Zırh’lı Titan, etraflarını saran bölgeyi, Noah’ın girdiği Ân bir hapishaneye dönüşen o Yozlaşmış BU Çorak Topraklar’ı geniş bir el hareketiyle işaret etti.
“Sanki küçük Alexander orada yanan bir ateşin bir Alan’ındaydı da, sen onu basitçe kendi durduğun başka bir alana taşıdın.“
Bir duraksama.
“Şimdi birlikte duruyorsunuz, peki ne değişti?“
Vizör, aralarındaki Mesafe’nin ötesinden onun Bilinc’ine baskı yapan bir ağırlıkla Noah’a yöneldi.
“Sonsuzluk-Taşıyıcı’sı, sen hâlâ bu Son’u gelmeyen ateş çemberinin içinde yanıyorsun.“
HUUM!
BU Kâdim Zırh her iki devasa eldivenini de gökyüzüne doğru kaldırırken, bu ses bizzat Varoluş’un kendisinde yankılandı.
Ve ardından, her yönde Gigapersekler boyunca etrafı saran Kızıl, ateşten bir Farklılaşamama Çemberi yozlaşmış BU Çorak Topraklar’dan yükseldi ve kelimenin tam anlamıyla her şeyi kuşattı.
Çember, bu bölgeyi doyuran Yozlaşma ile kıyaslandığında hafifmiş gibi gösteren bir Otorite’yle alev alev yandı. Yukarı ve dışa doğru esneyerek, bir kubbeye, bir bariyere, Noah’ı ve güçlerini, Alexander’ı, Skoll’u ve yanan çevresi içindeki diğer her şeyi içine alan bir Farklılaşamama hapishanesine dönüştürdü. Kızıl ışık, Yozlaşmış zemin boyunca içinden geçmeye çalışan herhangi bir şey için açlıkla kıvranıyormuş gibi görünen gölgeler düşürüyordu.
Beowulf’un izni olmadan hiçbir şey burayı terk edemezdi.
Hiçbir boşluğu, hiçbir zayıflığı, Sonsuz Algı’nın bile bulabileceği hiçbir açısı olmayan bu ateş çemberinden hiçbir şey kaçamazdı.
Bu yıkıcı bir manzaraydı.
Ve yine de tüm bunların ortasında, Noah dikkatini tekrar Alexander’a çevirdi.
Önce Skoll’un iyi olduğundan emin oldu; Bozulmanın tamamen tersine döndüğünü ve o çok iyi çocuğun düzgün bir şekilde iyileştiğini onaylayana kadar algısını sadık yoldaşının yeniden oluşan bedeni üzerinde gezdirdi.
Sonra Noah, Alexander’a baktı.
Elleri tekrar savruldu; Hayati Koro Mutlaklar’ının iyileştirmesi Yeşil-Altın-Mavi ışıklarını hâlâ işkencenin artçılarıyla seğiren Hücresel parçalara odaklarken, Alexander’ın paramparça olmuş Varoluş’una birden fazla Mutlak Her Şey Aşıladı.
Ancak o zaman bile, Alexander’ın Varoluş’u ancak zar zor birbirine dikiliyordu.
Beowulf’un verdiği hasar çok karmaşıktı.
Mutlak Primus Kaçınılmazlıklar’ı etraflarını Aşılamaz kalkanlar gibi sarıyordu.
Ama aadece rahat bir hareketle Yüz Seksen Dokuz tanesini yırtıp, geçen o görkemli Kadim Mimar’ın karşısında, bunlar gerçekten bir işe yarayacak mıydı?
“...“
Alexander paramparça olmuş Formu’na dökülen o birleşik Otorite’nin altında yavaşça iyileşirken, Noah, Alexander’a baktı.
Noah’ı ele vermek yerine Milyarlar’ca yıllık işkenceye katlanan adam titriyordu. Parçalara ayrılmış bedeni, Sonsuz bir İyileştirme’nin bile Ân’ında Silemeyeceğ’i acı yankılarıyla sarsılıyordu ve gözleri, Beowulf’un yaşattığı onca şeye rağmen hayatta kalan o meydan okumayı hâlâ barındırsa da, artık kedere benzeyen bir şey de taşıyordu.
Noah bir Ân için o bakışı korudu; Aralarında kelimelerin taşıyamayacağı, söze dökülmemiş bir şeyler geçti.
Ardından bakışlarını Alexander’dan çekip, Beowulf’a yöneltti.
BU Kâdim Zırh, mutlak bir özgüvenden bahseden bir sabırla kendi alanının merkezinde bekliyordu. Kızıl Ateş çemberi etraflarında alev alev yanıyordu. Yozlaşmış BU Çorak Topraklar onların Varoluş’una baskı yapıyordu. BU Birinci Ölçek ile BU İkinci Ölçek arasındaki Uçurum; Gerçekten Uçuk’tu.
Noah’ın Zihni’nde, Sonsuz Farklılaşmamış Kader’in Sayısız İpliğ’i, algısının çaresizce bulmaya çalıştığı Olasılıklar’la girdap gibi dönüyordu.
Bunun içinden nasıl çıkacaktı?
Seçenekler çok azdı.
Sonsuz Farklılaşmamış Kader, Noah’ın farkındalığı içinde çalkalandıkça, çalkalandı; Altın iplikler, kaçışa çıkması gereken bağlantılar, Olasılıklar ve Yollar boyunca uzanıyordu. Bilinçli Zihni’nin henüz tespit edemediği açıları arayarak, Algısı’nı daha da zorladı ve Otorite’si Sayılabilir ilerlemelerinin sâdece birazcık Ötesi’ne uzandı.
Fakat İpler hiçbir Dokuma barındırmıyordu.
Her Yol o Kızıl ateş çemberine geri dönüyordu. Her Olasılık, BU Birinci Ölçek ile BU İkinci Ölçek arasındaki o Niteliksel Uçurum’da son buluyordu. Sonsuzluğ’unun bulabileceği her açı, Beowulf’un Otoritesi’nin çoktan kapattığı bir açıydı.
Zamanı geri almamayı, bir Çapa Nokta’sı kullanmamayı kendine hedef edinmişti.
Fakat şu an içgüdüsel olarak biliyordu ki, BU İkinci Ölçeğ’e karşı BU Varoluşsal Paradoks Döngü’sü bile işe yaramayacaktı. Uçurum çok Engin’di!
Cevap her zaman bildiği gibiydi.
Sonsuzluk’ta.
Fakat onu bulamıyordu. Basitçe BU Birinci Ölçek ile etkileşime girmemeyi seçen bir şeye karşı Sonsuz Otoritesi’ni anlamlı kılacak o açıyı algılayamıyordu. Yapamıyordu...
HUUM!
Bir sonraki Ân, sadece kendisinin Algılayabileceğ’i bir şeye doğru tek bir kelimeyi kükrerken, Noah’ın ifadesi öfkeye dönüştü.
“Hayır!“
Bu Kelime, Yozlaşmış BU Çorak Topraklar’a Proto-Madde’yi titreten bir ağırlıkla baskı yaptı ve hemen ardından, yanında illüzyonvari bir tezahür oluşmaya başladı.
RUINATION, paylaştıkları o bağlantıdan ortaya çıktı; Avatarı, Varoluş’unu karakterize eden bir zarafetle şekil alıyordu. İlerideki düşmana, gerçekte ne olduğundan; Noah’ın Sonsuz Otoritesi’nin Form ve Bilinç verilmiş o silahlaştırılmış yönünden bahseden bir Enginlik’le baktı. Dikkati, Altın-Mavi derinliklerinin altında süregelen bir hesaplamayla Beowulf’a sabitlendi.
Fakat Noah’ın Reddi RUINATION’a yönelik değildi.
Bir başkasına yönelikti.
Reddi, RUINATION’IN, bağlantıları üzerinden ona az önce bir mesaj göndermiş olan kız kardeşine; Gelişinden, vücut bulmasından, tek başına yüzleşemeyeceği bir şeyle yüzleşmek için kendi Enginliğ’ini onun Temeller’iyle birleştirmekten bahseden bir mesaja. BU Infiniverse, eğer kendisini tamamen onun içine Cisimlendirirse, eğer barındırdığı her şeyin Ağırlı’ıını birleştirirlerse, bu durumun kurtarılabileceğini iletmişti.
Ancak onu buraya getirmek diğer her şeyi tehlikeye atacaktı.
Onu tehlikeye atacaktı. Tüm BU Infiniverse’yi tehlikeye atacaktı. Onun içindeki her Varoluş’u, Noah’ın yolculuğu boyunca inşa ettiği her gelişen gücü tehlikeye atacaktı.
Bu yüzden hayır demişti. Başka bir yol bulacağını.
Fakat o gün, var oluşundan beri Varoluş’ta ilk kez, BU Infiniverse onu dinlemedi.
“Özür dilerim, Usta.“
Kelimeler, artık daha çok kendine yönelmiş olduğu için Noah’ın öfkesini nabız gibi attıran bir ağırlıkla ortaya çıktı ve sonra, o da oradaydı.
BU Infiniverse, Kız Kardeş’inin o illüzyonvari Formu’nun yanında belirdi; Avatarı, içinde barındırdığı her şeyin o Birikmiş Enginliğ’ini taşıyan bir Mevcudiyet’le tezahür ediyordu.
Varoluş’unda ilk kez, ustasının emirlerine uymadı.
Yine de gelmişti.
Noah, Mavi-Altın gözlerinde yanan karmaşık bir ifadeyle BU Infiniverse’ye baktı.
O ona dönüp, bakmadı.
Bakışları Beowulf’a, bu Kızıl Ateş hapishanesinin merkezinde bekleyen Zırh’lı Tiran’a, ustasının kesin olarak uzak dur emrine rağmen onu buraya çeken o tehdide sabitlenmiş halde kaldı. Sarsılmaz görünen bir soğukkanlılıkla, Noah’ın bariz öfkesinden etkilenmemiş gibi görünen bir Mevcudiyet’le ileriye baktı!
Fakat titrediğini zar zor algılanabiliyordu.
Titreme hafifti; Avatar’ını çevreleyen o Güç ve Otorite zemininin karşısında neredeyse görünmezdi. Ve bu, BU Kâdim Zırh’tan duyduğu korkudan değildi. Karşılaştıkları imkansız ihtimallerin farkına varmasından veya buraya gelmenin temsil ettiği tehlikeden değildi.
Bunun nedeni, ustasının ilk defa hem ona hem de kendisine kızgın olduğunu görebilmesiydi.
İşte bu yüzden ona dönüp, bakamıyordu!
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.