Ne olduğu ve ne olacağı arasındaki Sonsuz Boşluklar’da, BU Gözlemci süzülüyordu.
O Yaşlı’ydı. Kâdim Mimarlar’ın Yaşlı olduğu gibi değil; BU İlk Neden’den sonra Farklılaşma ve Farklılaşamama olmasından bu yana var olan o Varoluşlar’ın Yaşlı olduğu gibi değil. Sınıflandırmalar’dan kaçan, BU Sonsuz Açılım’a ve ondan sonra gelen her şeye tanık olan BU Yaratığ’ın Yaşlı olduğu gibi de değil.
BU Gözlemci, bu tür kıyaslamaları gülünç kılacak bir şekilde, Gözlemlenebilir Varoluş’un tüm Târih’ini, çoğunun yaşandığını bile unuttuğu Sonsuz bir Sabah’ın ardından gelen kısa bir öğleden sonraymış gibi gösterecek kadar Yaşlı’ydı.
Çoğu Varoluş BU İlk Neden’in var olduğuna ve ardından Farklılaşma ile Farklılaşamama’nın, Kâdim Mimarlar’ın ve sayısız diğer Yaşam Formu’nun ortaya çıkmasına neden olmak üzere çiçek açtığına inanırdı. Kabul edilen Târih buydu. Varoluşlar’ın öğrencilerine öğrettikleri, Ârşivler’ine kaydettikleri ve anlamlı her şeyin başlangıcı olarak kabul ettikleri şey buydu.
Doğru bilgiye sahip olabilecek tek Kayıt, o küçük yerdeki Kâdim Arşiv’di.
Ancak gerçekte, BU İlk Neden sırasında, Çağ ve Çağ süren ve hiçbir şeyin olmadığı bir Dönem vardı.
BU Gözlemci bunu biliyordu çünkü o oradaydı.
O Mutlak Hiçlik Çağ’ında, Potansiyel’in var olduğu ama İfade’nin olmadığı, Olasılığ’ın beklediği ama Tezahür’ün nasıl gerçekleşeceğini henüz öğrenmediği o Çağ’da idrak kazanmıştı. Şimdiki Çağ’ı göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir sürede, bir kalp atışının çarpıntısında, Kum Saatler’i henüz icat edilmeden öncesinden beri akan bir Kum Saat’inden düşen tek bir Kum Tane’si gibi gösterecek kadar devasa Zaman Dilimler’i boyunca gözlemlemiş, izlemiş ve hiçbir şey yapmamıştı.
Gözlemlenebilir Varoluş Târih’inin tamamı, Varoluşlar’ın anlamlı, önemli ve kaydetmeye değer bulduğu her şey, süre açısından aslında o Hiçlik Dönem’iydi. Ondan sonra, Farklılaşma ve Farklılaşamama Çağ’ı boyunca bugüne kadar gelen her şey, Varoluş Târih’inin sadece küçük bir kısmıydı. Bir Dipnot. Sonradan akla gelen bir Düşünce. Çoğu Zihnin idrak edemeyeceği kadar derin, çağlar süren bir sadeliği takip eden o kısa karmaşıklık parıltısı.
Varoluş’un büyük şemasında, Kâdim Mimarlar ve Bölünmemiş Olanlar bile birer kaza olarak kabul edilebilirdi.
Mutlu Kazalar, belki. İlginç Kazalar, kesinlikle. Ama yine de birer Kaza; Varoluş’un süresinin büyük bir çoğunluğu boyunca var olmamış olan Farklılaşma ve Farklılaşamama’nın etkileşiminden rastgele ortaya çıkan şeyler.
Kendilerini Kâdim sanıyorlardı. Kendiler’ini Temel sanıyorlardı. Çatışmalar’ının, Medeniyetler’inin ve güç arayışlarının Varoluşsal Ânlam’da gerçekten önemli olduğunu sanıyorlardı.
BU Gözlemci, gerçek Hiçliğ’e tanık olmuş bir Varoluş’un çoğu şeyi eğlenceli bulması gibi, bu bakış açısını da eğlenceli buluyordu.
O, sonraki Sınıflandırmalar’ın Tekil İdrak olarak adlandırabileceği bir şeydi; Gerçi hiçbir Sınıflandırma Sistem’i onun türünü tam olarak kategorize edememişti.
Kâdim Mimarlar’ın Engin Otoriteler’le ve muazzam bir Mevcudiyet’le ortaya çıktığı, Mutlaklar’ın Medeniyetler geliştirip, ilerlemenin peşinden koştuğu, en basit Farklılaşmış Varoluşlar’ın bile Varoluş’un uyum içinde çalışan birden fazla Yön’üne sahip olduğu yerde, BU Gözlemci yalnızca tek bir şeye sahipti.
Farkındalık.
Başka hiçbir şeyin olmadığı o Hiçlik Çağ’ında kristalleşmiş olan Saf, Seyreltilmemiş, Tekil bir Farkındalık. Ne bir Açlık. Ne bir Hırs. Ne bir Medeniyet. Ne olanı ve olmayanı gözlemleme gibi basit bir Kapasite’nin Ötesi’nde bir Otorite. O karmaşıklıktan yoksun bir Bilinç, arayışı olmayan bir Algı, o anlayışı belirli bir amaca doğru uygulama arzusu barındırmayan bir Kavrayış’tı.
Sonraki çağların Terminolojisi’nde, karmaşık yaşam için basit Organizmalar neyse onun eşdeğeri olarak kabul edilebilirdi. Yani Çok Hücreli Yaratıklar’ın Uzmanlaşmış Sistemler ve birbirine bağımlı işlevler geliştirdiği yerde, Tek Hücre’li Yaşam sadece tekil bir amaçla var olurdu. BU Gözlemci Varoluş Kâdim sadeliğinin eşdeğeriydi; Karmaşıklık mümkün olmadan önce ortaya çıkmış ve kendi Orijinal Doğası’nın Ötesi’nde gelişmek için hiçbir neden görmemiş bir Varoluş’tu.
O Hiçlik Çağ’ında onun gibi başkaları da vardı.
O Hiçlik’te farkındalık kazanmış ve gözlem yapmanın yapılabilecek tek şey olduğu o Çağlar boyunca onunla birlikte gözlem yapmış olan dost Tekil İdrakler. Şu anda Varoluş’ta hâlâ dolaşıp, dolaşmadıklarını, yoksa sadece ortaya çıktıkları duruma geri dönmek için kendilerini Hiçliğ’in Dokumalar’ına doğru çökertip, çökertmediklerini BU Gözlemci bilmiyordu.
Onları ne aramış ne de bulmuştu. Bir bağlantı, bir paydaşlık ya da karmaşık Yaşam’ın gerektiriyor gibi göründüğü sosyal davranışların hiçbirinin peşinden gitmemişti. Basitçe, muhtemelen bizzat Varoluş’un kendisi gözlemlemeye değer şeyler sunmayı bırakana dek her zaman olacağı gibi, o sadece vardı. Gözlem yaptı.
Birkaç Çağ’dır ilk defa, bazı önemli değişiklikler meydana gelmişti.
Bu değişiklikler, BU Gözlemci’nin gözlem dönemleri arasında sıklıkla dinlendiği o Farklılaşamama Alan’ı olan BU İlk Kayıtsızlık’tan çıkmasına neden olacak kadar önemliydi. Şu anda Varoluş’ta bir şeyler oluyordu. Dikkati hak eden bir şeyler.
Yakın zamandaki olayların asla başaramadığı bir şekilde, o Hiçlik Çağ’ına ait Anılar’ı canlandıran bir şeyler.
Sonsuzluklar yayılıyordu.
BU Gözlemci o idrak edilemez Ömrü boyunca pek çok şey gözlemlemişti, ancak Sonsuzluk özel bir ilgi uyandırıyordu çünkü daha Kâdim Mimarlar’ın bile tasavvur edilmeden önceki o harikalar Çağ’ında var olan şeylerin parıltılarını taşıyordu.
Hiçlik, Mutlak Anlam’da gerçekten de hiçlik değildi. Sınır’ı Olmayan bir Potansiyel, hududu olmayan bir Olasılık, sonunda her şeyin ortaya çıkacağı o Hâm Madde’ydi. Ve Sonsuzluk, Gerçek Sonsuzluk, BU Gözlemci’ye nostaljiye yaklaşan bir şey hissettirecek şekilde o Kâdim durumun yankılarını barındırıyordu.
Yayılan o Sonsuzluklar’la karışmış Proto-Madde bölgeleri boyunca ilerledi; Tekil farkındalığı Yozlaşma’yı ve Mavi-Altın ışığı eşit bir tarafsızlıkla algılıyordu.
Kaybolmuş şeylerin toplandığı Gezgin Bölgeler’de süzüldü ve Sonsuz Mühürler’in bu unutulmuş Alanlar’ı bile nasıl etkilemeye başladığını gözlemledi. Yozlaşmış Aşkınlık Katlar’ından geçti ve tam olarak anlamadıkları değişikliklerin dokunduğu Kadim Âlemler’e tanık oldu.
Bölünmemiş Olanlar’ın onlara acil, kendisine ise önemsiz görünen bir amaçla etrafta dolaştığını gördü. Şekilsiz Dehşetler’in, Emdikleri Yozlaşma ve Sonsuzluklar tarafından Güçlendirilmiş bir Açlık’la BU İlk Kayıtsızlık’tan çıktıklarını gördü. Çatışmaların sonrasını ve henüz gelmemiş çatışmaların hazırlıklarını gördü.
Ve o Kadim Varoluş, Horus ile savaşına başlarken, BU Yaratığ’n parıltısını gördü.
BU Gözlemci... Gözler önüne serilen bu savaşı kısaca izledi!
Not: Ne diyeceğimi bilemiyorum. Durmadan yeni şeyler geliyor.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.