Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 283

53.Kısım – Kurtuluşun Şeytan Kralı (5)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 11 dk Kelime: 2.824

Sürünen Kaos. Evrenin ‘kökenine’ en yakın olan ve insanlara karşı lütufkâr davranan dış tanrılardan biri... mitolojiye göre böyleydi. Aslında, Hayatta Kalma Yolları’nda ondan hiç bahsedilmemişti.
 
   Sürünen Kaos mu... ‘Son Duvar’ mı bana böyle seslendi?
 
   “Sadece kendi tahminim.”
 
Bu, ‘korku kaydedicileri’ tarafından bırakılmış bir literatür. Henüz 100 yaşında bile olmayan kayıtlara inanıyorsan, sandığımdan daha safsın. Bilinmeyen, insan dilinde ifşa edilemez.
 
Dudaklarımı ısırdım. Hayatta Kalma Yolları’nın prototiplerini oluşturan mitlerde dış tanrılar hakkında bilinen pek bir şey yoktu. Hayatta Kalma Yolları’nın 74. turunda, ‘korku kaydedicileri’nden biri şu ifadeyi bırakmıştı:
 
   「 “Yazdığımız her şey bir yalandı. Bilinmeyen dehşetleri açıklamak için kullanabileceğimiz tek yalan buydu.”
 
Biraz gözüm korkmuş bir hâlde sordum: “...Dünya’daki mitler yanlış mı?”
 
  Ben Gizemli Entrikacı’yım. Bu yeterli.
 
Belirsiz ama aynı zamanda yeterli bir cevaptı. ‘Sürünen Kaos’ olup olmadığını bilmiyordum. En azından, Gizemli Entrikacı’nun şüphesiz güçlü bir dış tanrı olduğu aşikârdı.
 
   “Bir ricam var.”
 
Benden bunu durdurmamı istiyorsun.
 
   “Evet.”
 
Gizemli Entrikacı, sis kütlesinin bir gezegeni yutuşunu izledi. Dünyanın zamanı Gizemli Entrikacı’nın gücüyle yavaşlatılmıştı ama tamamen durdurulmamıştı. Gizemli Entrikacı konuşurken aşağı bakmaya devam etti.
 
   Bu sis, başlangıçtan gelen bir felakettir. Onu tamamen yok etmek imkânsızdır.
 
   “Yolları olduğunu biliyorum.”
 
Gizemli Entrikacı sözlerimi görmezden gelerek sadece evreni izlemeye devam etti. Bundan sonra ne söyleyeceğini gerginlikle bekledim.
 
Titreyen gölgesi rahatsız edici bir ses çıkardı. Kanalda dolaylı mesajlarını duyduğumda böyle hissettireceğini hiç düşünmemiştim. Onun çok oyunbaz ve arkadaş canlısı, iyi bir takımyıldızı olduğunu sanmıştım...
 
Şu an önümdeki gölge ise sadece soğuk ve korkutucu bir his veriyordu. Ne olduğunu anlamadım fakat 73. Şeytan Diyarı’nın görüntüsü aniden yakınlaşmış gibi göründü. Endüstri kompleksindeki insanları devasa bir büyütme oranına sahip bir teleskoptan izliyormuşum gibiydi.
 
   – Kim Dokjaaaaa!
 
Jung Heewon’un sesi bir işitsel halüsinasyon gibi geliyordu. Ekip üyelerinin çaresizlik içinde çığlık attığını gördüm.
 
Neden onları kurtarmaya çalışıyorsun? Tek başına yaşasan bile sonu görebilirsin.
 
   “Son, ancak onlar oradaysa anlamlıdır.”
 
Konuşurken kafamda düzinelerce soru ve cevap simüle ettim. Her iki elim de terliyordu. Burada başarısız olamazdım. Ne pahasına olursa olsun, bu konuşmada Gizemli Entrikacı’yı ikna etmeliydim.
 
  Ya onlar bunu istemiyorsa?
 
Yavaşça ağızımı açtım.
 
   Siktir, Kim Dokja! Dur! Lütfen! Geri dön!
 
   İstemiyorum! Bu şekilde hayatta kalmak istemiyorum.
 
   Her şeyi yaparım. Sen hareketsiz kalacaksan, ben de kalırım. Sen ölürsen, ben de ölürüm. Lütfen bunu yapma! Yalvarırım!
 
Ekip üyelerimin sesleri Bilge Okuyucunun Bakış Açısı aracılığıyla duyuluyordu. Söylemediler ama kelimeleri işittim.
 
   Ya istedikleri son seninle birlikte orada ölmekse? Hâlâ onları kurtarmak istiyor musun?
 
Zar zor ağzımı açabildim. “...Evet.”
 
Bu kurtuluş değil. Bir lanettir.
 
Bir bahane bulamadım. Benim adıma cevap veren hikâyemdi.
 
   [ Hikâye Kurtuluşun Şeytan Kralı devam ediyor. ]
 
Gizemli Entrikacı benden gelen hikâyeyi izledi ve sormaya devam etti,
 
Ölmesi gerekenleri kullanmak, dünya çizgisini değiştirmek, herkesi incitmek ve arzuladığın sona ulaşmak... bunun anlamı ne?
 
Gölgenin boş gözleri parlıyordu. Omurgamdan aşağı ürpertici bir soğukluk indi.
 
   Ne yaparsan yap ya da hangi hikâyeyi oluşturursan oluştur, onlara gerçekten ulaşamazsın.
 
Dolaylı mesajlar takımyıldızlarının özünü ortaya çıkarmıyordu. Tıpkı kitap okuyarak karakterleri tam olarak anlayamadığım gibi. Belki de Gizemli Entrikacı ile görüşmek bir hataydı.
 
Ancak geri adım atmak için çok geçti. Bir süre sonra ağzımı açtım. “...Çocukluğumda da bunu bir kez duymuştum. Yine de hâlâ geride kalan o ‘duvar’ var.”
 
Bunlar Jang Hayoung’un bir zamanlar söylediği sözlerdi.
 
   “Benimle onlar arasında aşılmaz bir duvar olsa bile, duvarın ötesindeki kişi bunu duymasa bile, duvara bir şeyler yazabilirim ve böylece en azından duvar değişir.”
 
Jang Hayoung’a düzgün bir veda edememiştim. Belki o da Yoo Joonghyuk gibi hastanedeydi. “Belki çok uzun bir zaman sonra, birileri o duvara bakar.”
 
Gizemli Entrikacı’dan bir süre ses çıkmadı. Her cümle, yorumlayana göre farklı bir anlam taşırdı. Çok uzun zamandır yaşayan Gizemli Entrikacı için sözlerim tamamen farklı tınlıyor olabilirdi. Yine de bunlar, 28 yıllık bilgeliğimle söyleyebildiğim tek şeylerdi. Sadece bu sözlerin Gizemli Entrikacı’da bir şeyleri harekete geçirmesini umuyordum.
 
Yöntemine katılmıyorum ancak merak ediyorum.
 
 Sonunda Gizemli Entrikacı ağzını açtı.
 
   Diyelim ki yönteminle her şeyin sonuna ulaştın ve dünyayı kurtardın. Peki ya diğer dünyalar?
 
   “Ha?”
 
...Diğer dünyalar mı? Tam konuşmak üzereyken ayaklarımın altındaki evren bir kart gibi tersyüz oldu. Düzinelerce, yüzlerce parçaya bölünmüş kartlar; farklı renk ve şekillerde, kendi yollarında parlıyordu.
 
Burası Yıldız Akışı’ndan daha uzak bir boyuttu. Bulanık ama açıkça var olan bir dünya. Okuduğum Hayatta Kalma Yolları’nın dünyasını barındırıyordu.
 
Sekizinci turda Sinama Zindanı’nda ölen Yoo Joonghyuk vardı.
 
18. turda Göğü Yaran Kılıç Azizi’ne giden Yoo Joonghyuk vardı.
 
Yoldaşlarını feda etme seçimini yapan 41. tur Yoo Joonghyuk vardı.
 
Çaresizlikten ayağa kalkan 181. tur Yoo Joonghyuk vardı.
 
...
 
Bir zamanlar beni kurtaran Yoo Joonghyuk’un hikâyeleri önümde sergileniyordu. Dahası, tüm regresyonların sonunu biliyordum.
 
   Kurtarmadığın tüm o dünyalar ne olacak?
 
Düşünülmemiş bir soruydu. Hayır, düşünmek istemediğim bir soruydu. O hikâyeyi durdurmak için Yoo Joonghyuk’un üçüncü turunu değiştirmiştim. Orijinal Hayatta Kalma Yolları’nın tüm olayları ve çocukluğumda beni koruyan tüm o dünyalar...
 
Şimdi hiç var olmamış mı sayılacaklardı? Gizemli Entrikacı, durum ilginçmiş gibi bana baktı.
 
   İsteğini yerine getireceğim.
 
Aniden yerdeki ekran 73. Şeytan Diyarı’na döndü. Bu anlık değişimi anlamamıştım ancak Gizemli Entrikacı benimle anlaşmayı kabul etmeye karar vermişti.
 
   Fakat bir şartım var.
 
Bunu bekliyordum. Tüm Dış Dünya Sözleşmeleri ağır şartlara tabiydi. “Sana boyun eğmemi ya da ölümümü gerektirmediği sürece her şey kabulüm.”
 
Gizemli Entrikacı’nun ağzı açıldı ve beyaz bir şeyler göründü. Sanki bahsettiğim şartlar gülünçmüş gibi bir tavrı vardı.
 
   Bazen hayatını riske atman gerekebilir. Her şey sana bağlı.
 
   “Tamam. Ancak şartları söylemeden önce lütfen ekip üyelerimi kurtar.”
 
   Daha önce de söylediğim gibi, sisi yok edemem.
 
   “O zaman...?”
 
   Sadece endüstri kompleksindeki ölümlüleri kurtarabilirim. Olur mu?
 
Başımı sallamadan önce bir an duraksadım. Gizemli Entrikacı’nın ne yapacağını anladığımı sandım. “Onları güvenli bir yere taşıyabilir misin?”
 
   Nereye taşımamı istersin?
 
   “Dünya. Mümkünse Seul’u tercih ederim.”
 
   Orası kapalı bir senaryo alanı ama bir umut var.
 
Bir ses duyuldu ve uzun parmaklarından biri koptu. Gölgenin küçük parmağı havaya yükseldi ve evrene uçan on binlerce noktaya dönüştü. Noktalar galaksiyi bir anda geçti ve 73. Şeytan Diyarı’na süzüldü.
 
Ayaklarımın altındaki ekran endüstri kompleksindeki insanları gösteriyordu. İnsanlar yeni bir senaryo ile bir yere naklediliyordu. Endüstri kompleksinin nüfusu 100.000’e yakındı.
 
Şimdi Gizemli Entrikacı tüm enkarnasyonlara kişisel senaryolar gönderecekti. Büyük miktarda olasılık tüketildi ancak Gizemli Entrikacı bu olasılığın yerini tek bir parmağının feda edilmesiyle doldurdu.
 
Senaryoyu alan insanlar Şeytan Diyarı’nda saklanıyordu. Tarif Edilemez Mesafe zamanın esaretinden kurtuldu ve gecikmeli olarak gezegeni yutmaya başladı fakat orası çoktan boşalmıştı. Sis ekip üyelerini kaçırdı ve haykırdı.
 
   Şimdi sıra bende.
 
   “Söyle.”
 
   Birini öldürmelisin.
 
   “Kimi öldürmem gerektiğini sorabilir miyim?”
 
Kalbim ağırlaşmıştı. Belki de özel kısıtlamalar olacaktı. Ya da Gizemli Entrikacı’nın bile dokunamayacağı bir olasılık düğümü.
 
   Sözleşmeyi kabul et, o zaman bileceksin.
 
   “...Reddersem ne olur?”
 
En sonunda, Gizemli Entrikacı tarafından Dünya’ya taşınan insan grubunu gördüm.
 
   Hâlâ dokuz parmağım var.
 
   “Kabul ediyorum.”
 
Her hâlükârda, en kötü durumdan kaçınılmıştı. Ekip üyeleri güvenle Dünya’ya dönmüştü ve her şey planlandığı gibiydi.
 
   [Yeni bir yan senaryo elde edildi!]
 
   [<Yıldız Akışı>nın senaryo sistemi bir hatayla karşılaştı.]
 
   [Bu senaryonun bilgileri yeniden yapılandırılıyor.]
 
   [Yeni bir hikâye olasılığı kazandın!]
 
   [<Yıldız Akışı> tarafından anlaşılamayan bir hikâye filizleniyor.]
 
Geriye sadece ben kalmıştım. Bunu düzgünce yaparsam, her şey pürüzsüzce sona erecekti.
 
Gizemli Entrikacı sağ elini kaldırdı, evrenin karanlığı büküldü ve küçük bir portal açılmaya başladı.
 
   Aslında, senin dışında sözleşme yapan bir kişi daha vardı.
 
...Benden başka mı? Orijinal romanla ilgili hafızamı yoklasam da bu sıralar bir Dış Dünya Sözleşmesi yapacak birini bulamadım. “O kişiye ne oldu?”
 
   Senden çok daha büyük şeyler bekliyorum. Senaryoyu güvenle tamamlarsan, sorunsuz bir şekilde geri dönebileceksin.
 
Portal, içinden geçebileceğim bir boyuta ulaştı.
 
   Seni başka bir dış tanrı transfer edecek. Ona itaatsizlik etmemeye dikkat et.
 
Sonunda portala çekildim. Temeller inşa edildi ve tüm dünya, niyetin okunamadığı postmodern bir yağlı boya tablo gibi yayıldı. Parlak renkler midemi bulandırdı ve başımı tekrar kaldırdığımda önümde devasa bir kapı vardı.
 
Uçsuz bucaksız evreni dolduran dev bir baloncukla karşı karşıyaydım ve merkezde dairesel bir kapı duruyordu. Kapı büyük gözlerini bana açtığı an Dördüncü Duvar tetiklendi.
 
   [Dördüncü Duvar uyarıda bulunuyor!]
 
Hayatta Kalma Yolları’nda bu kadar devasa olan tek bir kapı vardı.
 
   Entri kacı tara fından gön derilen var lık.
 
Başımı salladım. Kapı kendi iradesiyle bana tepeden bakıyordu.
 
   Son Du var’ın par çası... ve...
 
Sanki suyun içinden geliyormuş gibi boğuk bir sesti.
 
   ... Yaşamın sonu na yol culuk eden hiz metkâr...
 
   “...Nereye gidiyorum?”
 
   Her şey yazıl mıştır ve ay nı an da mev cuttur.
 
...Pekâlâ, normal bir konuşmanın işe yarayacağını hiç düşünmemiştim. Bir dış tanrı söz konusu olduğunda durum genellikle buydu. Sadece Gizemli Entrikacı istisnai bir durumdu.
 
   Geç miş ve şim di, ge lecekten fark lı de ğildir. Sa dece öz gür ira de kal mıştır.
 
Kapı büyük bir gürültüyle açıldı. Geçmişi, şimdiyi ve geleceği birbirine bağlayan bir kapı. Oraya adımımı atarsam geri dönemezdim.
 
Ondan önce yapmam gereken bir şey vardı. Tereddüt ederek elimi kıyafetlerimin içine soktum. Sıcak ve minik bir pamuk yumağı çıkardım.
 
   [Baat!]
 
Biyoo bana bağırarak ağlıyordu.
 
+

Bölümleri daha erken okumak için https://novelgecesi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
 
 
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi