243   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   245 



“Belki sizin gibi
müthiş bir savaşçı değilim ama topraklarım işgal altındayken yan gelip yatamam
artık!”



Vahşi Bataklık üzerindeki ikinci zindanı tamamladığından
beri, genç druidin hal ve hareketlerinde belirgin bir değişiklik göze
çarpıyordu.



Kendisinin de belirttiği gibi herhangi bir savaş gücünden
yoksundu, şiddetin çözüm olmadığı konusunda çekinceli hala vardı ancak tepkisiz
kalarak kasabını bekleyen koyun misali davranmayı da kendine yediremiyordu.



“Alyon çocuğun
günahını alıyorsun, daha sabah posta koymadı mı kendi halkına!”



Nafız arkadaşına cevap verirken bir yandan da neden Ainle’
yi muhatap aldığını söylemişti, artistlik yapan iki druide verdiği ayar hala
akıllardaydı.



“Kararlılığın ile
takdirimi kazanmaya başladın, çok yakında büyük bir sınav vermen gerekecek,
işte o zaman asıl rengini görme fırsatına erişeceğiz!”



Kıtaya ayak bastığından beri ince eleyip sık dokuyan
Nafız’ın yine bir planı var gibiydi, sadece bu sefer kendisi dışındaki
değişkenlerin durumunu bekler bir hali vardı.



“Efendim, bir soru
sorabilir miyim?”



Ortamın yumuşaklığını sezen Ainle esaretini toplayıp
harekete geçmişti, yakın zamanda aklına düşen bir sorunun cevabını çok merek
ediyordu, hazır dişi orkun iyi tarafını yakalamışken fırsatı kaçıramazdı.



“Seni dinliyorum!”



Cılız druidin tavrı Nafız’ın merakını cezbedecekti,
gözlerini üzerine diktiği Ainle’nin dudaklarından çıkacakları beklemeye
koyulmuştu.



“Buraya geldiğimiz
için bir anlaşma yaparız diye düşünüyordum, ne yalan söyleyim uzlaşmaz ve sert
tavrınızın nedenini anlayamadım.”



Oturduğu sedirin üzerine yayılmaya başlamadan önce Ainle’ yi
baştan aşağı bir süzecekti Nafız, kafasını aşağı yukarı salarken gözlerinde ‘bak
sen’
der gibi bir ifade vardı.



“Gece uzun genç
druid, rahat bir yere geç de anlatmaya başlayayım!”



İkili arasında bu konuşmalar geçerken kulübenin içerisindeki
diğer orkun başka bir derdi vardı, arkadaşının halini gören Nafız hemen neler
döndüğünü anlayacaktı.



“Sen bütün gün aç
gezdin değil mi Alyon, bana böyle ciğerci kedisi gibi baktığına göre
stoklarında yiyecek kalmamış sanırım!”



Tahmini doğruydu Nafız’ın; sabah, öğle, akşam sebze haşlama
ve lapa çıkan yemekhanenin menüsü hiç iri yarı orka göre değildi.



“Al şunları karnını
doyur, yoksa korkarım birkaç druid sabahı göremeden midenin yolunu tutacak!”



Alanlar arası halkasından çıkardığı koca bir budu arkadaşına
veren Nafız, onun hızla dışarı çıkmasının ardından asıl mevzuya dönecekti.



“Önce en sıcak
olaydan başlayalım, bugün ki toplantıda dikkatini çeken bir nokta oldu mu?”



Hafızasında kalanlardan yola çıkarak düşünmeye başlayan
druidin yakın zamanda cevap veremeyeceğini gören Nafız, sözlerine devam etti.



“Adına Heinrich denen
tipin hareketlerini düşün, mesela üstü olan Leonardo’ya Üstat demeyip sadece
ismi ile hitap etmesi gibi hareketler gelsin aklına.



Kafası bedeni gibi zayıf olan Ainle, aldığı tüyo ile bazı
sonuçlara ulaşmıştı.



“Bizim tarafımızda
sadece siz konuştunuz fakat diğer tarafta aba cübbeli ikili hariç diğer
mühendisler, Üstat Leonardo’nun uyarılarına rağmen öne çıkmayı bırakmadılar!”



“Bak beynine kan
gitmeye başladı yavaştan, peki sence bu neyin belirtisidir?”



“Üstadın sözünü
geçiremediğinin.”



“Ha şunu bileydin! Bu
druid köyünün varlığı, içinde yaşayan zavallıların sandığı gibi sağlam
temellere oturmuş değil, bir adamın ilkelerini satarak aldı küçük bir taviz
sadece.”



Ainle kafasını berraklaştırıp düşündüğünde Nafız’ın
sözlerinin tamamının haklı çıkarımlar olduğunu görecekti, buna rağmen bir yanı
soydaşlarına inanmak istiyordu.



“Peki diğer çocuklar
ile beraber eğitim gören druidler, gelecek için bir umut değil mi?”



Tam olarak istediği yere gelindiğini gören Nafız keyifle
karnını kaşımaya başladı, dişi orkun tüm öğlen boş durduğunu sananlar
yanılıyordu.



“Beni umutsuzluğa
sürükleyen en önemli noktaya parmak bastığın için teşekkürler, bu saçmalığın
yakın zamanda biteceğinin asıl kanıtı bu çocuklardır!”



Ainle dikkat kesilmiş Nafız’ı dinliyordu, bedeni onun isteği
dışında alarm durumundaydı.



“Kahvaltı için dışarı
çıktığımızda olan olaylar ve iki druidin korku içinde kaçması sırasında bile,
çocukların kalp atışları okula gidecekleri saat geldiğindeki kadar
hızlanmamıştı. Yüzlerine bakınca heyecanlanmadıklarını rahatlıkla
görebiliyorken, neydi el kadar bebeleri bu denli sıkıntıya sokan!”



“Zahmet etme ben
söyleyeyim: Korku!”



“Akşam döndüklerinde
birçoğunun üzerinde sabah mevcut olmayan yaralar vardı, bunu ailelerinin
görmemesi veya okuldaki eğitmenlerin bilmemesi mümkün mü?”



“Leonardo tek başına
bir savaşın içinde, sürekli tavizler vererek kaçınılmaz sonucu geciktirse de
yolun sonuna çoktan gelmiş. Umudunu yeni yetişen nesle yüklemesi çok mantıklı,
bunu denetleyememesi ve gerekli cezaları verecek iradeyi gösterememesi ise tam
bir fiyasko!”



“Biliyorsun seni
sevmezdim, hala da tam olarak saygımı kazanmış değilsin lakin bunlar senin
istediklerini yapmadan ölmen için bir neden değil. Şu saatten sonra sen sen ol,
ne yaparsan yap yanımdan ayrılmamaya çalış!”



İkilinin sohbeti bittiğinde gece yarısı çoktan olmuş,
kırılan kemikler ve sinir bozucu bir ağız şapırdamasının dışında tüm sesler
kesilmişti.



Sabah olduğunda kulübenin içinde ilk uyanan Nafız’ dı, şöyle
bir etrafı kolaçan ettiğinde davul olmuş göbeğini körük gibi bir indirip bir
kaldıran Alyon dışında kimseyi göremeyecekti.



“Kalk orkların
pisboğaz lordu, yeni ikametimize geçme vakti geldi!”



“Dur bir beş dakika
daha uyuyayım!



“Hay ananı…!”



Orklar acı kuvvet, yumruk yumruğa mücadele ve savaşma arzusu
konusunda ne kadar üstün özelliklere sahiplerse, güzellik olarak bir o kadar
çirkinlerdi. Türünün standartları üzerinde çirkin olan Alyon’ un uykudan yeni
kalkmış halini gören Nafız, arkasına bile bakmadan kendini dışarı atacaktı.



“Bu ne be, iyice
türbeye çevirdiniz burayı!”



Ne zaman dışarı çıksa karşısında druidlerden oluşan bir
kalabalık gören Nafız, sabah sabah maruz kaldığı çirkinliğin etkisi ile
çıkışmıştı.



“Efendim, efendim
günaydın!”



Kalabalık dışarı doğru kaçışırken, ince vücudu ile onların
arasından sıyrılan bir figür dişi orka doğru koşuyordu, kan çanağı olmuş
gözlerinin altındaki torbaların sarkmasına bakılırsa, bu kişi pekiyi uyuyamamış
gibiydi.



“Efendim, dün geceyi
bizimle gelebileceğine inandığım druidlerle konuşarak geçirdim!”



“Sonuç?”



Zindanlar en çok Ainle’ ye yaramıştı, kendi içinde yaşadığı
çatışmaların meyvelerini toplamaya başlıyordu bile.



Tanıdığı kadarıyla Nafız, ona bazı şeyler anlattıysa bunun
arkasında mutlaka geçerli nedenler olmalıydı, kendisine seçtiği yeni direniş
yoluna uygun olarak ikna edebildiği kadar soydaşını yanlarına çekmeliydi cılız
druid.



“On kişi Druid
Kurtuluş Ordusu saflarına katılmaya karar verdi, köyün çıkışında bizi
bekliyorlar!”



Uykusuzluğun bitap düşürdüğü cılız druid konuşurken istem
dışı sallandığının farkında değildi, tüm gece uğraşarak on kişiyi ikna etmenin
sevinciyle gözü bir şey görmüyordu.



“Beklediğimden epey
fazla, tebrik ederim seni Ainle. Bugün ilk defa, halkından bazı kişilerin
kurtarmış oldun!”



Nafız’ın gizemli sözleri sonra sarsılıp kendisine gelen genç
druid, hızla kendilerini köyün çıkışında bekleyenlerin yanına koştu, bir
ihtimal akıllarının çelinip fikir değiştirmelerinin riskini alamazdı.



“Parthenia köle
pazarına dönmüş burası, şunlardan birkaç tanesini elime almadan gidelim nereye
gideceksek!”



Homurdanarak yaklaşan arkadaşının ruh halini gören dişi ork,
sırıtarak cevap verecekti ona



“Leonardo’nun mekânına
geçiyoruz, canavar çevirme yapacakmış bize!”



“Ne dedin, koş koş
koş hemen gidiyoruz!”



Son zamanlarda tavana vuran iştahını leziz yemeklerle tatmin
edeceğini duyan Alyon’ un keyfine diyecek yoktu, koca ellerini pençe gibi
savurarak açtığı yoldan ilerlerken, ardında havaya fırlatılmış druidler
bırakıyordu.



“Önceleri eski
hayatımın bilincini silmedikleri için çok kızmıştım ama şimdi şu koca kafayı
gördükçe halime şükrediyorum. Adam, Vahşi Bataklık’ a girdiğimizden beri
bedeninde gerçekleşen değişimlerin hiçbirini fark edemedi daha!”



----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



“Yaşamın tadını
çıkarın; canını değil...''



Zor Zamanlar, Charles
Dickens



 



 




Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


243   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   245 



DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.