Yukarı Çık




212   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   214 

           


213.Bölüm: 40.Kısım – Kuluçka (4)
-------------------------------------------------------------------------

Yoo Joonghyuk’un kaşları, peluş şeklindeki sembolik varlığa bakarken daha da çatıldı.

   “...Kanal olmadan dolaylı mesajı nasıl gönderiyorsun?”

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, sembolik beden enkarnasyonla temas hâlindeyse mümkün olduğunu söylüyor.]

Uriel’in sembolik bedeni, Yoo Joonghyuk’un omzundaki o peluştu. Yoo Joonghyuk parmağıyla sembolik figürü hafifçe dürttü.

   “Bunu yapmakta sakınca var mı?”

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, bir dokkaebi tarafından yakalanmadığı sürece sorun olmayacağını söylüyor.]

   “Hayır, dokkaebilerden bahsetmiyorum.”

Uriel başta ne demek istediğini anlamadı. Yoo Joonghyuk peluşun yan tarafını işaret etti.

Peluş başını yana eğdi, sonra iki eliyle ağzını kapattı.

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, enkarnasyon Yoo Joonghyuk’un düşünceliliğinden derinden etkileniyor.]

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, biraz acı verdiğini söylüyor.]

Uriel’in sembolik bedeninin etrafında zayıf kıvılcımlar dolaşıyordu. Bunun sebebi, bir başmelek olan Uriel için Şeytan Diyarı’nın yasak bir yer olmasıydı. Şeytan Diyarı, şeytan krallarının bölgesiydi. Uriel doğal olmayan bir risk alıyor, olasılığının tükenmesinin yükünü zorla taşıyordu. Uriel kollarına tutunur gibi hareket edince Yoo Joonghyuk ona sordu.

   “Kim Dokja’yı bulmak için neden bu kadar ileri gidiyorsun?”

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı, bunun senin için de aynı olup olmadığını soruyor.]

   “Bir yanlış anlaşılma var gibi. Ben...”

Aslında Şeytan Diyarı, normalde asla gelmeyeceği bir yerdi. Buradaki zorluk seviyesi, aynı derecedeki diğer senaryolarla kıyaslanamayacak kadar yüksekti. Yine de buranın 73. Şeytan Diyarı olması bir nebze teselliydi. Burada şeytan kralları yoktu; en fazla bir dük yönetici olabilirdi. Bu kadarı denemeye değerdi. Her şeyden önce, önceki regresyonlarının aynı noktasındaki hâlinden çok daha güçlüydü.

   “Ben sadece... birinin beni taklit etmesinden hoşlanmıyorum. Kim Dokja olsun ya da olmasın fark etmez.”

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı gülüyor.]

   “Ayrıca Şeytan Diyarı’nda işe yarar birçok eşya da var...”

   [Takımyıldızı Şeytanvari Ateş Yargıcı kahkahayla gülüyor.]

   “Bir daha yaparsan bedenini paramparça ederim.”

Yoo Joonghyuk başını çevirip geniş ufka baktı. O piç muhtemelen bu ıssız dünyanın bir yerlerindeydi. Sessiz dünyanın içinde Yoo Joonghyuk sonunda yürümeye başladı.

-------------------------------------------------------------------------

Syswitz Endüstri Kompleksi

Dükün ofisindeki atmosfer her zamankinden çok daha gergindi. Kont Silocke rapor verirken terler içinde kalmıştı.

   “...Bu nedenle devrim devam ettiği sürece endüstri kompleksine giriş ve çıkışları kontrol altına almayı planlıyoruz.”

Silocke, karşısındaki Gilobat elçisinin yüzü her gerildiğinde kalbinin birkaç kez duracak gibi olduğunu hissediyordu.

Karşısındaki kişi her ne kadar Gilobat’ın elçisi olsa da heyetin asıl sorumlusu değildi.

Patlayıcı Ombros.

Gilobat Endüstri Kompleksi’nin bir markisiydi ve 73. Şeytan Diyarı’nın bir sonraki dükü olmaya en güçlü adaydı. Silocke, Ombros’un gözlerinde yanan ateşi görünce nefesini tutmak zorunda kaldı. Pencere kenarında rahatça dışarıyı izleyen Dük Syswitz olmasaydı, muhtemelen çoktan kaçmış olurdu.

   “...Bu yüzden Gilobat elçilerinden bir süre burada kalmalarını rica ediyorum.”

   “Konuşman bitti mi?”

   “E-Evet! O hâlde gidiyorum...”

Silocke aceleyle kapıyı açıp dışarı kaçtı.

Bu sırada Ombros öfkesini bastırmak için birkaç kez derin nefes aldı. Sinir bozucu bir durumdu ancak her zamanki gibi davranamazdı. Çünkü arkasında 73. Şeytan Diyarı’nın en güçlü varlığı olan Syswitz duruyordu.

Dük Syswitz gülümsemeden önce bir süre pencereden dışarı baktı.

   “İşte olanlar bunlar.”

   “...Benim ne yapmamı bekliyorsun?”

   “Üzgünüm ama ayrılmana izin veremem. Şimdilik Syswitz Endüstri Kompleksi’nde kalmanı rica edeceğim.”

Sonunda Ombros patladı.

   “...Bu sözlerin diplomatik bir krize yol açabileceğini bilmiyor musun?”

   “Fazla hassassın. Bu sadece ittifak elçilerini korumaya yönelik bir önlem.”

   “Devrimci yüzünden mi?”

   “Yedi cellat ve iki marki öldü. Bunun yaşanmasının üzerinden uzun zaman geçmişti.”

Devrimci Senaryosu’nun son aşaması, kompleksteki tüm cellatlar öldüğünde başlayacaktı. Açıkçası bakıldığında, Dük Syswitz şu anda bir kriz içindeydi. Ama sözlerinin aksine, yüzünde en ufak bir kriz belirtisi yoktu. Ombros bu çelişkiden hoşlanmadı ve homurdandı.

   “Tam da bu zamanda bir devrimcinin ortaya çıkması... İtibarını kurtarmaya çalışıyor olmalısın, Dük Syswitz.”

   “Gerçekten mi? Bana eğlenceli geliyor. Syswitz’te bir devrimcinin ortaya çıkmasının üzerinden 30 yıl geçti. Bazen böyle olaylar gerekir.”

   “Takımyıldızları gibi konuşuyorsun.”

   “Neden olmasın? Hikâyeler yalnızca takımyıldızlarına ait değildir.”

Bunu sıradan bir enkarnasyon söylemiş olsaydı Ombros alay ederdi. Ancak Dük Syswitz’in böyle sözler söylemeye hakkı vardı. ‘Tarihsel sınıf takımyıldızlarıyla’ kıyaslanamazdı belki ama Syswitz, 73. Şeytan Diyarı’nı 400 yıldır yöneten bir canavardı.

   “Şeytan kral yarışması başlamadan önce mümkün olduğunca çok hikâyeye sahip olmak iyidir. Ortaya çıkan devrimci ne kadar güçlüyse benim için o kadar avantajlı olur.”

Devrimin kendisine zarar verebileceği ihtimalini aklından bile geçirmemişti.

   “Devrimi durdurabileceğinden nasıl bu kadar eminsin?” diye sordu Ombros.

   “Sence nasıl?”

Bu soruyla Ombros’un bakışları sertleşti. Cevap aslında açıktı. Syswitz bu olayda iki markisini kaybetmişti.

   “Gilobat’a ihanet etmeyeceğini umuyorum.”

   “Ha ha, kim söyledi bunu?”

   “Bunu şahsen söylüyorum.”

   “Ben de sana bir tavsiye vereyim. Sence Dük Gilobat şeytan kral olabilir mi?”

Ombros bu sözlerden rahatsız oldu. Syswitz ona düşünmesi için fırsat bile vermedi.

   “Ya da Melledon ile Bercan’ın yeni şeytan kral olacağını mı düşünüyorsun?”

   “...Bu soruya cevap veremem.”

   “Hayır, verebilirsin. Çünkü 73. Şeytan Diyarı’ndaki dört dük arasında en güçlünün kim olduğunu herkes biliyor.”

Ombros istemsizce yutkundu. Bu sakin ifade bile ürkütücü geliyordu. 73. Şeytan Diyarı’nın en eski dükü hâlâ hafife alınamazdı.

   “Kolay olmayacak. Melledon, Vedalar’la ittifak kurdu.”

   “Takımyıldızlarının gücünü ödünç alabilen tek kişi o değil.”

   “Bu sözler...”

Dük Syswitz cevap vermek yerine pencerenin dışındaki gökyüzüne baktı.

   “Dokkaebiler yakında gelecek. Sonra ne olacağını biliyor musun?”

Gece göğü artık tamamen karanlıktı. Ancak çok geçmeden gökyüzü yıldızlarla dolacaktı. Takımyıldızlarının ortaya çıkışına karşılık olarak diğer şeytan krallar da sahneye çıkacaktı.

Markis Ombros’un kalbi sarsılır gibi oldu.

 Nihayetinde 73. Şeytan Diyarı gerçek bir senaryonun savaş alanına dönüşecekti.

   “...Henüz bir kanal irtibatı kuruldu mu?”

   “Büroya talep gönderdim.”

O anda Ombros, Syswitz’in neden destek aramadığını anladı. Dokkaebiler ortaya çıkıp tam kapsamlı senaryolar başladığında, takımyıldızları büyük olayların olduğu yere akın edecekti. Birden aklından bir düşünceler geçti.

   “Tam teşekküllü Şeytan Kral yarışması başlamadan önce küçük bir eğlence olması fena olmazdı. Takımyıldızları katliamı sever.”

   “Bu yüzden mi devrime müdahale etmiyorsun?”

Syswitz dumanlara tuhaf bir gülümsemeyle baktı. Ombros acı bir iç çekti.

   “...Doğuştan kötüsün.”

Bu dünyadaki her çatışma bir maldı. Syswitz şimdi takımyıldızlarının ilgisini çekmek için endüstri kompleksindeki sayısız sivilin hayatını satıyordu.

   “İltifatın için teşekkür ederim.”

Ombros yorgunmuş gibi başını salladı. Bu sahneyi gerçekten planladıysa, Dük Syswitz kesinlikle daha büyük bir darbe hazırlıyordu. Endüstri kompleksinde ne olacağını tahmin etmek zor değildi.

   “Fabrika tarafında hareketlilik görüyorum.”

Düklerin sahip olduğu en güçlü hikâye silahı: Fabrika.

Dük Syswitz başını salladı.

   “Zaten hazırlıkları yaptım. Yakında sen de göreceksin.”

Ombros’un gözleri beklentiyle parladı. 73. Şeytan Diyarı’nın en güçlü kişisinin harekete geçişini görmek sık rastlanan bir fırsat değildi.

Tam o sırada—

   [#BI-90594 kanalı, Syswitz Endüstri Kompleksi bölgesinde oluşturuldu.]

Mesajı duyan Ombros şaşkınlıkla ayağa fırladı.

   “Dokkaebileri şimdiden çağırdın mı?”

Dük Syswitz’in yüzündeki ifadeyi gördüğü anda Ombros bunun planın bir parçası olmadığını anladı.

Ofisin kapısı açıldı ve biri içeri koştu.

   “Dük! Özür dilerim ama acil bir raporum var—”

İçeri giren, az önce buradan kaçan Kont Silocke’du. Syswitz hızla yüz ifadesini toparlayıp cevap verdi.

   “Anlat.”

Raporun muhtemelen yeni kanalın ortaya çıkışıyla ilgili olması gerekiyordu. Ancak Silocke’un ağzından beklenmedik sözler çıktı.

   “Fabrika yeterince çalışmıyor.”

Dük Syswitz şaşkın bir ifade takındı.

   “...Bu da ne demek? Yeniden doldurmanızı söylememiş miydim?”

   “Ş-Şey... görünüşe göre işe gelen tüm siviller hikaye parçalarını çalmış.”

Ombros gelişmeleri fark edip konuştu.

   “Anlaşılan bu devrimci aklını kullanıyor. Belki de dokkaebiler onun yüzünden önce harekete geçti...”

   “İmkânsız. Büro ile yapılan görüşmeler henüz bitmedi.”

Beklenmedik durum karşısında kaşlarını çatan Dük Syswitz hemen emir verdi.

   “Müfettişleri ve köleleri ufka gönderin. Daha fazla hikâye parçası toplasınlar.”

   “Çoktan gönderdim. Bu arada...”

Dük Syswitz raporun henüz bitmediğini fark etmemişti. Kont Silocke, dükün vereceği tepkiden korkuyormuş gibi omuzlarını düşürdü.

   “Şey... hikâye parçalarını toplamaya giden müfettişle bağlantıyı kaybettik.”

-------------------------------------------------------------------------

Syswitz Endüstri Kompleksi yakınındaki ufuk. Jang Hayoung, ölü gözetmenin bedenini tekmeleyerek konuştu.

   “Görünüşe göre dük uzun zamandır hazırlanıyormuş. Bu ölçekte bir toplama emri vermek...”

Binlerce kölenin seferber edildiği devasa bir toplamaydı. Durum çözülmüştü ancak biraz daha geç kalsaydık tehlikeli olabilirdi. Enkarnasyon bedenim hâlâ tam olarak iyileşmemişken Fabrika’ya karşı topyekûn bir savaş başlatmam imkânsızdı.

Bu hikâye parçaları Fabrika’ya girseydi işler çok daha kötüleşirdi.

   “İyi iş çıkardın.”

Yanımdaki Han Myungoh’a baktım.

Dükün bu şekilde hareket edeceğini önceden tahmin etmişti. Han Myungoh casus olmasaydı planı tam zamanında devreye sokamazdım.

Övgümü duyan Han Myungoh keyifle güldü.

   “Hmm, kimim ben? ‘Mino Soft’un Beyni’ değil mi?”

   “Bir gün takımyıldızı olursan bunu niteleyici olarak kullanabilirsin.”

Ona gülümsedim. Başta onunla aynı tarafta olmaktan hoşlanmasam da artık bunun kötü bir seçim olmadığını düşünüyordum.

   “Köleleri buraya getirin! Önce aklı hâlâ yerinde olanları tedavi etmeye başlayacağım!”

Artık gerçekten savaşmaya karar verdiğimden beri Aileen ve vatandaşlarda farklı bir hava hissediliyordu. Onları izlerken duygularımı bastırdım. Pamuk şekere benzeyen bebek dokkaebi omzumda oturuyor ve bağırıyordu.

   [Baat!]

Anıları geri gelmese de her dokkaebi bir yayıncının içgüdülerine sahipti. Hikâyenin olması gereken boşlukları senaryolarla dolduruyorlardı.

   [Yeni bir yan senaryo ulaştı!]

   [Yan Senaryo—Köleleri Özgürleştir başladı.]

   “Teşekkür ederim.”

Başını hafifçe okşadım, Biyoo bağırdı.

   [Daat!]

Ana senaryoya giremiyor olabilirdim ama fırsat buldukça yan senaryolar alabiliyordum. Bu geçici bir çözüm olsa da yan senaryoları biriktirmeye devam edersem düke karşı koyabilecek kadar toparlanabilirdim.

   「 Kim Dokja düşündü: Acele etmeye gerek yok. Zaman hâlâ benim tarafımda. Artık Şeytan Diyarı senaryosunu güvenle geçmek için eksiksiz hazırlanmalıyım. 」

Bunu içtenlikle düşünüyordum. En azından beklenmedik bir mesaj duyana kadar.

   [Yeni bir takımyıldızı #BI-90594 kanalına giriş yaptı.]

+

Çeviri: Sansanson

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

212   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   214