Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 289

54.Kısım – Şeytan Kral Avcısı (5)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 10 dk Kelime: 2.454

 
   “Yok edin, Çift Ejderha Kılıçları.”
 
Lee Jihye’nin sözleriyle birlikte iki kılıçtan mana fışkırdı. Mavi bir ejderhayı andıran bir şey boynumu parçalamak için ileri atıldı.
 
Çift Ejderha Kılıçları. Kore Yarımadası’nın en güçlü kılıçları, Sadakat ve Savaşın Dükü’nün kalıntısı parladı. Kendo’nun yörüngesine baktım ve Rüzgârın Yolu ile Elektrifikasyon’u kullandım.
 
   “Eh, küçüldün mü? Bu enkarnasyon da nereden çıktı?”
 
Amiral Lee Jihye. 95. senaryoya kadar hayatta kalmıştı ve Hayatta Kalma Yolları’ndaki en güçlü 100 kişiden biri olmuştu.
 
Ancak bu, ‘hayatta olduğu’ zamanlar için geçerli bir hikâyeydi. Hatırladığım kadarıyla, orijinal romanda 1863. turun Lee Jihye’si çoktan ölmüştü. O hâlde gözlerimin önündeki bu Lee Jihye kimdi?
 
Çift Ejderha Kılıçları’nın bana ulaşamayacağı bir yüksekliğe çıkıp bağırdım, “Lee Jihye, dur! Düşman değilim!”
 
   “Ne, beni tanıyor musun? Gerçekten de biraz ünlüyüm sanırım.” Küstahça bir şeyler mırıldandı ve pozunu aldı.
 
Bu tekniğin ne olduğunu biliyordum.
 
Anında Öldürme. Hayatta Kalma Yolları’ndaki muazzam ve herhangi bir rakibi tek vuruşta öldüren korkutucu bir yetenek.
 
   “Senin gibi küçük bir böceği kesemeyeceğimi mi sanıyorsun gerçekten?”
 
Lee Jihye’nin gözleriyle karşılaştığımda tüylerim diken diken oldu. Ardından Lee Jihye bir anda ortadan kayboldu. Görünmez bir kılıç boynuma nişan almıştı ve bir sonraki an ne olacağını içgüdüsel olarak biliyordum.
 
Feryat ettim, “Yoo Joonghyuk!”
 
Ev kadar büyük bir gölge gözlerimi kapladı ve metalin metale çarpma sesi şiddetle yankılandı. Yoo Joonghyuk, yanımdan gelen kılıcı engelledi ve Lee Jihye, Çift Ejderha Kılıçları’nı Yoo Joonghyuk’a savurdu.
 
Göğü Yaran Kılıç’ın bıçağında küçük bir çizik oluştu. ‘Anında Öldürme’ güçlü bir teknikti. Tabii rakip Yoo Joonghyuk değilse.
 
1863. turda Yoo Joonghyuk, herkesten daha çok bir öldürme makinesine yakındı. Kararı geri döndürülemezdi. Birini öldürmeye karar verdiği an, onu öldürürdü.
 
Yoo Joonghyuk aşkınlık eşiğini aştı ve kılıcını savurdu. Lee Jihye güç farkıyla itildi ve yere çakıldı. Üstünlüğü ele geçiren Yoo Joonghyuk, Lee Jihye’nin üzerine doğru atıldı.
 
   “Yoo Joonghyuk! Dur!” diye bağırdım; o sırada yerden gür bir kükreme yükseldi.
 
Toz bulutu içinde düşen Lee Jihye’yi ve ona nişan alan Yoo Joonghyuk’u gördüm. Yoo Joonghyuk sözlerimle durmadı. Etrafını olasılık kıvılcımları sarmıştı. Regresyon depresyonu çözülüyordu.
 
   “Mutlu anılar! Mutlu anılar!”
 
Yoo Joonghyuk duraksadı.
 
   “Onu öldürme! Onu öldüremezsin!”
 
Bu Lee Jihye’nin neden hayatta olduğunu bilmiyordum. Ancak bildiğim bir şey vardı. En azından Yoo Joonghyuk onu öldürmemeliydi. Lee Jihye tozların arasından kalktı ve bağırdı, “Ne yapıyorsun? Hadi gel Yüce Kral! Bu sefer seni ben öldüreceğim!”
 
Görünüşe göre Lee Jihye ve Yoo Joonghyuk ilk kez karşı karşıya gelmiyordu. Ne kadar düşünürsem düşüneyim anlayamıyordum. Ölmüş olması gereken Lee Jihye’nin hayatta kalması bir yana, Yoo Joonghyuk ile düşman olması çok tuhaftı.
 
   “Bekle! Lee Jihye, kes şunu! Savaşmaya niyetimiz yok!”
 
Lee Jihye durmadı. Yoo Joonghyuk’un hareketleri emrim yüzünden pasifleşmişti. Lee Jihye’nin kılıcı derisini kesti ve Yoo Joonghyuk’tan kan aktı. Regresyon depresyonu hâlindeyken kendini savunamazdı.
 
Ancak ona saldırı emri verirsem, az önceki gibi Lee Jihye’ye saldırırdı... siktir. Hala Elektrifikasyon’u koruyordum, bu yüzden Yoo Joonghyuk’un omzuna tırmandım ve Lee Jihye’ye bağırdım. “Kes şunu salak velet! Yoo Joonghyuk senin ustan!”
 
   “Usta mı? Ne saçmalıyorsun? Ben hiçbir zaman bu canavarı usta bellemedim.” Lee Jihye’nin gözleri şiddetle parladı. “Benim ustam çok daha harika bir insan.”
 
Lee Jihye’nin kılıcından beş renkli bir aura yayıldı. Refleksle Bilge Okuyucunun Bakış Açısı’nı etkinleştirdim. Saldırı ne olursa olsun, yönü biliniyorsa kaçınmak kolaydı.
 
   [Kişi hakkındaki anlayış eksikliği nedeniyle yetenek etkinleştirilmesi iptal edildi!]
 
...Yoo Joonghyuk ile olan anlayışım düşük olsa bile, burada tuhaf bir şeyler vardı. Lee Jihye bu kadar karmaşık bir insan değildi. En azından benim tanıdığım Lee Jihye...
 
   [Karakter Lee Jihye, stigma Kılıcın ŞarkısıSv.10’u etkinleştirdi!]
 
Bunu mu yapacaktı? O an bir aklıma bir fikir geldi. Kırılmaz İnanç’ı sıkıca kavradım ve bir stigma çağırdım.
 
   [Stigma Kılıcın Şarkısı Sv.5 kullanıldı.]
 
Kılıcımdan yükselen beş rengi görünce Lee Jihye’nin yüzünde bir şok ifadesi belirdi. Henüz fark etmemiş gibiydi. Her hâlükârda, bu stigma ‘şansa’ dayanıyordu. Bakalım kim daha şanslıydı.
 
Lee Jihye ilk oyuncuydu. Havada dizeler süzüldü ve Sadakat ve Savaşın Dükü’nün yazıları akmaya başladı.
 
   10. Gün. Gökyüzü açık. Kahvaltımı yaptıktan sonra belediye binasındaki işime gittim.
 
Bingo. Lee Jihye’nin yüzünün çarpıldığını görebiliyordum. ‘Kılıcın Şarkısı’, Sadakat ve Savaşın Dükü’nün günlüğüne dayanan bir yetenekti. Şansınız yoksa hiçbir etkisi tetiklenmezdi.
 
Sıra bendeydi.
 
   28. Gün. Gökyüzü açık. Yayla beşerli 10 tur ateş ettim. Beş turda tüm hedefleri vurdum. İki turda dört hedefi, üç turda ise üç hedefi vurdum.
 
Kılıcımdan bir ateş oku fışkırdı. Lee Jihye’nin gözleri büyüdü ve geri adım attı.
 
   [Takımyıldızı Deniz Savaşı Tanrısı hayretle sana bakıyor.]
 
Lee Jihye yakasını yakan ateşi söndürdü ve çığlık attı, “Kimsin sen? Sponsorumun stigmasını nasıl kullanabiliyorsun?”
 
   “Biraz konuşalım.”
 
   “Önce kollarını ve bacaklarını keseceğim, sonra düzgünce cevap vereceksin.”
 
Belki de saldırım onu sinirlendirmişti ancak Lee Jihye’nin ifadesi ciddileşti. “Hangi sponsora sahipsin bilmiyorum ama o da büyük bir yara alacak.”
 
Lee Jihye yeni bir kılıç çıkardı. Şaşırtıcı bir şekilde, bu benim de bildiğim bir eşyaydı. Dört Yin Şeytan Kesen Kılıç. Okuduğum tüm turlar içinde Lee Jihye’nin bu kılıcı tuttuğuna dair hiçbir anım yoktu.
 
   “Büyük Kepçe! Bana gücünü ver!” Lee Jihye’nin haykırışıyla gökyüzünde birkaç yıldız parladı.
 
Büyük Kepçe normalde yedi takımyıldızından oluşurdu. Ancak bu, geç bir senaryoydu ve bazıları öldüğü için sadece dört yıldız parlıyordu. Dört Yin Şeytan Kesen Kılıç, bir yıldız kalıntısına dönüşürken göz kamaştırıcı bir ışık yayıldı.
 
Lee Jihye’nin ne yapacağı aşikârdı. Bu kılıç, sponsor ile enkarnasyon arasındaki bağı kısa süreliğine koparma gücüne sahipti.
 
Bu arada Lee Jihye’nin bana olan bakışı tuhaflaştı. “Senin... hiçbir bağın yok mu?”
 
Elbette. Ben şu an enkarnasyon bedenimle birdim.
 
   [Takımyıldızı Kurtuluşun Şeytan Kralı, enkarnasyon Lee Jihye’ye bakıyor.]
 
Şaşkına dönen Lee Jihye bir adım geri gitti. Ardından sıra tekrar bana geldi. Ben de Lee Jihye’nin elindeki kılıcın aynısını çıkardım.
 
   “N-Nasıl? Nasıl olabilir?”
 
Yoo Joonghyuk’un omuzlarından atladım ve göz alıcı bir parlaklık yayan Dört Yin Şeytan Kesen Kılıç’ı kavradım. Dikkatsiz Lee Jihye’nin gözlerinin büyüdüğü an, Rüzgârın Yolu’nun yörüngesi başının üzerinde hareket etti. Patlayıcı kıvılcımlar oluştu ve Lee Jihye acıyla bağırdı.
 
   “Aaaaack!”
 
Onu savunan Deniz Savaşı Tanrısı’nın yıldızı titredi. Geri çekildim.
 
   [Takımyıldızı Deniz Savaşı Tanrısı sana kızgın!]
 
...Anladım. Lee Jihye’yi etkisiz hale getirmek için Deniz Savaşı Tanrısı’nın onunla olan bağını koparmayı planlamıştım ama başarısız olmuştum. Lee Jihye’nin gözleri beyaza döndü. 95. senaryonun Sadakat ve Savaşın Dükü gözlerimin önünde inmek üzereydi. Aceleyle çevredeki su varlığını kontrol ettim. ‘Hayalet Filo’ buraya çağrılırsa her şey biterdi.
 
Cheonggyecheon¹’un bir kolu havaya yükseliyordu. Hayalet Filo’nun illüzyonları birer birer belirmeye başlarken kıvılcımlar çaktı.
 
Siktir. Refleksle arkamdaki plastik şişelere baktım. Daha doğrusu, içindeki çiçeklere. Başmeleklerin gücünü mü ödünç almalıydım? Güçlerini verirler miydi ki? Karşımdaki Lee Jihye ‘kötü’ değildi.
 
   “Sadakat ve Savaşın Dükü. Lütfen dur.”
 
O anda ciddi bir adamın sesi duyuldu. Ayı gibi bir adamın eli Lee Jihye’nin omzuna dokundu.
 
   [Takımyıldızı Deniz Savaşı Tanrısı küplere binmiş!]
 
   [Takımyıldızı Çeliğin Efendisi soğuk bir bakış atıyor!]
 
Bu, takımyıldızları arası bir savaştı. İlk geri adım atan Sadakat ve Savaşın Dükü oldu. Hayalet Filo’nun illüzyonları kayboldu ve Lee Jihye yere yığıldı. Ardından Lee Jihye’nin arkasından bir adam çıktı.
 
   “Siz de buradaymışsınız.” Adama boş boş baktım. Bugün kaç kez şaşıracağımı bilmiyordum.
 
   “Ne yapıyorsun Hyunsung ahjussi? O, Yoo Joonghyuk’un tarafında!”
 
   “Bu henüz kesinleşmiş bir şey değil.”
 
25. veya 95. senaryo. Üçüncü tur veya 1863. Tur... Lee Hyunsung, tanıdığım Lee Hyunsung’du. Birkaç damla gözyaşını zar zor tutabildim.
 
   “Ben Lee Hyunsung. Adınızı öğrenebilir miyim?”
 
   “...Ben Kim Dokja.”
 
Lee Hyunsung çok acı çekmiş gibi görünüyordu; alnında kalın bir yara izi vardı. Çelik gibi sert kaslarında sayısız yara izi mevcuttu.
 
Kafası karışmış zihnimi sakinleştirmeye çalıştım. Tıpkı Lee Jihye gibi, Lee Hyunsung da şu an hayatta olmaması gereken biriydi. 1863. turda Yoo Joonghyuk tüm yoldaşlarını kaybetmişti.
 
Lee Hyunsung konuştu, “Dokja-ssi. Size karşı bir düşmanlık besleme niyetimiz yok. Sadece oradaki Yoo Joonghyuk’a ihtiyacımız var.”
 
Bu gülümseme hoştu ama arkasındaki sakinliği pek zorlanmadan okuyabiliyordum. Bu Lee Hyunsung tam 94 senaryoyu geride bırakmıştı. Onu azıcık bile tehdit etsem, beni Lee Jihye’den çok daha titiz ve etkili bir şekilde ortadan kaldırmaya çalışırdı.
 
Sakin bir tonla sordum, “Neden Yoo Joonghyuk’a ihtiyacınız var?”
 
   “Bu senaryoyu tamamlamanın anahtarı onda.”
 
 95. senaryonun ne olduğunu biliyordum ve Lee Hyunsung’un sözlerinin doğru olduğunu görebiliyordum. Öte yandan, merak ettiğim tek şey bu değildi.
 
   “Grubunuzda kaç kişi var?”
 
   “Ha?”
 
   “95. senaryoya ulaştıysanız bir grubunuz olmalı.”
 
   “Ah, grubum Jihye ve...”
 
   “Bana bir kez daha yalan söylerseniz, gelecekte sözlerinize güvenmem.”
 
Lee Hyunsung’un ifadesi sertleşti. Konuşmaya devam ettim, “Lider siz misiniz? Lee Hyunsung-ssi?”
 
Lee Hyunsung’un gözleri titriyordu. Gerçekten de, ne kadar zaman geçerse geçsin duygularını saklamakta iyi olmayan bir adamdı.
 
   “Şey...”
 
Bulanıklaşan gözleri bana güven verdi. Lee Hyunsung ve Lee Jihye aynı gruptaydı ama lider onlar değildi. Bu ‘1863. Tur’, benim bildiğim 1863. Tur değildi.
 
Kesin bir hipotez zihnime oturduğu için kafam sakinleşti. Geriye dönüp bakınca pek çok şey anlaşılabiliyordu. Yoo Joonghyuk hakkındaki anlayışımın neden bu kadar düşük olduğu, Lee Jihye ve Lee Hyunsung’un ölmesi gerekirken neden hayatta oldukları.
 
Benden başka biri daha vardı. Orijinal romanda olmayan biri bu turda aktifti.
 
   “Yoo Joonghyuk’u istiyorsanız, lütfen beni liderinize götürün.”
 
Lee Hyunsung başını salladı. “Bu zor. Sizin ve Yoo Joonghyuk’un niyetini bilmiyorum...”
 
   “Bu kadar tetikte olmanıza gerek yok. Gördüğünüz gibi zayıfım ve mevcut Yoo Joonghyuk zararsız. Sözlerimi gayet iyi dinliyor.”
 
   “Yok devenin nalı! O pislik bir başkasını nasıl dinleyebilir?” Lee Jihye’nin Yoo Joonghyuk anlayışı oldukça yerindeydi. Lee Hyunsung da inançsızlık içindeydi.
 
   “Kim Dokja-ssi, siz Yoo Joonghyuk’un yoldaşı mısınız?”
 
...Yoldaş.
 
   “Doğru.”
 
   “...İnanmıyorum. Yoo Joonghyuk’un yoldaşı olmadığını biliyorum.”
 
   “Size kanıtı göstereceğim. Yoo Joonghyuk.”
 
Yoo Joonghyuk bana baktı.
 
   “Kılıcını al.”
 
Yoo Joonghyuk Göğü Yaran Kılıç’ı yerden aldı.
 
Lee Jihye bağırdı, “Sadece bu kadarla...!”
 
   “Yoo Joonghyuk, buraya gel.”
 
Yoo Joonghyuk yaklaşırken, dehşete düşen Lee Jihye, Lee Hyunsung’un arkasına saklandı. “Hyunsung ahjussi! Dikkat et! Saldıracak—“
 
   “Yoo Joonghyuk, otur.”
 
Yoo Joonghyuk oturdu.
 
Lee Jihye ve Lee Hyunsung’un ağızları açık kaldı. Gerçekten şaşırtıcıydı. Tanıdıkları Yoo Joonghyuk asla böyle bir şey yapmazdı. Onun adına biraz üzüldüm ama dün beni epey hırpaladığına göre sorun yoktu.
 
Lee Jihye ve Lee Hyunsung bir sirk izliyormuş gibi bakarken onlara gülümsedim. “Başka ne denemek istersiniz? Toprak yedireyim mi?”
 
Sözlerimi duyduktan sonra birbirlerine baktılar. Lee Jihye ellerini salladı ve Lee Hyunsung derin bir iç çekti.
 
   “...Beni takip edin.”
 
__________________________________________
 
Üsleri uzak değildi. Ancak yol boyunca beliren ‘isimsiz şeyler’ yüzünden gitmek sandığımdan uzun sürdü. Canavarlardan kaçıp harabeler arasında dolaşırken yaklaşık iki saat geçti.
 
Uzakta, karargâhları gibi görünen bir bina belirdi.
 
   “Yer burası.”
 
Orada, benimle aynı ceketi giyen bir kişiyle karşılaştım.
 
+
 
Bölüm Sonu Notları:
 
*¹ Bir akarsu.
 
+

Bölümleri daha erken okumak için https://novelgecesi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
 
 
 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi