
234.Bölüm: 44.Kısım – Dolandırıcı (2)
_____________________________________________
[Sen... yoksa o zamanki...]
Dokkaebilerin titreyen ifadesini görünce bazı kötü anılar aklıma geldi. Yanımda süzülen Biyoo da kaşlarını çatmıştı. Öfkelenmesi gayet doğaldı. Bu, 41. Shin Yoosung felaketinin arkasındaki dokkaebiydi. Adı... Paul muydu?
Onun arınma yerine gönderilip ağır bir cezaya çarptırıldığını sanmıştım...
Büro’nun cezasına ceza bile denilemezdi. Murim Yeniden Geliştirme Ekibi’ne katılmak nasıl bir ceza olabilirdi ki?
“Görmeyeli yüzün bayağı çökmüş.”
[Uhh... kuooooh...!]
“O zamanlar orta seviye bir dokkaebiydin. Şimdi ise... düşük seviye mi?”
[Sen! Sen...!]
Paniğe kapılmış hâlini görünce tekrar ‘özel görüşme hakkı’ isteyip bir güzel dövmek istedim. Bu adamın dayak yediği hikâyeyi o wenny adam iyi okuyor muydu acaba?
[Yeter, geri çekil Paul.]
Konuşamayacak hâle gelen Paul’un yerine başka bir dokkaebi öne çıktı.
[Sen Kim Dokja mısın?]
Daha dikkatli baktım. Bu dokkaebi de tanıdık geliyordu. Bu sesi bir yerden duymuştum. Eh? Bir dakika... Bu herif?
“Ah, sen miydin? Bihyung’un altında çalışan... Adın…”
[Youngki. Doğru! Sen gerçekten de Kim Dokja’sın!]
Dokkaebi beni sevinçle karşıladı. Belirsiz de olsa hatırladım. Bihyung’un altındaki yan kanallardan sorumlu dokkaebiydi.
[Hayatta olduğuna dair söylentiler duymuştum. Ama seni böyle bir yerde göreceğimi düşünmemiştim...!]
“Bihyung iyi mi?”
[Sen ortadan kaybolduktan sonra gözle görülür şekilde morali bozuktu.]
Bihyung’un depresyona girdiğini duyunca biraz üzgün hissettim. Demek ki o herif beni gerçekten seviyormuş.
“Epey toparlamışsın. Eskiden senaryoyu güncellemeyi bile bilmiyordun.”
[Ahaha... Bu utanç verici bir hikâye. Artık orta seviye bir dokkaebiyim.]
Orta seviye dokkaebi olmuştu. Bu herif Kore Yarımadası senaryosuna bağlıydı, yani Bihyung da hızlı bir terfi almış olmalıydı. Sanki çok zaman geçmiş gibi hissettiriyordu ama aslında bir yıldan bile az olmuştu.
[Bu arada Dokja, yetenekleri satmak derken neyi kastettin?]
Youngki sakin gözlerle bana baktı. Ne olursa olsun dokkaebi dokkaebiydi. Rehavete kapılmamam gerekiyordu.
“Ne dediysem o. Göğü Yaran Kılıç Azizi’ni tekniklerini size satması için ikna edeceğim.”
[Dokja bunu nasıl—]
“Kendi yöntemlerim var. Hangi teknikleri istiyorsunuz? Kızıl Anka Shunposu mu? Yoksa Yüz Adımlık İlahi Yumruklar mı?”
[Yüz Adımlık İlahi Yumruklar zaten bizde var. İhtiyacımız olan...]
“Göğü Yaran Kılıç Ustalığı mı?”
Youngki sözlerime başını salladı. Tahmin ettiğim gibiydi.
Göğü Yaran Kılıç Ustalığı.
Bu, Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin Göğü Yarma tekniğine verilen isimdi. İlk Murim’deki herkesin imreneceği en üst düzey yeteneklerden biri de Yoo Joonghyuk’un Göğü Yaran Kılıç Ustalığıydı.
Yanımdaki Göğü Yaran Usta’nın homurdandığını hissedince aceleyle konuşmaya devam ettim.
“Tamam. Satacağım. Hayır, satmayacağım. Size vereceğim.”
Göğü Yaran Usta inanamaz gözlerle bana baktı. Youngki ise tamamen şaşkına dönmüştü.
[G-Gerçekten mi?]
“Karşılığında iki iyilik yapacaksın. Birincisi, yakında açacağınız senaryoda Göğü Yaran Kılıç Ustalığını ödül olarak koyacaksın.”
[Ha?]
Youngki’nin aptalca ifadesine gülümsedim. Gerçekten Göğü Yaran Kılıç Ustalığını bedava vereceğimi mi sanmıştı?
“Yakında ‘Dövüş Sanatları Turnuvası’ senaryosunu açmayacak mısınız? İçinde Kara Göksel Şeytan Kılıcı olan.”
[N-Nasıl biliyorsun...!]
“Niye bu kadar şaşırdın? Bunu hep yaparsınız. Murim için standart bir senaryo. Murim’in değerli bir kılıcı ortaya çıkar ve devasa bir kalabalık onu kazanmak için savaşır.”
[Doğru ama… Kara Göksel Şeytan Kılıcını nasıl biliyorsun?]
Nasıl biliyordum? Dövüş Sanatları Turnuvası, Yoo Joonghyuk’un İlk Murim’e her geldiğinde katıldığı etkinlik senaryosuydu. Yazarın yarışmayı atlaması için kaç kere yorum yazdığımı hatırlamıyordum bile.
“Nasıl bildiğim önemli değil. Her neyse, Göğü Yaran Kılıç Ustalığını ödül olarak ekleyin. Birincilik ödülü olsun.”
Youngki’nin gözleri hızla dönmeye başladı. Muhtemelen bu onun için harika bir teklifti. Dokkaebilerin, Göğü Yaran Kılıç Azizi’nden satın aldıkları tekniklerle yapabilecekleri şeyler sınırlıydı. Ya büyük bir senaryoya ekleyerek ek abonelik kazanabilirlerdi, ya da Dokkaebi Çantası üzerinden yüksek fiyata satabilirlerdi. Youngki şu anda hangisinin daha kârlı olduğunu hesaplıyordu.
[Tamam. Bunu yaparsam kaybedecek bir şeyim yok. Hatta tekniği satın alma maliyetinden de tasarruf etmiş oluruz. Sadece...]
“Sadece?”
[İki iyilik istemiştin. İkincisi ne?]
Temkinliliğine hafifçe güldüm. Orta seviyeye ulaştığından beri gerçekten akıllanmıştı.
“İkinci şart basit.”
“Buradaki herkesin Dövüş Sanatları Turnuvası senaryosuna katılmasını istiyorum.”
[Buradaki herkes mi...?]
Youngki’nin gözleri daraldı. Sonunda planımı anlamıştı.
[İlginç bir teklif ama... zor.]
“Neden?”
[Diğer enkarnasyonları bilmiyorum ama Göğü Yaran Kılıç Azizi olmaz.]
Bunu söyleyeceğini tahmin etmiştim. Göğü Yaran Kılıç Azizi turnuvaya katılırsa büyük ihtimalle kazanırdı. Bu durumda katılımcı sayısı azalır ve dokkaebiler zarar ederdi. Ben de büyük bir taviz veriyormuşum gibi davrandım.
“O zaman Göğü Yaran Kılıç Azizi hariç herkes.”
[O zaman sorun yok.]
[Dövüş Sanatları Turnuvası iki hafta sonra. O zamana kadar lütfen Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin yeteneklerini hazırlayın.]
Beni bekleyen Youngki’ye cevap verdim.
“Anlaştık. Bizi senaryoya düzgün şekilde davet etmeyi unutma.”
[Elbette. Yakında tekrar görüşürüz.]
“Bihyung’a selam söyle.”
[Haha, tamamdır.]
Her şeyin yolunda gitmesine sevinmiş olmalıydı. Youngki neşeyle güldü ve kayboldu. Onunla gelen dokkaebiler de ayrılmaya başladı. Paul ise bütün bu süre boyunca bana bakıyordu. Ben de olabildiğince sert bir şekilde ona baktım.
Bir süre sonra dokkaebiler tamamen kayboldu. Yanımda duran Jang Hayoung yakama yapıştı.
“Hey! Az önce ne yaptın sen? Teknikleri satmak mı? Turnuvaya girmek mi? Ne saçmalı...”
Hav hav! Hav hav hav!
「 Tekniklerimizi satmayacağız! Aklından ne geçiyor senin? 」
Şaşkınlıktan donakalan Göğü Yaran Usta da sonunda tepki verdi. Beklenen bir reaksiyondu. Aslında tam da bunu tahmin etmiştim.
“Kim Dokja!”
...Beklediğim gibi. Yoo Joonghyuk büyük bir toz bulutu kaldırarak koştu ve boğazımdan yakaladı. Sanki ihanete uğramış biri gibi beni sallıyordu. Ben de güçsüz bir kâğıt bebek gibi sallanırken konuşmaya çalıştım.
“Bi’ konuşmama izin ver.”
“Kapa çeneni! Aklından ne geçiyor senin? Teknikleri satmak...!”
“Lütfen sakin ol. Bunu senin için yaptım.”
“...Ne?”
“Az önce ne kazandığımızı bilmiyor musun?”
Sözlerim üzerine Yoo Joonghyuk’un elleri ilk kez durdu. Tam o anda kulağıma bir mesaj geldi.
[Yeni bir yan senaryo ulaştı!]
[Yan senaryo
Dövüş Sanatları Turnuvası başladı.]
Yoo Joonghyuk yeni gelen senaryonun detaylarını okudu ve bir süre sessiz kaldı.
“...Kara Göksel Şeytan Kılıcı?”
“Evet. İstediğini söylemiştin.”
“…”
“İyi bakarsan Şeytani Ruh Boncuğu da var. Üçüncülük ödülü ama tam hatırlamıyorum...”
Yoo Joonghyuk bana bakarken gözleri büyük ölçüde sarsıldı. Sonra aniden beni bıraktı. Şu herif... bu kadar duygulanmana gerek yoktu.
Her neyse, ikna olmuş gibiydi. Sorun diğer taraftaydı. Arkamı dönünce Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin sert bir ifadeyle durduğunu gördüm.
「 Bir dev tanrının gücüyle doğmuş bir varlık. Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin varlığı bir tanrıdan farksızdır. 」
Hayatta Kalma Yolları’ndaki tanımda hiçbir yanlış yoktu. Sadece orada durması bile ezici bir tehdit yayıyordu.
Gülümseyip el salladım.
“Usta ile öğrencinin konuşması iyi geçti mi?”
“...Aklın yerinde değil herhâlde.”
“Bir şey söylemeden önce beni dinleyin.”
“Senin gibi biriyle konuşacak vaktim yok.”
Etrafımızdaki ağır sis giderek yoğunlaşıyordu. Ben de aceleyle ekledim.
“Göğü Yaran Kılıç Azizi, eski yöntemleri sonsuza kadar sürdürmek mümkün değil.”
Kalın kaşları öfkeyle kıvrıldı.
“İnsanlık dışı prensibi korumak bu kadar önemli mi? Ya bu yüzden sahip olduğunuz her şeyi kaybederseniz?”
Yoo Joonghyuk akıl hastasıymışım gibi bana baktı.
“Kim Dokja! Daha fazla konuşma!”
Elbette konuşmaya devam ettim.
“Evvela gerçek gücünüz Göğü Yaran Kılıç Tekniği değil, değil mi? Aşkınlığa ulaştıktan sonra onu çoktan bırakmıştınız. O zaman neden onu başka bir şey karşılığında satmıyorsunuz?”
Etrafımdaki zemin titremeye başladı. Sonunda Yoo Joonghyuk beni arkasına çekerek koruma altına aldı ve Toplaşan Bulutların Göksel Kılıcını kaldırdı.
Sanki bulunduğumuz bölgedeki yerçekimi tamamen güçlenmişti. Dev bir dağ omuzlarıma bastırıyormuş gibi hissediyordum. Jang Hayoung ve Han Myungoh çığlık bile atamadan yere çöktüler. Böyle devam ederse grup tamamen ezilecekti.
“Usta, bekle—!”
Yoo Joonghyuk bağırdı ama Göğü Yaran Kılıç Azizi durmadı.
...Cidden bunu yapacak mıydı? Gerçekten inatçıydı.
[Takımyıldızı
Kurtuluşun Şeytan Kralı takımyıldızı statüsünü etkinleştirdi.]
Etrafımda kıvılcımlar belirdi ve çevredeki yerçekimi baskısı geçici olarak hafifledi. Şaşırmış görünen Göğü Yaran Kılıç Azizi’ne gülümsedim. Enkarnasyon bedenine sahip olsam da masal sınıfı bir takımyıldızıydım.
“Henüz satmadım, o yüzden bu kadar sert olmayın.”
“Demek bir şeyler saklıyordun.”
“Her neyse, yarışmayı kazanırsanız dövüş sanatını geri alabilirsiniz. Yarışmayı kazanamayacak mısınız?”
Göğü Yaran Kılıç Azizi biraz sakinleşmiş görünüyordu, yaydığı baskı azaldı. Gerçek gücünü kullansaydı beni bastırması sorun olmazdı ancak beni Yoo Joonghyuk’un bir müttefiki olarak görmüş gibiydi.
Bana şöyle dedi:
“Yarışmaya katılamam.”
“Bir yetişkinin çocuklarla oynaması eğlenceli olmaz.”
“Murim’in çocukları sandığından çok daha güçlü.”
“Biliyorum. Ama sizin öğrenciniz de güçlü.”
Göğü Yaran Kılıç Azizi ne demek istediğimi anlamıştı. Yanımda duran Yoo Joonghyuk’un omzunu hafifçe patpatladım.
“Yarışmada Joonghyuk da olacak.”
Yoo Joonghyuk bana dönüp gözleri kocaman açılmış şekilde baktı. Neden bu kadar şaşırdığını anlamadım. Katılmayacağını mı sanıyordu?
Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin kaşları tekrar kıpırdadı.
“Hâlâ zayıf.”
“Onu güçlendirebilirsiniz. Sonuçta o sizin öğrenciniz.”
“Onu öğrencim olarak kabul edeceğimi hiç söylemedim—”
Tam bu noktada Yoo Joonghyuk, Göğü Yaran Kılıç Azizi’ne şok olmuş gözlerle baktı. Her halükârda, usta da öğrenci de dürüst değildi.
[Özel yetenek
Her Şeyi Bilen Okuyucunun Bakış Açısı etkinleştirildi!]
Aslında dürüst olmamaları onların doğasıydı.
「 Onun için hâlâ çok erken. 」
「 Joonghyuk yarışmaya giderse ölür. 」
「 Murim’in 10 Büyük Ustasıyla yarışacak seviyede değil. 」
Anlayış seviyem düşük olduğu için Göğü Yaran Kılıç Azizi’nin düşüncelerini tam olarak duyamıyordum. Ama ne düşündüğünü anlamak zor değildi. Sonunda usta ile öğrenci için bu hamleyi yapmak zorundaydım.
“Yoo Joonghyuk’u öğrenciniz olarak kabul ederseniz, sizi klanınızla buluşturacağım.”
“...Bu ne demek?”
“Ne dediysem o. Henüz klanınızı bulamadınız, değil mi?”
Göğü Yaran Kılıç Azizi garip bir ifadeyle bana baktı.
“Klanım yok edildi. Artık dev tanrılar kalmadı.”
“Hayır, hâlâ bazıları var.”
“Ne...”
Başımı kaldırıp konuştum.
“Yeraltı Dünyasının Efendisi, hâlâ izliyor musunuz?”
Hades şu anda kanalımdaydı. Geçen sefer bana yardım etmişti, o yüzden selam vermenin zamanı gelmişti. Ancak çağrıma cevap veren Hades değildi.
[Takımyıldızı
En Karanlık Baharın Kraliçesi tuhaf bir gülümsemeyle sana bakıyor.]
“...Uzun zaman oldu, Persephone.”
Lanet olsun. Kraliçeyle uğraşmak zordu. Ne zaman kanala girmişti? Tam konuşacaktım ki başka mesajlar geldi.
[Takımyıldızı
En Karanlık Baharın Kraliçesi hikâyeyi duyduğunu söylüyor.]
[Takımyıldızı
En Karanlık Baharın Kraliçesi isteğini dinleyecek.]
Beklendiği gibi, Persephone iyi hikâyeler söz konusu olduğunda hızlıydı. Sorun şu ki bu kraliçe asla gizli bir amacı olmadan hareket etmezdi.
[Takımyıldızı
En Karanlık Baharın Kraliçesi bir şartı olduğunu söylüyor.]
...Beklediğim gibi.
“...Lütfen söyleyin.”
[Takımyıldızı
En Karanlık Baharın Kraliçesi seni
Takımyıldızları Şöleni’ne davet ediyor.]
Takımyıldızları Şöleni mi?
Garipti. Şu an böyle bir şölenin zamanı mıydı? Soruma cevap verir gibi Persephone’un mesajı devam etti.
[Takımyıldızı En Karanlık Baharın Kraliçesi seni
Gurme Derneği’ne davet ediyor.]
+
Çeviri: Sansanson