Yukarı Çık




5007   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   5009 

           
Bölüm 5008: Yüceltme! II


Beyaz gözlerindeki Mavi Tekillikler daha hızlı dönerek, neredeyse küçümsemeye yakın bir duygu yansıtıyordu.


“Bazen büyük Güç, onu nasıl kullanacağını bilmeyenlerin eline geçebilir. Öncelikle onunla tanışmam gerek. Eğer layık çıkarsa, ne tür düzenlemeler yapılabileceğine bakarız. O zamana kadar, siz ikiniz, boşlukta fısıldanan ’Nedenler’in Yankılar’ı’ yüzünden onun ayaklarına kapanan utanç verici tipler olmamanız iyi olur.“


İleri adım attı, Varoluş’u BU Arthur ve BU Gunther’e ağır bir baskı uygulayarak, bu Özel Birliğ’in liderinin kim olduğunu onlara hatırlattı.


“Nihayetinde biz Sonsuzluğ’u arıyoruz, onu yönlendiren Varoluş’u değil, ne kadar muhteşem olursa olsun. O, Sonsuzluğ’un kendisiyle eşanlamlı değil, sadece onu bizden çok daha iyi kullanabiliyor. Önemli olan Güç’tür. Güc’ü elinde tutan Varoluş, bizim yaklaşımımıza nasıl tepki vereceğine bağlı olarak ya bir engel ya da bir fırsattır.“


Soğuk bakışları ikisinin de üzerinden geçti, konumunun kabul edilmesini talep ediyordu.


“Tamam mı? Arthur, Gunther, siz...“


Sözünü yarıda kesti, dikkati uzaklara doğru keskin bir şekilde yöneldi, bu da iki arkadaşının da onun bakışını takip etmek için dönmesine neden oldu. Gözlerindeki Mavi Tekillikler yoğun odaklanma noktalarına daraldı ve 2.Ölçek’teki Güzel Yüz Hâtlar’ı ne hoş geldin ne de düşmanlık içeren, sadece değerlendirme içeren bir ifadeye büründü.


Uzakta, Alfheimr’ın dış kenarındaki kristalleşmiş ormanların arasından silüetler yaklaşıyordu.


Grubun başında bir Mutlak vardı, şekli hiç şüphesiz tanınırdı. Tek bir kafada iki yüzü vardı, biri sakin, diğeri sert, ikisi de şu anda nazik bir ilgi ifadesine bürünmüştü. Rahat bir zarafetle ilerledi, Otorite’si çevreye baskı uyguluyordu ama ondan boyun eğmesini talep etmiyordu.


Arkasında, Togalar’la süslenmiş birçok Varoluş geliyordu; Şekilleri, resmi ve organize bir şeyin temsilcileri olduklarını gösteriyordu.


BU Paradoxos;  Bir BU İlkel Mimar, Bir BU Bölünmemiş Varoluş ve Bir BU Biçimsiz Dehşet’ten oluşan gruba yaklaşırken, her iki yüzüyle gülümsedi.


BU Naldine, kendilerine doğru gelen gruba bakarken, hemen kaşlarını çattı.


Ve bir saniye bile boşa harcamadan, Binler’ce Yıl’dır uygulandığında Medeniyetler’i Son’a Erdiren sözleri söyledi.


“Küller Küller’e, Toprak Toprağ’a.“


BOOM!


|KÜL| kelimesi Ân’ında BU Paradoxos ve etrafındakilerin üzerinde belirdi, etraflarındaki kristalleşmiş Ormanlar’a baskı uygulayan bir Otorite’yle Varoluş’a dönüştü. O anda ifadeleri değişti; BU Paradoxos neler olduğunu fark edince, iki yüzünde de şaşkınlık ve endişe belirdi.


Ancak farkına varmaları çok geç olmuştu ve Bedenler’i, Temeller’inden dışarıya doğru yayılan soğuklukla titremeye başladı; Küller’e dönüşmeye başlamışlardı!


...!


Mutlağ’ın Beden’i ilk olarak parçalandı; O’nu destekleyen Yapı gri Parçacıklar’a dönüşürken, iki yüzündeki şok ifadesi değişmedi. Paradoksçular’da birkaç saniye sonra onu takip etti; Her biri BU Naldine’in Varoluşlar’ına dayattığı temel gerçeğe boyun eğdikçe, disiplinli düzenleri dağıldı.


Yüz’ü başından sonuna kadar soğuk kaldı; Ne memnuniyet ne de pişmanlık barındıran gözlerle bu Çözülüş’ü izledi!


Önündeki BY Arthur ve BU Gunther hayretler içindeydiler, ancak ikisi de bir şey soramadan, BU Naldine şoklarını kesen bir sesle konuştu.


“Siz aptallar, Potansiyel’iniz o kadar zayıf ki, İlk Ölçekte takılıp, kalmışsınız, size bir Saldırı gönderildiğinde bile bunu hissetmiyorsunuz.“


...!


Konuşurken, ellerini sallayarak, tam ortasında Obsidyen bir göz bulunan Beyaz, üçgen bir Nesne’yi ortaya çıkardı. Nesne, tam bir BU Aksiyom’un Âurası’nı yayıyordu ve BU Naldine onu BU Paradoxos ile arkadaşlarının Küller’ine doğru çevirdi. Gri Parçacıklar, bir giderden çekilen su gibi Obsidyen Göz’e akarken, bir zamanlar oluşturdukları Varoluşlar’ın parçalarını da beraberinde götürdüler.


BU Naldine, Nesne’nin Göz’ü açılıp, yüzeyinde hayali sahneler canlanmaya başladığında, dikkatini ona verdi.


Bunlar...


İlk Yargı Agorası’nın Sâhneler’iydi.


BU Paradoxos’un diğer üç Strategoi’nin arasında durduğunu, aralarında BU İlkel Paradoks’un bulunduğunu ve BU En Gencii gördü.


Onunla ilgili anılar Aksiyom’dan zihnine süzüldü!


Noah Osmont. İlk Dile Hak İddia Eden Varoluş mu? Bu, Sonsuzluk Taşıyıcı’sı mıydı?


Varoluş’u beklenenden daha sönük görünüyordu, Dışsal parlaklığı bastırılmıştı ama yine de onda bir şey, kayıtlı gözlemleri bile hafifçe saptırıyordu.


Gözleri keskinleşirken, sahneler hızla geçti.


“Gözlemlenebilir Varoluş boyunca birleşik bir BU Varoluş yayılıyor gibi görünüyor ama bu bizim Ölçeğimiz’deki Varoluşlar için artık geçerliliği kalmamış bir endişe. En önemli olan, onu bulmuş olmam. Sonsuzluğ’un Rehber’i olması gereken Varoluş’u.“


...!


O basitçe, “Gidelim. Sonsuzluk Taşıyıcı’sı, Agora’da,“ dediğinde diğerleri ciddiyetle ona döndüler.


Az önce Çökerttiğ’i Varoluşlar’a hiç aldırış etmedi. Örgüler’i aracılığıyla birleşik Tanım ve Tanımsızlık etkilerini tersine çevirebilseler ve iyileştirilebilseler bile, eğer biri gerçekten Medeniyet’ini böyle bir şeye kaptırmışsa, Varoluş Ölçekler’ine layık değillerdi.


Zayıf Medeniyetler ayıklanacak ve sonunda sadece güçlü olanlar gelişecekti.


Naldine, Varoluş’u parçalarken, elini salladı ve Varoluş’un onun Otoritesi’ni kabul etmesini sağlayan saçma sapan sözler söylemek için ağzını açtı.


Onların içine Sığabilmeler’i için önlerinde BU Aralıklar açıldı; Bu, Yön bulmayı bilenlerin İmkansız Mesafeler’i kat edebileceği, Noşluklar arasındaki Boşluk’tu.


Açıklığa doğru adım atarken, bakışları soğuk ve haşmetliydi.


Sonsuzluğ’un Rehber’i ile tanışmayı pek de istemiyordu ve bu farkındalık onu şaşırtmıştı. Gözlemlenebilir Varoluş boyunca bu Varoluş’u izlemek, dağınık Sonsuzluk Parçalar’ını toplamak ve İlkel Âlem’i dolaşarak, izini takip etmek için hatırı sayılır bir Çaba harcamıştı. Onu bulmak tatmin edici olmalıydı.


Ama bunun yerine hissettiği şey, korkuya yakın bir şeydi.


Sonsuzluk Taşıyıcısı’ndan korkmuyordu, çünkü İkinci Ölçek’te hareket ediyordu ve onun gibi özellikleri yoktu. Korkusu farklıydı. Duyduğu Yankılar’la boy Ölçüşemeyeceğ’inden korkuyordu, onun sadece Fırsat’ı olduğunu, büyük bir gücün üzerine düştüğü ama onu doğru kullanacak bilgeliğe sahip olmayan bir Varoluş olduğunu kanıtlayacağından korkuyordu.


Neden Sonsuzluğ’un Dokumalar’ı bu kadar Genç bir şeyin üzerine düşerdi ki? Bu kadar deneyimsiz bir şeyin?


Bunun nedenini bulması gerekiyordu. Eğer layık olduğu ortaya çıkarsa, gerekli düzenlemeler yapılabilirdi. Eğer layık olmadığı ortaya çıkarsa, eh. BU Naldine, önündeki engellerin ne kadar Potansiyel’e sahip olursa olsun, onları ortadan kaldırmaktan asla çekinmemişti.


Arkasına bakmadan BU Aralıklar’a  adım attı, Ginnungagap’a, oradaki yerleri geçip, BU Agora’ya ulaşmaya kararlıydı.


BU Arthur ve BU Gunther onu takip etti!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

5007   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   5009