Bölüm 321
Çeviri: Sansanson
61.Kısım – Gigantomachia (1)
Atmosfer korkutucuydu. Hades uzun süre sessiz kaldı, ne düşündüğü bilinmiyordu. Gerginliğimi gizlemeye çalıştım.
「 Kim Dokja düşündü: Bu ilk engel. 」
Hades ağzını açtığında etraftaki hava giderek ağırlaştı.
[Gerçek Gigantomachia... Bu kelimelerin ağırlığını biliyor musun?]
“Biliyorum.”
Büyük nebula Olimpos tarafından düzenlenen Gigantomachia. Tartarus’ta hapsolmuş beş veya altı alt-devin serbest bırakılıp eski bir zaferin tadını çıkarmak için avlandığı, Yıldız Akışı’nın bir festivaliydi.
Hades konuştu, [Savaş çok uzun zaman önce bitti. Tanrılar hem Titanomachy’yi hem de Gigantomachia’yı kazandı.]
Hades haklıydı. Gerçek savaş binlerce yıl önce zaten bitmişti.
[Bu zaten önceden belirlenmiş bir tarih. Hatırlatmanın ne anlamı var? Neden Gigantomachia’yı yeniden canlandırmaya çalışıyorsun?]
“...Asıl bunu ben size sormak istiyorum. Olimpos takımyıldızları neden sahte Gigantomachia’lar yapmaya devam ediyor?”
[...?]
“Devleri çağırıp öldürerek ve eski savaşları yeniden canlandırarak neden bu senaryoya Gigantomachia diyorsunuz?”
Hades’in öfkeli statüsü karşısında dizlerim istemsizce titredi. Uzaktaki Persephone üzgündü, bir bana bir Hades’e bakıyordu. Persephone ağzını açtığı an ona başımı salladım. Burada yardım almamalıydım. Kendi gücümle, diz çökmeden dayanmalıydım.
[Dev Hikâye Şeytan Diyarı’nın Baharı, en iyi anlatıcıyı koruyor.]
Hades’in Yeraltı Dünyası ile kıyaslanamazdı ama bizim de bir hikâyemiz vardı. Kendi gücümüzle biriktirdiğimiz hikâye. Hades’e karşı durmak için bu hikâyenin gücünü kullandım. “Aslında bu, korku yüzünden.”
Büyük nebulalar korkunç ve güçlü varlıklarla doluydu. Aynı zamanda Yıldız Akışı’ndaki en korkak olanlardı.
“Devlerin tekrar yükseleceğinden korkuyorsunuz. Bu yüzden ölülerin ruhlarını çıkarıp üzerlerine basıyor, çirkin zaferinizi hatırlatıyorsunuz.”
‘Gerçeği’ yok etmenin birçok yolu vardı. Bir yolu, sayısız ‘sahte’ yaratmaktı. Değersiz ve yaygın sahteler. Umutsuz savaş, sayısız kez tekrarlanan bir oyuna dönüşmüştü. Herkesin alay konusu olan bir hikâye. Gigantomachia orijinalliğini çoktan kaybetmişti. Artık hiçbir takımyıldızının gerçekten korkmadığı bir senaryo hâline gelmişti.
Hades’e baktım ve sordum, “Zengin Gecenin Babası. Tartarus’un Olimpos’un oyuncağı olmasına daha ne kadar izin vereceksiniz?”
Olimpos’a ait değildi ama Olimpos’un üç büyük efendisinden biri sayılırdı. Aniden Hayatta Kalma Yolları’ndaki betimlemelerini hatırladım.
「 Hades, Gigantomachia’ya bir dizi dev sağladı fakat senaryoya asla katılmadı. 」
Yeraltı Dünyası’nın Kralı, hapishanesinde mahsur kalan devlerin acı çekişini uzun süredir izliyordu.
「 Hades mahkûmların kederini biliyor ve acılarını anlıyordu. Mahkûmlar tarafından yetişmiş bir hapishane gardiyanı gibiydi. 」
“Geçen sefer geldiğimde Tartarus’un yer altında bir dev asker görmüştüm. Bu zaman için hazırlık yapmıyor muydunuz?”
[...Bu sadece bir spekülasyon.]
Hades, dev askerin varlığını Olimpos’un 12 tanrısına farklı bir şekilde açıklardı; devlerin yeniden savaş açma ihtimaline karşı bir önlem olarak. Ancak ben Hades’in gerçek fikrini biliyordum.
“12 tanrıdan nefret ettiğinizi biliyorum.”
[...]
“Üç baştan biri olmanıza rağmen, onlar için siz sadece sorun çıkaranlarla ilgilenen bir gardiyansınız.”
Dünyanın en eski gardiyanı, mahkûmlardan farksız olabilirdi. Hades sessizce bana baktı.
[Gigantomachia korkunç bir savaştır.]
“Biliyorum.”
[Gerçek Gigantomachia başladığında, sadece devler senaryonun oyuncağı olmayacak. Oradaki herkes dev hikâyenin bir parçası olacak.]
Hades, yıkımı görüyormuş gibi uzaklara bakan gözlerle konuştu.
[Dokkaebi’ler çıldıracak ve Yıldız Akışı’nda büyük bir altüst oluş yaşanacak. Uzun zamandır süregelen nebulaların dengesi çökecek.]
“Bunun da farkındayım.”
[Bu korkunç acıyı dünyaya sergileyerek ne kazanmak istiyorsun?]
Cevap veren ben değildim.
[Hikâye KralsızDünyanın Kralı hikâyeyi başlattı.]
[Hikâye Olağanüstü Olana Göğüs Geren hikâyeyi başlattı.]
[Hikâye Kurtuluşun Şeytan Kralı hikâyeyi başlattı.]
[Dev Hikâye Şeytan Diyarı’nın Baharı hikâyeyi başlattı.]
Biriktirdiğim tüm hikâyeler benim yerime cevap verdi. Ayrıca ilk kez gördüğüm bir hikâye de vardı.
[Hikâye Yaşam ve Ölüm Arkadaşları hikâyeyi başlattı.]
Tüm hikâyeler uygun sona doğru akıyordu.
[...Küçük bir insanın çok şaşırtıcı hayalleri var.]
“Ne kadar küçüksen, hayalin o kadar büyük olur.”
[Sahne Uyarlaması hakkında bilgin var.]
Başımı salladım. Hades’in ne diyeceğini zaten biliyordum.
[Mesele 12 tanrı değil. Savaş başladığında, Gigantomachia’yı zafere taşıyan antik kahramanlar yeniden ortaya çıkacak. Devlerle karşılaştıkları an Sahne Uyarlaması başlayacak ve tarihin trajedisi tekrarlanacak.]
“Bu tarafta da kahramanlar var. O sahne parçalanacak.”
Yoo Joonghyuk bana baktı ve kaşlarını çattı. Hades ağzını tekrar açtı. [Hâlâ belirleyici bir sorun var.]
“Sahnenin ana karakterleri.”
Yere baktım. Bu eski hapishanenin yer altında, eski Gigantomachia’nın kahramanları beni bekliyor olacaktı.
[Onların Gigantomachia’yı istediğini mi sanıyorsun?]
“Başlangıç Gigantomachia ama sonu farklı olacak.”
Gülümseyerek cevap verdim, “Eğer istemiyorlarsa, istemelerini sağlamak zorunda kalacağım.”
***
Kim Dokja gözden kaybolduktan sonra Han Sooyoung ekip üyelerini yatıştırmakla meşguldü. “Siktir, bebek bakıcısı mıyım ben?”
Lee Gilyoung ve Shin Yoosung boş boş yerlerinde otururken, Lee Hyunsung’un devasa vücudu çocukların ortasında çömelmiş bir şeyler mırıldanıyordu. Han Sooyoung iç çekti ve ekip üyelerini sıkıştırdı, “Hey! Herkes kendine gelsin. Bu sefer Yoo Joonghyuk’la gitti.”
Tabii ki işe yaramadı.
“Dokja hyung... Yine Dokja hyung…”
“O zaman onu kilitlemeliydim...”
Lee Jihye ve Lee Seolhwa çocukları teselli etmeye çalışırken, Han Sooyoung şu an karşılaştığı sorunları düşünüyordu. Kim Dokja ve Yoo Joonghyuk götürüldüğü için haftanın geri kalanındaki hazırlıkları o üstlenmeliydi.
“Şimdi asıl Han Sooyoung Firması başlıyor…”
[Tanımlanamayan Duvar aracılığıyla bir mesaj geldi.]
Jang Hayoung’dandı.
– Hey. Han Sooyoung, iyi misin?
Sonunda iletişim kurulduğu için Han Sooyoung tamamen ayıldı. Aşkınlar ekibinin geri dönme vakti gelmişti.
– Neredesin şimdi?
– Dünya’ya dönmek üzereyim.
– Neden daha önce gelmedin?
Derdini dökecek başka yer olmadığı için Han Sooyoung birikmiş öfkesini Tanımlanamayan Duvar üzerinden boşaltmaya başladı. Bu sırada olanlar, ekip üyelerinin başına gelenler...
Normalde çok konuşmayan Han Sooyoung’un, ‘duvarı’ kullanırken garip bir şekilde çok kelimesi vardı. Sanki bir terapi alıyormuş gibi hissediyordu.
– Özetle, Kim Dokja geri geldi ve tekrar gitti.
Pencere genişledi ve duvarın mesaj penceresi bir ekrana dönüştü. Ekranda Jang Hayoung ve Göğü Yaran Usta görülebiliyordu.
– Hey! Bunu neden şimdi söylüyorsun? Kim Dokja ne zaman döndü?
– Şu an önemli olan bu değil...
Bir sonraki an, ekrandan güçlü bir gürültü geldi ve konuşmanın konusu değişti. İlk başta Han Sooyoung, ekranda bir böcek olduğunu sandı ve eliyle sildi. Ancak böcek iyi görünüyordu ve konuşmaya başladı.
– Öğrencim döndü mü?
Küçük bir adam, havlayan Göğü Yaran Usta’nın başına oturdu ve sert bir sesle bağırdı.
– Onu hemen bana göster. Gidip de dönerken ustasını aramayan o adam ağır bir şekilde cezalandırılmalı!
Bir sonraki an, birisi böceği ekrandan çekti. Derken ekranda küçük bir dağ belirdi. Hayır, yakından bakınca bu bir dağ değildi. Birinin burnuydu.
– O herif nereye gitti?
…Bu Göğü Yaran Kılıç Azizi’ydi. Han Sooyoung olanları mümkün olduğunca özetledi. Göğü Yaran Kılıç Azizi hikâyeyi dinledi ve bir an düşündü.
– Olimpos’un yasal bölgesinden alındıysa eğer… Tartarus’ta hapsolmuş olmalı. O zaman endişelenmeye gerek yok.
Han Sooyoung bu umursamaz ses tonuna biraz şaşırdı. O bir şey diyemeden, dev burun bir yere baktı ve nostaljik bir sesle mırıldandı.
– İyi olup olmadıklarını bilmiyorum.
***
Yoo Joonghyuk ve ben Tartarus’un ilk katına fırlatıldık. Persephone’nin yüzü oyunbazdı, başımı okşadı ve konuştu.
[Kurtuluşun Şeytan Kralı, devleri ikna etmek kolay olmayacak.]
“Nedense mutlu görünüyorsunuz.”
[Olimpos’ta bu tür bir olay yaşanmayalı uzun zaman oldu. Kocamla birlikte gizlice yardım edebilirim ama bu eğlenceli olmaz, değil mi?]
“Hayır, yardım ederseniz iyi olur―”
[Hikâyenin kutsaması seninle olsun, Kurtuluşun Şeytan Kralı.]
Yardım etmesini bekliyordum. Yeraltı Dünyası bu senaryoya resmî olarak katılmamalıydı. Eğer Yeraltı Dünyası katılsaydı, bu savaşın ölçeği ve olasılığı kontrolden çıkardı.
Dolayısıyla bu savaş, Yeraltı Dünyası’nın zımni onayı altında ilerleyen bir ‘isyan’ şeklinde olmalıydı.
Tartarus’un ilk katını geçtik. İlk katta çalışan mahkûmlar hâlâ enerjilerini dev askere döküyorlardı. Bazıları bize göz ucuyla baktı ama hiçbiri pek ilgilenmedi. Yeni mahkûmlar gibi görünüyorlardı.
“Devleri ikna edebileceğini mi sanıyorsun?”
“Bilmiyorum. Şimdi gidip göreceğim.”
Tartarus’un zindanlarında, hayal gücünün ötesindekiler hapsedilmişti. Sadece devler değil, aynı zamanda Olimpos’a karşı her türlü kötülüğü yapmış takımyıldızları ve aşkınlar da oradaydı. Onlar, Yoo Joonghyuk ve benim şu an asla başa çıkamayacağımız canavarlardı.
“Zor olacak. Sadece bir hafta var.”
“Bir şekilde hallolur. Bu arada, burada buluşman gereken biri yok mu?”
Yoo Joonghyuk bunu nasıl bildiğimi merak ederek bana baktı. Hafızam beni yanıltmıyorsa, eski Yoo Joonghyuk’a Devleşme’yi öğreten varlıktı.
“Buluşmam gereken biri var. Onu bir takım arkadaşı olarak yanıma almalıyım.”
“Takım arkadaşı mı?”
“Aslında onu asla bir yoldaş yapmazdım ama fikrimi değiştirdim.”
Aynı anda durduk. Durmak zorundaydık. Dev bir şey yolumuzu kesiyordu.
“...Takım arkadaşı derken, şu köpekle konuşanı mı kastediyorsun?”
İkinci yer altı katına inen giriş. Onu engelleyen dev bir köpek vardı. Üç başlı canavar köpek, Kerberus.
Köpeğe baktım. Daha doğrusu, köpeğin kafasını okşayan dev askere baktım. Kerberus’un başlarından biri dev askerin üst kolunu ısırıyordu.
[Hahaha! Sarışın! Isır!]
Yiiiip!
[Bu kadarıyla canım yanmaz!]
Eldivenler sert bir metalden yapılmıştı. Orijinal romanda, Hades’in bizzat kullandığı bir hikâye silahıydı.
“Hey.” Elimi salladım ve dev asker bu tarafa baktı. Şaşırmış gibi titredi ve kısa süre sonra yüksek ve neşeli bir sesle cevap verdi. [...Metro çekirgesi? Hahaha! Sonunda cehennemi boyladın, değil mi?]
Acı acı gülümsedim. Gigantomachia’yı kazanmak için bu gundam otakusu’nun yardımına ihtiyacım vardı. “Seni almaya geldim, Kim Namwoon.”
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.