Bölüm...
Action,Adventure,Demons,Fantasy,Harem,Isekai,Magic,Monster,Novel,Romance,Vampires,War

Bölüm 5364

Mühür!
Yazar: Kozmik_00 Grup: : Bağımsız Scanlation Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.555

Görme Yeti’si, birbirine uymayan parçalar Hâl’inde geri geldi; Sonra da birdenbire yerine oturdu.


Ve parçalar yerine oturduğunda, Noah bir Cesed’in üzerinde durduğunu fark etti!


Çevresiyle ilgili herhangi bir şey hissetmeye izin vermeden önce, önce etrafını inceledi. Uçsuz Bucaksız bir Alan’ın içinde duruyordu ve bu Alan girdaplar Hâl’inde dönüyordu. Osmontian Mutlak Sonsuzluk, büyük ve yavaş akıntılar halinde bu Alan’ın içinden geçiyordu; Kendi Sonsuzluğ’u, Varoluş’unun özünde yer alan, Kimliğ’iyle şekillendirilmiş Otorite, görünmez bir uçtan diğerine uzanan Alan’ı dolduruyordu; O da içgüdüsel olarak... Kendi Öz’ünün bunu yönlendirdiğini anladı.


Ve Alan başka bakımdan da boş değildi. Gözlemlenebilir Varoluş’un paramparça olmuş Parçalar’ı akıntılar içinde sürükleniyordu; Bir zamanlar bütün olan harikaların kırık parçalarıydı bunlar.


Ana Nedenler Sonsuzluk’ta asılı duruyordu; Bazıları Gri ve Öl’ü, diğerleri ise hâlâ Alev Alev yanıyor ve canlıydı; Ve tüm bunların altında, bir İlk Neden’in ağır yükünü hissedebiliyordu; Mevcut, bozulmamış ve henüz Kelimesi’ni bulamadığı bir şekilde bir şekilde yanlış olan bir yük.


Burası kendi Kalb’inin içiydi ama aynı zamanda değildi de. Bunu anlıyordu. Burası, her şey Karanlığ’a gömülmeden önceki son Ân’da inşa ettiği Hapishane’ydi; Katlanmış Sonsuzluk, Bilinc’inin içinde durup, yürüyebileceği bir Mekân’a dönüştürülmüştü.


Ve o, bir Cesed’in üzerinde duruyordu.


O, Akıl Almaz Derece’de devasaydı. Yırtılıp açılmış Göğsü’nün üzerinde duruyordu ve Göğüs, sanki bir arazi gibi ayaklarının altında uzanıyordu; Görebildiği Sınırlar’a kadar uzanan, harap olmuş Et’ten oluşan bir Manzara idi bu. Ceset kanıyordu. Yıldız Sarı’sı Sıvı, yaralardan yavaşça parıldayan Nehirler halinde fışkırıyor, Beden’in üzerinden akıyor ve çok aşağıda dönen Sonsuzluğ’a damlıyordu.


Ve Öl’ü olmasına, parçalanmış olmasına, ayaklarının altındaki Toprağ’a dönüşmüş olmasına rağmen, o şey ona, Varoluş’unun Temeller’inde hissettiği bir baskıyla, tanıştığı hiçbir Beşinci Ölçek Varoluş’unun yaklaşamadığı bir ağırlıkla baskı uyguluyordu.


Dame Seraphine, Ötesi’ni göremeyeceği bir Duvar olmuştu. Bu Öl’ü şey ise, o Duvar’ın onun yanında bir çakıl taşı gibi kalacağı bir Dağ’dı; Ve o bir Ceset’ti ama yine de bir Hüküm gibi Varoluş’unun üzerinde süzülüyordu!


Bu kadar görkemli bir Öl’ü Varoluş, onu öldüren her neyse, onun daha da Görkemli olduğu anlamına geliyordu.


İleride, Cesed’in burnunun ucunda, bir Varoluş durmuş ona tepeden bakıyordu.


Mavi bir Cüppe giymişti ve Noah’a açık bir kibirle, küçük ve geçici olarak ilginç bir şeyi değerlendiren bir Varoluş’un Tembel küçümsemesiyle bakıyordu!


Noah, ona geri baktı ve hiç de şaşırmadan, o Varoluş’un kendi yüzünü taşıdığını fark etti.


Kendisine ait Yüz ama bu Yüz onun olmayan birisi tarafından giyilmişti. Yaşlanmıştı. Bir Yüz’ün taşıyabileceğinin çok Ötesi’nde Yaşlanmıştı ve yine de bir şekilde Tanınabilirdi; Aynı Kemikler, aynı Çene, aynı Gözler, Arkaik ve Ântik bir Hâl almıştı.


Cesed’in burnundan ona bakıyordu; Kendi yüz hatları, onun hiç takınmadığı bir ifadeye bürünmüştü ve tedirgin edici şeylerle dolu bu ortamda, bu en tedirgin edici şeydi.


BU Mühürlü Olan. Bu Varoluş’a baktığında, içgüdüsel olarak hissedebildiği ve bildiği İsim buydu!


“Şimdiye kadar her şeyi ele geçirmiş olmam gerekirdi,” Dedi BU Mühürlü Olan. Ses onundu, başka bir şeye dönüşmüş, içinde aşırı sabır barındıran bir şeye. “El Kalb’e ulaştı. Bildiğim her Hesaplama’ya göre, bu Beden benim olmalıydı ve sen de meraktan bir süre daha yanımda tuttuğum küçük bir artık olmalıydın.” Başını yana eğdi, onu inceledi.


“Peki ne yaptın, küçük şey?”


Noah, Kendi Yüz’ünü takan o Varoluş’a baktı ve hiçbir şeyden etkilenmiş gibi görünmemeyi tercih etti.


Bugün zaten çok şey kaybetmişti! Daha fazlasını kaybedemezdi!


“Ondan önce,” Dedi, sesi düz ve telaşsızdı. “Sen kimsin?”


BU Mühürlü Olan, çaldığı ağzıyla gülümsedi ve bu gülümseme neredeyse şefkat doluydu.


“Ah. Ne kadar gereksiz bir soru sordun...” Cesed’in burnunun üzerine çömeldi, Yaşlı Yüz’ünü yaklaştırdı, kollarını dizlerinin üzerine koydu; Sanki Varoluş’u boyunca bir kez bile acele etmemiş bir Varoluş’un rahatlığıyla yaptı tüm bunları.


“Seni bu zahmetten kurtarayım. Sana söylesem bile, bunu saklayamazdın ve söyleyemezdin. Zihni’n, bu İsmi’n şekli etrafında parçalanmadan bunu düşünemezdin bile ve Varoluş’un, hayatta kalamayacağı bir yere doğru sesin peşinden gitmeye çalışmadan bunu söyleyemezdin. Öyleyse akıl sağlığın için – Ve bunu tamamen pratik anlamda söylüyorum – Beni sadece ‘BU Mühürlü Olan’ olarak bil.” Elini salladı, boş bir jestti.



“Başka bir İsim olsaydı, ah, şu anda kullandığınız Çerçeve neydi? Ölçekler. Hepinizin Tırmanma’ya razı olduğunuz o Dayanıksız küçük şeyler. Gerçek İsimler’imi ağzınıza alabilmek için, bu girişimde Ölme’den önce Varoluş’un Altıncı Ölçeği’nde durmanız gerekirdi.”


BOOOM!


Sözler, Öl’ü Diyar’ın kendisinin bile algıladığı bir ağırlıkla düştü ve Noah sakin bir şekilde orada durup, bu sözleri kafasında tarttı.


Altıncı Ölçek. Beşinci Ölçeğ’i, Varoluşlar’ın Dördüncü Ölçeğ’in Ölçemeyeceğ’i şeylere dönüştüğü Ölçek olarak daha yeni anlamıştı. Ve şimdi...


Yüz’ünde hiçbir tepki göstermedi.


“O zaman daha kolay bir soruya cevap ver,” dedi. “Sen’in gibi bir Varoluş neden bir Beden’e ihtiyaç duysun ki? Arkanda böyle bir Ceset bırakacak kadar güçlüsün. Ad’ını söylemek bile Ben’i Öldürecek kadar güçlüsün. Öyleyse neden başkasının Varoluş’una sızıp, onu giyiyorsun? Sen… Gerçekten de bir beden ödünç almak zorunda kalacak kadar zayıf mısın?”


...!


HUUUM!


BU Mühürlü Olan, bu iğneleyici sözlerden büyük keyif alarak güldü.


“Bir Beden istiyorum, minik şey, çünkü benimkini benden aldılar. Geri dönmek, gerçekten geri dönmek için bir Barınağ’a ihtiyacım var. Tekrar Büyüyebilece’iim kadar derin bir Temel’e ihtiyacım var ve buna çok fazla ihtiyacım var, çünkü geri kazanmam gereken çok büyük bir parçam var. Çok fazla. Çok, çok fazla.“ Gözleri, eğlencenin altında yatan bir şeyle parlıyordu.


“İşte tam da bu yüzden seninkini istiyorum. Senin Temel’in Eşsiz. Herhangi bir Bedenler’den daha fazla geri dönüş Hız’ımı artıracaktır. Kontrolü ele geçirmek sadece Ân meselesi. Kurduğun bu son çare savunmalar nihayet zayıfladığında, ki zayıflayacaklar, her şey bitecek. O kadar.“


...!


Konuşurken Noah, Egemenlik Alan’ına tekrar göz gezdirdi; Kendi Mutlak Sonsuzluğu’nun Gerçek Sonsuz’ca dönen akıntılarına, paramparça olmuş Gözlemlenebilir Varoluşlar’a ve Öl’ü ama canlı Nedenler’e, ayaklarının altında Yıldız Altın’ını Sıvılaştıran Cesed’e!






Not: Hahaha İsmi Söylemeden önce bile Ölmek mi? Ne tür birisi bu? Daha önce benzerlerini görmüştük. Ama Patlamak mı? Bunu görmemiştik. En fazla o İsmi Söyleyemezlerdi. Ama bunu daha söyleyemeden İsmi Şekillendirmeden Ölür gidersin. Ve sırf bu ismi söyleyebilmek için 6. Ölçeğ’e sahip olmamız lazım. Bence artık bu tarz şeyler çok ama çok sık olmalı. Birisi senden bir Gram Önde mi? Onun ismini bile diyememen lazım. Dersen Ölürsün. 1 Gram Önde dahi olsa. Mantıklı olan bu. Bu Tarz şeyleri çok seviyorum. En azından aradaki Fark’ı bize anlatıyorlar. Neyin ne olduğunu. Bu tarz Şeyler’i de Infınıte Mana hariç pek göremezsiniz. Çok zor görmeniz. Baya Novel okumanız lazım o da belki. Fan Kurgular’da bile pek fazla denk gelmedim. Güzel bir düşünce bu. Sizler ne düşünüyorsunuz? Artık Noah’ın içinde BU Mühürlü olan var. Ve Noah göreceksiniz onun Güc’ünü Emecek. Ama tüm bunlara rağmen o BU Mühürlü Olan bundan hiçbir şekilde etkilenmeyecek. Hatta istediğin kadar Em falan demişti.

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi