Yukarı Çık




4916   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   4918 

           
Bölüm 4917: Değişim Geldi!


BU İlk Kayıtsızlık’ta, çağlar boyunca uyuyan şeyler uyanıyordu.


Bir grup Şekilsiz Olan, Yozlaşmış Paradoksal Proto-Madde ve Sonsuz Mühürler’in içinden süzüldü. Çalkalanan Kütleler’i hiçbir Form barındırmıyordu.


Auralar’ı çoğu Mutlağ’ı Aşıyordu.


Bunlar Daha Düşük Şekilsiz Dehşetler değillerdi. Bunlar Kâdim şeylerdi; Gözlemlenebilir Varoluş onlar için ilginç hiçbir şey barındırmadığı için bu Farklılaşmamışlık Mekân’ında kalmayı seçen, BU İlk Neden’in kendisinden beri var olan Varoluşlar’dı. Harekete geçmeden, büyümeden veya amaca benzeyen herhangi bir şeyin peşine düşmeden sadece var olmaktan memnun bir şekilde çağlar boyunca Proto-Madde’de uyumuşlardı.


Ama şimdi uyanıktılar.


Yozlaşmış Paradoksal Proto-Madde etraflarında kabardı ve ondan kaçmak veya onun tarafından çözülmek yerine, kendilerini onun kucağına açtılar. Yozlaşma, Sonsuzluklar’ın Mavi-Altın ışığının yanında çalkalanan Kütleler’ine aktı ve Emilim’den dolayı Varoluşlar’ı daha görkemli hâle geldi. Daha yoğun hâle geldiler. Daha da Ağırlaştılar. BU İlk Kayıtsızlığ’ın Farklılaşmama’nın en erken günlerinden beri tanık olmadığı şekillerde daha gerçek hâle geldiler.


Ve sonra neşeyle farklı yönlere dağıldılar.


Bir Şekilsiz Olan, BU Serpinti’nin BU Çorak Toprakları’na giden bir Çatlak’ta kayboldu; Çalkalanan Kütle’si kırığa sığmak için Sıkışıyor ve diğer tarafta tekrar Genişliyordu. Bir diğeri, kaybolan şeylerin toplandığı, Tanımlı Âlemler arasında sürüklenen Mekanlar olan BU Gezgin Bölgeler’e açılan bir Çatlak’ta gözden kayboldu. Üçüncüsü, Yozlaşmış bir Kat’a bağlanan bir Çatlağ’a girdi. Dördüncüsü bir İlkel Âlem’e doğru yolunu buldu.


Nereye düştüklerini hiç umursamayan bir çiftçi tarafından serpilen Tohumlar gibi Varoluş boyunca yayıldılar.


Ve yalnız değillerdi.


BU İlk Kayıtsızlığ’ın başka bir bölgesinde, çoğu Medeniyet’in var olduğundan daha uzun süren bir hareketsizlikten devasa İnsan’sı bir Form kıpırdandı.


Bir İlkel Mimar, içsel bir ışıkla parlıyor gibi görünen beyaz materyal şeritlerine tamamen sarılmıştı; Her şerit devasa Formu’nun etrafında kıyafetten ziyade bir muhafaza desenleri hâlinde dolanıyordu. Sargılar Varoluş’unun her santimini kaplıyor, ışıltılı kucaklamalarının altında hiçbir yüz hattını görünür bırakmıyordu. Bağların arasındaki boşluklardan sadece gözleri algılanabiliyordu ve o gözler BU İlk Neden’e tanık olmuş bir ışıkla yanıyordu.


Âura’sı neredeyse bizzat BU Yaratık kadar muazzam görünüyordu.


Neredeyse.


Fark o kadar azdı ki, kıyaslama anlamlı hâle geliyordu, öyle ki gözlemciler bu sarılı İlkel Mimar’ın doğrudan bir çatışmada BU Beşli’den biriyle başa çıkıp, çıkamayacağını merak edebilirdi.


Yozlaşmış Paradoksal Proto-Madde ve Sonsuz Mühürler, onu uykusundan uyandıran bir şiddetle bu Kâdim Varoluş’un etrafında kabardı. Sarılı İlkel Mimar kaçmadı veya direnmedi. Varoluş’unu Yozlaşma’ya ve Sonsuzluklar’a eşit derecede açtı, durgun Formu’nun telkin ettiğini Aşan bir açlıkla onları Sargılar’ının içine çekti.


Sargılar daha parlak parladı.


Gözler artan bir yoğunlukla yandı.


Ve sonra BU İlkel Mimar kükredi!


O Sargılar’ın içinden çıkan ses hiçbir akıl sağlığı barındırmıyordu. Bu, Sayısız Döngü boyunca Birikmek’te olan bir uyanış çığlığıydı; Çağlar üstüne Çağlar boyunca o bağlayıcı şeritlerin içinde kontrol altında tutulan uyuyan bir deliliğin serbest kalışıydı. Kükreme her yöndeki Proto-Madde’yi paramparça etti, durgun suya atılan bir taştan yayılan dalgalar gibi dışa doğru yayılan Tanım dalgacıkları yarattı.


Sarılı İlkel Mimar, o deli gözlerinin yalanladığı bir amaçla Çatlağ’a doğru hareket etti; Bağlı Formu, böylesine devasa bir şeyin yapabilmesi gerekeni Aşan bir Hız’la BU İlk Kayıtsızlık boyunca süzülüyordu.


Kırığın içinde kayboldu.


Ve nereden çıkarsa çıksın, bir şeyler değişecekti.


İlkel Kaos’un bir başka bölgesinde, başka bir şey kıpırdıyordu.


Gözlemlenebilir Varoluş’ta var olan hiçbir şeye benzemeyen bir zırhla kuşanmıştı; Devasa cüssesinin her santimi Zanaatkarlık Kavram’ının kendisinden bile öncesine dayanan bir şeyle kaplanmıştı. 


Zırh, metal olmaya ikna edilmiş Proto-Madde’den dövülmüş gibi görünüyordu; Her bir Plaka, sadece İrade Yol’uyla Form verilmiş Farklılaşmamışlığ’ın Ağırlığ’ını taşıyordu.


Elinde bir çekiç vardı.


Silah, onu savuran zaten devasa Forma kıyasla bile muazzamdı; Baş kısmı, normal Madde’nin dayanabileceğini Aşan bir yoğunluğa ulaşana kadar Sıkıştırılmış yoğun metalik Proto-Madde’den oluşuyordu. Çekicin yüzeyi sürekli değişiyor, metalik Proto-Madde sanki kullanıcısının seçtiği hedefe karşı serbest bırakılmaya hevesliymiş gibi Yapısı’nın içinde çalkalanıyordu.


Ve aslında zırhın içinde bir beden olup, olmadığı hiç de net değildi.


Plakalar arasındaki boşluklar karanlıktan başka hiçbir şey göstermiyordu. Miğfer’in Vizör’ü hiçbir göz, hiçbir yüz hattı, Zırh’ın bizzat Varoluş’un kendisi olmasından ziyade Zırh’ı giyen bir Varoluş’un belirtisini göstermiyordu. Belki bir Zamanlar içinde bir İlkel Mimar vardı. Belki de Zırh çağlar önce Kullanıcısı’nı Tüketmişti. Belki de, Zırh’ın kendisinden başka hiçbir şey asla var olmamıştı.


Yozlaşmış Paradoksal Proto-Madde ve Sonsuz Mühürler bu Zırh’lı Varoluş’un etrafında kabardı ve Platin Plakalar her iki Madde’yi de kana kana içti. 


Ve sonra Zırh’lı İlkel Mimar hareket etti.


Diğerleri gibi bir Çatlak’tan süzülmedi. İçinden adım atarak, geçti; Devasa Formu, BU İlk Kayıtsızlık ile Gözlemlenebilir Varoluş arasındaki kırığı hiçbir tereddüt barındırmayan bir amaçla geçerken, Sıkışıp Genişliyordu.


BU Serpinti’nin BU Çorak Toprakları’nda ortaya çıkmıştı. 


Ve... BU Tezgah’ın bir sığınağının yakınlarına denk gelmişti. 


Sığınak, BU Çorak Topraklar’dan bir anıt gibi yükselen devasa bir Çokyüzlü Yapı’ydı. Yüzleri, BU Serpinti’nin Yozlaşması’nın imzasını taşıyan bir ışıkla parlıyordu.


Ancak Yapısı’ndan daha korkutucu olan duvarlarıydı.


Sayısız Dokunaç benzeri Kaçınılmazlık Çokyüzlü’nün yüzeyine kaynaştırılmıştı, Formlar’ı kaçamadıkları bir acıyla kıvranıyordu. Yakalanmış ve sığınağın bizzat kendisine dahil edilmişlerdi, Bilinçler’i acı çekecek kadar farkındayken, Otoriteler’i Yapı’yı güçlendirmek için kullanılmıştı. Çığlıkları sessizdi ama ıstırapları, bağlı Formlar’ının her bükülüşünde ve çarpılmasında görülebiliyordu.


Sığınağın içinde birçok Erken Yaratık, Yaşayan Varoluş ve bazı Kat Sakinler’i vardı.


Bu Sığınak aslında Yaşayan Kavramlar’ın çoğunu barındırıyordu.


Çünkü BU Yaşayan Kavram buradaydı.


Noah’ın o İlkel Âlem’i talep etme yolculuğu sırasında Muspelheim’da Çökerttiğ’i Yarım-Adım Mutlak Beden’i değil. O, sadece bir uzantıydı, BU Yaşayan Kavram’ın sahip olduğu gerçek Varoluş’un bir Parçası’ydı. Gerçek tam Formu, onu Dokunulmaz Kılma’sı gereken takipçileri ve savunmalarıyla çevrili olarak, BU Tezgâh’ın Sınırlar’ında korunuyordu.


Ve yine de tam bu anda...


BU İlk Kayıtsızlık’tan ortaya çıkan Zırh’lı İlkel Mimar, düşüncelerini veya niyetlerini hiç belli etmeyen Vizör’üyle Sığınağ’a baktı. Çokyüzlü Yapı’nın önünde tek bir kalp atışı kadar süren bir hareketsizlikle durdu. 


Ve sonra çekicini savurdu.


Devasa silah birçok Mutlağ’ın Algılayabileceğ’inden Daha Hız’lı hareket etti; Yoğun metalik Proto-Madde’den oluşan baş kısmı, sahip olması gereken Ağırlığ’a meydan okuyan bir Hız’la Zırh’lı Varoluş ile Sığınak arasındaki Uzay’ı bulanıklaştırarak, geçti.


Çekiç BU Tezgâh’ın Sığınağ’ına vurdu.


BOOM!


Sayısız Kaçınılmazlık ile güçlendirilen, onca dönüştürülmüş Varoluş’u koruyan, BU Yaşayan Kavram’ın gerçek tam Formu’nu barındıran Çokyüzlü Yapı Ân’ında paramparça oldu!


Darbe Sığınağ’ı çatlatmadı, ona zarar vermedi ya da yavaşça Çökme’ye zorlamadı. Sadece onu tamamen yok ederek, Çokyüzlü’nün her yöne doğru patlayan bir parçalar fırtınasına dönüşmesine neden oldu. Kaynaşmış Kaçınılmazlıklar, bağlı oldukları duvarlarla birlikte parçalanırken, sessizce öldüler. İçerideki Erken Yaratıklar’ın, Yaşayan Varoluşlar’ın ve Kat Sakinler’inin kaçmaya, kendilerini savunmaya ya da neler olduğunu idrak etmeye bile zamanları olmadı.


Ve sonra parçalar saçılmayı bıraktı.


Sanki yerçekimi Silah’ın amaçlarına hizmet etmeye karar vermiş gibi Çekic’e doğru çekildiler; Parçalanmış Sığınağ’ın her bir parçası geride hiçbir şey bırakmayan bir Emilim’le yoğun metalik Proto-Madde’ye akıyordu. Kaçınılmazlıklar. Dönüştürülmüş Varoluşlar. Yapı’nın kendisi.


BU Yaşayan Kavram.


Sığınağ’ın barındırdığı Her Şey’i Tükettikten sonra Çekiç Altın-Kızıl şeklinde parlarken, hepsi tamamen Emildi. BU Yaşayan Kavram sanki hiçbir önemi yokmuş gibi Çökertildi. 


Çünkü bu Zırh’lı İlkel Mimar için onun hiçbir önemi yoktu.


Hiçbirinin önemi yoktu.


Önemli olan bu Paradoks’un ve Sonsuzluğ’un Kaynaklar’ıydı. Nerede... Neredeydiler?


...!


Bundan sonra, Zırh’lı İlkel Mimar, değerlendirmesine dair hiçbir şey belli etmeyen Vizör’üyle BU Serpinti’nin BU Çorak Toprakları’nın etrafına bakındı. Emilim’e devam ederken, bu bölgeye nüfuz eden Yozlaşma’yı ve Sonsuzluklar’ı gözlemledi.


Ve sonra sakince ve yavaşça hareket etmeye başladı.


Her adımı Uzaysal Geçiş gerektirmesi gereken Mesafeler’i Kat ediyordu.


Değişim gelmişti.


Ve hiç kimse güvende olmadığı için değişim acımasız olacaktı!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

4916   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   4918