Bölüm...
Action,Adventure,Demons,Fantasy,Harem,Isekai,Magic,Monster,Novel,Romance,Vampires,War

Bölüm 5159

BU Yaldızlı’nın Öfke’si! I
Yazar: Kozmik_00 Grup: : Bağımsız Scanlation Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.305

Ne Adalet’i?! Aurelius Maximus gibilere mi?!


Bir BU İlkel Mimar Kadın’a, kendini bu karşılaşmadan kaçıp, intihar edememesi için Bilinc’ini açık tutarak, zorla sahip olan, daha sonra onu öldürüp, geriye kalanları hatıra olarak alan, onu koruyamadığı utancıyla Sonsuzluklar boyunca yaşaması için özellikle BU Yaratığ’ı bağışlayan bir Varoluş için ne adaleti?!


Hah. Ne Adaletmiş bu lan? Sororis Prima Elzyana’nın şu Ân’da bu kadar bariz bir şefkatle yas tuttuğu Varoluş için ne Kelime ama.


Ne tür bir değerler Yapı’sı, böyle bir Varoluş’un Yas’ının bu kadar savunmasız bir samimiyetle tutulabileceği bir Kardeşlik yaratmıştı!


Kalan Deri’yi Öptükten hemen sonra, Sororis Prima Elzyana soğuk bir şekilde ellerini salladı ve bir sonraki Ân’da, sanki Zaman’ın kendisi dağın üzerindeki bölgede geri sarılıyormuş gibi, BU Yaratık ve Aurelius Maximus’un hayali figürleri Yakın Geçmiş’i Ters’ine oynatmaya başladı.


...!


Noah, gözleri meydan okurcasına parlayarak ve vücudu bir sonraki adım için hazırlık yaparken, tersine dönen olayları izledi; Çünkü bu Ters’ine Dönüş, Sororis Prima Elzyana’nın gelmeden önce olanları Yeniden İnşa Etmek için açıkça kullandığı bir oynatma mekanizmasıydı.


Ters’ine oynayan Figürler, Dağ’ın üzerindeki Varoluş’ta canlanıyordu; Aurelius’un göğsünü oyup, açan darbeye doğru, BU Yaratığ’ın ortaya çıkan şekline dönüşmesine doğru, çağırma ve varışa doğru geriye doğru ilerliyorlardı ve oynatma Gün’ün Daha Erken Saatler’ine doğru devam ederken, Noah’ın dikkati izlediği şeye daha da keskinleşti.


Oynatma gerçeği göstermiyordu.


Aurelius Maximus dağın üzerindeki Varoluş’a gelmeden önce, oynatma Philemon Aristos’u ve toplanmış grubun diğer BU İlkel Mimarlar’ını, Yıkık Tapınaklar’ın kademeleri üzerinde, sağlam ve nefes alan, Bedenler’i bütün ve Temeller’i Hasarsız olarak dururken, gösteriyordu.


Noah, BU Duygusal ve Anaximander’in hayali figürleri de oynatmada göründü, ancak onlar, BU İlkel Mimarlar’ın yanındaki taşların üzerinde diz çökmüş Figürler olarak göründüler; Gerousia’ya beklenen saygıyı gösteriyorlardı; Gerousia, bu saygıyı kabul etmek için aşağı inmişti; Duruşları ve ifadeleri, belirsiz bir konu hakkında Gerousia ile görüşmek üzere dağı ziyaret eden Sınır’lı Yaşam Formları’nın tarzında özenle işlenmişti.


Ardından oynatma, BU Yaratığ’ın hiçbir yerden ortaya çıkıp, hiçbir tahrik olmaksızın saldırdığını, Philemon Aristos’u ve diğer BU İlkel Mimarlar’ı arka arkaya Hız’la öldürdüğünü, ardından Aurelius Maximus’un kendisine yöneldiğini gösterdi; Ve yeniden canlandırmada, Noah’ın hayali figürü, BU Duygusal ve Anaximander ile birlikte, BU Yaratığ’ın dikkatinin tamamen önündeki daha büyük hedefler tarafından meşgul olması sayesinde hayatta kalmış gibi görünüyordu.


Noah, izlediği şeye sessizce hayran kaldı.


BU Yaratık bunu bile başarmıştı, BU İlkel Kaynak ile olanların Alt Yapısı’na geri dönmüş ve dışarıdan görünen Târih’i Yeniden Yazmış’tı; Bu yeniden Yazım, Noah, BU Duygusal ve Anaximander’i Gerousia’nın öldürülmesiyle olan bağlantılarından çıkarmak için özel olarak ayarlanmıştı!


BU Yaratığ’ın bahsettiği öfkenin uzaklaştırılması.


Bu çabaya gösterilen özveri çarpıcıydı, BU Yaratık, bu mazereti var etmeye çalışırken, aynı zamanda Aurelius Maximus’u canlı canlı parçalıyordu.


Ama...


Sororis Prima Elzyana, oynatma en erken yeniden yapılandırılmış Ânlar’a ulaşıp, sonra tekrar ortamın Varoluş’una karıştığında, soğuk bir şekilde başını salladı ve sonunda Noah, BU Duygusal ve Anaximander’a ve aşağıda neredeyse dümdüz olmuş Dağ’ın üzerine dağılmış ceset kalıntılarına, Keder’den kendi rütbesinin soğuk, haşmetli soğukkanlılığına dönmüş bir bakışla baktı.


İfadesi tam olarak küçümseyici değildi, çünkü küçümseme, altındaki Varoluşlar’ı aktif olarak küçümseyecek kadar önemli görmesini gerektirirdi.


Yüzünde beliren ifade, klinik bir değerlendirmeye daha yakındı; İlgisini pek çekmeyen ama yine de çözülmesi gereken bir sorunu değerlendiren bir Varoluş’un bakışı.


Konuştu.


“Sınırlı Topraklar’da, bir Kalıntı’nın Sınırlılar arasında ortaya çıkması, onun gibi başkalarının da... Burada var olabilir.“


Kehribar Rengi altın gözleri, dağı ve BU Wyld’ın çevresindeki bölgeleri taradı.


“Bunun BU Yaldızlı Olanlar için oluşturduğu tehdit, göz ardı edilemeyecek kadar büyük. Gözlemlenebilir Varoluş ve içindeki Sınırlı Yaşam Formlar’ı... Hepsi hesaba katılmalı ve bu hesaplama, bu Kalıntı’yı ortaya çıkaran koşullardan başka Kalıntılar’ın ortaya çıkmasını önleyecek kadar kapsamlı olmalı.“


Sesinde ne acımasızlık ne de bir tatmin vardı; Sadece idari bir gerekliliği açıklayan bir Varoluş’un sakin, açıklayıcı ritmi vardı!


“Kalıntılar’ın ortamını yaratan Medeniyetler’in izleri, daha da Sınırlandırılmalı ve Ortadan Kaldırılmalıdır. Bu bir ceza değil. Bu bir... Önleyici tedbirdir.“


HUUM!


Mandala gözleri altındaki figürleri tararken  kısa bir süre durakladı.


“Bu verimli bir yöntem. Kendi çapında üzücü bir durum. Ayrıca, üzülerek söylüyorum ki, şu anki koşulların gerektirdiği şey de bu.“


Noah, Kadın’ın Sözler’i Varoluş’ta asılı kalırken, ona baktı ve gözleri, artık daha pragmatik bir ifade altında gizlemeye çalışmadığı bir meydan okuma ile parlıyordu.


Korkmadığı için meydan okurcasına yukarı baktı.


Sonucun ne olabileceğini biliyordu. Biliyordu. Ama Sonsuzluğ’u, Quintessence’si, Varoluş’u... Şu anda başını eğip, diz çökmesine gerçekten izin veremezdi.


Ne kadar zayıf ve mantıksız gelse de, bunu gerçekten yapamazdı!


Ve...


Sororis Prima Elzyana onu gördü.


Onun meydan okuması, mandala gözlerinde küçük, ilginç bir gözlem olarak kaydedildi ve Aurelius Maximus’un kalıntılarına yaklaşırken, kullandığı aynı süzülme Zârafet’iyle Varoluş’ta hafifçe ona doğru indi; Uzun, ince figürü, uygun bir şekilde hitap edebileceği bir mesafeye gelene kadar küçük adımlarla alçaldı.


Ona baktı; Ne düşmanlık ne de merakla, sadece bu Ânormalliğ’in kendisi için duyduğu düz ve mesafeli bir ilgiyle.


Bu yakın mesafeden Güzelliğ’i yadsınamazdı.


Konuştuğunda sesi sohbet ediyormuş gibi, neredeyse nazikti; İdari gerekliliklere geçmeden önce küçük bir itirazı dinlemeye istekli bir Varoluş’un sabırlı hoşgörüsüyle.


“Merhum Gerousia Aurelius’a hayatını borçlu olan Sınır’lı Yaşam Formu.“


Kehribar rengi altın gözleri, ne sıcaklık ne de düşmanlık barındırmadan onun gözlerine kilitlendi.


“Sen... Aynı fikirde değil misin?“


...!


Böyle bir soruya karşı Noah, bakışlarını onunkine sabitleyerek, sakin bir şekilde konuştu; Ses tonundaki sakinlik, sanki ikisi prosedürle ilgili bir konuyu tartışan eşitlermişçesine, onun sakinliğiyle uyumluydu!


BU Yaratığ’ın dediği gibi. Hepsi... Eşitti.


Öyleyse!


“Ben... Katılmıyorum.“


...!


BOOM!





Not: Has... Bekleyin, Bekleyin. Ben Hâlâ Kalıntı olduğunu düşünmüyorum. Ve BU Yaratık Târih’i yeniden yazdı adamım. 

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi