Bölüm...
Adventure,Fantasy,Horror,Isekai

Bölüm 363

68.Kısım – Duyulamayan Sözler (3)
Yazar: Sansanson Grup: : Novel Gecesi Okuma süresi: 19 dk Kelime: 4.864

Çeviri: Sansanson
68.Kısım – Duyulamayan Sözler (3)
 
Köye varışımın üzerinden bir hafta geçmişti.
 
Tüm ‘Hikâyeler’ yerli yerine oturduktan sonra, hiç vakit kaybetmeden bir sonraki senaryonun hazırlıklarına başladım.
 
Reenkarnatörler Adası üç adadan oluşur: 1. Nesil Hikâyelerin Olasılığının geçerli olduğu ‘Küçük Ada’. 2. Nesil Hikâyelerin Olasılığının geçerli olduğu ‘Orta Ada’. Ve son olarak, 3. Nesil Hikâyelerin Olasılığının geçerli olduğu ‘Ana Ada’...
 
——————————
 
[ÇN: Reenkarnasyon Adası — > Reenkarnatörler Adası.]
 
——————————
 
‘Küçük Ada’dakinin aksine, ‘Orta Ada’dan itibaren Takımyıldızlarıyla doğrudan çarpışacaktım. Yani, 1. Neslin o oldukça gerçekçi Olasılığını aşarak hayatta kalmayı başarmış varlıklar orada beni bekliyordu.
 
[Dev Hikâye Miti Yutan Meşale bir an önce harekete geçmen için seni sıkıştırıyor.]
 
Her zamanki gibi, içlerinden biri huysuzluğunu sürdürüyordu ama, neyse, artık onları yeterince kontrol altına alabildiğimi düşünüyordum. Yoo Hoseong daha önce söylemişti: Hikâyeler kullanıcılarını kontrol etmeye çalışırdı ama aynı zamanda o kişiye ilerleyeceği yolu da gösterirdi.
 
[Dev Hikâye Şeytan Diyarı’nın Baharı kararını bekliyor.]
 
Bu elemanlar bundan sonra benim içimde var olmaya devam etmek zorundaydı. Biz yeni hikâyeler anlatacaktık ve onlar da yeni, bambaşka Hikâyeler olarak parıldayacaktı.
 
“Heewon-ssi, seni yara almadan görmüş olmak güzel.”
 
“Şu selamlaşma repertuarını artık değiştiremez misin? Bu sefer harbiden ölüyordum, farkındasın değil mi?”
 
Ben ‘Hikâye Kontrolü’ eğitimine başladıktan yaklaşık bir hafta sonra yoldaşlarımın vardığı söylenmişti. Görünüşe göre adanın dış kesimlerinde kaybolmuşlardı ve bu da gelişlerini biraz geciktirmişti.
 
Etrafa bakınıp ona sordum. “Herkes nerede?”
 
“Şu anda eğitimdeler.”
 
Bir süre yürüdük ve çok geçmeden çocukların, Lee Hyunsung’un ve Jang Hayoung’un yerde bağdaş kurmuş oturdukları rüya gibi manzara gözüme çarptı. Şu anki yüz ifadelerinden yola çıkarsak, eğitimlerinin hiç de kolay olmadığı anlaşılıyordu.
 
Ama bu oldukça doğaldı.
 
En kısa hesaplamayla bile, ‘Hikâye Kontrolü’ eğitimi en az iki aya ihtiyaç duyardı. Orijinal hikâyedeki Yoo Joonghyuk bile o inanılmaz yeteneğine rağmen 3 haftadan fazla zaman kaybetmek zorunda kalmıştı, yani...
 
Sessizce yoldaşlarımın Hikâyelerini gözlemledim.
 
[Hikâye Kim Dokja’nın Şirketi’nin Davranış Kuralları acı içinde kıvranıyor.]
 
[Hikâye Canavarın Sesini Duyan acıyla inliyor.]
 
[Hikâye Yoldaşlarının Güvenini Arzulayan büyük bir acı çekiyor.]
 
Ben nasıl kendi Hikâyelerimi kazandıysam, onlar da kendi Hikâyelerini kazanmıştı. Aynı senaryolardan geçmek, otomatik olarak tamamen aynı Hikâyeleri elde edeceğimiz anlamına gelmezdi.
 
Hepsi farklı duyarlılık seviyelerine sahip olduğu için Hikâyeleri de birbirinden farklı olacaktı.
 
“Burada zamanın akışı diğer adalara göre daha yavaş, bu yüzden eğitiminizi ağırdan almanızda bir sakınca yok. Kendinizi acele ettirmeye çalışmamalısınız. Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nda düzgün şekilde savaşabilmeniz, ancak eğitiminizi tamamladıktan sonra mümkün olacak.”
 
“Anlıyorum.”
 
[Hikâye Şeytan Kralın Fanatik Müridi bir şarkı söylüyor.]
 
Oh, oh~, Dokja hyung o zamanlar söylemişti. Ben bu dünyanın tanrısıyım. Beni takip edin, dünyanın gerçeğini öğreneceksiniz~.
 
“...Ve Gilyoung uyandığında, lütfen ona şunu ilet. Eğer böyle çarpık Hikâyeler edinmeye devam ederse sonu gerçekten kötü olacak.”
 
Jung Heewon bir kıkırdama krizine girdi ve ben de onu biraz daha ciddi bir ses tonuyla azarladım. “Dalga geçmiyorum. Biliyorsun, değil mi?”
 
“Ben de dalga geçmiyorum zaten. Dokja-ssi, konumunu artık bilinçli bir şekilde idrak etmen gerekiyor. Bu çocuklar için tam olarak ne tür bir insan olduğunun farkına varmandan bahsediyorum.”
 
“...”
 
“Sence sen olmasaydın buraya kadar gelebilirler miydi, Dokja-ssi?”
 
Eğitim sırasında bile birbirlerinin elinin arkasını çimdikleyen Shin Yoosung ve Lee Gilyoung’a hiçbir şey söylemeden baktım. Bu iki çocuk bana güvenmiş ve kusurlu hikâyemizi birlikte paylaşarak buraya kadar gelmeyi göze almışlardı.
 
[İçinde daha önce var olmamış yepyeni bir Hikâye filizlenmeye başlıyor.]
 
“...Benim için de aynı şey geçerli.”
 
En son baktığım kişi Jang Hayoung oldu. Hikâyelerine karşı verdiği yoğun savaşı sürdürürken, alnından soğuk ter damlaları süzülüyordu.
 
Duymak istemiyorum. Dürüst olmak gerekirse, hiç istemiyorum.
 
Ama duymak zorundasın. Ne olursa olsun, duymalısın.
 
Kulaklarım, onun içinden taşan Hikâyenin sesini yakaladı. Bununla birlikte, Jang Hayoung’un şu an hangi Hikâyeyi izlediğini az çok tahmin edebiliyordum. Büyük ihtimalle bu adada yeni bir niteliği uyandıracaktı. Ve sonra bunu bir temel olarak kullanarak ‘Aşkınların Kralı’ hâline gelecekti.
 
“Dokja-ssi.”
 
“Evet?”
 
“Sadece Hayoung-ssi’ye karşı mesafeli davrandığının farkında mısın?”
 
“Asıl niyetim bu değildi. İşler bir şekilde bu noktaya geldi...”
 
“Bize anlattığın o hikâyeyi, Hayoung-ssi’ye de anlatman gerekmez mi?”
 
Yoldaşlarıma anlattığım hikâye... Jung Heewon’un bu durumda neyi kastettiği gayet açıktı.
 
Bu dünya bir roman temel alarak oluşturuldu ve ben o romanı okuyan tek okuyucuyum.
 
Şu an için bu hikâyeyi yoldaşlarımdan sadece küçük bir gruba anlatmıştım. Kyrgios ve Göğü Yaran Kılıç Azizi de dahil olmak üzere diğer çoğu kişi bu gerçeği bilmiyordu. Jang Hayoung da bir istisna değildi.
 
Eğilip yüzünü biraz daha yakından inceledim.
 
Derin çift göz kapakları ve hafifçe kıvrılan altın rengi saçlar. [Nem Koruma] olmadan bile solgun, pürüzsüz ve yumuşak bir ten. Hafifçe tombul yanaklar ve gülümsediğinde ortaya çıkan büyüleyici gamzeler. Tuhaf bir androjen hava yüzünden, sadece yüzüne bakarak cinsiyetini ayırt etmek zordu.
 
Hayatta Kalma Yolları’ndaki metin açıklamaları ve geçmişte bıraktığım yorumlar şimdi zihnime geri dönüyordu. Hayal gücümle birebir eşleşen dış görünüşü, üzerime çöken tarif edilemez bir suçluluk duygusuna dönüşmüştü.
 
“Ona karşı ne kadar dürüst olabilirim, emin değilim.”
 
“Efendim?”
 
Jang Hayoung’a gerçeği söyleyemezdim. Yani, nasıl söyleyebilirdim ki?
 
Ona, onu benim yarattığımı mı söyleyeceğim? Yorumlarım sayesinde doğduğunu...?
 
“Son zamanlarda bunu sık sık düşünüyorum. Belki de okuduğum romanın gerçeğe dönüşmesi değil de, o romanın sadece bu dünyanın bir kaydı olması durumudur söz konusu olan...”
 
“...Durup dururken neyden bahsediyorsun?”
 
Belki de tüm kalbimle dilediğim şey buydu.
 
Tıpkı çok daha genç olan Kim Dokja’nın uzun zaman önce düşündüğü gibi.
 
Jung Heewon şaşkın bir ifadeyle bana baktı ve ben de zayıf bir tebessümle karşılık verdim.
 
“Seninle olmayı seviyorum, Heewon-ssi.”
 
“Şey, evet, ben de.”
 
“Diğer yoldaşlarımız için de aynı şey geçerli. Şimdilik düşüncelerim ancak bu kadarına yetti. Böyle bencilce davrandığım için özür dilerim.”
 
Kısa bir süre düşüncelere daldı ama çok geçmeden başını salladı.
 
“Şey... Sorun değil. Dokja-ssi, zaten ne istiyorsan onu yapıyorsun. Anlıyorum.”
 
“Teşekkürler. Ah, bu arada. Yoldaşlarımız uyandığında lütfen bunu onlara ver.”
 
“Bu...?”
 
“Gelecek senaryonun bilgileri.”
 
Jung Heewon’a uzattığım not defteri, bir sonraki senaryomuz olan ‘Orta Ada’ hakkındaki bilgileri içeriyordu.
 
“Bir dakika, Dokja-ssi, sen yine...!”
 
Jung Heewon ve o keskin zekası, bu şeyi ona neden verdiğimi hemen anlamış gibiydi.
 
***
 
“Aşağı yukarı bugünlerde ortaya çıkacağını biliyordum.”
 
‘Küçük Ada’dan ayrılmadan önce ilk olarak Yoo Hoseong’u arayıp buldum. Durum ne olursa olsun bana Hikâye Kontrolü’nü öğretmişti, bu yüzden şükranlarımı sunmak istiyordum— pekâlâ, bu bir yalandı. Burada bulunmamın arkasında başka bir art niyet yatıyordu.
 
“Grubumuzu neden kabul ettiğini sorabilir miyim?”
 
Yoo Hoseong bu ani sorumu duyduktan sonra kaşlarını derinden çattı.
 
“…Sadece yaşlı bir moruğun anlık hevesi işte.”
 
On yaşlarında görünen bir çocuğun kendisine ‘moruk’ demesi oldukça tuhaf bir manzaraydı ama imkânsız bir gösteri de değildi. Çünkü Yenilmez Yumruk Yoo Hoseong, her şeyden önce, sıradan Şeytan Krallardan ya da Başmeleklerden çok daha uzun süre yaşamış bir varlıktı.
 
Sadece kulaktan kulağa aktarılan efsanelerle bilinen <0. Murim>. O Murim’de göklerin altındaki en büyük usta Yoo Hoseong’dan başkası değildi.
 
“Sorularını bitirdiysen, hemen şu saniye gözümün önünden kaybol. O çirkin suratına daha fazla bakmak istemiyorum.”
 
Tıpkı başlangıçta olduğu gibi, misafirlerini kovmaya çalışan aynı tavrı sergiliyordu.
 
“Bizimle gelmek istemiyor musun?”
 
“Yine ne saçmalıyorsun sen?”
 
“‘Küçük Ada’daki senaryo sona erdiğinde bir sonrakine geçmenize izin verildiğini biliyorum. Yaklaşan ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’ da tam olarak böyle bir senaryo sonuçta.”
 
Yoo Hoseong’un kaşları tam o anda şiddetle titredi.
 
Orijinal hikâyede bile, ‘Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nın Reenkarnatörler Adası’nda gerçekleştiği bir dönem olmuştu.
 
‘Yeni’ ve ‘Eski’nin buluşması; 1. Nesille bir füzyon senaryosu!
 
Büyük ihtimalle Büro, dışarıda bu senaryonun reklamını bu tür sloganlarla yapmakla meşguldü. Ki bu aslında planlı bir şeydi. Sadece dedikodular ve kulaktan dolma bilgilerle konuşulan 1. Nesil Hikâyeler, reklamın odak noktası olarak kullanma planıydı.
 
Mesele şu ki, Büro’nun çok para kazanmaya yönelik bu planı, çağların geçip gitmesiyle geride bırakılan ve terk edilen Unutulmuşlar için de bir fırsat olabilirdi.
 
“Bu şansı kullanarak bu adadan ayrılmanız mümkün olabilir.”
 
Reenkarnatörler Adası, <Yıldız Akışı>’nın yaşayan bir müzesi gibiydi. Buranın Reenkarnatörleri bu adada sonsuza kadar yaşayabilirlerdi ama aynı zamanda, ‘Adanın Efendisi’ ile imzaladıkları sözleşme yüzünden asla dışarı adım atamama lanetine katlanmak zorundaydılar.
 
“Daha ne kadar içi doldurulmuş bir hayvan gibi geçmiş bir dönemin kalıntısı olarak kalmayı planlıyorsunuz?”
 
Yoo Hoseong yavaşça gözlerini kapattı. Yükselen öfkesini sakinleştirmeye çalışıyor gibiydi.
 
“Buradan ayrıldıktan sonra... bizden ne bekliyorsun? Unutulmuşların güçlü olması sadece bu ada içinde geçerlidir. 1. Neslin artık bir önemi yok. Kimse böyle bir hikâyeyi görmek istemiyor.”
 
Kesinlikle bu konuda haklıydı. Reenkarnatörlerin büyük çoğunluğu, ‘1. Neslin Olasılığı’nın hâlâ aktif olduğu adadan ayrıldıktan sonra hünerlerini düzgün bir şekilde sergileyemezdi.
 
Unutulmuşların 1. Nesli, güçlü Qi ve büyüyle dolu, Sistem tarafından yönetilen dış dünyaya uyum sağlayamazdı. Ancak herkes öyle olacak değildi.
 
“Senin altında çalışan Aşkınlar şu an bile dış dünyada aktif roller oynuyor. Yani, yarattığın Hikâyeleri görmeyi canıgönülden isteyen bazıları kesinlikle var.”
 
“Eminim vardır. Ancak, böyle bir şeyin trend hâline gelemeyeceğinden de eminim.”
 
“Öyle olması gerekiyor mu peki?”
 
“Ne dedin?”
 
“İyi bir Hikâye olması için trend bir konu hâline gelmesi gerekip gerekmediğini soruyorum. Hem, ne zamandan beri böyle şeyleri umursar oldun ki?”
 
Yoo Hoseong’un gözleri faltaşı gibi açıldı ve içlerinde o bilindik alevler dalgalandı.
 
“Bunca zamandan sonra yeniden Takımyıldızlarının bir oyuncağı olmamı mı öneriyorsun?”
 
Burada bir adım daha atarsam, o son hamleyi yaparsam, diğer Şeytan Krallar gibi kesinlikle kafam uçardı. Bu yüzden o adımı atamazdım. Attığım şey, bunun yerine sadece yarım bir adımdı.
 
“Çok uzun zamandır Hikâyelerin hikâyesini dinliyorsun.”
 
Bu adamı tam da attığım yarım adım kadar sarsmalıydım ki kalan yarımı kendi isteğiyle atsın.
 
“Kendi hikâyeni kişisel olarak anlatmaya başlamanın zamanı gelmedi mi sence de?”
 
Yoo Hoseong’un gözleri daha da açıldı, göz bebeklerinde gözle görülür dalgalanmalar yayıldı. Sessiz bir gülümseme takındım ve ayrılmak üzere arkamı döndüm.
 
[Hikâye Çakıl Taşı ve Ben kendi kendine kıkırdıyor.]
 
Neyse, artık taşı atmıştım ve sonrası bana bağlı değildi. Çünkü bu gerçekten korkutucu Aşkın Varlığı harekete geçirecek kişi aslında başka biriydi.
 
***
 
“Gerçekten veda etmeden mi gidiyorsun?”
 
“Şu an herkes odaklanmış durumda ve onları rahatsız etmek istemiyorum. Hem, zaten çok yakında tekrar görüşeceğiz. Ayrıca, oraya erkenden gidip yapmam gereken bir şey var.”
 
Yoldaşlarıma özel bir veda etmemeyi seçtim ancak Jung Heewon’a hoşça kal dedim. Oldukça hüzünlü bir ifade taşıyordu ama kararımı olduğu gibi kabul etmiş görünüyordu.
 
“Lütfen, hayatta kalmalısın.”
 
“Tekrar görüşelim.”
 
Yumruklarımızı hafifçe tokuşturduk.
 
Ayrılışımdan hemen önce, köylüler beni uğurlamaya geldiler.
 
“Yolculuğun için biraz ekmek ister misin? Bu sabah taze pişirildi.”
 
“Taşları sevdiğini düşündüm, bu yüzden koleksiyonumdan bazılarını getirdim.”
 
Kaldığım süre boyunca daha da yakınlaştığım birkaç köylü bana yiyecek bir şeyler hediye etti. Köylüler görüş alanımdan uzaklaşırken, aralarında Yoo Hoseong’u gördüm.
 
O da bir tür değişimin gerçekleşmesini diliyordu. Ve muhtemelen bu yüzden bana ve yoldaşlarıma öğretmeye karar vermişti— öğrettiği tekniğin adayı değiştirmesini, Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı’nı altüst etmesini ve nihayetinde <Yıldız Akışı>’nın kendisini de dönüştürmesini umarak.
 
[Hikâye On Bin Yılın Reenkarnatörü bir veda şarkısı söylüyor.]
 
[Hikâye Dünyanın En Kadim Çiftçisi sana iyi yolculuklar diliyor.]
 
Bazıları gidecek, bazıları ise geride kalacaktı. En uzak şeylerin buluştuğu ve sonra yeniden ayrıldığı o anlar, Hikâyeler tarafından hatırlanacaktı.
 
Bu dünya varlığını işte böyle sürdürüyordu.
 
Arkamı döndüğümde, Yoo Hoseong’un ses projeksiyonunun kulağıma ulaştığını duydum.
 
– ‘Adanın Efendisi’ seninle ilgilenmeye başlayabilir. Daha temkinli olman daha iyi olur.
 
Cevap olarak hafif bir gülümsemeyle karşılık verdim. Bir süredir gözlerimin önünde tekrarlayıp duran bir mesaj vardı zaten.
 
[Adanın Efendisi seni yakından takip ediyor.]
 
Köyün devasa ocağına yaklaştığımda Cheok Jungyeong’un beni beklediğini gördüm. “Birlikte yolculuk edelim.”
 
“Bana uyar.”
 
Orta Ada’ya geçişimiz sırasında zaten birbirimizden ayrılacaktık ama yine de girişimi onunla birlikte yapıyor olmak beni bir nebze daha güvende hissettiriyordu.
 
“Bu arada, bir sonraki senaryo hakkında...”
 
‘Orta Ada’ senaryosu, ana adadaki Azizler ve Şeytanların Büyük Savaşı için bir hazırlık niteliğindeydi. Cheok Jungyeong, her nasılsa söylediğim şeyi yanlış anlamış gibi başını salladı.
 
“Şimdi hatırladım da, sen bir Şeytan Kralsın, değil mi? Pekâlâ. Seninle savaşmak kaderimde varsa, her şeyimi ortaya koyacağıma yemin ederim.”
 
“H-Hayır, bir dakika bekle. Demek istediğim o değildi...”
 
“Bu ulu varlık, gerçek savaşımız sırasında kaderin gereksiz kişisel duygularına zincirlenmeyecek, bu yüzden için rahat olsun.”
 
Hayır, dur bir dakika. O gereksiz duygularına zincirlenmeni tercih ederim aslında.
 
Bir şekilde, artık yaklaşan senaryo boyunca Cheok Jungyeong’un hedefi olmamak için hararetle dua etmek zorundaydım.
 
[Öğretici Senaryo sona erdi!]
 
[‘Orta Ada’ya transfer başladı!]
 
[Ana Senaryo güncellendi!]
 
‘Güncelleme’ mesajının eşlik etmesiyle birlikte, çevre bütünüyle parça parça değişmeye başladı.
 
[‘Orta Ada No.3’e vardın.]
 
Neyse ki yanımda Cheok Jungyeong’u göremiyordum.
 
Transferim tamamlandığı an, burnuma keskin bir kan kokusu çarptı. Beni uçsuz bucaksız bir ovaya saçılmış, Takımyıldızlarına ve Enkarnasyonlara ait cesetlerin tüyler ürpertici manzarası karşıladı.
 
Bu manzara insanın şevkini kırmaya fazlasıyla yeterdi ama aslında bunu gördüğüme sevinmiştim. Bu senaryoya diğerlerinden daha geç başlamak çok daha avantajlıydı, çünkü bu durum buraya daha önceden girmiş olan güçlü Takımyıldızlarıyla karşılaşma ihtimalini düşürüyordu.
 
[‘2. Neslin Olasılığı’ ilgili alanda aktiftir.]
 
[Yeteneklerinin bir kısmı açıldı.]
 
[Genel Niteliklerinin bir kısmı geri yüklendi.]
 
Çatırtı sesiyle birlikte omuzlarımın biraz daha genişlediğini, boyumun da uzadığını hissettim. Bir süredir kendimi gerçekten çok kısıtlanmış hissediyordum ama şimdi biraz daha rahat nefes alabiliyor gibiydim.
 
[Yeni bir Gizli Senaryo ulaştı!]
 
Hızla senaryonun bilgi penceresini açtım.
 
+
 
<Gizli Senaryo – Niteleyicileri Gasp Etme>
 
Kategori: Ana
 
Zorluk: ???
 
Temizleme Koşulları: Hedefin olarak belirlenen düşmandan ‘Niteleyici Kolyesi’ni al. (Katılımcının herhangi bir Niteleyicisi olmaması durumunda, bunun yerine gerçek adı alınacaktır.)
 
Süre Sınırı:
 
Ödül: Hedefin Hikâyelerinden birini rastgele elde etme, ‘Ana Ada’ya giriş biletinin kazanılması.
 
Başarısızlık: ???
 
+
 
Bu senaryo, ‘Ana Ada’ya ilerlemeden önceki son engeldi.
 
Senaryonun içeriği doğası gereği basitti. Hedefim olarak belirlenen birinden Niteleyicinin işaretini almam gerekiyordu. Gümüş renginde parıldayan küçük bir kolye çoktan boynumda sallanmaya başlamıştı bile.
 
[Kurtuluşun Şeytan Kralı]
 
Üzerinde Niteleyicimin yazılı olduğu kolyeydi bu.
 
[‘Orta Ada No.3’teki hayatta kalanların sayısı 262’dir.]
 
262, ha. Bu beklediğimden çok daha yüksek bir sayı.
 
Ancak planımı değiştirmeye yetmezdi. Çünkü gerçekten güçlü olan Takımyıldızları şimdiye kadar ‘Ana Ada’ya çoktan ilerlemiş olmalıydı.
 
Hayır, asıl önemli olan kısım hedefim olarak kimin etiketlendiğiydi, ama güçlü olanlar buradan çoktan kaybolduğuna göre, bu kesinlikle...
 
[İlk ‘hedefin’ belirlendi.]
 
[İlk ‘hedefinin’ Niteleyicisi...]
 
Hemen ardından, uzaktan bu yöne doğru hızla koşan bir Takımyıldızı grubu fark ettim— sanki bir şey tarafından kovalanıyorlarmış gibi acilen kaçan bir grup.
 
Zeminin patlama sesiyle birlikte, grubun bir kısmı kanlı et çuvallarına dönüştü ve yarılan bir okyanus dalgası gibi çevreye savruldu. Ve yükselen bulanık toz bulutunun arasından, kaçan Takımyıldızlarını kovalayan kişiyi görebiliyordum.
 
...Ananı sikeyim.
 
Bu piç neden hâlâ burada?

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi