
227.Bölüm: 43.Kısım – Göğü Yaran Kılıç Azizi (1)
_____________________________________________
Kıdemli sınıf dokkaebi testini tamamladıktan sonra, Bihyung bir şekilde tembelleşmişti. Yapması gereken tek şey, eski Seul şube müdürü Baram’ın ona bıraktığı ‘Kore Yarımadası senaryosu’nu yönetmekti. Bazen tek yaptığı şey uzanıp kendi hazırladığı senaryoları izlemekti.
– Heewon-ssi! Bu taraftan!
– Lanet olsun, birini kaçırdım. Biri kuzeye gidiyor!
Ekranda, Kore Yarımadası’ndaki senaryolardan biri olan ‘Köstebeği Yakala’ tüm hızıyla devam ediyordu. Belirli bir süre içinde kaçan tüm ‘bomba köstebekleri’ni yakalamaları gereken bir senaryoydu.
Bir tanesi bile kaçırılırsa korkunç bir patlama meydana gelirdi. Ancak Kore Yarımadası’ndaki takımyıldızları pek de endişeli görünmüyordu.
– Titano buldu. Yoosung’la ben hallederim.
Enkarnasyonlar kusursuz bir organizasyon ve takım çalışması sergiliyordu. Bu durum, benzer senaryolar yüzünden arazisinin dörtte biri havaya uçmuş bazı ülkelerden oldukça farklıydı. Tabii ki böyle aşırı zorlukta bir senaryo zaten onaylanmazdı.
“Lanet olsun, neden böyle oluyor...”
Bihyung parmaklarını ısırırken homurdandı. Aslında bu senaryonun zorluk seviyesini çok daha fazla artırabilirdi. Hatta Kore Yarımadası’nın yarısını havaya uçurup enkarnasyonları korkunç bir felakete sürükleyebilirdi. Ama yapmıyordu.
‘O zaman Kim Dokja’yı kurtarmalıydım... Burada zorluğu artırırsam kesin ölürler.’
Artık pişman olmak için çok geçti. Ne kadar hazırlık yapılırsa yapılsın, senaryonun dışında yaşamak imkânsızdı.
[Kore Yarımadası’nın takımyıldızları Kim Dokja’nın
Partisi’ni destekliyor. ]
[Kore Yarımadası’nın takımyıldızları 2.000 jeton sponsor oldu.]
Bihyung’un kanalının hâlâ ayakta kalmasının nedeni, Kim Dokja’nın arkasında bıraktığı abonelerdi. Takımyıldızları, senaryo ilginç olsun ya da olmasın, sürekli destek gönderiyordu. Ancak kanalda sadece böyle takımyıldızları yoktu.
[Birçok takımyıldızı senaryonun gidişatından sıkılıyor.]
[Bazı takımyıldızları kanalı terk etti.]
Kim Dokja ortadan kaybolmuştu ve Yoo Joonghyuk da Kore Yarımadası senaryosunu terk etmişti. Bu yüzden kanalı terk eden takımyıldızlarının sayısı her gün artıyordu. Başka bir deyişle, Bihyung yavaş yavaş ölüyordu.
‘Bir şeyleri değiştirmem gerekiyor. Ama nasıl?’
Elbette nasıl yapacağını biliyordu. Eskisi gibi senaryoların zorluklarını artırıp takımyıldızlarını kandırırsa aboneler yeniden artardı. Ama artık Bihyung senaryoları o şekilde yönetmek istemiyordu.
‘Belki ben de değişmişimdir.’
Eskiden sadece aşırı uyarıcı senaryoların peşinden koşan ve enkarnasyonların yaşamı ya da ölümüyle pek ilgilenmeyen Bihyung artık aynı değildi. Bihyung farklı bir hikâye anlatmak istiyordu. Büronun sözünü ettiği ‘tatmin edici hikâyeleri’ unutup farklı senaryolar görmek istiyordu. Tıpkı ilk nesil dokkaebilerin yaptığı senaryolar gibi... Dokkaebilerin uzun süre hatırlayacağı bir şey.
– Bihyung.
Dokkaebi iletişim hattından gelen sesi duyan Bihyung refleksle ayağa kalktı.
– Keyfin yerinde gibi. İyi misin?
Panelde beliren yüz, Seul Kubbesi’nden ayrılıp ‘büyük dokkaebi adayı’ olduktan sonra görevden ayrılan eski Seul şube müdürü Baram’dı.
Şaşkına dönen Bihyung hemen saygılı bir tavır takındı. Seul şubesinden ayrıldıktan sonra Baram üst idari büroya girmişti. Orası dünyanın en bilge dokkaebilerinin toplandığı yerdi.
Paneldeki Baram, eskisinden çok daha etkileyici görünüyordu.
– Seni aramamın sebebi birkaç mesaj iletmek.
“Birkaç... mesaj mı?”
Bihyung biraz gerildi. Çünkü Baram böyle anlamlı konuştuğunda genelde iyi haber getirmezdi.
– Bir dev hikâyenin işaretleri var.
“...Gigantomachia ya da Ragnarok’a daha çok zaman yok mu?”
– O hikâyeler değil. Dev hikâye Şeytan Diyarı’nda hazırlanıyor.
‘Şeytan Diyarı’ kelimelerini duyan Bihyung’un yüzü değişti.
“Şeytan Kral Seçimi mi?”
Baram’ın başını salladığını gören Bihyung yutkundu.
Düzenli olarak ortaya çıkan diğer dev hikâyelerin aksine Şeytan Kral Seçimi son derece nadir görülen bir senaryoydu. Bihyung hayatında hiç Şeytan Kral Senaryosu görmemişti.
‘Son seçim turnuvası 800 yıl önceydi.’
Dev bir hikâyeyi hayal etmek bile kalbinin heyecanla çarpmasına yetmişti. Baram, Bihyung’un düşüncelerini okumuş gibi gülümsedi.
– Heyecanlı görünüyorsun.
“Heyecanlıyım ama aynı zamanda biraz da hayal kırıklığı hissediyorum. Bundan sorumlu olan dokkaebi kim?”
Şeytan Diyarı eskiden beri wenny halkının bölgesiydi. Kanalların neredeyse hiç açılmadığı, çorak bir senaryo alanıydı. Orası Şeytan Diyarı’ydı. Şimdi de Şeytan Kral Seçimi yayını...
– Bu sefer farklı. Büro, Şeytan Diyarı’na dokkaebiler göndermeye karar verdi.
“Ha? Şey…”
Dokkaebiler wenny halkının işlerine karışmazdı ve wenny halkı da dokkaebilerin işlerine karışmazdı. Buna ‘Ufuk Yemini’ deniyordu. Ancak Baram’ın söyledikleri bu anlaşmayla doğrudan çelişiyordu.
– Aslında wenny halkıyla yeni bir anlaşma imzalayıp kanalı açmayı planlıyordum ama işler karmaşıklaştı. Önce onlar sözlerini bozdu.
“Sözlerini mi bozdular?”
– Şeytan Diyarı’nda yasadışı bir kanal oluştu.
“...Ne?”
Bu sağduyuya göre mümkün olmayan bir şeydi. Şeytan Diyarı’nda dokkaebi yoktu. Öyleyse bir kanal nasıl açılmıştı?
– Detayları tam bilmiyorum. Bu yüzden büro şu anda büyük bir kargaşa içinde.
“Wenny halkı bir kanalı çaldıysa, buradan kapatamaz mısınız?”
Bir kanalın işletme hakları sadece dokkaebilere aitti. Wenny halkı garip bir yöntemle bir kanalı çalmış olsa bile büro bir iki kanalı kapatarak bunu kolayca çözebilirdi.
– Sorun wenny halkı değil.
“Wenny halkı değil mi? O zaman kanalı kim açtı?”
– Görünüşe göre Şeytan Diyarı’nda bir dokkaebi var.
“...Dokkaebi mi?”
Bir dakika... acaba? Hayır, hayır. Bu mümkün değildi. Baram konuşmaya devam etti.
– Her neyse, bu yüzden bürodan dokkaebileri Şeytan Diyarı’na gönderdim.
“Anladım. Bu arada, bunu bana neden söylüyorsunuz?”
– Gönderilecekler listesinde sen de varsın.
“Ben Kore Yarımadası’ndan sorumluyum.”
– Kore Yarımadası’na bir süre başka dokkaebiler bakacak. Birkaç orta seviye dokkaebi al ve Şeytan Diyarı’na git.
Bihyung bir süre sessiz kaldı. Dünyanın en hareketli senaryosunu bırakıp Şeytan Diyarı’na gitmek mi? Bu rütbe düşürmeyle aynı şeydi.
– Zaten Kore Yarımadası’nda birkaç olay yaşandı, değil mi? Çok üzülme. Bunu düzgün yaparsan yükselme hayalin gerçekleşebilir.
“...Geçen sefer de benzer bir şey söylemiştiniz. Neden ben?”
– Tam sebebini bilmiyorum ama yaşlılar seni özellikle işaret etti. Onlar karar verdiyse reddedemezsin.
Bihyung’un yüzü karardı. O tehlikeli yere gitmek zorunda mıydı?
– Ne düşündüğünü biliyorum ama fazla üzülme. Bu bir rütbe düşürme değil. Hatta hoşuna gidebilecek bir bilgi daha var.
Baram garip bir ses tonuyla konuşurken Bihyung umutsuzca başını kaldırdı.
– Kurtuluşun Şeytan Kralı, Şeytan Diyarı’nda ortaya çıktı.
_____________________________________________
Uzun süre sessiz kaldık. Yoo Joonghyuk’un sözlerinden ardından 30 dakika geçince sonunda konuşabildim. Bu 30 dakika içinde Aileen’in odaya girip çıktığını gördüm.
“...Yoo Joonghyuk, Uriel peluşunu getirdin mi?”
Yoo Joonghyuk soruma sessizce cevap vererek peluşu çıkardı. Peluşu dikkatle inceledim. Kolları ve bacakları tamamen parçalanmıştı. Sadece sembolik bir beden olsa da Uriel’in gerçek bedeni de böyle bir darbeyle etkilenmiş olmalıydı. Gururu bu kadar büyük olan bir başmelek, Şeytan Diyarı’nda böyle acı çekiyordu.
“...Artık geri dönemem.”
“Anladım.”
Sanki zaten biliyormuş gibi cevap verdi. Başımı çevirdiğimde Yoo Joonghyuk’un da Uriel peluşuna baktığını gördüm. Konuşmasak da birbirimizin ne düşündüğünü açıkça anlayabiliyorduk.
“Şeytan Kral Seçimi’ne mi katılacaksın?”
“...Evet.”
Şeytan Kral Seçimi.
Gelecekte takımyıldızlarıyla yüzleşebilmek için geçmem gereken bir senaryoydu.
“Parti üyelerine üzülüyorum ama burada bir Dev Hikâye elde etmem gerekiyor.”
Uriel’in kopmuş kolunu dikkatlice yerine takarken konuştum.
“Böylece gelecekteki yıkım senaryolarına hazırlanabilirim.”
Dünya’ya dönersem seçeneklerim sınırlı olacaktı. Burada fırsatlar yakalayıp gücümü artırabilirdim, bu yüzden şimdi geri dönmek verimli değildi. Senaryonun zorluk seviyesi zaten orijinal romandakinden çok daha korkunç hâle gelmişti. Dünya’ya dönmek sadece zaman kaybı olurdu.
Yoo Joonghyuk bir süre bana baktı.
“Fena bir fikir değil.”
Ses tonundan birçok şeyi anladığı belli oluyordu. Belki de düşüncelerimi en iyi anlayan kişi Yoo Joonghyuk’tu. Çünkü o da zayıf olduğu zamanlarda değer verdiği şeyleri kaybetmişti.
“Ne yapmayı düşünüyorsun?” diye sordum.
“Bir süre Şeytan Diyarı’nda kalacağım. Burada bir kişisel senaryom var, hemen ayrılamam.”
Hoh, anlıyorum.
“Gerçekten mi? Sakıncası yoksa bana yardım etmeye ne dersin?”
“Sana değil, kendime yardım edeceğim.”
Ne demek istediğini anlamak için başımı kaldırıp Yoo Joonghyuk’a baktım. Önceki gibi ifadesiz bir yüzdü ama yine de bir şeyler farklı hissettiriyordu.
“...Sen de Şeytan Kral Seçimi’ne katılmayı mı planlıyorsun?”
“Doğal olarak.”
Zihnim karıştı. Bu pislik gerçekten de Şeytan Kral Seçimi’ne katılmayı mı düşünüyordu...?
“Bekle! Dünya’ya dönmemi söylemen...”
Yoo Joonghyuk beni görmezden gelip pencereye doğru yürüdü. Batan güneşin solgun ışığı yüzüne karanlık bir gölge düşürüyordu. Hayatta Kalma Yolları’na göre Yoo Joonghyuk yakalandığında genelde soğukkanlı bir yüz takınırdı.
Şu piç... Beni Dünya’ya geri gönderip kendisi Şeytan Kral olmak istiyordu. O utanmaz sırt sanki kaçmak istiyormuş gibi görünüyordu. Tam o sırada Yoo Joonghyuk konuştu.
“Geliyorlar.”
Pencerenin dışından soğuk bir hava dalgası içeri dolarken Aileen ve Mark tedavi odasının kapısından içeri koştu. Onları dinlememe gerek kalmadan ne olduğunu anlayabildim. Çünkü Biyoo uyanmıştı ve bana gergin bir şekilde bakıyordu.
[Takımyıldızı
İnsanlığın Atası,
Yoo Joonghyuk Endüstri Kompleksi’ne bakıyor.]
[Takımyıldızı
Son Firavun,
Yoo Joonghyuk Endüstri Kompleksi’ne bakıyor.]
[Bazı nebulalardan takımyıldızları
Yoo Joonghyuk Endüstri Kompleksi’ni izliyor.]
Gökyüzünde bir düzineden fazla yıldız parıldadı. İçlerinden biri yoğun bir ışık ve kıvılcımlar saçtı. Kısa süre sonra endüstri kompleksinin girişinde devasa bir şekil belirmeye başladı.
Bu, enkarnasyon bedeninin doğrudan inişiydi. Başında altın bir taç bulunan dev bir mumyaydı. Boyu duvarları aşıyordu, kompleks içindeki enkarnasyonlar çığlık atmaya başladı.
Doğru hatırlıyorsam bu takımyıldızı Papirüs’e aitti. Üstelik Papirüs, Bercan ile de iş birliği yapmıştı.
Yoo Joonghyuk kasvetli bir sesle konuştu.
“...Sanırım protesto etmeye gelmişler.”
Neye karşı protesto ettiklerini sormaya gerek yoktu. Bu, Şeytan Kral Seçimi’nin başlangıcının habercisiydi.
+
Çeviri: Sansanson