Bölüm...
Action, Drama, Harem, Novel, Türkçe Novel

Bölüm 59

Yaralı Yue Quin (1.)
Yazar: salepsever Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.388

                                       
                                             
Dolunay küçük ormanı bütün güzelliği ile aydınlattı. Kırmızı bir elbise giyen genç bir kız nefes nefese ağaçların içinden koşarken arkasından gelen sesleri duydu.



                             
Gözleri panik ve korku doluydu. Sarı saçları karışık eflatun rengi gözleri kızarmıştı.



                             
Kaçtı hayatı için kaçıyordu çünkü. Issız sarayda geçirdiği on yıldan sonra her şeyin unutulacağını düşündü ama olmadı. Sözde nişanlısı bir gece ansızın baskına gelip nöbetçileri öldürdükten sonra ona saldırdı. Neyse ki sözde nişanlısına güçlüydü onu yaraladıktan sonra bu fırsatı kullanarak kaçtı ama kaçışı bir süre sonra fark edildi.



                             
Kolunda ki yaradan kan akarken acısına katlandı. Hızla koştu bir kaç yüz metre uzakta ki Üç Dağ ormanının girişine umutla baktı.



                             
Sözde nişanlısı tarafından kirletilmektense Runik Canavarları tarafından yenilmeyi tercih ederdi. Gözleri dolu kızarıktı dolunaya bakarken üzgündü. “Kai seni çok özledim.“ dedi bir kaç damla göz yaşı gözünden aktı.



                             
Arkasından bir ok uçtu ve aynı anda omzuna saplandı.



                             
Ağzından kan fışkırdı ama hemen toparlandı.



                             
Bütün enerjisini ayaklarına verdi. Runik ruhunu çağırmaya cesaret edemedi çünkü bu tam konumunu ilan etmek anlamına geliyordu.



                             
Koştu hayatı için sadece bunu yapabilirdi.



                             
“ORADA YARALANDI!“ diye bağırdı bir kişi. Yue Quin sesi duydu titredi can havliyle koşmaya devam etti. Sadece bir kaç metre sonra Üç Dağ Ormanına girdi ama durmadı, durmaya cesarette edemezdi çünkü burası hala güvenli değildi. 



                             
Hızla ormanın içine daldı.



                             
O ormana girdikten sonra arkasından on kadar kişi onu takip etti.



                             
“PRENSES KAÇMA! KURTULAMAZSIN!“ dedi bir kişi.



                             
Prenses cevap vermedi. Koştu bir an önce Runik Canavarlarının olduğu bölgeye girmek istedi on dakika sonra kenarda bir tek boynuzlu at gördü ardından genç bir yüz gördü. Yüz ona yabancıydı ama tek boynuzlu atın neyi temsil ettiğini biliyordu.



                             
Oraya doğru ilerleyip arkasında ki kişileri adama bırakmak istedi ama sonra bu fikirden vazgeçti. On yıllık yalnızlıktan sonra artık eskisi gibi başkasının hayatını görmezden gelen birisi değildi.



                             
Dişlerini sıktı tehlikeli olsa da yönünü değiştirdi.



                             
Kai bu sırada kıza baktı saçları dağınık ve kanlıydı gözleri kanlı yüzü bitkin bir kaç yarası vardı. Kırmızı bir elbise giyiyordu Kai yüzünü tam seçemedi ama omzunda bir ok gördü.



                             
Başlangıçta yardım etmeyi düşünmedi hatta takip edilip ona koşarsa kızı öldürmeyi bile düşünmüştü nihayetinde takipçilerini ona atmak istiyordu ama Prenses dişlerini sıktı ve yönünü değiştirdi.



                             
Kai gerçekten etkilenmişti.



                             
İç çekip ayağa kalktı. “Doğru kararın için sana yardım etmeliyim.“ dedi Kai.



                             
Altın Renkli runik mızrağını çağırdı ve Runik halkalarını serbest bıraktı.



                             
Mor, Mor, Mor, Siyah, Siyah, Siyah renkli üç Runik Halkası anında ortaya çıktı. Yukarıdan aşağıya renk giderek koyulaştı. Üçüncü Runik Halkasının mor rengi siyaha çok yakındı. Dördüncü halka açık siyah iken altıncı Runik Halkası koyu siyah tondaydı en azından 50 bin yaş sınırında olduğuna hiç şüphe yoktu.



                             
Kai’nin gösterdiği güç şüphesiz Runik Prensi saflarına aitti.



                             
Kai gücünü serbest bıraktığı anda zaten on kişi ile yüz yüze gelmişti.



                                     
         
               
On kişi Kai’e bakarken dondu. Böyle bir yerde böyle bir runik halkası kombinasyonuna sahip birisini görmeyi beklemiyorlardı. Runik Prensi gücünde birisi ormanda rastgele karşınıza çıkacak birisi değildir. Quin İmparatorluğu gibi bir yerde onlar önemli kişilerdir.




On kişi donduğunda Kai harekete geçti. Altın Renkli mızrağın üçüncü yeteneği patladı ve gökyüzünde yüze yakın altın renkli mızrak anında ortaya çıktı. “Üçüncü Runik Yeteneği, Bin Mızrak Yağmuru...“ Bin mızrak aynı anda yere düştü. On kişi ağzını bile açmadan altın renkli mızraklar tarafından delik deşik edildi.




Hepsinin cesetleri yere yığıldı bu bir savaş bile değildi baştan sona sadece bir saniye sürmüştü o da Kai’nin yeteneğinin salınım süresiydi.




Kai on kişiyi öldürdükten sonra vicdan azabı hissetmedi. Runik Canavarlarını öldürürken kendisini kötü hissettiği olmuştu ama insanlara karşı aynı sempatiye sahip değildi zira insanların kalpleri çoğu zaman kötüydü. Açıkça bir kızı kovalayan on kişiydiler ve kızı yaralamışlardı.




Kai on kişiyi öldürdükten sonra cesetlerini hızlıca yok etti, savaş alanını düzenledi ama kızı kovalamaya gitmedi. Onun nereye gittiğini ve ne yaptığını da umursamadı zira amacı sadece ufak bir yardımdı o kadar.




Kai burada daha fazla kalmamaya karar verdi.




Ateşi hızlıca söndürdükten sonra izlerini temizleyip tek boynuzlu atla ayrıldı.




Beş dakika sonra tek boynuzlu at durana kadar hiç bir gariplik yoktu.




Tek boynuzlu at duraksadı, başını çevirip bir ağacın yanını işaret etti. Kai o noktaya baktığında kırmızı elbiseli kızı gördü. Ağacın yanında bilincini kaybetmişti.




Kai durdu bir tereddüt gösterdi ardından tek boynuzlu attan inip kızın yanına yürüdü.




İlk olarak nefesini kontrol etti, kızın yüzü kirliydi görünüşünü seçemedi gözleri kapalı tek görebildiği kanla lekelenmiş sarı saçlarıydı.




Kai kızın yaralarına baktı dokunmakta tereddüt etti ama okun bulunduğu bölge hala kanıyordu.




Kai oku tuttu ve çekti. Kız öylesine bitap düşmüştü ki acıya rağmen bilinci açılmadı.




Kai yaraya Runik Tapınağından aldığı özel bir tozu döktü. Kanama durdu ama yara hala ciddiydi.




Kai sadece kendisini şansız olmakla suçlaya bilirdi.




Tek boynuzlu ata baktı ve “ Gerçekten acelem var biliyorsun.“ dedi. Tek boynuzlu at hafif bir kişneme ile kafasını ileri itti ve kızla ilgilenmesini işaret etti.




Kai acı acı sırıttı ve başını salladı. “Gerçekten asil bir yaratıksın.“ dedi. 




Depolama yüzüğünden lüks bir at arabası vagonu çıkartıp onu Tek boynuzlu ata bağladı. Ardından üstünde ki beyaz cübbesini çıkartıp kızın vücudunu örttü ve onu kucağına aldı. Yavaşça kaldırdı yaralarına dikkat gösterdi.




Vagonun içine taşıyıp yatağa yavaşça yatırdı ve dönüp çıktı.




“Alpa yavaşça ilerle... Uygun bir alan bulunca dur yaraları ciddi iyileşmesi on günden uzun sürmeli.“ dedi. Alpa Tek boynuzlu atın ismiydi ismi Luna tarafından şahsen verildi manasına gelince Luna asla söylememişti.




Luna anladığını göstererek kafasını salladı ve ilerledi. Vagon ilerledi Kai aşağıda kızla yalnız kalmadı çünkü bu uygun değildi bu sebeple vagonun üstünde oturup karanlıkta ilerledi.




Zaman geçti gece şafağa dönerken Kai’nin yolculuğunun ikinci günüde böyle bitmişti.




Şafakla birlikte Kai Alpa’nın onları getirdiği yeri gördü. Yakınında akarsu olan açık bir alandı çevresi ağaçlarla çevriliydi iyi bir gizli yer gibi görünüyordu. Kai bulunduğu noktadan çevreye hakimdi bu bölge Dış çemberin içleriydi bu sebeple Runik Canavarları görüle bilirdi yaşları minimum bin civarındaydı ama beş bin yıldan yaşlılarının olması gereken bir yer değildi.



       

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi