Yukarı Çık




135   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   137 

           
Bölüm 136: O da Bir İnsan! II


Damian, önünde toplanan herkese baktı.


Bağırmasına gerek kalmadan sesi kalabalığın her yerine ulaştı; Mana, sözlerini güçlendiriyordu, böylece kenarlarda duranlar bile onu net bir şekilde duyabiliyordu.


“Kaybınız için üzgünüm.“


Sözleri basit ve dolaysızdı.


“Son bir gün içinde yaşadıklarınız için üzgünüm. Birçoğunuz ailenizi kaybettiniz. Birçoğunuz evlerinizi kaybettiniz. Birçoğunuz, bu Taş Topraklar’daki yeriniz hakkında bildiğinizi sandığınız her şeyi kaybettiniz.“


Bir ara verdi, sözlerinin etkisini göstermesi için bekledi.


“Burada güvendesiniz. Bu duvarların içinde size hiçbir şey zarar veremez. Şimdilik rahat olabilirsiniz. Dinlenin. Bir şeyler Yiyin. Ondan sonra, herkes birlikte çalışarak, gece için barınaklar inşa edebilir.“


Altın Kanat’lı göz bebekleri kalabalığın üzerinde dolaştı, ona inanmaya çaresizce ihtiyaç duyan gözlerle buluştu.


“Bu duvarların içinde size hiçbir şey zarar veremez.“


...!


Essun şok olmuştu.


Ağzından çıkan sözler, doğuştan Lider olan, başkalarına emir vermek için doğmuş birine aitmiş gibi geliyordu. O ritim! O özgüven! Karmaşık vaatleri ulaşılabilir kılan o basit doğrudanlık. Bu, yabancılara konuşan bir çiftçi değildi! Bu, halkına hitap eden Otoriter bir hükümdardı!


Oh!


Gerçekten ne yaptığının farkında mıydı?


Şu anda yaptıklarının önemini anlıyor muydu? Üstlendiği sorumluluğu? Söyledikleri, onun için önemsiz, korkmuş insanları sakinleştirmek için söylenmiş basit sözler olabilir. Ama önündeki bu korku içindeki binlerce insan için, sözleri her şeydi.


Önümüzdeki günlerde, gelecekleri için ona güveneceklerdi.


Onu kendilerini koruması için bekleyeceklerdi. Onları beslemesi için. Onlara bir amaç, yön ve umut vermesi için. Emirlerine uyacak, kararlarına boyun eğecek ve sözlerini kanun olarak kabul edeceklerdi.


Kadın, o anda onun neye başladığının gerçekten farkında olup, olmadığını sorgulamaya başladı.


Zayıflar, güçlülerin etrafında toplandılar.


Bu, Taş Toprakları’nın temel gerçeğiydi; Hafızanın başladığı Ân’dan beri tekrarlanan bir döngüydü. Gücü olmayanlar, güce sahip olanları arar, hizmet karşılığında koruma, emek karşılığında güvenlik isterlerdi. Kabileler böyle oluşurdu. İttifaklar böyle büyürdü. Dağınık köylerden İmparatorluklar böyle yükselirdi.


Ve yakınlardaki yoksul ve zayıf Bağsız Kabileler, İlkel Dalga tarafından yerle bir edilmeyenler, çok yakında burayı duyacaklardı.


Bunlar son mülteciler olmayacaktı.


Çok daha fazlası gelecekti. Garip duvarlar ve daha da garip Alevler’le korunan kabile hakkında haberler yayılacaktı. Kendisine gelen herkesi kabul eden genç Ata’dan haberler yayılacaktı. Haberler yayılacak, daha fazlası gelecek ve burası artık sadece Mor Taş Kabile’si olmayacaktı.


O biliyor muydu?!


Kendine bunu sorarken, Damian’ın duvarları işaret ettiğini gördü.


O, konuşurken, bariyerin uzunluğu gülünç bir şekilde artmaya devam etmiş, yeni gelen binlerce kişiyi sarmalayana kadar dışa doğru uzanmıştı. Mor Taş Kabilesi’nin çevresi fiilen üç ya da dört katına çıkmış, birkaç dakika önce dış topraklarda olan geniş bir alanı içine almıştı.


Duvarlar bir güç ve güvenlik hissi vererek, kapandı ve Tokoloshe tekrar konuştu.


“Dışarıda görebileceğiniz İlkel Canavarlar size zarar verecek olanlar değil. Onları rahat bırakın, hiçbir şey yapmayacaklar. Şimdilik sadece ortama alışın.“


...!


Uzakta kıvrılmış duran Inkanyamba, artık korkulacak bir tehdit olmaktan çok, koruyucu bir muhafız gibi görünüyordu. Hatta gökyüzünde hâlâ süzülen devasa canavar, bir avcıdan ziyade bir müttefik olarak görüldüğünde daha az ürkütücü geliyordu.


Bu sözleri bitirdikten sonra arkasını döndü ve ona ve Adam Amca’ya doğru süzülerek, yaklaştı.


Önce amcasına baktı ve yüzünde bir gülümseme belirdi. 


Yaşlı Savaşçı artık daha rahat nefes alıyordu, omuzlarındaki gerginlik azalmıştı. Tokoloshe savaşa gittiğinden beri bu Adam’ın taşıdığı endişeyi bilmiyordu. Adam Amca’nın ufka bakarak, Genç Lugal’ın dönüşünü beklediği saatleri bilmiyordu.


Ama Essun biliyordu.


O izlemişti!


Sonra Damian ona baktı, o Altın kanatlı göz bebekleri, Essun’un keskin sarı gözleriyle buluştu.


“Büyükanne Essun, buradaki her şeyi idare edip, Kaos çıkmamasını sağlayabilir misin?“


Ondan çok saçma bir şey istemişti.


Essun gülümsemeden edemedi ve keskin sarı dişlerini gösterdi.


Tokoloshe’nin yanında duran Kutsal Kız’a baktı, buradan ayrıldığından beri gözlerinin nasıl değiştiğini gördü. Genç Kadın’ın içinde temel bir şey değişmişti. Hatta şu anda bile, son birkaç dakikadır Tokoloshe’ye defalarca bakıyordu, sanki kaçamadığı düşüncelere dalmış gibiydi. 


Essun daha da parlak bir şekilde gülümsedi.


O ayrılmadan önce kendisine verdiği koyu Kırmızı-Mavi mızrağı kavradı, avucunda yayıldığı sıcaklığı hissetti.


“Depolarımızdan biraz yiyecek çıkaracağız ve bugün kendimiz ve Atalar’ımız için bir ziyafet vereceğiz.“


Sesinde, yıllardır hissetmediği bir Enerji parıldıyordu.


“Geri kalan her şeyi bana bırak, Tokoloshe. Tembel Şef’i ve diğerlerini ağaç kesmeye ve geçici evler yapmaya çalıştıracağım.“


Kıkırdadı.


“Haha... Bırak da ben halledeyim!“


Hâlâ kıkırdayarak, önündeki binlercesine doğru ilerledi.


Kimse aklından ne geçtiğini bilmiyordu. Onlar, garip bir mızrağı olan, yönlendirilmeye muhtaç kalabalığa kararlı adımlarla ilerleyen Yaşlı bir Kadın gördüler. Tokoloshe’nin atadığı temsilciyi gördüler; Kendilerine güven vaat eden genç adamın yetkiyi emanet ettiği kişiyi.


Ama Essun’un aklında daha büyük düşünceler vardı.


Eğer o bu kadar muhteşemse, eğer Tokoloshe bu kadar şaşırtıcıysa, Taş Toprakları’nın bu yoksul bölgelerinden bir şeyler Yaratabilirler’di. Bir Kabile’den daha fazlasını. Bir Cüruf topluluğundan daha fazlasını. Üç Sütun’un nesiller boyunca inşa ettiklerine rakip olabilecek bir şey!


Bir İmparatorluğ’un yükselişine yardım etmeyi hayal edemez miydi?


Huhu.


Haha! Jaja! Kaka!


Gerekirse, onun Hükümdarlığ’ını güvence altına almak için onun belkemiği olacaktı. Kendilerini o kadar büyük gören, süslü kıyafetler giyip, saraylarında dolaşan o Kutsanmış piçler... Oysa onun gibi insanlar acımasız topraklarda hayatta kalmak için çabalıyorlardı...


Yakında o da onlar gibi süslü elbiseler giyip, ortalıkta dolaşacaktı!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.

135   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   137