12.1   Önceki Bölüm 

Masanın diğer taraftaki sandalye  boştu. Sessizce yerime oturdum, ben gelmeden önce özenle düzenlenmiş gümüş takımlarla oynama dürtümü zorla bastırdım. Söz verilen zamana hala on dakika vardı. Arghh, çok gerginim!!! Huzursuz beklentiden dolayı su içmeyi durdurduğum an saate bakma isteğimi bastıramadım. Sanırım bu beşinci bardağımdı. Fakat beni suçlayabilir miydiniz? Bugün, Blanche'ı ağırlayacağım ilk gün olarak belirlenmişti! Dün gece heyecanımdan dolayı uyuyamamıştım bile!!! “Clara, yüzüm nasıl görünüyor?”
“Her zamanki gibi güzelsiniz.”
“Teşekkürler. Korkunç veya onun gibi bir şey görünmüyorum değil mi?”
“Görünüyorsunuz, ama sorun değil.” Hayır, bu kesinlikle bir sorun! Kaşığımı yukarı kaldırdım,  çılgınca kaşığın arkasındaki yansımamı belli belirsizce gördüm. Ughh, bu hiç iyi değil...! Sinirlerim gergin olduğu için normalden daha korkunç görünüyordum. Kaygının, tehditkâr mizacıma karşı doğal olarak yapabileceği bir şey yoktu. Hadi, mutlu şeyleri düşün... mutlu görün, mutlu görün....! Parmağımla ağzımın kenarını zorla gülümsemek için çekince sadece daha fazla feci gözüktüm. Ahh, belki de sadece bir maske giymeliydim. Ya da yüzümü saklayacak bir duvak?  Derin bir nefes almaktan kendimi durduramadım. Gülüşüm üzerine her gün pratik yapıyordum, mevcut kanıtların gösterdiği gibi. Hadi ama Abigail, bunu yapabilirsin. Acılı bir şekilde yanaklarımı daha fazla dürttüm, girişe yaklaşan hafif adım seslerini duydum. Kaşığımı geri bıraktım ve dikkatle kapıya bakmaya başladım, kalp atışlarımın sesi kulaklarımda yankılanıyordu. Kapının ardından gelen sesleri duydum, fakat kimse içeri girmedi. Kısa bir süre, Blanche kafasıyla içeriyi dikizledi. Gözleri benimkiyle buluştuğunda kız şaşkınlıkla geriye çekildi. “M-merhaba, Bayan Abigail.”
“Hoş geldin, Prenses Blanche.” 
Blanche bakışlarımın altında gergince masaya yöneldi. Pembe yanaklarının altında birkaç kelimeyi kekeleyerek söyledi. “B-beni akşam yemeğine davet ettiğiniz için teşekkür ederim. Bir ihtimal geç kalmış olabilir miyim...?” Blanche'ın gerginliği, katılaşmış vücudu gerçekten çok tatlıydı ve ona baktığımda birazcık üzgün hissettim.

Nerdeyse ellerimi ağzımın üstüne koyuyordum, o sadece her çeşit sevimliliğe sahip bir gökkuşağı yaratığı gibi görünüyordu. Oh adamım, sadece bu çocukla ne yapacağım? O zaten çok fazla~ sevimli~!!! “Geç kalmadın, bu yüzden endişelenme. Buyur, yerine otur.” Sakin kal, sakinleş seni aptal. Eğer burada gülümsersen bir şeytan gibi görüneceksin.
Blanche kendi yerine doğru ilerledi. Blanche ile yemek yiyebileceğim bir günün gelebileceğini düşünmek... Seni istediğin kadar yemekle besleyeceğim! “Nelerden hoşlandığından emin değildim bu yüzden şimdilik normal bir öğün hazırlattım. Yemekler yakında burada olur.”
“E-evet. Teşekkür ederim.” Blanche biraz gergin gözüküyordu ama şükürler olsun ki bana bakmaktan veya bakışlarımızın buluşmasından kaçacak kadar değildi. Benim çevremde daha rahat olmaya mı başlıyordu? Kurabiyeler sayesinde olmalıydı. Adamım, iyi yemekler gerçekten de birinin kalbini kazanmak için en iyi yoldu. Bu mutlu düşüncelerle Blanche'ın her sevecen hareketini izlerken acayip bir haz alıyordum. Hizmetçiler yemekleri getirmeye başlamıştı. Bugünün menüsündeki ilk şey bezelye çorbasıydı.
“Buyur, yemeğe başlayabiliriz.” Çorbadan bir yudum aldım. Hmm, lezzetti güzeldi. Hafifçe tatlı olmasını ve ağzımın içini sıcaklıkla dolduran yoğunluğunu seviyordum. Lezzetin tadını yavaşça çıkarırken, Blanche'ın gözleri tamamen açık bir halde çorbaya dik dik baktığını fark ettim. Hm? Neden böyle yapıyordu? “Blanche, yemeyecek misin?”
“Ah, um, şey...” Çocuk tekrar konuşmadan önce tereddüt etti. “....Tüm bunları yiyebilir miyim?”

“Ne?” Ne hakkında konuşuyordu? Blanche de benim şaşırmama benim kadar şaşırdı. “Şey... normalde sadece yarısını yemem söylendi...”  İdrak vuruşu. Gaaaaah, Bayan Jeremie, seni kuş beyinli! Büyüyen bir çocuk için yarım kase yemek vermek mi?! Yaşama isteğini kaybetmiş olmalısın! Dünyadan istediğin bir şey kalmamış olmalı!! 

“Bayan Abigail, yüzünüz – yüzünüz...!” Clara aceleyle arkamdan tısladı. Oops, kendini kontrol et, Abigail. Kendini kontrol et!
Elimle ağzımı hızlıca kapladım. Şükürler olsun ki, Blanche fark etmemişti. Tereddüdünü sürdürdüğünü görünce ona güvence vermek için acele ettim. “İstediğin kadar ye. Ne çok az ne de çok fazla yemek zorunda değilsin.”  Bunları dedikten sonra çorbamı içmeye devam ettim. Blanche de kaşığını hafifçe kavradı.

Kaşığına biraz çorba aldı ve yiyebileceği kadar soğutmak için üzerine hafifçe üfledi. Sonra küçük ağzını açtı, içine kaşığını koydu ve tek bir lokmada hepsini yuttu: ah, ne sevimli bir hareket. Gözlerinin içi hemen aydınlandı. Çorbanın tadını oldukça sevdiğini söylemek makul gözüküyordu. Aldığı her yudumla, yüzündeki gülümseme tamamen göz kamaştırıcı olana kadar parlamaya devam etti. Ahh, sadece onu yerken izlemek beni çok memnun ediyordu. Ne zaman büyükannemi ziyaret etsem neden beni yemeklerle doldurduğunu şimdi tamamen anlayabiliyordum... Ben, sadece bu küçük kızı tüm gün boyunca yemek yerken izlemek istiyordum.

Bayan Jeremie'nin bu kadar tatlı bir kızı beslemeyi reddettiği düşünmek... bu kadın taştan bir kalbe sahip olmalı! Taştan kalpten bahsedince... şimdi aklıma geldi de, Sabelian, onu çok az yediğini gördükten sonra gerçekten de bir şey demedi mi? “Şimdi hatırladım da, Majesteleri onunla birlikte yerken sana bir şey demedi mi?”

Blanche kafasını kaldırdı ve bana baktı. Biraz şaşkın görünüyordu. “Ah, um...? Aslında babamla hiç birlikte yemedim, bu yüzden...”

“Ne? Bir kere bile mi?”
“Evet. Babam daima işleriyle meşgul, bu yüzden tek başına yemeğini yer.”
Meşgul, ha. Zihnimden omuz silktim. Kızı düşse bile umurunda olmazdı- onun faili olarak, hayır daha azı değil- bununla onunla yemek yemeği hiç düşünmüş müydü ki? Bu düşünceler muhtemelen aklından geçmemişti bile. Neden Sabelian'ın ondan bu kadar çok nefret ettiğini merak etmeye başlamıştım. Sarayda etrafta uçuşan birkaç dedikodudan duyduklarımı hatırladım.
Önceki kraliçe, Miriam, Blanche’a doğumunu verdikten kısa bir süre sonra ölmüştü. Sonraki on yıl boyunca, Sabelian yeni bir kraliçe almamıştı. Bunun önceki kraliçenin kaybına olan kederinden kaynaklandığını söylüyorlardı. Eski eşini çok fazla sevdiği için tekrar evlenmeyi reddetmişti ya da bunun gibi bir şey olmalıydı, söylentiler zamanla çığırından çıksa da bazı şeylerin gerçeklik payı olabileceği benim de aklıma yatmıştı. Görünüşe göre, Blanche'ı görmeyi reddetmesinin nedeni buydu. Sonuçta Blanche doğmasaydı, karısı ölüm gibi acı bir kaderle yüzleşmek zorunda kalmayacaktı.
Eğer bunlar doğruysa... Sabelian'la empati kuramıyor değildim. Lakin yanlış hiçbir şey yapmadığı için Blanche daha fazla acımama engel olamıyordum. İstediği için annesi ölmemişti. Zavallı Blanche... Onun annesi erkenden öldü ve babasının ona biraz bile ilgisi yoktu... En azından, ben ona daha iyi davranmayı deneyebilirdim.
Şimdi, Blanche çorbasını bitirmişti ve boş tabağına üzgün bakışlarla bakıyordu. Hoho, benim sevgili Blanche'm, sadece biraz çorbadan sonra yemeğin gerçekten de bittiğini mi düşünüyorsun? Tam o anda, hizmetçiler sıradaki yemeği servis etmeye başladılar. Yemekler birbiri ardına geldiklerinde Blanche'nin yüzü her ardışık sıra sonucu daha fazla aydınlandı. “Lezzetli mi?”
“Evet! Çok fazla! Çok fazla lezzetli...”

Oh kuzum benim, işte yine ağlamak istiyorum. Tanıdık bir neşe ve hoşnutluk, neşeden patlayacakmış gibi görünen Blanche'ı izlerken içimi doldurdu. Bir köpeğin “Yürüyüş” kelimesini duyduktan sonra olduğundan daha mutlu görünüyordu. Çok fazla konuşmadık ve Clara’nın gönül açıklığı yardımıyla bizim küçük sohbetimiz garipleşmeden doğal olarak aktı, eğlenceli ve şen şakrak bir atmosfer oluşturdu.
Hiç zaman geçmemiş gibi görünse de, masadaki yemekler bitmeye başladı ve Norma önümüze son olarak tatlıyı yerleştirdi. Günün tatlısı éclair* idi.  Sadece doğru miktarda krema sos ile doldurulmuş, mevsim meyvelerinin yanında uzun bir choux hamurundan oluşan ağız sulandıran bir şaheser. Yumuşak dokusu ve tatlı lezzeti, krema dolu hamurun soğuk etkisiyle dilinize pürüzsüz bir su kaydırağından kayıyormuş hissi veriyordu. Mm~ Sadece ağzımda eriyen bu tat nasıl bu kadar haz verici olabilirdi? Eminim ki, Blanche de kesinlikle bunu taktir edecektir. Müthiş bir tepki bekleyerek Blanche’a hevesle baktım. Fakat, şaşkınlığıma, Blanche çatalını bırakmadan önce sadece bir ısırık almıştı. Tabağını benim tarafıma doğru itti. “B-bayan Abigail, biraz ister misiniz...?

ÇN: Bildiğimiz ekler pasta arkadaşlar. Ben de çok severim. ^^

Nefesim kesildi bir an, bu da neydi? Sevmemiş miydi? “Éclair’i sevmedin mi? Hemen başka bir şey getirmesi için şefi çağırabilirim.” Norma'ya hızlı bir bakış attım. Hizmetçinin mutfağa yönelmek üzere olduğunu gören Blanche hızlıca engel olmaya çalıştı. “H-hayır! Lezzetli olmadığı için değil...”
Çok fazla olduğu için mi?  Zihinsel olarak bir olasılıklar listesini işaretlemeye başladım.  Blanche, aceleye devam etmeden önce biraz duraksadı.  “O kadar lezzetliydi ki… Size biraz daha vermek istedim…”


ÇN: Blanche çok sevimli yaaa.... Kalbim dayanamıyor bazen. Benim de bir yeğenim var ve küçük çocukların sevimliliğini biliyorum. Yeterince büyüdüğü zaman ona istediği her şeyi almayı sabırsızlıkla bekliyorum. Yakında ilk yaşını dolduracak ve onun için ekler pasta yapmaya karar verdim. (Önceden yapmışlığım var acayip zor bir şey ama evde yapınca çok lezzetli oluyor.) Tabiiki o yemeyecek biz yiyeceğiz ama sorun değil! Hihihihi...

Üzgünüm bu iç düşüncelerimle sizi meşgul ettim. Ama bahsetmem gereken üç ana konu var.

1- Gene günceldeyiz. *alkış alkış* Aslında mutlu bir haber değil bu. Önceki güncelden bu yana bir ay geçti ve İngilizce çevirmen gerçekten çok yavaş... Ama çevirinin kalitesini hissediyorsunuz değil mi? Bunun sebebi ben değilim, hepsi İngilizce çevirmen sayesinde.... Ara sıra İngilizce çevirmenin bloğunu inceliyorum ve yeni bölüm gördüğüm an çevirmeye başlıyorum. İlk defa bir bölümü ikiye böldüm. Sanırım artık böyle yayınlayacağım çünkü bölümler gerçekten çok uzun ve benim kondisyonum pek iyi değil. Çabuk yoruluyorum.
2- Çevirmenin dediklerine göre artık bu seriyi öncelik olarak alacakmış( ben pek inanmıyorum ama) yani daha sık bölümler gelebilir. Lütfen gelmese bile seriyi listenizden çıkarmayın.
3- Evet.. Bu notu yazmamım asıl nedeni bu madde... Biraz kötü haber bu... İngilizce çevirmenin bloğunda paylaştıklarına göre serinin telif hakları satın alınacakmış. Yani İngilizce olarak resmi bir şekilde yayınlanacak. Bu şu anlama geliyor İngilizce çevirmen artık çeviri yapamayacak. Blog takipçileri yorum olarak bunun pek mümkün olmadığını alırsa Tapas’ın( webtoon/ novel platformu) alacağını söylemişler. Ama bu sadece bir söylenti. Eğer Tapas seriyi alırsa seri ücretli olur ve ben bile okuyamam. Hadi dua edelim de söylediklerim hiç gerçekleşmesin. 

Bu uzun notu okuyan herkese teşekkür ederim. Size daha iyi bir çeviri verebilmek için elimden geleni yapacağım. Okumaya ve takip etmeye devam edin. 

Diğer serilerimizi de okumayı unutmayın!!!



Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


12.1   Önceki Bölüm 



DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.