Yukarı Çık




89   Önceki Bölüm 

           
Bölüm 90: Göze Göz! I


Inkanyamba’nın gürleyen sesi, sadece onu anlayabilenlerin kulaklarında yankılandı.


Taş Diyarları’nda Diller benzersiz ve Çok Çeşitli’dr. Birbirinden sadece birkaç kilometre uzaklıkta bulunan Kabileler, birbirleriyle neredeyse hiç iletişim kuramayacak kadar farklı Lehçeler konuşabilirler. İmparatorluklar kendi Diller’ini, kendi Yazı Sistemler’ini, kendi tarih kayıt ve bilgi aktarım yöntemlerini korurlar.


Ancak güçlüler arasında en Evrensel Dil, Mana ile aktarılan Dil’dir.


Niyetin şekil aldığı Dil. Anlam’ın Enerji’ye Dokunduğ’u Dil. Kulakları atlayıp, onları algılayacak kadar güçlü Kültür’e sahip olanların anlayışına doğrudan hitap eden Kelimeler.


Inkanyamba, Mana’nın kükremelerinde öfkesini taşıyordu ve Damian ile Serala, sanki kendi Ana Diller’inde konuşmuş gibi onun niyetini açıkça duyup, anladılar.


Ancak uzaktaki Kabile’ye, Damian’ın Kan’ıyla hâlâ titreyen Kırmızı-Mavi duvarların tepesinde duranlara, bu sadece iki küçük figüre kükreyen bir Behemoth İlkel Canavar’dan başka bir şey gibi görünmüyordu.


Onlar suçlamayı duyamıyorlardı.


Şikayeti anlayamadılar.


Sadece fırtınayı, yılanı ve Tokolosheler’inin yoktan var ettiği imkansız dağı gördüler.


Damian, Inkanyamba’nın sözlerini işlerken keskin bir bakış attı.


Siz bizi öldürüyorsunuz. Biz sizi öldüremez miyiz?


O cevap veremeden, Mana yakınlardaki Serala’nın etrafında vızıldamaya başladı.


Kanat şeklindeki göz bebekleri Beyaz ışıkla parladı ve sesi, aralarındaki mesafeyi aşarak, devasa canavara niyetini ileten güçle yankılandı. Uluyan rüzgarlara, aralıksız çakan gök gürültüsüne rağmen, sözleri mükemmel bir netlikle duyuldu.


“Şuradaki küçük Kabile. Ben. O.“


Bakışları keskin ve Otoriter’di, tavırları ise kendisinden çok daha büyük güçlere karşı çekinmeden hitap etmek üzere yetiştirilmiş birinin tavırlarıydı.


“Ne zaman bizden biri kardeşlerinizi saldırıp, öldürdü? Sorumlular başka yerdeyken, neden öfkenizi buraya yöneltiyorsunuz?“


...!


Kanat’lı göz bebekleri, inkar edilemez bir zarafet ve Otorite taşıyordu. Kutsal Taş’ın Kız’ı, tüm hayatını böyle Ânlar için eğitilerek, geçirmişti. Ölüm’le karşı karşıya kaldığında bile kendine güvenini yansıtmayı öğrenmişti.


Ve eski ve öfkeli Inkanyamba bile, onun sözleri üzerine geçici olarak durakladı.


Fırtınayla dolu gözleri, onu daha dikkatli bir şekilde incelemek için ona yöneldi ve gökyüzündeki Hakimiyet’ini yansıtan kanatlı bu küçük yaratığı yeniden değerlendirdi.


Sonra tekrar konuştu, sesi Anlam kazanan bir gök gürültüsü gibi yankılandı.


“Tek bir insan, İlkel Canavar tarafından öldürüldüğünde...“


Inkanyamba’nın devasa başı yaklaştı, gök gürültüsü bulutlarından oluşan yelesi vurgu yapmak için çatırdadı.


“O insanın nesiller boyu Atalar’ı Dağ’a tırmanır ve torunlarını öldüren Canavar’la hiçbir ilgisi olmayan düzinelerce... Yüzlerce Canavar’ı öldürür.“


Gözleri eski bir kinle yanıyordu.


“Bir Canavar bir İnsan’ı öldürür. Elli insan beş yüz Canavar’ı öldürür. Bu, türünüzün tarihidir. Bu, Zaman’ın başlangıcından beri tekrarlanan bir kalıptır.“


Pullar’ı arasında şimşek çaktı ve aniden yeni bir Anlam kazanan yaraları aydınlattı. İnsan silahlarının yaraları. İnsanların intikamının bıraktığı izler.


“Biz, sadece aynı şeyi yapıyoruz.“


Sesi daha da soğudu.


“Biz Doğa’nın Kanun’unu takip ediyoruz. Taş Diyarları’nın Kanun’unu.“


BOOM!


Bu ağır sözlere karşı Damian’ın gözleri öfkeyle parladı.


Onu taşa bağlayan Kan aracılığıyla duyguları yankılandıkça, altındaki Dağ sallandı. Çatlaklar oluştu ve kapandı. Çevresindeki yarıkların içindeki sivri mızraklar daha da keskinleşti.


“Bunu tamamen reddediyorum.“


Sesi, hâlâ vücudunun kenarlarında titreyen aynı Mavi Ateş’le yanan Mana’yı taşıdı.


“Neden böyle olmak zorunda? Bu ne aptalca bir Yasa?“


Bir adım öne çıktı ve dağ onu desteklemek için hareket etti, sanki onun meydan okumasını yankılayarak, hafifçe yükseldi.


“Öldürme, zarar verme ve Yıkım’dan sorumlu olanlar bedelini ödemeli. Başka rastgele gruplar değil!“


Koyu Mavi gözleri, Inkanyamba’nın fırtınasını bile sönük gösteren bir ışıkla parlıyordu.


“Göze göz! Kola kol!“


Sesi sertleşti.


“Neden senin Canavarlar’ın öldürüldü ve sonra arkamdaki bu İnsanlar öldürüldü, ama perde arkasında işleri yönetenler zarar görmedi? Neden dağına saldıran kişiye saldırmadın?“


Soru, ağır bir ima ile havada asılı kaldı.


“...“


Inkanyamba hemen cevap vermedi.


Damian’ın gözleri kısıldı.


“Oh? Bunu yapmak için çok mu korkaktın?“


Sözleri bıçak gibi keskin.


“Yani cevabın çaresiz insanlar mıydı? Karşı koyamayan Kabileler mi? Bununla hiçbir ilgisi olmayan İbsanlar mı?“


Saklamaya bile tenezzül etmeden tiksintiyle başını salladı.


“Bu, neden sorusunun cevabı olamaz!“


Inkanyamba’nın Mana ile dolu sesi, sonunda cevap verdiğinde soğuktu.


“Bir cevabın var mı?“


Bir cevap.


Soru basitti, ama ağırlığı çok büyüktü!


Damian’ın daha iyi bir çözümü var mıydı? Nesiller boyu süren bu döngüyü kırmanın bir yolunu bulmuş muydu? Kaydedilmiş tarihten önce bile Taş Diyarlar’ı kırmızıya boyayan Sonsuz intikamdan başka bir şey sunabilir miydi?


Damian devasa canavara, gözlerindeki kadim öfkeye, insanlar ve canavarlar arasındaki yüzyıllar süren çatışmayı anlatan yaralara baktı.


Ve cevap verdi.


“Kuralları ben koyarsam...“


Sesi sabitti.


“Yok oluşun sorumluları, yok olanlar olmalı. İnsanlar spor için canavarları avlıyorsa ve canavarlar buna karşı çıkıyorsa, o insanlara karşı durmalılar. Bir Savaşçı sana ve Canavarlar’ına zarar verdiyse, neden o Savaşçı’yı avlamıyorsun?“


Kollarını açarak, etrafındaki değişmiş manzarayı işaret etti.


“Eğer çok zayıfsan, yardım iste.“


Gözleri, Inkanyamba’nın fırtına dolu bakışlarıyla karşılaşınca hiç çekinmedi.


“Çünkü ben, sorumlulara karşı yardım etmeye hazırız.“


BOOM!


Sözleri ağırdı ve savaş alanına büyük bir sessizlik çöktü.


Aşağıdaki küçük hayvanlar, üstlerinde önemli bir şeylerin tartışıldığını hissederek, heyecanlı hareketlerini tamamen durdurdular. Rüzgâr bile bir an için durmuş gibiydi, sanki hava durumu da bir sonraki sözleri duymak için bekliyordu.


Inkanyamba’nın gözleri güç ve zeka ile parladı.


Devasa yüzü, bir gülümsemeye benzeyen bir ifadeye dönüştü.


Soğuk bir gülümseme.


“Öyle mi?“


Sesi, binlerce yıldır tutulan sözlerin bozulmasından kaynaklanan şüpheyle doluydu.


“Kendi insan soyuna karşı, sadece canavar olarak adlandırdığın Varoluşlar’a yardım mı edeceksin?“


Not: Hadi buyurun. Şimdi ki haklı? Bana sorarsan Canavarlar haklı. Tek Yanlışları evet başta bütün bunların arkadasında olan düşmanı öldürmemek oldu. Göz’e Göz durumu. Hammurabi Kanunu. Yalnız ben bile böyle olacağını beklemiyordum. Bu Canavarlar o kadar da kötü değilmiş. Zaten İnfinite Mana’yı okuyanlar bilir Kötü olarak görülenler bile Kötü değil. Hatta Biz Infinite Mana Okuyucular’ı olarak Kötüler ölünce içimizde bir burukluk bile oluşuyor. Bu, Özellikle Son Cilt’te daha belirgin oldu. Çünkü Kötü değiller de o yüzden. 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

89   Önceki Bölüm