Yukarı Çık




5000   Önceki Bölüm 

           
Bölüm 5001: Araştırma! V


Alexander hâlâ o hayali acıyı hissedebiliyordu.


Bu acı, Varoluş’unun her köşesini durmaksızın sarsıyordu. Milyarlar’ca yıllık ıstırap, Nesnel olarak sadece Birkaç Saniye’ye sıkıştırılmıştı; Ancak Öznel Deneyim, Nesnel Zaman’ın ne olduğunu  umursamıyordu. O, Sonsuzluklar süren bir işkenceyi yaşamıştı. Beowulf’un Varoluşsal Nokireseptörler Alan’ındaki Uzmanlığ’ının ortaya çıkarabileceği her türlü ıstırap biçimini tatmıştı.


Ve gerçekten, ölmek istiyordu.


Durum o kadar kötüydü.


Ölmek istiyordu.


Ama yalnız değildi. Göğsündeki o parçalanmış Enneagram’ın içinde, ailesi hâlâ oradaydı. Korumaya söz verdiği Ruhlar. Eğer o Çöker’se, onlar da onunla birlikte Çökecek’ti.


Bu yüzden dayandı.


Enneagram’ı düşünmek, ona yaptıklarını hatırlattı.


Yaşayan Yasa’yı. 


Sahip olduğu gücü kazanmasına yardım eden yoldaşı. Sayısız çatışmada, sayısız zaferde ve Alexander’ın kendini yalnız sandığı, ancak aslında hiç yalnız olmadığını hatırladığı Sayısız Ân’da yanında duran Varoluş’u. 


Yaşayan Yasa’yı kendi elleriyle ezmişti.


Kendi Eller’iyle. 


Alexander bunu yaptığı Ân’ın hissini hâlâ hissedebiliyordu. Parmaklarının o Gümüş-Beyaz Otorite yapısını nasıl kavradığını. Yaşayan Yasa’nın direnmemesini, Olacaklar’ı rahatlıkla kabul etmesini.


Yaşayan Yasa’yı suçlamıyordu!


O işkencenin ne kadar acı verici olduğunu biliyordu. Kimse buna Sonsuz’a kadar dayanamazdı. Beowulf’un basit Acı’nın Ötesi’ne geçen yöntemleri vardı; Herhangi bir Varoluş’un kırılma noktalarını bulan ve bunları Sanat’a yakın bir hassasiyetle kullanan Teknikler’i.


Yaşayan Yasa zaten kırılmak üzereydi.


Ve eğer Yaşayan Yasa kırılsaydı, eğer o ortak, Alexander’ın o bilgiyi gizli tutmak için Milyarlar’ca Yıllık ıstıraba katlandıktan sonra Noah’ın yeri hakkındaki her şeyi ifşa etseydi, her şey boşa gitmiş olacaktı.


Bu yüzden Alexander, bu gerçekleşmeden önce arkadaşını yok etmişti.


Fedakarlığının bir anlamı olmasını sağlamıştı.


“...“


Düşüncelerinden kurtulmaya çalıştı.


Vücudunun neredeyse tamamen bir araya geldiğini fark edince, etrafına bakmaya çalıştı. Beowulf’un onu parçalara ayırdığı Hücre Parçalar’ı yeniden birleşiyordu. Parçalar arasındaki boşluklar bir kez daha tutarlı bir Varoluş’la doluyordu. Diğer yaralarının iyileşmesi çok daha uzun sürse de, Fiziksel anlamda yeniden bütün hâle geliyordu.


Kendini Yemyeşil, Altın Reng’i bir tarlanın ortasında buldu.


Tarla Her Yön’e doğru uzanıyordu; Dizlerine kadar gelen, yumuşak dalgalar halinde yükselen Sonsuz bir Çim Alan’ı. Çimler’in Yapraklar’ı ışığı öyle bir şekilde yansıtıyordu ki, Yemyeşil ile parlak Altın Reng’i arasında parıldıyorlardı; Hissetmediği rüzgâr tarlanın üzerinde esip, geçerken, değişen desenler yaratıyordu.


Yukarıda, Altın Reng’i bulutlarla dolu Mavi Gökyüzü, imkansız derecede uzak görünen ufuklara doğru uzanıyordu. Bulutlar huzurlu bir yavaşlıkla sürükleniyordu; Altın kenarları, Algı’nın Ötesi’nde bir yerde var olan güneşten gelen ışığı yakalıyordu. Bu yerin Her Şey’i, huzur, iyileşme ve Beowulf’un Zincirler’i ilk kez onun Varoluş’unu sarmadan önce hissettiği türden bir güven duygusundan bahsediyordu.


Bacaklarının etrafında yükselen Yeşil-Altın Çimler’e doğru uzandı.


Ve düşmekten kendini alamadı.


Dizleri yumuşak toprağa çarptı. Eller’ini Çimler’e bastırdı. Vücudu öne doğru eğildi çünkü içinde tutmaya çalıştığı bir şeyi sonunda serbest bırakmak istedi.


Önündeki Çimler’e damlalar düştü.


Damlalar mı? Şu anda yağmur yağmıyordu...


Gözlerine dokunduğunda, gözyaşlarının aktığını fark etti.


Yüz ifadesi Ân’ında sertleşti.


Gözyaşlarını hemen durdurdu.


Ağlamadı. Erkekler ağlamazdı. Milyarlar’ca Yıllık işkenceye boyun eğmeden dayanmıştı. Önemli bilgileri korumak için kendi partnerini yok etmişti. İkinci Ölçek’te bir İlkel Mimar’la yüzleşmiş ve kendisinden istenen hiçbir şeyi ifşa etmeyi reddetmişti.


Şimdi de ağlamayacaktı!


Birkaç saniye sonra, arkasında bir şeyin parıldadığını hissetti.


Orada, Osmont’un silueti belirdi.


Alexander karmaşık bir ifadeyle ona dönüp, baktı. Tüm Varoluş’unun, Sonsuzluğ’un Sıralı bir Dokumasıy’ya onarıldığını hissedebiliyordu; Mavi-Altın ışık, Hücre Parçacıklar’ı arasındaki boşluklardan akıyor ve onları, Normal bir İyileşme’nin başarabileceğinin Çok Ötesi’nde bir Otorite’yle yeniden birleştiriyordu.


BU İlkel Mimar onu Sayısız Parça’ya böldüğünde, farkında olmadan Varoluş’una damgalanmış Horus’un işaretini de bölmüştü. Alexander bu küçük merhamet için o zırhlı işkenceciye teşekkür edebilirdi ve Noah da gerisini halletmişti.


Bu Varoluş’a ne söyleyeceğini bilmiyordu.


Şu anda Osmont’a baktığında, o bile düşüncelere dalmış görünüyordu. Osmont’ta farklı bir şey vardı. Alexander’ın tam olarak tanımlayamadığı bir şey. Onu her zaman çevreleyen parlak ışık artık daha sönük, dıştan bakıldığında daha az etkileyici, ama bir şekilde daha derin görünüyordu.


Böylece Alexander, söylenmesi gerekeni basitçe söyledi.


“Teşekkür ederim.“


...!


Bu birkaç kelime Osmont’u uyandırmış gibiydi.


Noah, ona doğru baktı ve başını salladıktan sonra kendisi de teşekkür etti.


Sonra ikisi sessizce birbirlerine baktılar.


Söylenecek çok şey vardı.


Ve yine de söylenecek hiçbir şey yoktu. 


İkisi de birbirlerine ne söylemek istediğini biliyordu.


Ama...


Zaten Kelimeler yetersiz kalırdı.


Noah, daha önce hiç görmedikleri bir derinlik barındıran gözlerle Alexander’a bakarken, içini çekti.


“Arada sırada, Varoluş bize büyük acılar çektirir.“


Sesi sessizdi ama etraflarındaki Yeşil-Altın rengi tarlaya baskı yapan bir ağırlık taşıyordu.


“Bunu beklesek de beklemesek de fark etmez. Acı, hazırlıklı olsak da olmasak da gelir. Acı, hazır olsak da olmasak da bizi bulur.“


Bir an durdu.


“Ama o acının ardından, diğer tarafta senin için bir şeyler olma eğilimi vardır. Diğer tarafta senin için neyin beklediğini bilmiyorum. Durumun bu hâlinden nefret ediyorum. İlerlemeyi sağlayan tek yakıtın Zorluklar olması gibi görünmesinden nefret ediyorum. Büyümek için acı çekmek Zorunda olmamızdan nefret ediyorum.“


Gözleri doğrudan Alexanderınkiler’le buluştu.


“Ama en azından yapabileceğim şey, seni o diğer tarafa ulaştırmak. Ya da en azından, çektiğin Acı’nın Ötesi’nde bekleyen o olumlu şeye doğru yönlendirmek.“


...!


Bunu söylediği Ân, Alexander’ın gözleri fal taşı gibi açıldı.


Osmont’un yüzünde düşünceli bir ifade belirdiğini gördü. Noah nefesini tutarak, elini kaldırdı ve bunu yaptığı Ân’da...


Altın Reng’i bulutlarla süslenmiş Mavi Gökyüzü, Sonsuz Mavi’yle doldu.


Bu manzara Alexander’a, tüm gökyüzünü kaplayan ve bu Uzay’ın Sınırlar’ına dayanan, Uçsuz Bucaksız bir Sonsuzluk Alan’ını, Anlaşılmaz bir Okyanus’u hatırlattı. Mavi, derin ve Sonsuz’du!


Noah, aşağı doğru işaret etti.


Bu Uçsuz Bucaksız Okyanus üzerlerine çökmeye başladı, ancak alçalırken, şekil değiştirdi. Mavi Renk, Varoluş’un kendisinin Otoritesi’yle Dokusu’nun belirgin bir şekilde parıldamasıyla Çok Renk’li bir ışıltıya dönüştü. En saf hâliyle Varoluş’tu, BU Yaratığ’ın kendi doğal ifadesi olarak kullandığı tam da o Otorite idi!


Uçsuz Bucaksız Okyanus, Alexander’ın üzerinde bir nokta hâline geldi.


Ve sonra onun içine akmaya başladı.


Varoluş’una. Kırık Enneagram’ına. Beowulf’un işkencesi onu paramparça etmeden önce olduğu ve olduğu Her Şey’in Hasar görmüş her Yön’üne.


Sonsuz Varoluş’u, Sabırsız Dalgalar’ı, tüm acıyı temizlemek ve silip süpürmek için var olan sıcak, Çok Renk’li Alevler gibi hissettirdi. Temeller’inden akıp, çatlakları doldurdular ve onarılamaz olanı Onardılar!


Alexander hepsini hüzünle içine çekti.


Kendini, Hesaplayamayacağ’ı Büyüklük’te, Kavrayış’ını Aşan Güçler’in sarsıntısına maruz kalan, devasa bir fırtınanın ortasındaki minik bir tekne gibi hissetti. Ama dayandı. Aklı başında kaldı. Kendisini tamamen süpürüp, götürmesine izin vermeden, kendisine verilenleri kabul etti.


O’nun Varoluş’una bakarken, bu fırtınayı yönlendiren Varoluş’un yüzünde dikkatli bir ifade vardı. Sanki yeni bir şey deniyormuş gibi, ama aynı zamanda ne yaptığını da biliyormuş gibi. Sanki aynı anda hem Deneyci hem de Uzmanmış gibi, hem Öğreniyor hem de Ustalaşıyormuş gibi.


Böyle bir bakışın onu izlediği sırada, Alexander gözlerini kapattı.


Her şeyi hatırladı.


Beowulf’un Zincirler’i ilk kez Varoluş’unu sarmaladığında hissettiği korkuyu. O zırhlı parmaklar Varoluş Nokireseptörler’i üzerinde çalışmaya başladığında hissettiği nefreti. O Milyarlar’ca Öznel Yıl boyunca Beowulf’a karşı hissettiği her bir duygu parçasını. 


Bunu tekrar tekrar tekrarladı.


O acıyı unutamıyordu.


Ve unutamadığı için, o ıstırabın anlamsız kalmasına izin vermediği için, içinde bir şeyler olmaya başladı.


Enneagram’ının hızla iyileştiğini ve Varoluş’un Sınırsız, Çok Renk’li ışığıyla dolduğunu hissederken, o Yapı’nın üzerindeki Dokuz Uç Soket’i dönmeye başladı. Demirhaneler ve Motorlar gibi hareket ederek Isı, Amaç ve Dönüşüm ürettiler.


Sayısız Küçük, Çok Renk’li Mücevherler oluşturdular!




Not: Soketler Artık ve Mücevherler Sayılabilir Sonsuzluk’ta olabilir. Emin değilim. Noah ona Sonsuzluğ’u verirken, Enneagram’da dahi miydi? Dahi ise Noah O’nun hem Ennegram’ına kavuşur hem de artık Ennegram Sınırlar’ından kurtulur. Ennegram ne kadar görkemli? Tek Bir Mücevher sayesinde Alexander belirli mesafeleri artık bu da kalkmıştır Sayılabilir Sonsuz Mesafe’deki Her Şey’i Biliyor. Bu, Sadece Mücevherler’den birisi. Birisi. 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

5000   Önceki Bölüm