Bölüm...
Action,Adventure,Demons,Fantasy,Harem,Isekai,Magic,Monster,Novel,Romance,Vampires,War

Bölüm 5397

BU Kirlilik Yayıcı! I
Yazar: Kozmik_00 Grup: : Bağımsız Scanlation Okuma süresi: 6 dk Kelime: 1.395

Dietrich, BU Braneworld Gözlemlenebilir Varoluş’unun zeminine düşen bir hükmün hızıyla çarptı ve çarpmanın kendisi, acı veren şeylerin en küçüğüydü!


Güc’ü gerilemişti. Parçalanmış Zemin’den kendini toparladığı Ân’da bunu hissetti; Kendi Temeller’indeki yanlışlığı, Superbius ve Sonsuzluğ’un eskiden bulunduğu yerlerdeki boşlukları ve Gurur’u bunu durduramadan Ölçüm’ün getirdiği dehşeti. Neredeyse BU Üçüncü Ölçek’ten tamamen kayıp, gitmişti. O, Ubergulden Dietrich, Silüriyen Paleozoik, Braneworld’ün en büyük Hanedanlar’ından birinin üyesi, İkinci Ölçeğ’e düşmeye bir nefes kalmıştı.


BOOM!


Kim. O lanet Fâhişe Kız Kardeş’i kendini Kim’e bağlamıştı?!


Bu soru içinden çığlık atarak geçiyordu, acıyı bile bastırıyordu. O İblis Kim’di?! Luxuria Unvan’ını takınarak saflarına sızan, yerleşim duvarında durup, Bellum Neden’ini sanki ılık bir esintiymişçesine Emen, onu kendi Hânesi’nin önündeki bir kraterin içine düşüren, tek bir sözle orada bulunan tüm BU Yaldızlılar’ı diz çöktüren, Ealdor’un Niyetler’ini paramparça edip, çöp gibi savuran o şey Kim’di?!


Bir Varoluş’un Ego’sunu kim elinden alır? Bir Varoluş’un Sonsuzluğ’unu kim elinden alır?! Bunlar alınmış şeyler değildi. Bunlar, Eonlar boyunca geliştirilmiş, bir Varoluş’un Varoluş’una işlenmişti ve bu şey, bir elin Meyve’yi kopardığı gibi bir düzine güçlü BU Yaldızlı’dan bunları söküp, almıştı ve Dietrich’in buna izin verecek tek bir Zihinsel çerçevesi bile yoktu!


Öfkesi uğuldadı ve uğuldadıkça, Varoluş’u Berraklaştı; Önünde başka Âuralar hissetti.


Başını kaldırdı.


“Ah...”


WAA!

Karşısında durması gereken şey, BU Yaldızlılar’ın muazzam ve görkemli Kale’si olmalıydı. Oysa karşısındaki Manzara, gözlerine hiç mantıklı gelmiyordu. Varoluş’ta, yavaşça ve çalkantılı bir şekilde asılı kalan Mantar Bulutlar’ı, patlamanın kusursuz izini taşıyordu; Bunların altında ise Kale’nin Yapılar’ı enkaz yığınına dönüşmüştü. Yükseklerde süzülmesi gereken Kuleler kırılmış ve kararmıştı. Güçlendirilmiş Salonlar, nefes alan Altın Duvarlar, BU Yaldızlılar’ın merkezinin gurur verici Mimari’si; Hepsi harap olmuş, yanmış, Nükleer bir felakete maruz kalmış ve sadece enkaz olarak hayatta kalmış bir yerin kırık silüetine dönüşmüştü.


Bunun hangi Kale olduğunu bile kesin olarak söyleyemiyordu. Ona bunu söyleyecek her şey yok olmuştu, tanınmayacak kadar tahrip edilmişti!


Ve daha da kötüsü.


Harabelerin arasında tanıdığı yüzler gördü. Marxist ve yerleşim yerinden diğer BU Yaldızlılsr, tıpkı kendisinin içi boşalmış olduğu gibi içi boşalmıştı. Ve onların çevresinde, Ötesi’nde, ölü Kâle’nin kırık kalbini dolduran Milyonlarca’sı daha vardı. Sonsuzluklar’ından ve Egolar’ından mahrum bırakılmış Milyonlar’ca BU Yaldızklı; Büyük çoğunluğu Gözlemlenebilir Güçler’inden bile Soyulmuş, Varoluşlar’ı İkinci Ölçeğ’e kadar çökmüştü. Bir zamanlar Gurur’lu olan birkaç m
Milyon BU Yaldızlı, kendi türlerinin yıkılmış merkezinde Güçsüz bir şekilde toplanmış, inşa ettikleri her şeyin enkazında boş kabuklar Hâl’ine gelmişlerdi.


OH!


BU Yaldızlılar ne zaman bu kadar hor görülmüştü? Ne zaman bu kadar alçaltılmışlardı? Bu olamazdı! Bunun olmasına izin verilemezdi. BU Ealdor Yaldızlılar’ı, Hâlklar’ının gerçek dayanakları, Beşinci Ölçek’te duranlar neredeydi? Bunun gerçekleşmesini öylece izleyemezlerdi. Buna asla izin vermezlerdi!


O Ân’da, yüksek sesle dile getirmediği düşüncesine bir ses cevap verdi.


“‘Tüm bunları durduracak gerçek anlamda Güç’lü BU Yaldızlılar nerede?’ gibi bir şey mi düşünüyorsun?” dedi ses, yumuşak ve sohbet ediyormuş gibi. “Hmm. Zamanında gelmelerini bekliyorum. Muhtemelen hâlâ neler olduğunu kavramaya çalışıyorlar; BU Braneworld’e aynı Ân’da pek çok yönden saldırılar yağıyor. Sindirilmesi zor bir durum. Ama buraya gelecekler. Bu konuda bu kadar telaşlanma.”


HUUM!


Dietrich’in yüzü kıpkırmızı oldu, Çünkü o sesi tanıyordu. Bu, diğer her şeyden daha çok nefret ettiği Varoluş’un sesiydi.


Arkasını döndü.


O Sızan. Kız Kardeş’ini Kirleten. Bu orospu çocuğu!


Orada, Dietrich’in kavrayamayacağı bir Sonsuzluk’la parıldayan Mavi bir cüppe giymiş duruyordu; O kadar yoğun bir Sonsuzluk ki, o Varoluş’a bakmak Dietrich’in gözlerini sanki Güneş’e bakmış gibi yakıyordu. Yine de bakmaya devam etti, meydan okurcasına, nefret ettiği o şeyden gözlerini ayırmayı Reddederek; Gözler’inin Sıvılaşmaya başladığını hissettiğinde bile bakmaya devam etti; Yanma o kadar şiddetlendi ki, yanaklarından Kupkırmızı-Altın rengi bir Sıvı akmaya başladı; Ama yine de ona dik dik baktı, çünkü gözlerini başka yöne çevirmek teslim olmak demekti ve Dietrich, Kirletici’ye teslim olmaktansa ölmeyi tercih ederdi. O Varoluş, gözünde iğrençti. Zâlim. Nefretle dolu, Varoluş kılığına girmiş bir Kötü Adam; Ve Dietrich, son nefesini verene kadar onu tam olarak ne ise öyle adlandıracaktı!


Bir Ân sonra, bir El boynuna sıkıca sarıldı.


ÇAT!


Kirletici onu tüm vücuduyla Varoluş’a kaldırdı; Parmakları boğazını sıktı; Korkunç bir Güç barındıran bu kavrama altında boynundaki Kemikler parçalanacakmışçasına gıcırdıyordu ve Dietrich, kendini kesime götürülen bir hayvan gibi Varoluş’a kaldırıldığını hissetti!


“Biliyor musun, normalde çok sakin biriyim,” dedi Kirleticş, onu havada tutarken. “Gerçekten. Zulmü sevmem. Gereksiz Yıkım’ı da sevmem. Çoğunlukla, buna ilk El uzatan Varoluşlar beni sıkar. Bir şeyleri kırmaktansa, onları yetiştirmeyi çok daha çok tercih ederim.”


Mavi gözleri soğuktu. “Ama ara sıra, bazı Yaşam Formlar’ı o kadar alçakça, Varoluşlar’ının her bir köşesine o kadar iğrenç Dokumalar örmüş olarak yaşarlar ki, istesem de istemesem de biraz Yıkım’a tanık olmak zorunda kalırım. Bunu da o Ânlar’dan biri olarak kabul et.“


Dietrich, boynu gıcırdarken bile Varoluş’unda buna karşı çıktı!


Bu şey nasıl cüret eder de alçaklıktan bahseder! “Kirletici“ nasıl cüret eder de Zâlim der! Bir Yaşam Formu’nu o yapan her şeyi elinden almak kadar Zâlim bir Varoluş daha ne olabilir ki? Gurur. Sonsuzluk. Kendi Benliğ’i! BU Yaldızlılar’ın tüm işkence yöntemleri arasında buna denk gelen hiçbir şey yoktu.


“Sen hepimizden daha acımasızsın, Kirletici! Sen var olan en acımasız şeysin!“


HUUM!


Bu düşünceyi yüksek sesle tükürdü; Sözcükler boğazındaki sıkışmanın etrafında parçalanıyordu. Kirletici ise tehlikeli bir gülümsemeyle ona döndü ve serbest elini salladı.


Ve Dietrich onların ortaya çıktığını gördü.


Gümüş bir Acedia parlaklığı taşıyan Milyarlar’ca Yaşam Formu, Öl’ü Kale’nin etrafında somutlaşıyordu. Milyarlar’ca. Ve çevreden daha da fazla akın eden, görünürde Son’u olmayan bir Okyanus Dolu’su Varoluş. Kayıp Varoluşlar gibi görünüyorlardı, İçi Boş Varoluşlar; Gözlerinde Zeka izi yoktu, İrade yoktu, gümüş parıltının ardında boşluktan başka hiçbir şey yoktu. Hareket dışında her şeyden arındırılmış Varoluşlar idi.


“Bunlar Varoluşsal Acedia,” dedi THE Kirletici nazikçe. “Bir zamanlar Sınırlı Yaşam Formlar’ıydılar. Üzerlerine, aşağıdaki Gözlemlenebilir Varoluş’un tamamına Acedia Mühimmatlar’ı Alılanlar. Kentilyonlar’ca, artık Akılsız, Benlikler’i sizin Haneler’inizin titiz metodolojisiyle içlerinden yakılıp, yok edilmiş.” Toplanan Okyanus’u gözden geçirdi.


...!

Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi