Yukarı Çık




76   Önceki Bölüm 

           
Bölüm 77: Azim Et, Öğrencim! II


Birkaç saniyelik sessizliğin ardından, sessizliği bozan Damian oldu.


“İyileştin. İstediğin zaman gidebilirsin.“


...!


BOOM!


Sözleri Serala ve Büyükanne Essun’u şok etti! 


Büyükanne Essun, inanamayan ve azarlayan bir ifadeyle başını salladı, yüzündeki ifade Damian’a bir Kadın’la nasıl konuşulacağını bilmediğini açıkça gösteriyordu.


Ve Serala...


İnanamayan bir ifadeyle gözlerini kırpıştırdı, tavırları birdenbire sertleşti, kanat şeklindeki göz bebekleri keskinleşti ve şöyle dedi: “Bunu biliyorum. Beni kurtarmak için bu kadar zahmete girdiğin için teşekkür etmek ve bunu nasıl başardığını sormak istedim. Katkın için, senin adına birçok şey talep edebilirim...“


“Gerek yok.“


Damian tereddüt etmeden sözünü kesti.


“Ben bir şey istemiyorum. Essun Büyükanne ihtiyacın olan her şeyi halledecektir. Hemen sonra gidebilirsin.“


...!


Sanki çoktan çıkmak üzereymiş gibi böyle bir şey söyledi ve Essun Büyükanne sinirinden gri saçlarını çekmeye başladı!


Damian için bu Kız sadece bela demekti.


Onu kurtarmakla zaten yeterince onurlu davranmıştı. Şu anda, bir değil iki Neolitik İmparatorluk arasındaki çatışmalara karışacak kadar güçlü değildi.


En azından kendisi için bir plan yapana kadar...


Damian ayrılırken, Serala sakin bir şekilde kendini topladı. Dik duruşuyla, kararlı bir sesle, “Bana ne olduğunu bilmeliyim. Bilmeliyim...“ dedi.


HUUUM!


Sözleri yarıda kesildi.


Koyu renkli saçları, görünmez rüzgarlar tarafından yakalanmış gibi yükselmeye başladı, diğerlerinden ayrılıp, içlerinde bir şey oluşmaya başladı. Dönen mavi bir mücevher, sanki yoktan var olmuş gibi, yüzen saç tellerinden ortaya çıktı. Mücevherin yüzleri, kulübenin loş ışığını yakalayıp, çamur duvarlarında dans eden desenlere dönüştürdü.


Bu manzara Damian’ı durdurdu.


Keskin gözlerle arkasını döndü.


Serala bile, bu Mavi Mücevher’in göz hizasında, yoğun Mana ile uğultulu bir şekilde hafifçe dönerek, önünde süzüldüğünü görünce şaşırdı.


Ve onun etrafında...


Taş Azize’nin hayali görüntüsü belirdi!


Figürü yarı saydamdı, Mücevher’in yaydığı Mavi ışıktan oluşuyordu, ama yüz hatları çok netti. Yıldız gibi parlayan gözleri yakalanmış yıldızlar gibi yanan yaşlı kadın şimdi yorgun görünüyordu, yüzünde yüzyıllar süren Varoluş’unun bile onu hazırlayamadığı ağır yüklerin izleri vardı.


Yaralar, illüzyon halini işaret ediyordu. Cüppesinde yırtıklar vardı. Kanı kırmızı değil, Mavi Renk’te parlıyordu.


Savaşmıştı.


Hâlâ savaşıyordu!


Bakışları Serala’nın genel yönüne doğru kaydı, onu tam olarak görmüyordu ama nerede olduğunu biliyordu ve konuşmaya başladı.


“Öğrencim, şimdilik gönderebileceğim tek mesaj bu, o yüzden dikkatle dinle.“


Sesinde zar zor bastırdığı aciliyetin ağırlığı vardı.


“Eğer hayattaysan ve bunu görüyorsan, saklanman gerekiyor. Seni şu anda üstesinden gelemeyeceğin yöntemlerle arıyorlar.“


Bir Ân durdu ve hayali formunda bile olsa, yüzünde rahatlama belirdi.


“Tek teselli, daha önce onların duyularını maskeleyen, gözlemlediğimiz bölgede benzersiz bir Fenomen’in Varoluş’u gibi görünüyor. Bu dağ ya da o Kabile’nin içindeki bir şey olabilir.“


Yıldız gibi parlayan gözleri, yarı saydam olmasına rağmen, yoğun bir bakışa sahipti.


“Eğer kendini ve yaralı bedenini zorlayarak, oraya gidip, iyileşebilirsen, hareket edebildiğim Ânda sana geleceğim.“


Yüzündeki ifade daha da ağırlaştı.


“Eğer sana gelemezsem... Düşmüş olabilirim.“


...!


Sözleri durgun suya atılan taşlar gibi düştü.


“İmparatorluk’ta korkunç bir şey oluyor gibi görünüyor. Yüksek aileler diğerleriyle işbirliği yaptı.“


Sesi sertleşti.


“Katil Aziz hırslıdır. Hepimizin bildiği gibi, çok fazla hırslıdır. Taş Diyarları’na değişim geliyor ve geri kalanımız sadece anlaşılmaz büyüklükte bir yapbozun parçalarıyız.“


Kısa bir süre gözlerini kapattı.


“Onlar peşimizden gelirken, İmparator Luddya benim görmezden gelemeyeceğim bir şey söyledi. Dedi ki... Taş Diyarları’nda diğerlerinin üzerinde duran güçler, tüm bu topraklara kendi ihtişamlarını yaymak istiyorlar. Ya onlara katılırız ya da geride kalırız.“


Gözleri açıldı, hayali yansımada bile kararlılıkla parlıyordu.


“Öyleyse sağlam dur, Öğrencim. Muhtemelen Taş Diyarları’nı seni aramak için güçleriyle kaplamışlardır. Senin yemini alıp, gittiğimi biliyorlar, bu yüzden saklanacak ya da karşılaşabileceğin kişileri alt edecek kadar güçlenene kadar İmparatorluğ’a gelemezsin.“


Sesi yumuşadı, ama zayıflamadı.


“Azim göster, öğrencim. Elinden geldiğince Azim göster. Toprak ve Gökyüzü Fiziğ’inle, iyileşir ve güçlenir güçlenmez, her şey mümkün. İlk Taş Antlaşması’nı istikrara kavuşturmanın ve bize ihanet edenleri kökünden sökmenin anahtarı sen olacaksın.“


Çenesini kaldırdı, Damian’ın az önce kızdığı, Kutsanmışlar’ın yaptığı aynı hareketi yaptı.


Ama ondan, farklı görünüyordu.


Sanki, onun inşa ettiği her şeyi yok etmek isteyen güçlere karşı bir meydan okuma gibiydi.


“Kararlı ol.“


...!


Bundan sonra, Azize’nin hayali yüzü bir, iki kez titredi ve sonra onu ayakta tutan Mücevher çatladı.


Parçalandı.


Mavi parçalar, yere değmeden önce kaybolan ışık parçacıklarına dönüştü.


Etrafa ağır bir sessizlik çöktü.


Kutsal Kız solgunlaşmıştı.


İmparatorluklar’ı kapsayan bir komplonun ortasındaydı, onu öldürmek isteyen güçler ile içten içe çökmekte olan bir İmparatorluk arasında sıkışmıştı. Efendisi yaralanmış ve kaçıyordu. Muhafızlar’ı ölmüştü. Hiçliğ’in ortasında, Cüruf Kabilesi’nde, sırtındaki giysiler ve tam olarak kullanamadığı güçlerinden başka hiçbir şeyi olmayan, yapayalnız bir Kız’dı. 


Damian’ın da yüzünde ağır bir ifade vardı.


Ama aynı nedenlerden dolayı değil.


Katil Aziz.


Ailesini yok eden Varoluş.


Babası’nı ve Annesi’ni öldüren Varoluş. 


Vakochev İmparatorluğu’nu kırmızıya boyayan ve adını Kızıl Taş İmparatorluğ’u olarak değiştiren Varoluş.


Bu canavar, bu komplonun merkezindeydi!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

76   Önceki Bölüm