Bölüm...
Action, Drama, Harem, Novel, Türkçe Novel

Bölüm 66

Yaralı Yue Quin (8.)
Yazar: salepsever Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 7 dk Kelime: 1.786

                                       
                                             
Yue Quin vagonda gözleri yaşlarla oturdu. Ağlıyor olsa bile kalbinde çok mutluydu. “Beni unutmadı.“ diye mırıldandı ellerini kalbinin üstünde kavuşturdu. 



                             
Bu gün son on yılda ki en mutlu günüydü. Kaç defa bu günün hayaliyle yaşadı, kaç defa rüyasını gördü hatırlamıyordu. Nihayet gerçekleşmişti, bir peri masalında yaşıyormuş gibi hissetti kendisini. Nihayet beyaz atlı prensine kavuşmuştu sanki. 



                             
Mutluluktan akan göz yaşları uykuya dalana kadar devam etti. Ruhunda ki stres azaldı nihayet on yıl sonra huzurlu bir uykuya dalabildi.



                             
Kapının dışında Kai vardı. Kim ona zarar verebilirdi ki? Kendisini güvende hissediyordu kimse ona ulaşamaz kimse artık kılına bile dokunamazdı! Bir daha asla canı yanmayacaktı güvenle uyurken güzel bir rüya bile gördü. Kai’nin vagonun kapsını çaldığını bile duymadı.



                             
Kai yavaşça kapıyı açıp içeri bakmadan önce biraz tedirgindi. Bir kaç defa kapıyı çaldı bir kaç defa seslendi ama karşılık alamadı.



                             
Biraz endişeyle kapıyı açtı aslında ruhsal enerjisini kullana bilirdi ama uygunsuz bir sahne görme endişesiyle yapmadı.



                             
Kapıyı açıp içeri baktı, arkasından giren güneş ışığı yatakta ki kızın güzel yüzünü aydınlattı.



                             
Kai onun güzel yüzüne baktı biraz garip hissetmekten kendisini alamadı. “Çok mutlu görünüyor.“ diye mırıldandı. Böylesine güvenle uyuya bilmesine anlam veremedi nihayetinde burası vahşi doğaydı tanımadığı bir erkek hemen vagonun dışındaydı ve Yue Quin kapıyı bile kilitlememişti.



                             
Kai anlamadı, Yue Quin’in dikkatsiz olduğunu düşündü. Sonra sessizce içeri girdi boş tepsinin kenarına yemeği koyup boş olanı aldı. Yue Quin’i uyandırmayı düşündü ama sonra bu fikirden vazgeçti o kadar huzurlu görünüyordu ki bozmak istemedi.



                             
Sessizce dışarı çıkıp kapıyı arkasından kapattı.



                             
Yürürken Alpa’nın ona baktığını hissetti. Döndü kehribar renkli gözlerle gözleri buluştu. 



                             
“Kötü bir düşüncem yok. Bana o gözlerle bakma!“ Kai hemen Alpa’nın yargılayan bakışlarına karşılık verdi.



                             
Alpa küçümseyen bir ifadeyle kişnedi. Kai’nin gözü seyirdi. “O kadar güvenilmez miyim ?“ diye sordu. Alpa başını onaylayarak salladı.



                             
“Kahretsin! Beni bir hayvan mı zannediyorsun?“ diye çıkıştı. Alpa tamamen Kai’nin sinir krizini görmezden geldi ve başını çevirdi.



                             
Kai’nin dudağı seyirdi bir şeyler söylemek istedi ama laflarını yuttu.



                             
Kai homurdanarak geri döndü tencereyi önüne aldı sıcaklığını tamamen görmezden geldi. Kaşığı alıp içine daldırdı ve öfkeyle yedi ara sıra özel yemini yiyen Alpa’ya baktı bir tartışma için fırsat bekliyor gibiydi ama Alpa’nın onu tamamen görmezden gelmesi üzücü.



                             
Kai Alpa dan karşılık alamayınca tencerede ki yemeğe daha da öfkelenerek saldırdı.



                             
Öfkesi biraz yatıştığında büyük bir tencere yemek zaten bitmişti.



                             
Fakat hala biraz öfkeli hissediyordu. “Bana bak, ben her gördüğü kıza yaklaşan birisi değilim!“ dedi Kai öfkeyle Alpa’ya. Alpa umursamadığını göstermek istiyormuş gibi beyaz kuyruğunu gelişi güzel salladı ve sinek kovarmış gibi görünüyordu.



                             
Kai’nin gözleri neredeyse kızardı gidip Alpa’ya bir kaç tane vurmak istedi ama hemen bu fikirden vazgeçti. İlk olarak Alpa onun arkadaşıydı ona asla vurmazdı ikincisi bu lanet olası tek boynuzlu at yanına yerleştirilmiş bir casustu. Luna’ya her şeyi anlatacaktı bu sebeple onunla kötü olmak istemedi.



                                     
         
               
Luna muhtemelen Kai’nin korktuğu tek kadındı. O gülümseyen tatlı yüzünün altında entrikacı korkunç birisi vardı. Kai ona ne zaman bir şey söylese arkasında ki hikayeyi öğrenene kadar ecel terleri dökmesine sebep oluyordu. Zekası öylesine keskindi ki Padme hatta akıllı Nana bile onun elinde oyuncak gibiydi.




Haremi kontrol etmek için en uygun kişi olduğuna hiç şüphe yoktu nihayetinde Luna’nın Aziz Kızlık kanıtı Kai gibi kendi gücünü oluşturmak değil Runik Tapınağının Runik Kıtasında ki sivil etkisini artırmak üzere hazırlanan bir dizi plandı.




Kai de benzer bir çalışma yapmıştı ama Luna’nın planı daha korkunçtu.




Örneğin Diyakoz ve  Papazların sivil halkın isteklerini kabul edip sorunlarını çözmesi. Pek çok sübvansiyon kıtlık ve afet durumunda destekler gibi sayısız teşvik vardı.




Bütün plan bir bütün olarak değerlendirilirse Runik Tapınağının özellikle üç İmparatorluğu savaşsız devireceği neredeyse kesindi. 




Kai bu planı okuduktan sonra tüyleri diken diken olmuştu. Kendi hazırladığı plana sonra Luna’nın planına baktı. Kendi planını sunduğu için utandı benzer konulara o da dikkat çekmişti ama Luna ile kıyaslandığında önemsizdi. 




Luna’nın komplocu zihniyeti buradan görüle bilirdi. Daha öldüğünüzü bile anlamadan planları altında düşmek mümkündü.




Alpa Luna tarafından ona iki yıl önce hediye edildiğinde Kai memnundu. Alpa’ya iyi davrandı ama ne zaman uzaklaşsa geri döndüğünde yaptığı her şey Luna tarafından öğreniliyordu.




Başlangıçta Orro’nun ona ihanet ettiğini bile düşünmüştü ama sonraları Alpa’nın casus olduğunu öğrenmişti.




Tanrı aşkına kim bir atı casus olarak yetiştirirdi ki? 




Kai Luna’nın kendisinden daha iyi bir Kutsal Papa olacağına emindi. Onun yöntemi altında silahsız bütün düşman güçler kısa sürede çökmeye mahkumdu.




Özellikle Nana, Luna bir araya geldiğinde ortaya çıkan planları Kai düşündü. Tüyleri diken diken oldu sonra ürpererek yutkundu.




Kai göğsünü okşadı “Neyse ki düşman değiller.“ diye kendisini rahatlattı. Luna gibi bir düşmanı olursa nasıl öldüğünü bile bilmeyeceğini düşündü.




Klaus Han en bariz örnekti. Luna sebepsiz bir şekilde aynı Padme, Nana ve Ekaterina gibi Klaus Han dan tiksindi. Kai Klaus Han ile sık sık pratik yapıyordu öyle ki bir dönem Luna’yı bile görmezden geldi. Sonra bir dizi olay oldu ve Klaus Han uzak Okyanus bölgesine gönderildi. Yolda bin türlü sorunla karşılaştı ve geri döndüğünde zehirlenmişti.




Kai bu işin arkasında Luna olduğuna emindi ama hiç bir kanıtı yoktu.




Kai kendi kendine duygusal kriz yaşarken Diana gölgelerden Kai’e garip bir şekilde baktı. Kai’nin şuan ne yaşadığını bilmese de ara sıra ürpererek titremesine anlam veremedi. Dikkatlice izledi bir süre sonra gülümsedi. “Ekselansları Büyük Bayan Luna’yı düşünüyor olmalı.“ dedi. 




Alice dışında kimse Luna’nın bir dönemler bedeninin Kaos Kuzgunu tarafından kontrol edildiğini bilmiyordu. Bu sebeple herkesin gözünde Luna Kai’nin karısı aynı zamanda Kaos Kuzgununun taşıcısıydı. 




Kaos Kuzgunu Diana’nın yakınan bildiği bir isimdi, bir dönem Altın Karga ve Kaos Kuzgununa hizmet etmişti. İkisinin kişiliklerinin de çok farkındaydı bu sebeple kolaylıkla yargıya varabiliyordu.




Altın Karga ile Kai arasında benzerlikler vardı ama bu benzerlikler çok değildi. En bariz benzerlikler özgürlük düşkünlüğü ve lider mizaçlarıydı. Luna ile Kaos Kuzgunu arasında ki benzerlikler ise neredeyse yok gibiydi. Kaos Kuzgunu Luna’nın bakış açısına göre soğuk ve otoriter bir kadındı. Altın Karga ile yan yanayken bile gülümsemezdi özel hayatlarında nasıl olduğunu bilmese de Kaos Kuzgunu genelde herkese ona bir milyon altın borcu varmış gibi bakardı. 




Fakat Luna farklıydı entrikacı, komplocu ama neşeli bir kızdı. Kai’e olan sevgisini asla gizlemedi yüzünde her zaman bir gülümseme olurdu ki Diana’ya göre bu durum Luna’yı Kaos Kuzgunundan bile daha korkutucu yapıyordu.




Kaos Kuzgununu gören herkes temkinli olurdu ama Luna’yı gören birisi onun masum ve saf bir kız olduğunu düşünür gardını indirirdi. Sırlarını açık ederdi ki Luna için bu kişilerle oynamak çocuk oyuncağıydı.




Diana Luna hakkında düşündükçe biraz ürkmekten kendisini alamadı. Nihayetinde Luna haremin efendisiydi. Kai’nin ilk karısı en büyüğüydü yaş olarak Luna dan büyük olsa da Diana bu işlerin yaşla olmadığını biliyordu.




Ayrıca Luna ile Kai arasında herkesten farklı bir bağ vardı. Bu bağ Padme ile Kai arasında bile yoktu ki Padme Kai’i en eski tanıyandı.




İkisi birbirlerinin eksiklerini tamamlıyordu sanki birbirleri için doğmuş gibilerdi. Diana bile onlara baktığında ikisi bir arada olduğu sürece yer yüzünde çözülmeyecek bir sorun yokmuş gibi hissederdi.




Diana sessizce düşünürken Kai de sessizce ürperiyordu. Neyse ki ortamı bozan bir anda ortaya çıkan Orro oldu. Diana varlığını gelmeden önce fark etmişti fakat tanıdığı için düşüncelerini bozmadı. Kai ise Orro önünde ortaya çıkınca neredeyse yerinden fırladı. “Luna...“ diye bağıracaktı ki Orro’yu görünce rahatladı.




Orro garip bir ifadeyle Kai’e baktı.




“Ekselansları bilge... Genç Bayan Luna gerçekten size bir mektup gönderdi.“ dedi Orro. Şaşırdı ayrıca etkilendi. Kai onu görünce anında Luna’yı hatırladı belli ki Orro’nun ona Luna dan bir mesaj getireceğini biliyordu. Orro hızlıca Kai’nin ön görülü bir insan olduğunu ve muhteşem birisi olduğunu düşünüp taktirle doldu.




Kai’nin bütün bedeni titredi mektuba bakarken yutkundu.




“Tanrım...“ Elbette Runik Tapınağını habersiz terk ettikten sonra Luna’nın gazabını çekeceğini biliyordu ama bu kadar erken beklemiyordu. İster istemez Orro’ya baktı bu adam hiç bir zaman gizlice hareket etmeyi öğrenememişti. Muhtemelen Orro Luna tarafından yakalanmış uzunca sorguya çekilmişti.




Kai titredi ve vagona baktı. Yutkundu muhtemelen Orro Anna Quin hakkında Luna’ya her şeyi anlatmıştır diye düşündü.




Mektubu aldı ama açmaya cesaret edemedi. 




       

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi