Yukarı Çık




65   Önceki Bölüm 

           
Bölüm 66: Titiz Olun! I


Leydi Morgana ilk patlamayı duydu ve ancak o zaman, birkaç saniye önce Üç Savaşçısı’nın durduğu yerde kan ve sisin sıçradığını gördü.


Şaşkınlıkla gözlerini kısarak, devam eden yıkımı izledi. Et Uyanış’ı Savaşçılar’ı ve Kemik Sertleştirme Savaşçılar’ı, sanki hiç var olmamışlar gibi ortadan Siliniyorlardı. Yıllar’ca geliştirdikleri Güç ve biriktirdikleri Enerji, üzerlerine çöken bu Güç karşısında tozdan da değersizdi!


Toprak ve Gökyüzü Fiziğ’i ve normal gözlerin algılayamayacağı mesafelerden hareketleri algılayıp, hedefleri takip etmesini sağlayan Yılan Bakış’ı ile, dağdan gelen korkunç şeyleri zar zor takip edebiliyordu. Parlak ışıkla sarılmış devasa ağaç gövdeleri gibi görünüyorlardı, etraflarında fiziksel bir şekil almış yıldırımlar gibi Mavi Mana çatırdıyordu, ama taşıdıkları güç, onun için bile dayanması zor bir şeydi.


Kutsanmışlar’ın orduları tarafından kullanılan kuşatma silahlarını görmüştü.


Düşman Savaşçılar’ın oluşumlarını parçalayan teknikleri kullandıklarına tanık olmuştu.


Bu daha da kötüydü!


Bu, Atalar’ın öfkesinin fiziksel bir şekil alıp, yanlış zamanda yanlış yerde bulunmaya cesaret eden ölümlülere fırlatılması gibiydi!


Sonunda Kasap ve Lukaku’yu neyin öldürdüğünü anladı.


İçeriden gelen ihanet değildi.


Çaresiz Cüruf’un şanslı bir vuruşu da değildi.


Bu.


Bu her neyse.


Bu gök gürültüsü gibi mavi şimşeklerin topraklara çarparak, düşen bir taşın altındaki karıncalar gibi askerlerini öldürdüğünü hissedip, gördükçe, zihni, tehlikeli bölgelerde yıllarca başkalarının çıkarlarına hizmet ederek, hayatta kalmasını sağlayan hesaplamayı yaptı.


Hiçbir şey söylemeden anında arkasını döndü.


Ve koşmaya başladı.


Vücudunun verebileceği tüm güçle koştu, sahip olduğu her gram Mana bacaklarına akarak, onu herhangi bir Et Uyanış’ı Savaşçı’sını geride bırakacak, bir hızla ileriye itti. Taş Toprakları’nın korkutucu olduğunu ve dikkatsizleri öldürebilecek aşırı miktarda gizem barındırdığını biliyordu ve şu anda açıkça bu gizemlerden birine rastlamıştı.


Beklediğinden çok daha güçlü bir şey.


Kilometrelerce uzaktan attığı kütüklerle Kemik Sertleştirme Savaşçılar’ını yok edebilecek bir şey!


Onun gibi biri ne zaman savaşıp, ne zaman kaçacağını bildiği için bu kadar uzun süre hayatta kalmış biri için doğal düşünce süreciydi ve buraya gelerek, hata yaptığını kabul etti ve hemen hayatta kalmak için koşmaya başladı. 


Kendi güçleriyle iletişime geçip, onlara ne yapmaları gerektiğini söylemeye bile zahmet etmedi.


Geri çekilmeyi organize etmek veya kaçışını korumak için birini görevlendirmek için durmadı.


Çünkü etrafında yıkıma neden olan gücü gördüğünde, patlamaları ve bedenlerin parçalandığı ıslak sesleri duyduğunda, bunun Kemik Sertleştirme’nin çok üzerinde birisi olduğunu kesin olarak anladı.


Kendi hayatı garanti altında değildi.


Bu yüzden deli gibi koştu, bacaklarından Mana Dallar’ı akarken, bir şahinin gölgesinden kaçan bir tavşan gibi hareket etti, Yılan gibi gözleri önündeki araziye sabitlenmişken, gelişmiş algısı arkasında devam eden yıkımı takip ediyordu.


Her patlama başka bir ölümdü.


Her Mavi ışık parlaması, onun işe aldığı veya kontrol ettiği başka bir Savaşçı’nın yok olmasıydı.


Arkasını dönüp, bakmadı.


Sadece koştu!


---


Dağın o yamacında, Damian mekanik bir hassasiyetle birbiri ardına gövdeleri fırlatıyordu, kolunu her salladığında Mana ile Sertleştirilmiş ahşaptan yapılmış başka bir ok kilometrelerce uzağa uçarak, hedefini buluyordu.


Bu, Demir Yılan Kabilesi’nden Leydi Morgana olduğunu düşündüğü Kadın’a ait düzinelerce gücü hızla tüketiyordu. Önceki gece Lukaku’dan aldığı bilgi doğru çıkmıştı, çünkü gelişmiş algısı birbiri ardına sönen Mana izlerini takip ediyordu.


Adam amca bir süre önce dal kesmeyi bırakmış, yerine açıklığın kenarında hayranlık dolu bir ifadeyle duruyordu.


Ama Damian bunu fark etmedi.


Dikkatini tamamen aşağıdaki katliama vermişti.


Ve son kütüğü, av hayvanları gibi donup, kalmış ve hareketsiz kalarak, avcının dikkatinden kurtulmayı umut eden korkmuş bir grup Savaşçı’ya fırlattığı anda, gözlerini soğuk bir öfkeyle parlatacak bir şey hissetti ve gördü.


Leydi Morgana kaçmaya başlamıştı.


Mana imzası hızla ters yönde hareket ediyordu, her şeyi geride bırakan çaresizlik ve hayatta kalma içgüdüsüyle yıkım bölgesinden kaçıyordu.


Ve bunun ne anlama geldiğini anlayınca gözleri keskinleşti. 


Bu, izin verilemeyecek bir şeydi.


Vakochev İmparatorluğu’nda büyürken, eğitim salonlarında, özel odalarda ve artık var olmayan bahçelerde uzun yürüyüşler sırasında birçok şey öğrendi. Anne’si onur, şefkat ve iktidarın getirdiği sorumluluklara odaklanmıştı.


Baba’sı ise daha sert konuşmalar yapardı.


Şafak Tac’ının Efendi’si ve yedi kutsal dağı kapsayan bir İmparatorluğ’un hükümdarı olan Ensi Vakochev, nazik karısının bazen kabul etmekte zorlandığı şekilde Taş Diyarlar’ının gerçeklerini anlayan sert bir adamdı.


Damian’ı birçok kez oturttu ve merhametin genellikle ihanetle karşılık gördüğü bir dünyada hayatta kalmak için ne yapılması gerektiğini açıkladı.


Bu konuşmalardan biri öldürmekle ilgiliydi.


“Yaz oğlum. Öldürmek kutsal bir şeydir.“


Babasının sesi, hafızasında ve notlarında yankılanıyordu; Derin, gür ve aktardığı gerçeklerden tamamen emin bir sesti bu. 


“Her bir can aldığında, ne yaptığını anlamalısın. Başka bir Varoluş’un ışığını sonsuza dek söndürüyorsun, asla anlatılmayacak bir Hikaye’yi Sonlandırıyorsun, bir daha asla konuşmayacak bir sesi susturuyorsun. Bu hafife alınacak, dikkatsizce, acımasızca veya amaçsızca yapılacak bir şey değildir.“


Babası öne eğilmiş, gözleri Damian’ınkine  bakıyordu.


“Ama öldürdüğünde, öldürmenin gerekli olduğuna karar verdiğinde, bunu bir neden için yapmalısın. Ve titiz olmalısın.“


Anı netleşti.


“Düşmanlar’ın varsa ve onları öldürmeye başladıysan, o düşmanların her birini öldürdüğünden kesinlikle emin olmalısın. Hayatta kalan bırakamazsın. Sana merhamet göstermeyenlere merhamet gösteremezsin. Tek birinin bile kaçmasına ve olanları intikam peşinde olan diğerlerine anlatmasına izin veremezsin.“


Babası elini oğlu not alırken, omzuna koymuştu.


“Çünkü tek bir kişi bile hayatta kalırsa, tek bir kişi bile uzak bir yerde yaralarını ve nefretini beslemek için kaçarsa, er ya da geç geri döneceği kesindir. Daha güçlü olarak geri dönecekler, ya da müttefikleriyle birlikte geri dönecekler, ya da sen zayıf ve hazırlıksız olduğunda geri dönecekler. Ve o zaman Taş Toprakları’nı senin kanın ve cesedin kaplayacak.“


Omzunu daha da sıkı tuttu.


“Bu yüzden bir şeye başladığında, onu bitir. Öldürmeye başladığında, öldürecek kimse kalmayana kadar öldürmeye devam et. Bu, zulüm değil, oğlum. Bu hayatta kalmak. Düşmanlarının tekrar tehdit oluşturmamasını sağlamanın tek yolu bu.“


...!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

65   Önceki Bölüm