Bölüm 174
Damian, hâlâ Yemyeşil-Mavi renkte parıldayan gözlerle Serala’ya baktı.
Serala, dönüşmüş hâliyle karşısındaydı; Eskisinden iki kat daha büyüktü ve Ölümlüler’in Standartlar’ının Ötesi’nde Râfine edilmiş yüz hatlarından İlkel bir Güzellik yayılıyordu. Kollarını süsleyen Yrmyeşil Dövmeler, Damian’ınkilerle aynı ritimde nabız gibi atıyordu; Bu, ikisinin ortak bir dönüşüm geçirdiğinin kanıtıydı.
Damian elini ona doğru salladı.
Avucundan Mana fışkırdı, onun Varoluş’una dokunmak ve neye dönüştüğüne dair bilgi toplamak için uzandı. Enerji, kendi değişimlerini incelerken, gösterdiği aynı coşkuyla yanıt verdi, önünde duran Varoluş hakkında bilgi paylaşmaya hevesliydi.
Gözlerinin önünde Beyaz Kelimeler açıldı.
|Varoluş Analiz’i: Serala.|
|Varoluşsal Sınıflandırma: İlkel İnsan.|
|Yaşam Formu Seviye’si: İlkel Viridis.|
|Not: Denek, Exelissomai’nin İlk Söyleniş’i sırasında konuşmacıyla Fiziksel temas halindeydi. Tam Varoluşsal Evrim uygulanmıştır.|
|İlkel Viridis Nitelikler’i: Onaylandı.|
|Ömür: 10.000 Yıl temel.|
|Fiziksel Kapasite: Maksimum 9 Kara ve Gökyüzü Fiziksel Formu.|
|Doğal Özellikler: İlkel Beden, İlkel Zihin, Yavaşlatılmış Yaşlanma, Dermal Mana Zırhı, Doğal Mana Uçuşu, Atalar’ın Rezonans’ı, Taşla Birlik, Canavar Dil’i.|
|Tüm Parametreler Konuşmacı’nın Seviyesi’ne uyuyor. Herhangi bir bozulma veya sapma tespit edilmedi.|
Demek ki o da onun aldığı her şeyi almıştı. Aynı Ömür Temel’i. Aynı Çoklu Fizik Kapasite’si!
İkisini de bir Ân önce Sıradan Yaşam Formlar’ından ayıran aynı doğuştan gelen özellikler. Artık aynı türdüler, tabii tür kelimesi onların hâline gelen şey için doğru kelimeyse.
Sonra yeni bir Bildirim belirdi.
|Toprak ve Gökyüzü Fiziksel Varoluş’u Algılandı.|
|Not: İlkel Viridis’e İlkel Evrim, denek Serala’da kendiliğinden bir Fiziksel Varoluş Uyanış’ını tetiklemiştir.|
|Yeni Fiziksel Varoluş Kazanıldı: İlk Sangoma’nın Manto’su.|
|Köken: Bu Fiziksel Varoluş, Ruhlar ve Ölümlüler’in aynı yolları paylaştığı zamanlarda Taş Toprakları’nda yürüyen İlk Sangoma’ya aitti. O, dünyalar arasındaki köprüydü, görünmeyenlere seslenen ses, bedeni olduğu kadar Ruhlar’ı da kolayca iyileştiren şifacıydı. Çağlar boyunca Kızlar’ı, onun Yeteneğ’inin parçalarını taşıdılar. Serala artık bu Yeteneğ’in Tamlığ’ını taşıyor.|
|Yetenekler:|
|Atalar’la İletişim: Ölüler’in Ruhlar’ıyla doğrudan iletişim artık Doğuştan Gelen bir Yetenek’tir. Bulunduğun yerde Dünyalar arasındaki perde incedir. Atalar, çağırdığınızda cevap verecek ve onların Bilgeliğ’i Direnç görmeden içinden akacaktır.|
|Ruh Örgü’sü: Atalar’ın Güc’ünün Tezahürler’ini fiziksel forma dönüştürebilirsiniz. Bu Atalar’ın Şamanik Büyüler’i, şimdiye kadar yaşamış her Sangoma’nın birikmiş bilgisine dayanır. Bağlama, İyileştirme, Vâhiy ve Yıkım Büyüler’i, uygun Çağırma Yol’uyla erişilebilir.|
|Ruh Görüşü: Tüm Varoluşlar’ın Ruhsal Yapı’sı Algı’nız tarafından görülebilir. Lanetler kendilerini gösterir. İblis Tohumlar’ı saklanamaz. Ruhlar’ın Sağlığ’ı, bedenlerin sağlığı kadar sizin için açıktır.|
|Perde’nin Sesi: Şamanik Niyet’le söylenen sözler, normal iletişimi Aşan bir Güç taşır. Emirler Ruhlar’ı zorlayabilir. Kutsamalar Yaralar’ı iyileştirebilir. Lanetler Beden’ü kurutabilir. İlk Sangoma’nın sesi Gerçekliğ’i Şekillendirdi, sizinki de öyle.|
|Atalar’ın Zırh’ı: Tehdit altındayken, koruyucu Atalar’ın Ruhlar’ı bilinçli bir çağırma olmaksızın etrafınızda belirir. Sizi Özler’iyle korurlar ve size zarar vermek isteyenlere saldırırlar.|
...!
Damian, Yeni Yetenekler’i okurken, hissettiği şaşkınlıkla bu sözlere baktı.
Serala, İlk Sangoma’nın Güc’ünü kazanmıştı. Atalar’la doğrudan iletişim kurabilir, Çağlar boyunca biriken Şamanik Bilgi’den Büyü yapabilir, Ruhlar’ı görebilir ve Gerçekliğ’i Yeniden Şekillendiren bir Otorite’yle konuşabilirdi. Saflığ’ı ve Barış’ı somutlaştırmak için yetiştirilmiş Kutsal Kız, artık Taş Toprakları’nın en büyük Şamanlar’ını kıskançlıktan ağlatacak bir güce sahipti!
Tüm bu saçmalığa başını salladı.
“Genç Lugal...“
Adam Amca’nın sesi, düşüncelere dalmış hâlini bozdu; Yeşil Ateş Sütun’u onu geriye savurduğundan beri hiç azalmayan endişeyle ses tonu sertleşmişti. Yaşlı Savaşçı, düştüğü yerden kalkmaya çalışıyordu; Dördüncü Çember Seviyesinde’ki Kultivasyon’u onu ciddi bir yaralanmadan korumuştu, ancak tanık olduğu olayın şokundan kurtaramamıştı.
Büyükanne Essun, tamamen farklı bir ifadeyle yukarıya bakıyordu.
Damian ile Serala’nın arasına bakarken keskin gözleri, Dini bir hayranlığa yakın bir şeyle parlıyordu. Ağzı, başka koşullar altında komik görünebilecek bir şekilde açık kalmıştı. Sonunda sesini bulduğunda, fısıltıdan biraz daha fazlası olan bir ses çıktı, ama bu ses bir çığlığa dönüştü.
“Sen... Sen gerçekten bir Ata değilsin dimi?!“
Titrek parmağıyla onları işaret etti.
“Efsanelerdeki Atalar’a tıpatıp benzemeye başladınız!“
...!
Bilge Kadın bunu, Onur’lu Ölüler’in Diyar’ından geri dönmüş Varoluşlar’şa konuşuyor olabileceğine içtenlikle inandığını gösteren bir inançla haykırdı. Dizleri çökmek üzereydi. Gözleri kırpılmayı reddediyordu!
Damian ona hayır demek üzereydi.
Ama Zihni uğulduyordu.
Kadın’ın sözlerindeki bir şey bir bağlantıyı tetiklemiş, ona Yeni Yetenekler’ini değerlendirirken, aldığı Bilgiler’i hatırlatmıştı. Bildirimler’i tekrar gözden geçirerek, şu anda dikkatini çeken satırı aradı.
Atalar’ın Rezonans’ı.
Bu özellik, Doğuştan Gelen Yetenekler’i arasında listelenmişti; Atalar’ın Enerjiler’iyle gelişmiş bir bağlantı ve Atalar’ın Ruhlar’ıyla daha derin bir iletişim olarak tanımlanmıştı. Ama en sonunda daha fazlası vardı, her şeyi anlamak için acele ederken gözden kaçırdığı Kelimeler.
Kan Bağ’ı Atalar’ıyla İletişim artık mümkündü.
Kan Bağ’ı Atalar’ıyla İletişim!
Babasını düşündü!
Kalbi daha hızlı atmaya başladı. Zihni, taşlara çarpan dalgalar gibi bilincine çarpan sonuçlarla dolup, taşıyordu. Sekiz Yaz’dır Babası’ndan ve Annesi’nden ayrı kalmıştı. Gömecek bir bedeni, onurlandıracak külleri olmadan yas tutmuştu; Yıllar’ca saklandığı süre boyunca onu rahatsız eden soruları sormak ya da veda etmek için hiçbir Yol’u yoktu.
Ama şimdi...
Damian bu yeni bedene ve onun yapabileceklerine odaklandı. Yükselmiş Varoluş’unun içinde yanan Atalar’ın Rezonans’ına odaklandı. Babası’nın Anılar’ına, Ses’ine, Varoluş’unun ağırlığına, İmparatorluğ’un yüklerine rağmen hiç sarsılmayan sevgisine odaklandı.
“Ah, Baba.“
Sözler, bastıramadığı bir duygu ile ağzından döküldü.
BOOM!
Güç, Kâdim ve Kaçınılmaz hissettiren desenler hâlinde etrafında toplanmaya başladı. Mana, niyete yanıt vererek, havayı yoğunlaştırdı. Yükselmiş Varoluş’unun içinde İlkel bir şey uyanırken, Yemyeşil-Mavi Alevler’i daha parlak bir şekilde alevlendi.
Atalar’ın Eski Dil’iyle konuştu!
Kelimeler, Bilinç’li bir düşünce olmaksızın dudaklarından akıyordu; Kilitli kalmış Bilgiler, Varoluş’u artık Ortak Dil’in var olmasından çok önceki Çağlar’la Rezonans’a giren bir Varoluş için aniden erişilebilir hâle gelmişti. İlkel Viridis’in doğası, ona bu Atalar’ın Dil’ine, Öbür Dünya’ya geçmiş olanları çağırmanın bu Kutsal yöntemine erişim hakkı verdi!
“Ubaba wami, Amadlozi amakhulu!“
Babam, Büyük Atam!
Sesi, Gerçekliğ’in Kendisi’ne baskı uygulayan bir ağırlıkla bahçede yankılandı.
“Ngifuna ukukubona futhi! Inhliziyo yami ikhala igama lakho!“
Seni bir kez daha görmek istiyorum! Kalbim adını haykırıyor!
Serala’nın kanat şeklindeki göz bebekleri şoktan genişledi. Her Kelime’yi anlıyordu; Kendi Yüce Varoluş’u, ona da şu anda Damian’ın içinden akan Eski Dil’e erişim imkânı tanıyordu. Damian’ın ne yapmaya çalıştığını fark edince, ellerini ağzına götürdü.
Büyükanne Essun dizlerinin üzerine çöktü.
Bilge Kadın, hayatını Kutsal Dil’in parçalarını öğrenerek, geçirmiş, sözlü gelenekte korunmuş kısmi cümlelerden anlamları bir araya getirmişti. Damian’ın söylediği her şeyi anlayamıyordu, ama yeterince anlıyordu. Söylediği sözler, nesillerdir düzgün bir şekilde telaffuz edilmemiş dualardı. Çoğunun Efsaneler dışında imkansız olduğuna inandığı, onurlu ölüler için yapılan çağrılardı.
“Vula umnyango phakathi kwezwe! Ngivumele ngibonane nobaba wami!“
Dünyalar arasındaki kapıyı aç! Babam’la görüşmeme izin ver!
HUUUUM!
Damian’ın vücudundan göz kamaştırıcı, Yemyeşil-Mavi bir ışık fışkırdı.
Işın yukarı doğru yükseldi, hâlâ onun kontrolü altındaki bulutları delip, geçti ve sanki buna karşılık olarak eğilmiş gibi görünen Gökler’e doğru tırmandı. Işık, onun niyetini, Kederini ve kendisini yetiştiren adamı son bir kez görme konusundaki çaresiz ihtiyacını taşıyordu.
Gökyüzü değişmeye başladı.
Bir Ân önce berrak olan Gökyüzü’nde Yemyeşil-Mavi auroralar oluşmaya başladı; Işık şeritleri, doğal bir olgudan çok kutsal törenlere ait desenler halinde birbirine dokunuyordu. Dans edip, şekil değiştiren ışıklar, Damian’ın durduğu yerin tam üstündeki merkezi bir noktaya doğru toplandılar; Damian ise, dönüşmüş yanaklarından fark etmeden akmaya başlayan gözyaşlarıyla duruyordu.
Ve o Âuroralar’ın içinde, bir siluet belirmeye başladı.
Bir Figür şekillendi; Yüz hatları, ışık ve anılardan, hiç durmadan yas tutan bir Oğul ile sevgisi Ölüm’le sona ermeyen bir Baba arasındaki bağdan oluşuyordu. Yüz’ü seçik ve belirgindi; Milyonlar’ın sadakatini kazanmış birinin duruşunu taşıyordu. Yaydığı ihtişama rağmen ifadesi sıcaktı.
Bir Ata’nın görkemli ve ihtişamlı şekli, İlkel Alevler’in Beşiği’nin üzerinde açığa çıktı.
İmparator Vakochev.
Zuku Vakochev!
Baba’sı.
Oh!
Damian, yanan ve bulanıklaşan gözlerle yukarıdaki hayale baktı. Sekiz Yaz süren keder, Sekiz Yaz süren öfkeyle çarpıştı; İkisi de imkansız bir yeniden birleşmenin tek bir Ân’ında boğuldu. Dönüşmüş bedeni, Genişlemiş Boyut’una rağmen aniden küçük hissettirdi; Varoluş’u hiçbir zaman tam olarak yerini doldurulamamış bir ebeveynin önünde duran bir çocuk gibiydi.
Aurora şeklinde olan İmparator Vakochev’in yüzü, Oğlu’na bakıyordu!
Not: Kahretmesin! Noah bile başlarda bu kadar saçma değildi dimi?
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.