“Paradoksal mücadelemizin sonucu, nihayetinde Paradokslar’ımızın neye bağlı olduğuna bağlı olacaktır. Sen, kendininkini Sonsuzluğ’a bağladın. Ben de kendiminkini aynı derecede Engin bir şeye bağladım. Tek fark, benim bağımın senininkinin asla ulaşamayacağı bir Ölçek’te işliyor olmasıdır.“
Korkunç bir Güç her yönünden üzerine çöktüğünde, BU İlkel Paradoks diz çökmek zorunda kaldı!
Tekil Bilgi’nin İkinci Ölçek Otorite’si, Birinci Ölçek inancının direnemeyeceği kadar büyük bir güçle, kayıtsız bir şekilde savunmasını ezip, geçti. Paradoksal Dokumalar’ı, Temeller’inin üretebileceğinden çok daha büyük bir baskı altında parçalanmaya devam etti.
Yine de gözleri, savaşın başlangıcındaki kadar parlak kalmıştı.
Bu ezici güce karşı, inancı asla parçalanmadı. Paradoks’un silah olarak kullanılmak yerine Kutsal olması gerektiği, Çelişki’nin Sömürülmek yerine Onurlandırılması gerektiği, bazı ilişkilerin güç vermekten çok Yozlaştırdığ’ına dair inancı; Fiziksel Varoluş’un yenilgisine rağmen bu gerçeklerin hiçbiri sarsılmadı.
Ayağa kalkmaya başladı.
Diz çökmüş bedeninin etrafında Paradoks’u parlak bir şekilde yanarken, Mantığ’ın kaçınılmaz İlan Ettiğ’i şeyi kabul etmeyi reddederek, Birinci Ölçek inancıyla İkinci Ölçek Otorite’sine karşı koydu. Onu yerde tutması gereken baskıya karşı kendini yukarı doğru zorlarken, Obsidyen-Altın Reng’i Varoluş’u Sınırlı Sayılabilir Sonsuzluk ile parladı.
“Haklısın, öğrencim.“
Sesinde meydan okuma vardı ve İlk Kayıtsızlığ’ın kendisi titremişti.
“Sonunda, her şey yaptığımız seçimlerle ilgili. Sen, Paradoks’un ne anlama geldiğine dair anlayışını bozan güçlerle ittifak kurmayı seçtin. Ben ise, inançlarımdan ödün vermemi talep etmeden anlayışımı geliştiren güçlerle ittifak kurmayı seçtim.“
Ona baskı yapan her şeye rağmen ayağa kalkmaya devam etti.
“Ve bugün ne olursa olsun, seçimlerinin senin çöküşüne yol açacağını söyleyeceğim.“
HUUM!
Erwin, hem kendisi hem de arkasındaki Tekil Bilinç işleri bitirmek için harekete geçerken, BU İlkel Paradoks neredeyse gerçek bir Keder’le başını salladı. Birleşik Otoriteler’i, BU İlkel Paradoks’a baskı uyguladı; İkinci Ölçek’teki gücü, sırf Varoluş’u ile Birinci Ölçek’te olan inancı ezip, geçti.
“Kalbimin derinliklerinden sana saygı duyuyorum ve sana büyük bir sevgi besliyorum.“
Erwin’in sesi samimiyetle doluydu, bu da sonraki sözlerini daha ağır kılıyordu.
“Ama benim Paradoks’um için, gitmelisin.“
...!
BU İlkel Paradoks, meydan okurcasına yükselmeye devam etti; Obsidiyen-Altın rengi bedeni, mutlak olması gereken Otorite’ye karşı direniyordu. Direnişinin Fiziksel olarak imkansız olmasına rağmen inançları her zamankinden daha parlak yanıyordu; İnanc’ı, bazı şeylerin hayatta kalmaktan daha önemli olduğunu İlan Ediyor’du.
Ve tam o Ân’da, her şey değişti.
Bu savaş alanının ötesinde bir şey kendini belli edince, Erwin’in ifadesi büyük ölçüde değişti. Bir Ânlığ’ına yüzü soldu, muazzam bir şeyin yaklaştığının farkına varınca Paradoksal Otorite’si titredi.
Bir Ân sonra, Yağmur yağmaya başladı.
Yağmur!
Bir Neden, İlk Kayıtsızlığ’ın her yerinde kendini gösterdi; Bu, Tekil Bilinc’in savaş alanına getirdiği Her Şey’in Ötesi’nde olan muazzam bir şeydi. Daha önce hiç yağış görmemiş Kayıtsızlık’tan Çok Renk’li Sular indi; Varoluşsal Sonsuzluğ’un Yağmur Çağ’ı, Farklılaşmanın hiçbir zaman tam olarak yerleşmediği bu Alan’a yayıldı.
Quintessence Infiniforce’nin canlı, Çok Renk’li Nehirler’i, aktıkları her yerde Bozulmuş Paradoksal Proto-Maddey’i sildi. İlk Kayıtsızlığ’a yayılan Bozulma, Son’lu iletkenin ve Minyatür Neden aracılığıyla birleşen BU Yaratığ’ın Birleşik Otoritesi’ni taşıyan sularla temas ettiğinde çözüldü.
Silah hâline getirilmiş Çelişki, onu Yıkım’a doğru Bükülen Bozulmadan Ârındırılmış, sadece var olan Çelişki’ye geri dönmüştü!
Birçok Nehir, BU İlkel Paradoks’un içinde bir şey fark etti.
Onun diz çökmüş bedenini sarmaladılar, ezmeden ama dönüştürerek; Varoluş’u içindeki Sınırlı Sayılabilir Sonsuzluk, Yağmur’un Otoritesi’yle rezonansa girdi.
Sular, Temeller’inde önemli bir değişime yol açmaya başladı; Paradoks’unu, normal bir Yetiştirme sürecinin sağlayabileceğinin Ötesi’nde bir yoğunlukla doyurdu.
Erwin’in arkasındaki Tekil Bilinç, basit bir gözlemin ötesinde bir şey barındıran parıldayan gözlerle Nehirler’e baktı. Bu Yağmur’un ne anlama geldiğini, bu Neden’in planladığı her şey için ne gibi sonuçlar doğuracağını işlerken, Altın Plakalar’ı daha hızlı dönmeye başladı.
Her şey Sonsuz Sular ve Yağmur’dan oluşan bir tufanla kaplandıkça, BU İlkel Paradoks dalgalara karşı savaşmak yerine kendini bu dalgaların sürüklemesine izin verdi. Obsidiyen-Altın rengi bedeni, eski Bilinc’ine bir farkındalık yerleşirken, Çok Renk’li Nehirler’in içinde gevşedi.
“Bugünden itibaren, benim Paradoks’um Tekil ve Mutlak’tır ama aynı zamanda değildir.“
Sesi, boğulan savaş alanına doğru yankılandı.
“Paradoksal olarak, Hak Tâleb’im hâlâ tam olarak bende, ama aynı zamanda olmadığını da kabul ediyorum.“
Gözleri, bu yüzleşme boyunca hiç sarsılmamış bir inançla parlıyordu.
“Ve bu, var olan en büyük Paradoks değil mi?“
BOOM!
Böyle bir Beyan’la, Paradoks’un kendi içinde benzersiz bir Bölünme meydana geldi. Çelişki’nin doğası, onun sözleriyle var ettiği şeyi kabul etti; Varoluş, Paradoksal ifadesini tam da doğru olması imkânsız olduğu için gerçek olarak kabul etti.
Görkemli ve Paradoksal bir şekilde, bu Ân’da, Paradoks’un İddia’sı Paradoksal bir şekilde iki farklı Varoluş tarafından aynı anda hem Kabul edildi hem de Reddedildi.
Erwin, Çok Renk’li Nehirler BU İlkel Paradoks’u bu savaş alanından uzaklaştırırken, efendisine doğru kükredi; Bir Ân önce kaçınılmaz gibi görünen tam zaferden mahrum bırakılmasının öfkesiyle Paradoksal Otorite’si kabardı. Takip etmek, başladığı işi bitirmek, sadece kısmen ele geçirdiği şeyi tam olarak ele geçirmek için harekete geçti.
Ama Tekil Bilgi onu durdurdu.
Otoritesi Erwin’in Varoluş’unu sardı ve onun, selin içinde kaybolmakta olan efendisini kovalamasını engelledi. O dönen Altın Plakalar, basit bir gözlemden Öte bir hesaplamayla etrafındaki kabaran Nehirler’i gözlemledi.
“Şu anda endişelenecek çok daha büyük şeyler var.“
Tekil Bilginin Ses’i, İlk Kayıtsızlığ’ın kendisine baskı uyguladı.
“Görünüşe göre Sonsuzluk Taşıyıcı’sı, tahmin ettiğimizden çok daha olağanüstü. Gidip diğerleriyle bir araya gelelim.“
...!
Erwin, ustasının gittiği yere baktı; Hayal kırıklığı, Paradoksal Temeller’ine baskı uyguluyordu. O kadar yakındı ki. Zafer, elinin ucundaydı. Ve şimdi ustası kaçmıştı.
Hayal kırıklığını azaltmayan bir kabullenmeyle başını salladı.
Yağmur Çağ’ın hızla ele geçirdiği bu savaş alanından ayrılmaya hazırlanırken, Paradoks Varoluş’unub etrafında parlamaya başladı. Otorite’si, Tekil Bilgeliğ’i de sarmaladı; Çelişki, ikisini de, derneklerinden diğerlerinin beklediği yerlere doğru taşıdı.
İkisi de İlk Kayıtsızlık’tan kayboldu.
Renkli Nehirler akmaya devam etti, dokundukları her şeyi temizledi ve İlk Kayıtsızlığ’ı, Yağmur Çağ’ı başladıktan sonra hiç olmadığı bir şeye dönüştürdü.
Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.