaylanmak üzere olan statün yeniden değerlendirilecek.]

Rüyaları Yiyen’in parçaları dağıldı ve ben de birkaç hikâyeyle birlikte dış evrenin boşluğunda kaldım.

Rüyaları Yiyen ölmüş olmasına rağmen uzay çökmedi. Hâlâ orijinal dünyama dönmemiştim.

   [Dış evrenin tanrıları, Rüyaları Yiyen’in ölümünü duyunca büyük bir kafa karışıklığına kapıldılar.]

   [Dış Tanrılar, senaryoda ne olduğunu anlamaya çalışıyor.]

   [Bazı Kadim Yüceler seni izliyor.]

Midemden bir bulantı yükseldi. Belki de ruhum yenildiği için zayıflamış hissediyordum.

   “Öğk… öğk… öğğğğk!”

Korkunç bir deneyimdi. Yoo Joonghyuk 136. Regresyonda bunu yaşamıştı.

   “Ööğğğğk!”

Birkaç kez kustuktan sonra, hikâye parçaları arasında annemi aradım.

Neyse ki Rüyaları Yiyen’in oluşturduğu suret korunmuştu. Gözleri kapalı bir şekilde orada duruyordu.

Hâlâ yaşıyor muydu? Bilmiyordum. Nabzını kontrol ettim ve omuzlarını sarstım.

   “Lütfen uyan.”

Önce annemi buradan çıkarmalıydım. Etrafa baktım.

…Neden bu uzay parçalanmamıştı?

136. Regresyonda Yoo Joonghyuk’un Rüyaları Yiyen’i öldürdüğü sahneden sonra bu alan çökmüş ve o, orijinal dünyaya dönmüştü. Dış evren, Dış Tanrı’nın gücüyle işliyordu. Dış Tanrı öldüğünde buranın da dağılması gerekirdi. Bu kez Dış Tanrı ölmüştü ancak alanı hâlâ ayaktaydı. Neden?

   [Dördüncü Duvar sana bakıyor.]

…Yoksa?

   [Dördüncü Duvar pişmanlıkla başını sallıyor.]

   [Dördüncü Duvar hâlâ aç.]

 Bu kadar hikâye yemesine rağmen hâlâ aç mıydı?

   [Dördüncü Duvar kalan artıkları emmeye başladı.]

Bir elektrik süpürgesi açılmış gibiydi. Dördüncü Duvar ağzını açtı ve etrafta kalan her şeyi içine çekmeye başladı. Kalan hikâyeler, tozlar ve…

   “Bekle! Bekle!”

Kollarımda tuttuğum annem bile. Duvara doğru atıldım.

   “Hey! Onu yeme!”

Duvara ulaşamadan annem içine çekilmişti. Ağız; annemin başını, kollarını ve gövdesini yuttu.

   “Siktir! Sana onu yeme dedim!”

   [Dördüncü Duvar memnuniyetle gülüyor.]

   [Dördüncü Duvar sana bakarken dudaklarını yalıyor.]

Sormam gereken bir şey vardı. Hâlâ öğrenemediğim bir şey. Ama bu lanet duvar annemi yutmuştu.

Duvar tarafından yutulduktan sonra ne oluyordu? Bilmiyordum. Kesin olan tek şey şuydu: Duvarı tarafından yutulan varlıkların hiçbiri geri dönmemişti.

Sinema Zindanı’nın efendisi, reenkarnatör Nirvana ve hatta Rüyaları Yiyen…

Bir Dış Tanrı bile hayatta kalamamışken annemin hayatta kalma ihtimali var mıydı?

   “Tükür onu!”

Dördüncü Duvar’a yumruk atmaya başladım. Duvar bana doğru dudaklarını yalasa da yutmaya niyetli görünmüyordu. Yumruklarım duvarın yüzeyinde hafif titreşimler oluşturdu.

Vurdum ve tekrar vurdum. Aptalca olduğunu biliyordum ama durmadım. Duramazdım. Duvarı ne kadar yumruklamıştım? Ardından duvarda bir mesaj belirdi.

   「 İlk olarak, o çocuğa isim verdiğim zamanı hatırlıyorum. 」

Cümleye boş boş baktım. Kısa bir süre sonra ne anlama geldiğini anladım.

   「 O, Dok (yalnız) karakterini kullanmak istedi; ben ise Dok (okuyucu) istedim. Belki de farklılıklarımız o zaman ortaya çıkmaya başlamıştı. 」

İnledim ve duvara tekrar vurdum. Bu hikâyeyi böyle duymayı asla istememiştim.

   「 Yalnız biri olmasındansa bir okuyucu olmasını istedim. İnsanlar bir şey okudukları sürece yalnız kalmazlar. Sanırım buna inanmak istedim. 」

Yumruklarım durduğu anda sayısız cümle duvarda belirdi. Bir insanın hayatında bu kadar çok cümle olduğuna inanamıyordum.

   「 “Evde mi kalayım? Ha? Neden böyle yaşamalıyım? Seni ve o çocuğu destekleyerek daha ne kadar yaşayacağım!” 」

   「 “Sookyung, dayanmalısın. Dokja’yı düşün. Her adamın geçtiği bir evre bu.” 」

   「 “Hanımefendi, bence Dokja’yla biraz ilgilenmelisiniz.” 」

Küfredip yeniden duvara vurmaya başladım. Bazı şeyleri hatırlıyordum, bazılarını ise hatırlamıyordum. Yine de o günlerin duyguları hâlâ canlıydı.

   「 Zordu. O zamanlar o kadar yorgundum ki başka hiçbir şey düşünemiyordum. Düşününce, çocuğum için de aynı derecede zordu. 」

Annem o günlerde acı çekmişti. Bir kadına, bir anneye, bir insana yönelik şiddet asla yapılmamalıydı.

   「 “Dokja. İçeri gir. Tamam mı? Anne izin verene kadar dışarı çıkma.” 」

Merhametsiz sözler durmaksızın belirdi ve ben çocukluğumu bir kez daha, ancak bu kez başka bir bakış açısından yaşadım.

Bizzat yaşadığım bir şey olmasına rağmen tamamen yabancı bir hikâye gibiydi.

Olan buydu. Çok acıydı. Çok sefilceydi. Peki neden bunların hepsini unutmuştum?

Sadece unutmak mı istemiştim?

Bu sırada duvar konuşmaya devam etti.

   「 Onu bırakmalıydım. Başkaları ne derse desin, o çocuğu alıp uzak bir yere gitmeliydim. 」

Nihayetinde gitmesi gerekirdi.

   「 Neden gitmedim? 」

Pişmanlık ve kendini suçlamayla dolu bir kayıttı bu. Bu, gerçeklikte ‘sessiz’ olan annemdi. Ve şimdi bir romanken ağzını açmıştı.

   「 O akşam geç saatlerde gerçekleşti. 」

Sonunda hikâye başladı.

   「 “Daha fazla alkol getir!” 」

Babam daha fazla alkol getirilmesi için bağırıyordu. Annemi itti ve karnına vurdu. Babam tehditkârdı.

   「 “Bıçağı bırak da konuşalım!” 」

Anılar yavaş yavaş geri geliyordu. Odada saklanan küçük çocuk başını dışarı uzattı.

Doğru. O sırada babam elinde bir bıçak tutuyor ve tehditkâr davranıyordu.

   「 “Dokja! Sana odanda kal demedim mi!” 」

Annem bağırarak bana doğru koştu. Sarhoş babam bıçağı tehditkâr bir şekilde savurdu.

  「 “Önce sizi öldürüp sonra kendimi öldürsem nasıl olur? Ha? Hep birlikte ölelim mi? Böyle birlikte yaşayarak mahvolmadık mı zaten? Ha? Öyleyse birlikte ölelim!”」

Annem kendini öne attı. Bir ses duyuldu ve babamın bedeni yere yığıldı. Bir bıçak yere düştü. Yuvarlanan şarap şişesinden alkol akıyordu. Sonraki sahneyi biliyordum. Annem yere düşen bıçağı alacak ve babamı bıçaklayacaktı. Ardından bana, ‘Bundan sonra hepsini yeniden okuyacaksın,’ diyecekti.

   「 “U… Uwaaaack!” 」

Ama…

   「 “Dokja. Hayır! Onu bırak!” 」

Bu da neydi?

   「 “Dokja!” 」

Bıçağı almıştım ve babama bakarken titriyordum. Küçük yüzüm gözyaşlarıyla kaplıydı. Babam alaycı bir şekilde güldü ve yumruğunu savurdu. Anneme vurmak yerine şişe yüzünden ayağı kaydı. Sonra…

Ağzından kan geldi.

   「 Hemen yardım çağırsaydım yaşayabilirdi. 」

İçim tıkandı.

   「Onu kurtarabilecek tek kişi bendim ve kurtarmamayı seçtim.」

Bu kaza hayatımızı değiştirdi.

   「 Çocuğa söylediğim sözler yalan değildi. Onu öldüren bendim. 」

Annem aklını yitirmiş çocuğun elinden bıçağı aldı. Birkaç derin nefes aldıktan sonra beni sessizce kendime getirdi.

   「 “Dokja. Bundan sonra hepsini yeniden okuyacaksın.” 」

   「 “Baban yanlış bir şey yaptı ve öldü. Bu meşru müdafaaydı. Anladın mı?”」

   「 “Ne olursa olsun, kurbanın sen olduğunu asla unutma.” 」

Annemin sesi kulaklarıma işledi.

   「 Belki de birçok şey o anda kararlaştırıldı. 」

Annem cinayetle ilgili davaları araştırdı ve kanıtları manipüle etti. Bana uzanabilecek her şeyi ortadan kaldırdı. Bu da kazara ölümü planlı bir cinayet gibi gösterdi.

   「Birinin katil olarak yaşaması gerekiyor. Bir başkasının da katilin oğlu olarak.」



Şimdi hatırlıyordum.

   “…Bu yüzden miydi?”

Ellerimi duvara koyup bir süre başımı eğdim.

…Aslında biliyordum.

Bunun böyle olabileceğini düşünmüştüm, annemin davranışını anlamamı sağlayabilecek tek sebep buydu. Aniden o makaleyi yazmasının nedeni beni katil yapmak değil, katilin oğlu yapmaktı.

   「 Bunu sık sık düşünürüm. 」

   「 Belki de hepsi bir bahaneydi. 」

   「 Daha iyi bir yol olabilirdi. 」

   「 Ne olursa olsun, o çocuğu yalnız bırakmamalıydım. 」

   「 Bir anne olarak böyle davranmamalıydım. 」



   「 Nihayetinde, ben yalnızca kaçan bir anneyim. 」

Bu son cümleydi. Her ihtimale karşı bekleyip duvara birkaç kez vurdum. Ancak başka hiçbir cümle belirmedi.

Böyle olmamalıydı. Bu şekilde bu saçma hikâyenin sonunu duyamazdım.

   “Tükür onu! Tükür onu!”

Çılgınca duvara vurmaya başladım.

   “Siktir!”

Dördüncü Duvar yumruklarımı yaladı. Yumruğumdaki kan, anılar ve hikâyeler Dördüncü Duvar’a çekildi. Ağlamadım.

   「 Kim Dokja ağlıyordu. 」

Dördüncü Duvar söyledi.

   「Kim Dokja sessizce yumruklarını sıktı. 」

Baam!

   「Duvara vurdu. 」

Baam!

   「Tekrar vurdu. 」

   “Siktir!”

   「 Kim Dokja’nın tüyleri diken diken oldu. Her şey bir hikâyeye dönüşüyordu. Senaryolardaki tüm eylemleri ve sözleri duvardaki cümlelere dönüşüyordu. 」

   “Kapa çeneni!”

   「Kim Dokja bilmek istiyordu. Ne yapmalıydı? Bu duvarı nasıl yıkabilirdi? Bu, Hayatta Kalma Yolları’nı okumanın bedeli miydi? Okudu ve gerçekliği bir romana dönüştü. Ardından bir sayfanın yırtılmasına benzer bir ses duyuldu.」

Jiiiiiik!

   「 Kim Dokja düşündü… (Hey)… bu da ne? 」

Sonunda duvarda doğal olmayan kelimeler gördüm. Romanı okuyan birinin geride bıraktığı grafitiler gibiydi.

   「 Kim Dokja hayrete düştü... (Kendini topla)... Onunla kim konuşuyordu?... (Bu senin yeteneğin)... Kimdi bu?... (Kendi yeteneğin tarafından yutulmamalısın)... Ne... (Aptal, çabuk ellerini çek!) 」

Duvarın yumruğumu yuttuğunu gördüm.

   「 ...(Yeteneği kapat, Kim Dokja) 」

Bir aydınlanma yaşadım. Kiminle konuştuğumu bilmiyordum. Bunun mümkün olup olmadığını da bilmiyordum.

Ama ne yapmam gerektiği açıktı.

   “Dördüncü Duvar’ı kapatacağım.”

Duvar şiddetle sarsılırken içinden elektrik akımı geçti. İlk defa etrafımdaki bir şeyin silindiğini hissettim.

Duvar çöküyordu.

Hemen ardından bir mesaj duyuldu.

   [Bilinmeyen nedenlerden kaynaklanan sistem hatası geçici olarak düzeltildi.]

   .

   .

   [Nitelik Penceren yenilendi.]

   [Nitelik Penceresi’ni şimdi kontrol etmek ister misin?]

+




Çeviri: Sansanson 
Son Kontrol: Hono

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

179   Önceki Bölüm