Bu sırada Mutlak Tezahür’ü, o BU Yaratığ’ın gözlerinin içine bakarken, dümdüz ileriye, Dağ’a doğru bakıyordu!
O Kâdim Varoluş’un Tezahür’ünü oluşturan Çok Renkli Alevler, onun Altın bakışlarıyla; Çağlar boyu Birikmiş Varoluş’tan, Varoluş’un Anlayış’ını Aşan bir sabırdan, çoğu Varoluş Varoluş’un ne anlama geldiğini bilmeden öncesinden beri Gözlemlenebilir Varoluş’u Şekillendiren bir güçten söz eden bir Ağırlık’la buluştu.
Noah, bu Varoluş’la konuşmak için bir Dağ’a tırmanmak istemediğini söylemişti.
Görünüşe göre bu ifade doğru kalacaktı.
Mutlak Tezahür’ü, bu Akıl Almaz Varoluş’u tam önünde görebilecek, huzura çıkmak için Tırmanan bir yalvarıcıdan ziyade onun bakışlarına bir eşit olarak karşılık verebilecek kadar görkemliydi. Aralarındaki Mesafe artık hiçbir şey ifade etmiyordu!
Yükseklik gerçekten hiçbir şey ifade etmiyordu.
Noah için bu eşsiz bir şeydi, çünkü gerçekten de çok yol kat ettiğini hissedebiliyordu.
Vizyon etrafındaki her şeyi kapsıyordu; Mutlak Tezahür’ü bedeninden ayrı bir şey olmaktan ziyade onun bir uzantısıydı. Alacakaranlığ’ın Altın Alevler’ine baskı yapan Ağırlığ’ını hissedebiliyordu. Alfheimr boyunca, Gökler’ine hükmeden iki Mutlak Tezahür’ün Mevcudiyet’ine tepki veren Yaşam’ın nabzını sezebiliyordu. Önceki Varoluş’unun gözlemlemek için yoğun bir Çaba gerektireceği Detaylar’ı Algılayabiliyor’du.
Bu sırada, BU En Genç Olan’ın bakışları BU En Yaşlı Olan ile birleşirken, ileriye baktı.
Ancak bu bile tartışmaya açık bir şey olabilirdi. Çünkü BU İlkel Kaos ile tartışmaya girilen herhangi bir günde, o kendisinin BU En Yaşlı Olan olduğunu söylerdi. Kendi Varoluş’unun BU Yaratığ’ın Kâdim Formu’ndan bile öncesine dayandığını söylerdi. Bizzat Kaos üzerindeki Otoritesi’nin, diğerlerinin iddia edebileceği Her Şey’i Aşan İlkel Kökenler’den söz ettiğini söylerdi.
Ne tür bir tartışma yapılacaksa bu daha sonraya kalacaktı.
Bu iki Varoluş, hiçbir kesinti veya pürüz olmadan ilk kez birbirlerine tam olarak baktılar. Çevrelerinde meydana gelen hiçbir Savaş yoktu. Çatlaklar’dan ortaya çıkan hiçbir Bölünmemiş Olan yoktu. Onların dikkati dağınıkken, Strategoslar aracılığıyla yayılan hiçbir Enfeksiyon yoktu. Sadece ikisi vardı; Alfheimr’ın Alacakaranlık Gökler’i boyunca Mutlak Tezahür ile yüzleşen Mutlak Tezahür vardı.
BU Yaratığ’ın Çok Renkli Mutlak Tezahür’ünün bakışları Doğal ve Doğuş’tan gelen bir ihtişam barındırıyordu. Sanki Soy’u bizzat BU İlk Neden’e kadar uzanan asil bir Varoluş’a bakıyormuşçasına, bizzat Varoluş’una Dokunmuş gibi görünen bir asalet barındırıyordu. O girdap gibi dönen Çok Renkli gözbebekleri, çağlar boyunca Sayısız Varoluş’un yükselişini ve düşüşünü izlemiş, Potansiyel’in Sayılamayacak kadar çok kez çiçek açıp, solduğunu görmüş birinin sabrıyla Noah’ı gözlemledi.
Noah’ın Altın Mutlak Tezahür’ü Sonsuz bir Öz ve Sonsuzluk barındırıyordu. Gözler’i, bir Varoluş’un onların Derinlikler’ine yansıyan Sonsuz Varyasyonlar’ı ve Olasılıklar’ı görmesini sağlayabilecek, dalgalanan Altın Farklılaşmamış Kader ile kabarıyordu. BU Yaratığ’ın bakışlarının Kâdim bir gözlemden söz ettiği yerde, Noah’ın bakışları Sonsuz Potansiyel’den söz ediyordu. Çok Renkli Alevler’in ne olduğunu İlan Ettiğ’i yerde, Altın Alevler Ne Olabileceğ’ini İlan Ediyor’du.
Bu anda Noah, sadece burada görünerek bile o ilk adımı zaten atmış gibi hissetti.
Hiçbir şey söylemedi.
Sadece BU Yaratığ’a baktı.
BU Yaratığ’ın Mutlak Tezahür’ünün dalgalanan Çok Renkli yüzü bu anda ince bir şekilde değişti, epeyce daha fazla bir canlılıkla çiçek açtı. Sanki bu Kâdim Varoluş burada kendi Dokumalar’ını tamamen Kırıyor, Tezahür’ünden normalde izin verdiğinden çok daha fazla ifadenin akmasına olanak Tanıyor gibiydi. Gözleri, taşıdıkları Ağırlığ’a rağmen neredeyse oyuncu görünen bir hareketle kırpıştı. Mutlak Tezahür’ünün devasa başı özgürce hareket etti, ilgiyle Noah’ı gözlemlerken, hafifçe yana eğildi.
Sonra bu Varoluş sakince konuştu; Sesi Tezahürler’inin örtüştüğü alan boyunca yankılanıyordu.
“Görünüşe göre... Mutlağ’a ulaşmışsın. Tebrikler. Bu Gözlemlenebilir Varoluş’taki en Hızlı’sı olmalı.“
BU Yaratığ’ın Noah’a karşı söylediği ilk sözler, eşsiz bir şekilde tebrik sözleriydi.
Meydan okuma veya tehdit değil. Caka satmak değil. Sadece Tanınmayı hak eden bir başarının basit bir takdiriydi; Her Hece’nin arkasındaki Varoluşsal Ağırlığ’a rağmen gerçek görünen bir sıcaklıkla iletilmişti.
Noah, bu sözleri hafifçe başını sallarken, sakince özümsedi.
“Teşekkür ederim.“
Sanki evet, bu oydu. Yaptığı şey buydu. Ve o başarıya ve ulaşılan hedefe sadece kendisi sahipti diyerek, bunu doğruluyor ve kesinleştiriyor gibiydi!
Mutlak Derinliğ’e ulaşan Gözlemlenebilir Varoluş’taki En Hız’lı Varoluş; Çoğu Varoluş’un adanmış bir gelişimle Çağlar boyunca Ulaşamayacağ’ı Yükseklikler’e kıyaslandığında, Saniyeler Sayılacak bir Süre’de varıyordu.
Bunu söyledikten sonra, bir şey fark etmiş gibi göründü.
Aşağı baktı, Altın bakışları En zirvesi’nde BU Yaratığ’ın tapınağını barındıran Dağ’ın manzarasını delip, geçiyordu. Mutlak Varoluş Tezahür’ü, önceki görüşünün gözlemlemek için odaklanmış bir dikkat gerektireceği Detaylar’ı algılamasına olanak tanıdı ve gördüğü şey ifadesinin eğlence ile küçümseme arasında bir şeye kaymasına neden oldu.
Bu Dağ’da, onları neredeyse göz ardı edecekti.
Ama orada BU Yaşayan Elemental ve BU Yaşayan Duygusal’ın Mutlak Tezahürler’i vardı.
Sadece lanet olası derecede çok küçüktüler.
BU Yaşayan Duygusal’ın Mutlak Tezahür’ü, Duygusal doğasıyla eşleşen Mânik bir Enerji’yle atan, girdap gibi dönen Pembe ve Kızıl ışıktan oluşmuştu.
Boyut’u, Noah ve BU Yaratık ile kıyaslandığında, onların sadece Küçük bir Kısmı kadardı.
Onların boyunun ancak Dört’te biri kadardı.
Gözlemlenebilir Varoluş’taki çoğu Varoluş’la kıyaslandığında görkemli görünecek olan Tezahür’ü, Gökler’i Domine Eden o devasa Tezahürler’in yanına yerleştirildiğinde, neredeyse Mütevazı görünüyordu. Güçlü’ydü, evet. Gerçek bir kapasiteye sahip bir Mutlak’tı. Ancak onun Birikmiş Otorite’si ile Onlar’ınki arasındaki Uçurum, bu Basit Ölçek karşılaştırmasında bile görünürdü.
Ve BU Yaşayan Elemental...
O acınası, lanet içinde kıvranan, bozulan Temeller yığınının Mutlak Tezahür’ü, onların Boyut’unun ancak Yüz’de Bir’i kadardı!
Bakması lanet olası derecede çok acınasıydı.
Tezahür’ünü oluşturan o küçük, titrek Alevler hastalıklı ve istikrarsızdı; Sanki her an söneceklermiş gibi sürekli dalgalanıyorlardı. Noah’ın onun üzerine yerleştirdiği Lanet burada bile görünürdü; Temeller’inin artık tamamen kendisine ait olmadığını İlan Eden Mavi-Altın Otorite hatlarıyla Tezahür’ünü yakıp, geçiyordu. Dağda’ki Mevcudiyet’i neredeyse bir utanç kaynağıydı; İki Varoluş’un yanında kendini kanıtlamaya çalışan bir İnsan gibiydi.
Bu arada, Dağ’ın diğer tarafında, BU Yaşayan Duygusal’ın kendini bağladığı BU Bölünmemiş Olan’ın Mutlak Tezahür’ü de vardı.
Kanat’lı Aslan’ın Tezahür’ü, BU İlk Kayıtsızlık’taki kökenlerinden söz eden Farklılaşmamışlık ışığıyla yanıyordu. Yılan Yele’si Tezahür Formu’nda bile görünüyordü; Sayısız Baş’ı Hipnotik görünen bir hareketle sallanıyordu. Boyut’u Duygusal’ınkiyle hemen hemen aynıydı, Noah ve BU Yaratığ’ın sergilediğinin Dört’te biri kadardı ve bu da önemli ancak en üst düzeyde olmayan bir güçten söz ediyordu.
Duygusal’ın Tezahür’ tam şu an Noah’a doğru bakıyordu.
Pembe gözleri, Tezahür’ünden bir Demirci Ocağ’ının ısısı gibi taşıp, dökülen parlak bir ilgi ve büyülenmeyle parlıyordu. O bakışlarda bir Açlık vardı ama bu Tüketim türünden değildi. Büyüleyici bir şey bulmuş, daha yakından incelemek istediği bir şey, Manik doğasının talep ettiği şekillerde hak iddia etmek istediği bir şey bulan birinin Açlığ’ıydı.
Sanki tam şu anda ve burada onun üzerine atlamak istiyor gibiydi.
Ve BU Yaşayan Elemental’in Mutlak Tezahür’ü de Noah’a doğru bakıyordu.
Ama onun ifadesi tamamen farklıydı!
Not: BU Yaratığ’ı Aşmamız’sın aslında tek bir sebebi var o da Temel’i ile bizimle aynı olması. Zaten Ruination bunlar kesin değil demişti. Aklıma sadece bu geliyor.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.