Varoluş’ta, etrafta tam olarak ne yaptığınızı biliyormuşsunuz gibi dolaşmalı ve hareket etmeliydiniz.
İşin püf noktası, çoğunlukla diğer herkesin ne yaptıklarına dair hiçbir fikirleri olmadığını ve işleri gidişata göre çözdüklerini anlamaktı. İmkansız derecede kendinden emin görünen Mutlak mı? Muhtemelen doğaçlama yapıyordu.
Çağlar boyunca Birikmiş bir Otorite’yle konuşan o Kâdim Varoluş mu? Deneyime dayalı mantıklı tahminler yürütüyordu!
Gözlemlenebilir Varoluş’u sıradan jestlerle şekillendiren BU Dörtlü’nün üyesi mi? Hala öğreniyor, hâlâ adapte oluyor, henüz ortaya çıkmamış sonuçlar hakkında hala belirsizlik içindeydi.
Bazıları diğerlerine kıyasla biraz daha fazla kontrole sahipti, ama Varoluş Temel’de Kaotik’ti.
Bu yüzden başarana kadar mış gibi yap.
Noah, BU Müzenin Altın Nehri üzerinde dururken, imzasını ve gücünü tam olarak ne yaptığını biliyormuş gibi serbest bırakıyordu. Mavi-Altın Alevler’i, onu çevreleyen Kader tabanlı Sistemler’e baskı yapan bir özgüvenle yanıyor; Kelimeler olmadan buraya ait olduğunu, Müze’nin kendisine layık gördüğü her şeyi talep etmeye sonuna kadar hakkı olduğunu, yukarıdaki Yıldızsal Genişlik’ten inen her ne ise tam da beklediği şey olacağını İlan Ediyordu.
Kader’indeki görkemli bir eşyanın onun için aşağı ineceğini en ufak bir şüphe duymadan biliyordu.
Ve pekala, bu tamamen mış gibi yapmak değildi.
Aslında neyin geldiğini biliyordu.
Onu oraya bizzat kendisi koymuştu.
HUUM!
Yukarıdaki Varoluş, Müze’nin normal Orerasyonlar’ını Aşan Güçler tarafından çekiliyormuş gibi titredi. Çağlar boyunca birikmiş sayısız hazineyi barındıran Yıldızsal Genişlik tanımayla sarsıldı ve bir sonraki Ân, Noah bunca zamandır kendisini bekleyen kayıp bir malı geri alıyormuşçasına son derece yüksek bir hızla aşağı bir şey indi.
Planck Hız’ında, önünde Mavi-Altın bir hazine sandığı belirdi.
Sandık, Kader’deki diğer eşyaların yapabileceği gibi nazikçe aşağı süzülmedi. Layıklığı kabul eden Kader’in Ölçülü Hız’ıyla inmedi. Aciliyetle Noah’a doğru hücum etti.
Glossikos şaşkına dönmüştü.
Neden bu eşya bir çocuğun ebeveynine koşması gibi ona doğru koşmuştu? Neden Müze’nin Sistemler’i bu özel Hâk İddiası’ma böyle bir coşkuyla yanıt vermişti? BU Agora’nın lideri olarak Varoluş’u boyunca sayısız geri alıma tanık olmuştu ve hiçbirisi buna benzemiyordu.
Fakat sandığa net bir şekilde baktığında, onu tanıdı.
Bir sonraki an, Glossikos bu eşyayı hatırladığında, hayrete düştü.
Çağlar önce birisi bu eşyayı buraya koymuştu. Uzun zaman önce göçüp gitmiş korkunç bir şahsiyetle, Mevcudiyeti o dönemin Polemarklar’ının bile saygıyla başlarını eğmesine neden olan bir Varoluş’la birlikte gelmişti!
Glossikos, sayısız çağlar önce BU Dil Fısıldayıcısı’nı buraya getirdiği zamanı, tam da bu sandığı BU Müze’nin koleksiyonuna bir katkı olarak eklediği zamanı hatırladı.
Bu neydi? Neden...
Zihni, tam olarak işleyemediği çıkarımlarla uğuldadı.
Noah, Mavi-Altın hazine sandığını Temeller’inin nesnenin Otoritesi’yle rezonansa girmesine neden olan bir Enginlik’le kavradadı. Gözleri, Glossikos’un şok içindeki bakışlarıyla sakince buluştu.
“Sana söylemiştim, Glossikos, Kader’imde olanı daha sonra gelip alacağımı.“
Sesi sabitti.
“Ve o noktada, buna tanık olmak için bizzat orada olabileceğini.“
Gülümsedi.
“İşte buradayım ve işte buradasın.“
BOOM!
Sözleri arkaik ve ağır hissettirdi; Daha önce söylenmiş ve şimdi yerine getiriliyor olmaktan gelen bir Ağırlık’la yankılandı. O kadar şaşırtıcı, o kadar imkansız, imalarıyla Temel’de Varoluş’u Parçalayacak kadar sarsıcıydı ki, onları duyan Mutlak çağlardır yapmadığı bir şey yaptı.
Geriye doğru sendeledi.
Ve sonra şok ve inançsızlık içinde kıçının üzerine düştü.
BU Sonsuz Açılım boyunca bu kurumu şekillendirmeye yardımcı olan Strategoslar’dan biri olan Glossikos, Altın Nehrin üzerine oturdu ve tüm soğukkanlılığını yitirmiş bir ifadeyle yukarı doğru Noah’a baktı.
Şimdi ona baktığında, çağlar önce aynı bu yerde gördüğü BU Dil Fısıldayıcısı İmge’si, şimdi önünde duran Varoluş’la örtüşüyordu. Aynı davranış biçimleri. Aynı özgüven.
Biliyordu!
O zamanlar bile burada duracağını biliyordu!
O zamanlar bile onun izliyor olacağını biliyordu!
Şokunun ortasında, tek bir noktada birleşen Kâdim Nehirler gibi etraftan Altın bir ışık indi. Müze’nin Sistemler’i az önce olanları tanıdı ve yanıt verdiler.
Işık, çağlar boyunca biriken ve nihayet talep edilen liyakatin sıcaklığıyla Noah’a aktı.
>>Kaderde’ki Geri Alım Tamamlandı.>>
>>Çağlar önce BU Yol Eserleri Müze’sine yerleştirilmiş bir eşyayı geri aldınız. BU Anotimi Prizmatiğ’i, tüm tarihi boyunca BU Müze’ye yerleştirilmiş en eşsiz tek eşya olarak kabul ediliyor. Başka hiçbir katkı, Gözlemlenebilir Varoluş üzerinde eşdeğer bir önem veya potansiyel etki taşımamıştır.>>
>>Bütün bu çağlardan sonra bu eşyanın geri alınması karşılığında, akıl almaz sayıda Liyakat puanı kazandınız. BU Anotimi Prizmatiğ’in katkı Ağırlığ’ı, yerleştirilmesi ve geri alınmasının Zamansal Paradoks’uyla birleştiğinde, BU İlkel Yargı Agorası’nın tipik olarak işlediğini Aşan bir Liyakat üretti.>>
>>Bu katkı, BU İlkel Yargı Agorası’ndaki en yüksek rütbe olan Strategos Rütbe’sine meydan okumanız için yeterlidir. Bu yükselişi sürdürmeyi seçerseniz, mevcut dört Strategos’a beşinci olarak katılırsınız.>>
...!
İstemler gerçekten Ağır’dı.
Ama onun dikkatini çeken şey bu değildi.
Noah, ellerindeki nesneye parlayan gözlerle baktı ve bu anda ciddileşti.
Çünkü anında, çevredeki atmosfer Paradoks’un Obsidiyen-Altın bir ışığıyla parıldamaya başladı.
Sandığın içindeki Nesne’nin etrafındaki BU İlk Dil sargıları, Gözlemlenebilir Varoluş’a tekrar açığa çıktığı Ân çözülmeye başladı.
Ve içeride yatan şey uyanıyordu.
Gözlemlenebilir Varoluş’ta, Varoluş’un gelecekte nasıl Şekilleneceğini bildiren eksen ve kritik Ânlar olarak kabul edilebilecek gerçekten birkaç Zaman noktası vardı. BU Yaratığ’ın doğuşu. Bir köylü ile BU İlkel Paradoks arasındaki ilk konuşma. BU Varoluş...
Bir şekilde, bu anda, arka arkaya, BU Genesis Hükümdar’ı iki eksene dahil oluyordu.
İlki, şu anda Gözlemlenebilir Varoluş’ta başka hiç kimsenin elinde bulundurmadığı bir başarı olan Anadil Konuşan’ı Unvan’ını elde etmesiydi.
İkincisi ise şimdi gerçekleşiyordu.
BU Sonsuz Açılım’dan beri yok olduğu düşünülen Kâdim bir Paradoks havası, herkesin ölüp, gittiğini sandığı bir çiçek gibi açmaya başladı.
Otorite, BU İlkel Paradoks ile Altın çağında karşılaşmış olan herkes için şüphe götürmezdi; Şeylerin aynı anda hem var hem de yok olduğunu, Gerçeğ’in hem mutlak hem de Göreceli olduğunu, Varoluş’un kendisinin asla tam olarak cevaplanamayacak bir soru olduğunu İlan eden o Çelişkili Ağırlık.
BU Anotimi, içinde barındırdığı özü serbest bırakıyordu.
Tüm bunlar olurken, BU Genesis Hükümdar’ının zihninde, bu ana uygun görünen aslında tek bir düşünce vardı.
“Paradoks yükselmeden önce Paradoks düşecek.“
Kelimeleri yüksek sesle söyledi; Sesi İlk Sebeb’in Yankısı’nın ağırlığıyla rezonansa giriyordu.
“Baba oğul tarafından yutulacak, oğul amaç tarafından yutulacak, amaç tüm soruları doğuran soru tarafından yutulacak.“
Etraflarındaki Obsidiyen-Altın Işık yoğunlaştı.
“Bir bedele üç Çöküş ve üçüncü Çöküş’te kapı çatlayacak.“
BOOM!
Çevredeki Kâdim ve korkunç havaya sadece katkıda bulunan bu Kelimeler’i dile getirdi. Kelimeler, önlerinde ortaya çıkan Varoluş’la bütünleşti; Geçmiş ve Gelecek, Şimdiki Ânda bizzat BU Müze’yi titreten bir Ağırlık’la çarpışıyordu!
Glossikos’un duyguları bu Paradoks Âurası’nı hissettiğinde, şaşkınlıktan dehşete dönüştü ve çağlar önceki o gün BU Dil Fısıldayıcısı’nın kiminle geldiğini anladı.
Korkunç bir şahsiyet.
Mevcudiyet’i onun bile başını eğmesine neden olan biri!
Noktaları birleştirdikçe, çağlar boyunca işliyor gibi görünen bir entrika ve plandan dehşete düşmekten kendini gerçekten alamadı.
BU Dörtlü!
BU Dörtlü her zaman ne isterlerse onu yapıyor, eylemlerinin ve entrikalarının sonuçlarıyla baş etmeyi başkalarına bırakıyorlardı.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.