Kutsal Dağlar’ın Taş Diyarları’nda konumlarını değiştirmelerini izleyecek kadar uzun bir süre. Diyarlar’ın, çoğu Varoluş’un algılayamayacak kadar kısa ömürlü olduğu döngülerle işlediğini anlayacak kadar uzun bir süre.
Bütün bu süre boyunca hiç böyle bir insanla karşılaşmamıştı.
Kutsal İnsan Şaman, ayaklarının altında yanan Mavi Alevler’den oluşan bir bulutun üzerinde onun yanında uçuyordu, koyu saçları rüzgarda dalgalanıyor, koyu Mavi gözleri, Kultivasyon Seviyesi’ne oranla orantısız bir yoğunlukla ufka sabitlenmişti. Gençti. Masamuk’un standartlarına göre Absürt Derece’de gençti. Yine de, onun On Kat’ı yaşında ve Yüz Kat’ı güce sahip şifacıların başaramadığını başarmıştı.
Tiaret’i iyileştirmişti.
Masamuk’un Obsidiyen Beden’i, bunu her düşündüğünde sıcaklıkla titriyordu. Hayatının aşkı, son üç yıldır onu yavaş yavaş öldüren Lanet’li yara izinden kurtulmuştu. Solup, gitmesini izlediği Kadın, artık tüm ihtişamına kavuşmuştu.
Bu insan sayesinde.
Bu garip, sessiz, Alevler’le çevrili insan, bilmece gibi konuşuyor ve tutulması imkansız vaatlerde bulunuyordu.
“Daha önce sormaya zahmet etmemiştim.“
Masamuk’un sesi rüzgârla birlikte uçarken, kızıl gözleri yanındaki genç adamı inceliyordu.
“Ama sen kimsin? Adın ve soyadın ne?“
İnsan, o rahatsız edici Koyu Mavi gözleriyle ona baktı.
“Ben... Tokoloshe.“
“Tokoloshe mi?“
Masamuk gözlerini kırptı.
Bu ismi zihninde çevirdi, yıllar boyunca biriktirdiği bilgileri tarayarak, böyle bir Unvan veya Soy ile ilgili herhangi bir referans aradı. Tokoloshe. Eski hikayelerden çıkmış gibi geliyordu. Çok eski Hikâyeler’den. Canavar Şamanlar’ın gençlere uslu durmaları için anlattıkları Masallar’dan.
Tokoloshe, ruhani bir yaratıktı. Gittiği her yerde sorun ve kargaşa yaratan yaramaz bir hayalet. Bazı Hikâyeler’de kötü niyetli olarak tasvir edilirken, diğerlerinde sadece kaotik, ne iyi ne de kötü, ama davranışları düzenleyen Normal Kurallar’ın dışında var olan bir Varoluş olarak gösterilirdi.
Neden biri bu ismi seçsin ki?
Kendisinin bir sorun çıkaran Varoluş olduğunu mu söylüyordu? Bir Ruh mu? Normal Varoluş’un Sınırlar’ı arasında var olan bir şey mi?
Yoksa kasıtlı olarak anlaşılmaz mı davranıyordu?
Masamuk, insanın profilini inceledi ve muhtemelen ikincisi olduğuna karar verdi. Bu “Tokoloshe“, gizemli olmaktan hoşlanan birinin tavırlarına sahipti.
Ne sinir bozucu.
Ne kadar da insanca.
Ama Tokoloshe ayrıntılara girmek istemiyor gibiydi. Gözleri ufka sabitlenmiş, ifadesi uzak, sanki kafasında çok şey var ve bunları paylaşmakla hiç ilgilenmiyormuş gibiydi.
Masamuk bunu anlayabilirdi.
Sonuçta, kendisinin de düşünmesi gereken şeyler vardı.
Inkanyamba yanlarında uçuyordu, devasa Yılan gibi vücudu, önlerindeki yoğun bölgelerden geçmek için daha uygun bir boyuta küçülmüştü. Fırtına bulutları hâlâ yelesinin etrafında çakıyordu ama artık daha sakinlerdi, tehdit olmaktan çok alışkanlık gibiydi.
Masamuğ’a Kâdim gözleriyle baktı ve saygıyla sordu.
“Haber verdin mi?“
Soru sessizdi, sadece Masamuk’un algılaması içindi.
Masamuk sakin bir şekilde başını salladı.
“Diğerlerini beklemeye aldım.“
Inkanyamba’nın gözlerinde rahatlama gibi bir şey parladı. İnsan bölgelerine doğru ilerleyen İlkel Dalga, başından beri yapaydı ve İmparator’un Kutsal Dağlar’a yaptığı saldırılarla tetiklenmişti. Masamuk emri verdiğine göre, geri kalan Canavarlar saldırılarına devam etmek yerine yerlerinde kalacaklardı.
Bugün artık Masum Kabileler yok edilmeyecekti.
En azından kendi güçleriyle değil.
“Canavar Lordlar’ı bir açıklama isteyecekler,“ dedi Inkanyamba gürleyen bir sesle.
“Açıklamayı alacaklar,“ diye yanıtladı Masamuk. “Eninde sonunda.“
Şu anda daha acil meseleler vardı.
Bu Tokoloshe’nin tam olarak ne olduğunu ve Alevler’inin imkansız olması gereken bir şeyi nasıl başardığını anlamak gibi.
Masamuk bu zamanı hem aşağıdaki manzarayı hem de yanındaki insanı gözlemlemek için kullandı. Peçeli Ormanlar, mevcut güçlerin hiçbirinin topraklarını ele geçirmeden önce var olan, yeşil ve gölgeli geniş bir Alan olarak altlarında uzanıyordu.
Buradaki ağaçlar çok eskiydi.
Bazıları, tepeleri bulutlarla birleşen, inanılmaz derecede uzun devler olan Atalar’ın Sütunlar’ıydı. Diğerleri ise farklıydı. Boylarından daha geniş, şişmiş karınlar gibi dışa doğru şişkin gövdeleri ve gökyüzüne uzanan dalları parmaklar gibi uzanıyordu.
Eski Hikâyeler’e göre bu ağaçlar İlk Canavarlar tarafından dikilmişti, Kutsal Dağlar’ın hareketleriyle değişen ve dönüşen topraklar boyunca torunlarına yol göstermek için geride bırakılmış işaretlerdi.
Ağaçların arasında Masamuk, bu topraklarda yerleşmeye çalışıp, başarısız olan Medeniyetler’in kalıntılarını görebiliyordu.
Asmalarla kaplı taş çemberler. Toprak tarafından yarısı yutulmuş mezar höyükleri. Öyle uzun zaman önce ölmüş Yaratıklar’ın kemikleri ki, türleri bile unutulmuştu.
Öğleden sonra ışığında hafif gümüş rengi parıldayan bir Nehri geçtiler. Bazıları ona Uyuyan Nehir diyordu ama Masamuk onun eski adını biliyordu. Oradaki suların anıları taşıdığı, onları algılayabilecek duyarlılığa sahip olanların görebileceği geçmişin parçalarını taşıdığı söyleniyordu.
Yıllar önce o nehirden bir kez su içmişti.
Hâlâ aklından çıkmayan şeyler görmüştü.
Nehirden sonra orman değişmeye başladı. Ağaçlar daha kısa, daha kıvrımlıydı ve kabukları güneş ışığıyla ilgisi olmayan bir şeye maruz kalarak koyulaşmıştı. Burası Eşik Toprakları’nın kenarıydı, Kutsal Dağlar’ın etkisinin azalmaya başladığı ve toprakların çekişmeli hâle geldiği yer.
Bazı kıvrımlı ağaçların arasında devasa ağlar uzanıyordu, yakalanan Mana ile parıldayan ipek ağlar. Bu ağları ören İlkel Örümcekler, eski Varoluşlar’dı, sabırlı avcılar, sadece avlarını değil, gücü de tuzağa düşürmeyi öğrenmişlerdi.
Masamuk, bunlardan birini tanıyordu. Ona sırları karşılığında bilgelik sunan, Büyük Anne İpek adında bir yaratık.
Masamuk bunu reddetmişti.
Bazı bilgiler çok pahalıydı.
Saatlerce süren bir uçuştan sonra, ormanı geride bıraktılar.
Ağaçların yerini taşlar aldı.
Önlerinde düz gri kayalıklar uzanıyordu, ara sıra ortaya çıkan kayalıklar ve bu çorak arazide bir şekilde kök salmış olan Atalar’ın Sütunları’nın uzaktaki silüetleri dışında. Burada hava daha kuruydu, Mana daha zayıftı, ormanları kaplayan Kâdim gücün hissi belirgin bir şekilde yoktu.
Burası Parçalanmış Kemik ve Taşlar Ovası’ydı!
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.