15   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   17 



Hep yaptığı gibi bir köşeye çekilmiş etrafta koşuşturan insanları izliyordu. Onlara yardımcı olmak istedi içten içe ama buna annesinin nasıl bir tepki vereceğini bildiği için pek cesaret edemedi. O asil bir kızdı nede olsa, asla çalışanlara yardımcı olmamalı ve kendisine yakışan bir şekilde sadece onlara emirler yağdırmalıydı! 'Asillik batsın.' dedi içinden. Annesini her anlamda çok seviyordu ama bu noktada hep onunla çatışıyordu, artık annesinin ikazlarından öyle çok yorulmuştu ki isteklerine boyun eymeye başlamıştı.

Yanı başında duran kızın tuttuğu merdivene korku ile baktığını görünce ayağa kalkıp kızın yanına yaklaştı.

"Bir sorun mu var ?" dedi kızın tedirgin yüzünü incelerken.

"Öykü Hanım şey, ampulü değiştirmem lazım biliyorsunuz anneniz her şeyi eksiksiz istedi ve bu ampul bozuk. Fakat ben bu merdivenlere çıkmaktan hep korkmuşumdur."

" Bu kadar insan içinde başkasından yardım isteseydin, bunu sen yapmak zorunda değilsin."

"Herkes çok yoğun çalışıyor onun için çekindim. " dedi genç kız utangaç bir şekilde.

"Tamam ben hallederim öyleyse. " dedi Öykü annesinin ikazlarını unuturken.

Alev Hanım kızını ampulü değiştirirken görse muhakkak buna neden olan çalışanı hiç bahane kabul etmeden kovardı ama neyseki görmemişti.

"Hayır lütfen ben yaparım !" dedi kız telaşla.

"Adın ne senin ? "

"Zehra efendim." dedi kız yanakları kızarırken.

Öykü karşısında kızarıp bozaran kızın bu hallerinden rahatsız olmuştu. O da onun gibi insandı işte gereksiz yere bu kadar çekingenlik oldukça yersizdi.

"Bak Zehra, merdivene çıkmaktan korkuyorsun ama ben korkmuyorum. Sence hangimizin çıkması daha mantıklı geliyor kulağa ?"

"Efendim siz patronsunuz çalışanların işlerini yapmamalısınız." Kızın asıl çekindiği kimse Alev Hanımdı.

"Ben böyle şeyleri önemsemem Zehra. Onun için sorun yok." dedi merdivene doğru çıkmaya başlarken.

"Bu ampulün ışığını söndürde değiştireyim." dedi merdivenin tepesinde bozuk ampule bakarak.

"Tabi hemen gidiyorum. " dedi Zehra daha  fazla ısrar etmenin bir işe yaramayacağını anlayarak.

Genç kızın ışığı söndürmesini beklerken yüksekten bütün salonda koşturmakta olan insanları izlemeye daldı. Herkes canını dişine takmış akşam için hazırlıklarda bulunuyordu.

"Öykü orada ne işin var? Ben sana burası ile ilgilen dedim insanların işlerini üstlen değil!" 

Kafasını çevirip baktığında babasının kızgın gözleri ile karşılaştı. Annesinin huyları sonunda babasına da sirayet etmişti anlaşılan.

"Sadece küçük bir iş baba büyütecek bir şey yok." dedi babasını yatıştırmaya çalışıp.


Barış merdivenin tepesine çıkmış kızın Aydın Beyin kızı olduğunu kız baba diye adama hitap etmeden önce anlamıştı. Çünkü bu kararlı bakışları daha önce sadece Aydın Beyin gözlerinde görmüştü. Kızın koyu  kahverengindeki saçları omuzlarına dökülmüş ve beline kadar uzanmıştı. Bu görüntü ona istemediği bir insanı hatırlatınca gerildi. 

Kendisine unutmak istediği birisini hatırlatan bu kıza karşı baştan soğuk hissetmişti. 

Öykü babasının yanında duran adamları  fark ettiğinde ilk gözüne takılan sert bakışlar olmuştu. Adamın bakışları mı böyleydi yoksa bir şeyemi kızmıştı anlam veremedi. Gözlerini irkilerek adamdan kaçırıp Zehra'nın verdiği ampulü taktı ve merdivenlerden dikkatlice indi. İnerken sendelemişti ve sert bakışlı adam buz gibi elleri ile onu düşmemesi için kolundan tutmuştu. Öykü bu temasdan irkilip refleksle kolunu çekti. 

Barış kızın da kendisi gibi gerildiğini hissetmişti. Kızı baştan sevmemişti ve onun ile umarım fazla bir arada bulunmak zorunda kalmam diye düşündü.

"Öykü bak seni kimle tanıştıracağım." dedi Aydın Bey heyecan ile.

"Bu Haluk amcan, çocukluğumuz beraber geçmişti. Ahh ne yıllardı, birde Rıza vardı 3. silahşör. " dedi cümlesinin sonunda bakışlarını kızından Haluk Beye çevirirken.

"Bu da benim küçük kız. " dedi elini kızının omzuna koyup kendine doğru çekerek.

"Memnun oldum kızım, hiç babana benzememiş olman ne şans. Öyle çirkin bir surat bir insanın kaldırabileceği şey değil." dedi  adam  eski dostuna takılmanın verdiği neşeyle.

"Al işte beni görür görmez uğraşmaya başladın yine." dedi Aydın Bey yalandan bir kızgınlıkla.

Babasının, eski dostuna bakarken gözlerindeki mutluluğu görebiliyordu Öykü.  Yılların ve uzak mesafenin eskitemediği bir dostluğa şahit olmak  genç kıza çok iyi gelmişti.

Ama Barış için bu söylenemezdi. Kızın yüzünü inceledikçe ona  çok benzediğini fark etmişti ve bu durum kendisinde kızdan uzaklaşma isteği yaratmıştı. Oradan kaçıp kurtulmayı o an için öyle çok arzuluyorduki..

Adamın beyaz tenine yakışan ve resmen lacivert olan gözlerinin kendisine sunduğu bakışlarda aynı şekilde Öykü'yü oldukça rahatsız etmişti. 

"Babanın alınganlıkları hiç değişmemiş." 

Babasının Haluk Beye sert bakışları sonucu yeni tanıştığı yaşlı adamla karşılıklı gülüştüler.

"Ahh şu mimiklerin Aydın, beni benden alıyor."

Espiri ile ortaya atılmış söze karşılık gülüşmesi şiddetli bir kahkaya dönüşmüştü.

Kahkaha yerini geniş bir gülümsemeye  bırakırken lacivertimsi bakışlar ile göz göze gelmesi sonucu bu gülüşte yavaşça silindi yüzünden.

Barış, kızda ona benzemeyen bir şeyi  bulduğunda biraz olsun nefes alabilmişti. Kesinlikle bu kızın gülümsemesi ona benzemiyordu.

"Yeter bu kadar dalga, birazda resmileşelim." dedi Haluk Bey bir anda takındığı ciddiyetle.

"Bizler tanıştık ama sizi es geçtik çocuklar. Kızım bu benin oğlum Barış. Çok küçükken sadece bir kere karşılaşmıştınız ama hatırlamazsınız belki."

"Evet hatırlayamadım." dedi Öykü hatırlamak için kendini zorlarken.

"Tanıştığımıza memnun oldum ben Öykü." dedi adama elini uzatıp.

"Ben de memnun oldum." demişti soğukça.

Adamın elini tutmaması üzerine elini geri çekti 

"Neyse ben müsadenizi isteyim yapmam gereken işlerim var."

Onay aldığında hızlı bir şekilde kendisini buza çeviren adamdan kaçtı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde şirketin düzenlediği organizasyon oldukça kalabalıklaşmıştı. 

Ama Alev Hanım yinede tam bir memnuniyet içinde olamıyordu.

"Keşke Erdem ve Zeynep'te gelselerdi. Biraz olsun kafaları dağılırdı. İkiside eve kapandı aylardır."

"Yaşadıkları inan kolay değil anne, hiç sanmıyorum kafalarının dağılacağını. Kendilerine yöneltilen sorularla daha kötü hissediceklerdir. Bak bize, biz bile kafamızı dağıtamıyoruz."

"O kadar haklısın ki... Ulaş'ı düşünmekten uykularım kaçıyor. Hala kokusu burnumda tütüyorda işte.. Ne yapalım hayata bir şekilde devam etmekte gerekiyor. Kendilerini hasta etmelerinden korkuyorum."

İki kadınında o anda gözlerinin önünde aynı suret belirmişti. Aylardır hakkında hiçbir haber alamadıkları kişinin sureti..

Gecenin ilerleyen saatleride aynı hüzünle devam etmişti onlar için. 

Taki gelen aramaya kadar..

Aldıkları haberle direk kendilerini Erdem Beylerin evine attılar. Karşılarında gördükleri genç adam sonunda yüreklerine yerleşmiş o ağır yükü ortadan kaldırmaya yetmişti.

Bütün o hasret gidermelerden sonra ilk sitemi ortaya Alev Hanım atmıştı.

"Ulaş senin için canım tahmin edemeyeceğin kadar çok yanarken sen dönüyorsun ve bize bunu daha yeni haber veriyorsun öyle mi?"

"Hala inan döndüğümü size daha erken söyleyecektim ama annemler şirketin organizasyonluğuna ev sahipliyi yaptığınızı söyleyince  işinizden alıkoymak istemedim."

"Sen dönmüşsün ne organizasyonu Ulaş." diye yakındı  Alev Hanım.

"Abla lütfen oğlumun üzerine gitme zaten oldukça yorgun."

"Beni bir tek annem anlıyor." diye sarıldı yanındaki kadına genç adam.

Sabaha kadar kimse uyumamış Ulaş'ı da uyutmamışlardı. Havada uçuşan soruları küçük yalanlar katarak cevaplıyordu Ulaş. Yalan söylemek alışık olmadığı bir durumda ama bunu yapmak zorundaydı.

Sabah Levent'ten aldığı telefon ileyse deliye dönmüştü.

Kesin bir dille uyardığı halde kendisini dinlememe cesareti gösteren kuzeninin canına okuyacaktı.

Yaşadıklarını atlatamayan Asya'yı birde bu tarz şeyler ile uğraştırmak zorunda kaldığı içinde kendinden nefret etti. Bunun bir daha yaşanmaması için daha tedbirli davranacaktı.

O sabah, daha dün gece ailesine geri döndüğü halde Rusya'ya acilen geri dönmesini söylediğinde kıyamet kopmuştu.

Bunun sebebi olarak kendini kaçıran adamın izini bulduklarını öne sürmüştü ama ne babası nede annesi yeni kavuştukları oğullarından bu kadar çabuk ayrılmayı kabul etmemişlerdi. 

Ailesini çok iyi anlayabiliyordu ama geri dönüp Asya'yı durdurma düşüncesi gözlerini kör etmişti. Hayatta çok nadir ailesine karşı gelirdi ve o sabahta onlardan biriydi.

Annesini gözü yaşlı bir şekilde arkasında bırakırken kadını öperek gönlünü almak istedi ama  pek başarılı olamamıştı.

Halası dahil herkes ona çok kırgındı.

Gitmeden önce Öykü'yü bir kenara çekti.

"Benimle gelmen gerekiyor.Sebebini yolda anlatırım." demişti fazla açıklama yapmadan.

Eğer Ulaş ondan bir şey istiyorsa Öykü asla sorgulamaz bunu kabul ederdi.

Yine sorgulamamıştı. 

Alev Hanım  kızınında aniden Ulaş ile gideceğini öğrendiğinde başta buna karşı çıkmıştı ama kocası Aydın Bey hep olduğu gibi onu ikna etmeyi başarmıştı.

"Ulaş'ı ikimizde çok iyi tanıyoruz Alev. Asla yanlış kararlar almaz, demek ki gitmeleri gerekiyor. Yiğenine biraz güven ve daha fazla sorun yaratma." demişti adam.

Durum hiç içine sinmesede Ulaş'ın hep olduğu gibi dediğini yapacağını ve kimsenin buna engel olamayacağını bildiği için daha fazla bir şey dememişti.

Uçağa bindiklerinde Öykü ile karşı karşıya oturmuşlardı.

Kuzeni ondan bir açıklama bekliyordu. Bir sorun vardıki Asya'yı anlattığı tek kişi Levent olmuştu. Öykü her şeyi yeni öğrenecekti ve ne tepki vereceğini pek kestiremiyordu.

Diğerleri olsa Ela gibi ona karşı çıkacaklarını biliyordu ama Öykü farklıydı. O hep farklı olmuş ve Ulaş'ı hayatının hiçbir evresinde sorgulamamıştı.

Böyle uç bir nokta da ondan beklediği tepkiyi almayı umarak Asya ile ilgili her şeyi en baştan anlattı.

Genç kız hiçbir şeye bu kadar şaşırdığını hatırlamıyordu. Ulaş bir Karahanlıya aşık olmuştu, ama bundanda önce Ulaş aşık olmuştu!

Abilerinden bile daha çok sevdiği adam sonunda kalbini bir kadına kaptırmıştı. Hayatı boyunca karşısında duran taş kalpli  bu adamın hep bir aşka yelken açmasını istemişti. 26 yaşındaki bu adam bir kere bile bir kadının sevgisini kalbine yerleştirmemişti.

Kendisinin aşık olmasından daha çok istiyordu Ulaş'ın aşık olmasını. Onun mutluluğunu hep kendi mutluluğu olarak görmüştü.

"Hiçbir engelin aşkın karşısında duracağına inanmıyorum. Özellikle senin aşkının Ulaş.. Seni en iyi ben tanıyorum ve bir kadını nasıl güzel seveceğini de biliyorum. Sonuna kadar yanındayım, senin aşkına karşı çıkan kim olursa olsun hep senin yanında o kişiye cephe alacağım. Buna emin olabilirsin."

Kızın söyledikleri adamın içini biraz olsun rahatlatmıştı. Aslında istediği şey kendi yanında durması değildi. Ondan, yalnızlığa gömülmüş ve kimsesiz kalmış Asya'nın yanında durmasını istiyordu.

Asya kendi gibi değildi, desteğe ihtiyacı vardı. Bir umut Ela'nın ona destek olucağını düşünerek hayatının hatasını yapmıştı. Ama Öykü Ela gibi değildi ve bunu o da biliyordu. Kuzeninin kendini hayal kırıklığına uğratmaması Ulaş'ın gönlüne su serpmişti.

"Aşık olduğun kadın, Asya. Kim bilir nasıl bir insanda senin kalbini çalmayı başarmış." dedi tebessümle.

"Tek bir bakışı yetti onu sevmeme.Ruhu ruhuma dokundu. Ama Öykü, ben onu tanıdıkça daha çok tutuldum. Kalbimi hiç düşünmeden ellerine teslim ettim." dedi acı bir tebessümle.

"Senden tek bir şey istiyorum, sonuna kadar Asya'nın yanında ol. Çok yorgun, onu daha fazla yormak istemiyorum ama buna nasıl engel olacağımı da bilmiyorum."

"Sen merak etme Ulaş. Ben hep sevdiğin kadının yanında yer alacağım." dedi sıcak bir tebessümle.

Kalan yolculukta iki insanda sessizliğe gömülmüştü. Sevdiği kadının şuan ne yapıyor düşüncesi Ulaş'ın zihnini ele geçirmişti bile.

.
.
.

Nereye gittiklerini bilmeden Ulaş'ın arabasına binen Asya allak bullak olmuş durumdaydı. İçinde anbean büyüyen bir merak vardı. Deniz Aslan kimdi? Aklına bir çok seçenek geliyordu ama hiç birisi kadını tatmin etmiyordu. Daha bugün gördüğü adamın ölü olduğunu öğrenmesi bir yerde komik geliyordu ama bir yerlerde de oldukça ürkütücü geliyordu.

Bildiğini sandığı gerçekler yalan çıkmıştı. Deniz nasıl bir oyunun içindeydi merak ediyordu. Adamın gerçek ismi Deniz miydi onu dahi merak etmeye başlamıştı. Şuan kullandığı adı neydi acaba? Nasıl bir işle meşguldü? Kendisine dahi sahte bir kimliği rahatlıkla çıkartabilmişti. Adamın ardında yatan sırları tek merak eden Asya değildi elbet. Ulaş bir karar vermişti. Deniz'in bütün sırlarını çorap söküğü gibi ortaya çıkartacak ve onu kendisine yalvartacaktı. Ulaş bir insandan intikam alacağı zaman diğer Toralılar gibi kan dökmezdi. Ya o kişinin tüm foyalarını ortaya çıkartır ve bir daha asla eski yaşamına dönememesini sağlardı. Yada Ela'ya yapacağı gibi en hassas noktasından onu vururdu.

Ela'ya karşı öfkesi bitmek bilmiyordu. Yapacağı şey belki fazlaydı ama onun da anlaması lazımdı ki Asya'ya hayatta dokundurtmazdı. Bir daha Asya'ya en ufak bir zarar veremeyeceğini anlamalıydı yoksa bedelini ağır ödetirdi.

Arabadan inip büyük ve eski bir binanın  önüne geldiklerinde Asya kafasını kaldırıp bütün ihtişamı ile önünde duran binaya baktı. Eski ama hâlâ görkemini koruyan, beyaz sütunlarının arasına altın renginde işlemeler yapılmış tarihi bir müze gibi duruyordu. Ancak burası bir apartmandı. İngiltere'nin binalarından ilham alınarak yapılmış tatlı bir apartman.

"Çok güzel bir bina." dedi Ulaş'a dönüp.

"Yapımında mimarlığını üstlenmiştim." dedi Ulaş gülümseyerek.

"Ciddi misin? Oysa eski bir binaymış gibi duruyordu."

"Bu hissiyatı vermek istemiştik başardıysak ne mutlu." dedi geniş gülümsemesi ile.

"Bu kadar iyi bir mimar olduğunu bilmiyordum." dedi karşısındaki yapıyı daha ayrıntılı incelerken.

Girdiklerinde içinin de en az dışı kadar hoş bir tarza sahip olduğunu görmüştü.

Binanın o eski havasına uygun asansöre binip yukarı çıktılar. 

Asansörden indiklerinde beyaz ve altın sarısının birlikte oluşturdukları uyumun içini ferahlattığını hissetti. Oldukça aydınlık ve ferah olan bu ortam genç kıza oldukça iyi gelmişti. Bu tarz binalar hep hoşuna gitmişti.

Ulaş'ın zile basması sonucu kapı çok beklemeden açılmıştı. Asya karşısında sıcak gülümsemesi ile kendilerine bakan bu kızı tanıyordu ve onu gördüğüne çok şaşırmıştı. Öykü ile daha önce sadece birkez karşılaşmışlardı. İnsanların yüzünü kolay kolay unutmayan birisiydi. Büyük bir parkta ailesini kaybeden küçük bir çocuğu sakinleştirmeye çalışırken anaokul öğretmeni olduğunu öğrendiği Öykü yardımcı olmuştu ona. Ve gerçekten kendisinin tersine çocuğu sakinleştirmeyi başarmıştı.

O zaman çok hoşuna giden tatlı dilli bu kadınla kısa bir arkadaşlık kurmuştu. Çocuğun ailesini bulduktan sonra küçük bir muhabbet geçmişti aralarında ve Öykü ona bu gibi durumlarda çocuklara nasıl davranılması gerektiğinden bahsetmişti.

Daha bu senenin başlarında yaşadığı  olay küçük bir anı olarak kalmıştı hayatında.

"Bu Öykü." dedi Ulaş eve girmeden önce onları tanıştırırken.

"Kuzenim." 

Asya Ulaş'ın başka bir kuzeni ile tanıştırılırken gerildiğini hissetti. Ela'nın bir benzeri vukuat yaşamayı istemiyordu.

"Tanıştırayım, Asya." dedi gözleri kendininkileri bulunca.

"Sevgilim." demişti gözlerini kısıp gamzesini ortaya çıkartırken.

 Adamın bunu derken sıcak gülümsemesini kendisine sunmasına mı, bakışlarındaki aşka mı, yoksa dediği kelimenin anlamına mı kalbi sıkışacak gibi olmuştu bilemiyordu. Bildiği tek şey sol göğsüne saplanan ağrının bütün vücudunu kaplamasıydı.

Ulaş hiç çekinmeden kendi ateşinde kavuruyordu bedenini. 

" Sevgilisi değilim." dedi Ulaş'ın koluna küçük bir çimdik atarken.

"Arkadaşız."

"Henüz inkar etme aşamasında." diyen adama sert bakışlarını yollamıştı ama Ulaş'ı hiç etkileyememiş olucakki adam ona çapkınca göz kırptı.

Ulaş'ın bu sevimli haline kalbi teklemişti ancak çaktırmadı.

Öykü onların bu tatlı hallerinden oldukça eğlenerek karşısındaki çifti izliyordu.

Levent ile göz göze geldiğinde ise çekingence bakışlarını adamdan kaçırıp 'Sen de hoş geldin.' dedi.

Levent karşısındaki kadının kalbinin hızını değiştirmesine izin verirken acı çeken sesiyle 'Hoş bulduk.' demişti.

"Daha fazla kapıda durmayın isterseniz buyrun."

Asya heyecanını üstünden atamadan içeriye girerken genişliği ve otantik tarzı ile hoşuna giden evi daha detaylı incelemeye başladı. Binaların yapısının nasıl olduğu normalde pek ilgi alanına girmezdi ama burayı tasarlayan mimarın Ulaş olduğunu bilmesi binanın gözünde oldukça ilgi çekici bir hâl almasına sebebiyet vermişti.

Kafasını kaldırıp en ince ayrıntısına kadar görüntüyü kafasına kaydederken Ulaş'ın sözü ile buna bir son verdi.

"Bakıyorumda çok beğendin."

"Güzel bir yer. İlgimi çekti" dedi gülümseyerek.

"Tekrardan hoş geldiniz. Tanıştığımıza gerçekten çok memnun oldum. Ulaş'ın sana neden abayı yaktığını çok iyi anlıyorum." dedi Öykü Asya'ya gülümserken.

Asya anlamayan gözlerle karşısındaki kıza baktığında Öykü gülümseyerek Asya'ya açıklamada bulundu.

"Çok güzelsin."

"Teşekkürler sende öylesin." dedi kibarlığına korumaya çalışırken.

Fakat kendisine iltifat edilmesinden hep rahatsızlık duymuştu ve yine o rahatsız his onu bulmuştu.

"Burası kime ait?" diye merakla sordu.

" Babam Ulaş'ın işlerini çok sever. Bu binanın işi biter bitmez sırf Ulaş mimarlığını yaptı diye burayı satın aldı fakat işlerinin yoğunluğundan dolayı hiç gelemedi. Arada ben geliyordum işte tatil niyeti ile." 

Kızın sıcak tavırlarından Ela ile aynı olmadığını anlaması uzun sürmedi. Ela'yı da sırf Ulaş için değerli birisi diye sevmişti ama artık aynı hisler besleyemiyordu kıza karşı. Ancak Öykü baştan beri kendisine yakın davranıyordu. En azından Ela gibi kendisini görmemezlikten gelmemişti.

"Kabul edersen seninle bir süre bu evde ev arkadaşlığı yapmayı çok isterim."

Kızın teklifine ne cevap vereceğini bilemedi. Aklına Ela ile yaşadıkları gelince kabul etmenin pek mantıklı tarafı olmadığını düşünüyordu. Öykü'nün farklı olduğunu görebiliyordu ama cesaret edemiyordu.

Öykü Asya'nın tedirginliğini görünce Ulaş'a baktı. Ulaş'ın gözlerinden kendisine ne demek istediğini çok iyi anlıyordu. 'Onu ikna et.' diye bağırıyordu bu bakışlar.

Ela'nın kıza neler dediğini pek bilmesede kendini kötü hissetti Öykü. 

Kızın tüm çaresizliğine rağmen kendisine karşı böyle tedirgince yaklaştıracak kadar ne demiş olabileceğini düşündü.

"Eğer endişen benim temiz ve düzenli bir insan olup olmadığımsa inan bana bu konuda lisans bile alabilirim. Seni dumura uğratacak kadar tertipli bir insanımdır." dedi neşeyle.


"Mutlaka öylesindir." diye mırıldandı.

Başka ne yapabilirdi ki? Otelde kalmak çok masraflı olurdu. Üstelik cebindeki parayı dahi Ulaş'tan almıştı.

Bir kere Ulaş'a güvenmeyi seçtiyse bunun devamını da getirecekti. Bir daha kimsenin kendisine zarar vermesine izin vermeyeceğini söylediğinde ona inanmıştı. Demek Öykü gerçekten zararsız biriydi.

"Teklifin için çok teşekkürler. Bende seninle ev arkadaşlığı yapmayı isterim." demişti tebessümle.

Ulaş, Asya'nın bu kadar çabuk ikna olmasına şaşırsada kıza bunu çaktırmadı.

.
.
.

Ela kapıyı açtığında karşısında  gördüğü kişiyle korkan gözlerle geri çekildi.

Ulaş kızın yüzüne dahi bakmadan eve girdiğinde yapacakları için kendisine hakim olmayı diledi ama içinde biriken öfke buna engel olmaya çoktan hazırdı.

Koşar adımlarla  adamı takip ettiğinde çoktan endişe bütün vücudunu sarmıştı. Ulaş'ın ne kadar ileri gideceğini kestiremiyordu.

"Ulaş ben" dedi cümlesinin devamını nasıl getireceğini bilmeden.

" Ben sana güvenmiştim Ela. Ama sen bana ihanet ettin." dedi soğukça.

Adamın kendisine buz gibi bakan gözleri canını yakmaya yetmişti. Ulaş ile hep abi kardeş gibi olmuşlardı ve artık bu ilişkiyi kendisinin bozduğunu görebiliyordu.

Ama geri adım atmayacaktı. O her zaman inandıkları uğruna her şeyi yapacak bir kadın olmuştu . Ela'ya göre Ulaş ne yaptığının farkında değildi ve onun gözünü açmaya kararlıydı.

"Anlamıyorsun değil mi? Peşinden gittiğin kadının babası dedemizi öldürdü. O bir Karahanlı. Nasıl onu hayatımıza sokmak istersin?"

"Asya'nın kimseye bir zararı dokunmadı, başkalarının suçunu onun üstüne yüklemeyeceğim. O masum biri!" dedi hala soğuk çıkan sesiyle.

"Bir Karahanlı asla masum olamaz! Hepsi iğrenç yaratıklar ve ben onunla olmana göz yummayacağım!"

Duyduğu kelime ile dişlerini sıktı genç adam. Artık içindeki öfkeyi tutmak için hiçbir çaba sarf etmeyecekti.

"Ona da mı böyle hakaret ettin?" dedi sertçe.

"Neyi hak ediyorsa onu söyledim." dedi Ela geri çekilmeyi aklından bile geçirmeyerek.

"Asya'nın canını hiç çekinmeden yaktın yani." dedi ateş saçan gözleriyle.

"Onun neler yaşadığını bildiğin halde dişlerini ona geçirmekten geri durmadın."

"Ben bir Karahanlıya merhamet duymam. Yaşadıkları umrumda değil."

"Şimdi sana yaşatacaklarım benim de umrumda olmayacak!" diye kükredi Ulaş.

Hızla merdivenleri çıkıp kızın atolyesine yöneldi.

Ela ne yapacağını anlayamamıştı başta. Sonra onun peşinden gidip hangi odaya  girdiğini gördüğünde aklına gelen şeyle çığlık attı.

"Ulaş sakına!" 

Bütün evi inleten bağrışı Ulaş'ı durdurmaya elbette yetmemişti. 

Ela'nın resim atolyesine girdiğinde evin en geniş odası olan bu yerin kızın en çok zaman geçirdiği yer olduğunu biliyordu.

"Onun canını hiç tereddüt etmeden yaktın, ben de senin canını yakarken bir an dahi tereddüt etmeyeceğim." dedi kız ile son defa göz göze gelirken.

"Yalvarırım." diye inledi Ela.

Ulaş çoktan duvarda olan resmi yırtmaya başlamıştı.

Korku ile adamın koluna yapıştı ona engel olmak için ama Ulaş onu sertçe itti.

Sarsılarak geri giden genç kadın ellerini yüzüne kapatıp bu yaşananların bir kabus olmasını diledi. Göz yaşları yüzünü çoktan ıslatmıştı. Ulaş büyük bir öfkeyle her bir resmi acımasızca parçalıyordu.

Ela'nın yakında ilk resim sergisini açacağını çok iyi biliyordu. Büyük bir heyecanla bunun için uğraşan kuzeninin bütün hayallerini yıktığınıda..

İki yıldır her şeyini ortaya koyarak yaptığı resimlerin bir öfkeye kurban gittiğini görmek vücudunun her noktasına küçük iğneler batırılıyormuş gibi acı verdi Ela'ya. 

Titreyen bacakları dayanamayıp yere kapandığında hıçkırıklarını serbest bırakmıştı. Bütün emekleri, geceleri ve gündüzleri yerde çöp olan kağıt parçalarına dönüşmüştü.

Yere kapanmış sarsıla sarsıla ağlayan kadına acımasızca baktı. Gördüğü görüntü yaptığı şeyin pişmanlığını duymaya yetmemişti. Asya'ya kim ne zarar verirse ona misli ile ödeteceğini herkese öğretecekti.

Bundan sonra kimsenin onun kılına dahi zarar veremeyeceğinden emin olucaktı.

"Bir kere daha onun hakkında kötü bir şey söylersen hayatın boyunca o çok istediğin resim sergisini açamazsın." demişti orayı terk etmeden önce.

Geride bıraktığı ise büyük bir enkazdı.

Kafasını kaldırıp  bütün emeklerinin yırtılmış küçük kağıtlara dönüştüğünü gördüğünde yakarışı evi inletmişti ama kimse onun sesini duymamıştı.

.
.
.


Kendisine kahve uzatan kadına ufak bir tebessümle teşekkür etti Asya.

"Piyano çalıyormuşsun." dedi Öykü heyecanla.

"Ben de hep çalmak istemişimdir ama pek yetenekli değilim bu konuda. Piyano çalabilen insanlar benim için bu hayattaki en özel olduklarını düşündüğüm insanlar. Yeteneğinize hayranım." dedi sıcak gülümsemesi ile.

Öykü'nün istediği şey Asya ile yakın olmaktı. Ama bunu Ulaş istediği için değil kendisi için istiyordu. Karşısındaki kadının gözlerine yerleşmiş yalnızlığı görmek canını yakıyordu. Asya'ya acımıyordu fakat kızın bakışlarındaki derinlik onun bir çukurun içinde çırpındığını fark etmesine sebep oluyordu ve onu bu çukurdan kurtarmak istiyordu.

Öykü hislerine hep güvenen biri olmuştu ve bu sefer hisleri Asya'nın kalbinin güzelliğinin yüzüne yansıdığını haykırıyordu ona. 

İnsanlarla arkadaşlık kurmaktan hep kaçınırdı çünkü içlerindeki kötülüğü görürdü. Çok az insan vardı hayatına soktuğu. Bencil insanlardan, yalancılardan ve diğerlerinden hep kaçmıştı. Ama Asya onlar gibi değildi, bunu görebiliyordu.

İlk defa tanımadığı birine karşı kendisini böyle yakın hissediyordu Öykü.

Belki karşısındaki kıza karşı bu kadar yakın hissetmesinin sebebi ruhunun aynası olan kızın gözlerindeki yalnızlıktı. O da kendisini seven herkese rağmen aynı yalnızlığın içinde boğulmuyor muydu? Hayatında hep eksik bir yer vardı ve Asya'nın gözlerinde bunun somut halini görüyor gibiydi.

"Piyanoya karşı fazla ilgiliysen sana öğretmek isterim. Bu kadar hevesli öğrenci bulmak oldukça zor."

"Bunu çok kez denedim ama başarılı olamıyorum. Bazı şeyler yetenek meselesi."

"Senin çocuklarla arandaki ilişki gibi." dedi  gülümseyerek.

"Efendim?" diye şaşkınca kaşlarını kaldırdı.

"Biz bir kere seninle karşılaşmıştık." diye açıklamada bulundu fakat Öykü hâlâ hatırlayamamıştı Asya'yı.

"Bir çocuk ailesini kaybetmişti ve ona yardımcı olmaya çalışıyordum ama çocuklarla ilişkilerde pek iyi olmadığım için başarılı olamamıştım. Sonra sen bizi fark etmiştin ve küçüğü sakinleştirmeyi başarmıştın. O gün bana çocuklarla ilgili bir kaç bilgi vermiştin ama inan  dedinlerini çoktan unuttum." dedi gülümseyerek.

"Evet sen o kızsın." diye heyecanla atıldı Öykü.

"İnanamıyorum hayat ne kadar kısa. Hafızamsa çok zayıf, sen demesen hayatta hatırlayamayacaktım seni."

"Çocuklarla zaman nasıl geçiyor? Anaokulu öğretmeni olduğunu hatırlıyorum daha devam etmiyor musun da burada Rusya'dasın?"

Bu soru Öykü'yü tanıdığı andan beri aklına takılan bir soruydu.

"Ne yazıkki hayır devam edemiyorum. Bu hayatta en çok çocuklarla vakit geçirmekten keyif alırım fakat annem buna daha fazla katlanamadı. Kendimize ait bir şirket varken neden ben küçük bir kreşte çalışıyımmış. Annem fazla takıntılı bir insandır ve bir yerden sonra onunla baş etmekten vazgeçmek zorunda kalıyorum. Artık şirkette abimin asistanlığını yapmaktayım. İnan öyle sıkıcıki. Hiç bana göre bir iş değil. Ben dört duvarın arasında dosyalara gömülecek bir kadın değilim." dedi mutsuzca.

"Seni çok iyi anlıyorum. Ben de konservetuar okumak istemiştim müzik adına bir kariyer yapmak için ama ailem şirkette çalışmam gerektiğini söyleyip buna karşı çıktı. Hiç bana göre olmayan bir alanda iki senedir öğrenim görüyorum. Beni fazla düşünen aynı ailem hapsi boylamam için kuzenimin suçlarınıda boynuma yıktı." dedi umutsuzca.

Öykü Asya'nın elini tuttu destek olmak istercesine. Kızın kendini ağlamamak için sıktığını görebiliyordu.

" Merak etme Asya. Ne Ulaş nede ben hapse girmene izin vermeyeceğiz. Aynı acıları tekrar yaşamayacaksın."

Kızın bu yakın tavrı garibine gitsede iyi gelmişti Asya'ya. Ulaş'ın ne dediğini hatırladı. Öykü ile iyi anlaşırsınız o da sana benziyor demişti aylarını geçirdikleri o odada. Öykü Ulaş'ın bahsettiği gibi  sakin bir insana benziyordu ama içinde yatan canavarı merak etmeden edemedi. Başından beri kibarlığını koruyan bu kız nasıl bir canavar dönüşecekti acaba? Ne onu sinirlendirir diye düşündü sonra. 

Herkesin sınırları vardı ve Öykü'nün sınırlarınıda merak etti.

"Ulaş'a benziyorsun." dedi hafif bir tebessümle.

"Onun gibi kararlı bir duruşun var, insana güven veren cinsten. Teşekkürler Öykü, desteğin için yani. Buna gerçekten ihtiyacım varmış, bir arkadaşa. Şimdi daha iyi anlıyorum. İnsanlara güvenimi tamamen yitirdiğim bir noktadayım ve tek güvenebildiğim kişi Ulaş. Birde onun güvendikleri. Sana güvendiği için seni benim hayatıma soktuğunu biliyorum, onun için sana güveneceğim." dedi içtenlikle.

Öykü tüm cesaretini yoplayıp kıza merak ettiği şeyi sordu.

"Onu seviyor musun?" dedi kısık çıkan sesiyle.

Sevmek.. Ulaş'a karşı hislerini bu kelime tanımlayabilir miydi? Ulaş şu karanlığa bulanan hayatında tek aydınlık nokta olmuştu. Kalbi onunlayken hep kendisine ihanet ediyordu. Onsuzluk daha beterdi. Hiç tatmadığı acıları tattırıyordu kendisine. Yanındayken dahi özlüyordu onu. Tutuklu kaldığı adamdı Ulaş. En yakınında dururken, ona bakarken dahi adama duyduğu hasret bitmiyordu. Tek bir bakışı onu yakmaya yetiyordu.

"Seviyorum." dedi ilk defa itiraf edip.

"Belki de onun beni sevdiğinden daha çok." dedi yalan söyleyemeyerek. 

İstesede söyleyemezdi zaten.

"Ulaş'a söyleme olur mu? Bilmesin." dedi yalvaran bakışlarla.

Kızın çaresizliğine içi yanmıştı Öykü'nün.

"Niye Asya? İkinize de bunu niye yapasın? Sonuna kadar hislerini bilmesi gerekmez mi?"

"Anladı zaten, ne kadar fark ettirmemeye çalışsamda ben daha kendime itiraf edemeden anladı her şeyi. Yinede bunu kendime sonunda itiraf ettiğimi söyleme ona. Biz birbirimize yasağız, beni unutmalı."

"Korkuyorsun." dedi sinirle.

"Evet korkuyorum."

"Aşk seni bulmuş ve sen korkuyorsun öyle mi? O seni unutamaz aklından çıkar bunu. Ulaş sen istesende istemesende senin peşinden gelir. Onu en iyi ben tanıyorum ve asla sana zarar gelmesine izin vermez. Onu hiç tanımıyorsun değil mi? O istediğini hep elde eden biri olmuştur Asya. Seninle cenneti yaşamak istiyorsa bunu yaşar." dedi sertçe.

Ne diyeceğini bilemedi Asya. Kızın daha demin bir canavara dönüşürse nasıl olucağını merak ettiği için kendine lanet etti. Tamda Öykü'yü canavara dönüştürmüştü işte. Yumuşak ve şevkatli bakışların yerini çoktan hırs almıştı.

Asya'nın dediklerinden rahatsız olduğunu hissettiğinde geri çekilip özür diledi.

"Sadece aşkta cesaretsizlikten nefret ederim. Sen seviyorken o da seni seviyorken kimse size karışamaz. Aşkınızın karşısında duran kim olursa olsun bu aşkın yanında duracağım Asya. Hatta bu kişi sen bile olsan." dedi keskin bir gülümsemeyle.

Asya Öykü'yü çok iyi anlamıştı, o aşka aşık bir kadındı. 

"Ne gücüm var ne cesaretim." dedi yorgunca.

"Anlamıyorsun."

Öykü sıkıca Asya'ya sarıldı.

"Sana o gücüde cesaretide vereceğim." diyen kadına ne diyecekti bilemiyordu.

Öykü geri çekilirken Asya'ya tebessüm etti.

" Şarkı sözünde diyor ya; Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk. Ben hep buna inananlardan oldum. Siz bu aşka düştüyseniz gerekirse bu uğurda kendinizden vazgeçmelisiniz yoksa bu aşk değildir. Başka bir şeydir ama aşk değildir."

"Sen hiç aşık oldun mu?" dedi aşka bu kadar hayran olan kadına.

"Hayır olmadım." dedi Öykü umutsuzca.

"23 yıllık hayatımda en çok aşık olmayı istedim. Birini sevebilmeyi, ama aşka bu kadar hayran olan ben kalbimi kimseye kaptıramadım. Bu duygu belki de özel insanları buluyordu Asya. Ne dersin?" dedi göz kırparken.

"Aşk her zaman hak edenlerin olmuyor." dedi Asya nefesini dışarı üflerken

"Bu muhabbet çok ağır bir hâl aldı. Bu kadarı bana fazla. Bu konuyu artık kapatsak mı?" dedi Asya.

"Sen nasıl istersen."

"Son bir şey daha. Söylemezsin değil mi?"

" Sen istesende söylemem, bunu senden duymalı." dedi sıcak gülümsemesiyle.

Yıllar sonra ilk defa bir arkadaş edinmişti Asya. Sonuna kadar güvenebileceğini düşündüğü. Normalde kimseye güvenmezdi fakat Ulaş ona güveniyordu ya bu yeterdi Asya için.

Kendisine verilen odaya girip çok geçmeden uyuya kaldı.

Öykü ise kendisine yaptığı ikinci kahveyi yudumlayarak camdan dışarıyı seyrederken zamanın onlara ne getireceğini merak ediyordu.


Kapının çalması  ile delikten bakıp gelenin Ulaş olduğunu gördü. Kapıyı açıp içeri geçmesine izin verdi.

"Ne yaptı?" diye sordu merakla.

"Uyudu. Sen ne yaptın? Nereden geliyorsun?"

"Ela'nın yanındaydım, onunla halletmem gereken bir mesele vardı. Biliyorsun."

"Ulaş umarım yanlış bir şey yapmamışsındır." dedi içinde oluşan kötü hisle.

"Ela'yı ikimizde tanıyoruz, sadece bizim iyiliğimizi ister, bu uğurda yanlışlar yapsada durum bu. Asya'yı da zamanla kabullenecek. O zaman onun içinde başkalarının canını yakmaktan çekinmeyecek."

"Damarıma bastı, bunun bedelini  ödettim ona. Bir daha Asya'ya hakaret etmeyi göze alamaz."

"Ne yaptın?" dedi korkuyla.

"Atolyesindeki tüm resimleri parçaladım."

"Ne!" diye çığlık atan kızın ağzını eliyle kapattı.

"Sessiz ol uyanacak." dedi kaşlarını çatıp.

"Bunu nasıl yaparsın? Yakında sergisi vardı, Ela son iki yıldır  hayatını bu sergiye adamıştı Ulaş." dedi gözleri dolarken.

"Biliyorum, bunun için yaptım ya zaten. Ne kadar ciddi olduğumu anlamalıydı. Ela gözü döndüğünde her şeyi yapacak bir insan. Eğer ben ona bu şekilde uyarıda bulunmasaydım Asya'yı hiç çekinmeden ihbar edebilirdi. Bunu göze alamadım. Yaptığımın çok doğru olmadığının ben de farkındayım ancak ya gerçekten ihbar etseydi Asya'yı. O kız bir daha dört duvarın arasına sıkışamaz, orada bile intihar etmekten bahsediyordu. Onu böyle bir tehlikeye atamam. Psikolojisi kaldırmaz."

"Şimdi ihbar etmeyeceğini nereden biliyorsun?"

"Yapamaz çünkü eğer bir kez daha Asya'ya zarar verirse o çok istediği sergiyi asla açmasına izin vermeyeceğimi söyledim. Bunu tereddüt etmeden yapacağımı görmüş oldu."

Öykü'nün hâlâ dolu olan gözlerini görsede elinden bir şey gelmemişti. Asya için herkesin canını yakmaya hazırdı.

"Böyle olsun ben de istemedim ama onu uyarmıştım."

Kafasını salladı Öykü.

"Seni anlıyorum fakat Ela'nın kaldıramayacağı bir şey bu. O resimlerin onun için ne anlama geldiğini biliyorsun."

"Fakat sen Asya için dört duvarın arasında kalmanın ne anlama geldiğini bilmiyorsun. Odanın duvarları üstüne geldiği için kapısı açık uyuyor. Oysa önceden kapıları kapatma tiki varmış. Yaşadıkları o kızı ne hâle çevirdi anlayamıyorsun." dedi öfkeyle.

"Orada nasıl işkence gördüğümüzü bilmiyorsun Öykü. Benim bile zor dayandığım şeyler yaşadık, oysa ben güçlü bir insanımdır. Asya hiçbirini kaldıramadı, son zamanlarını hep baygın geçirmişti. Şimdi Ela'nın iki üç tane resminin vicdan azabını çekicek değilim." sesi oldukça sertti.

Öykü ile daha fazla konuşmak istemeyerek ayağa kalktı.

"Ne kadar iyi bir insan olsanda kendi kanından olanın tarafını tutacaksın değil mi?" 

Bu söz Öykü için fazlası ile ağır bir söz olmuştu.

"Ben Ela'nın tarafını filan tutmuyorum Ulaş! Yaptıklarını da desteklemiyorum ama senin de yaptığının yanında duracak değilim."

" Senden benim tarafımda olmanı isteniyorum, sadece Asya'ya destek ol yeter."

"Bundan şüphen olmasın, ama bilki senin için değil Asya için onun yanında duracağım."

"Onu sevdin yani." dedi sesi yumuşarken.

"O zaman benim için ortada bir problem yok."

Asya'nın odasının önüne geldiğinde aralık kapıdan kızı izlemeye daldı. Kızın bebek gibi olan masumluğu kalbini acıtıyordu. Yavaş adımlarla yatağa yaklaştığında kendine engel olamadan kızın saçını okşamaya başladı. Çoktan odayı kızın kokusu kaplamıştı, hiçbir yerde bulamadığı kokuyu daha iyi duyumsamak için biraz eğildi ve kokunun ciğerlerine dolmasına izin verdi.

O sırada Asya hafifçe gözlerini aralayıp karşısında gördüğü adamla dudakları hafifçe kıvrıldı.

"Sen mi geldin?" dedi uyku sersemliği ile.

Kızın bu sevimli hali dahi Ulaş'ta ona dokunma isteği yaratıyordu fakat buna engel olmak için iradesini zorladı.

"Ben geldim hadi uyu." dedi saçını okşamaya devam ederken.

"Sen de gel." dedi Asya yatakta biraz geri çekilip.

"Yorgun bakıyorsun sen de uyu." demişti.

Asya'dan hiç beklemediği teklife karşı oldukçe şaşırmıştı adam. Ama reddedecek gücüde kendinde bulamamıştı. Kenara kayan kızın çekingenlikle yanına uzandığında kalbinin sesinin odada yankılandığına yemin edebilirdi. Asya tekrar gözlerini kapatıp ellerini adamın göğsüne koyduğunda genç kız gibi kendisininde nasıl uyuyacağını merak ediyordu. Günlerdir uykusuzdu oysa. Uykuya fazlasıyla ihtiyacı vardı fakat genzini yakan kokuyla ve kollarının arasındaki masumlukla kendini uykuya teslim edemiyordu. Hafifçe parmağı ile Asya'nın yanağına dokundu. Kirpikleri düşmüştü yanaklarına. Göz altları hâlâ hafif mordu ama bu bile kızı çirkinleştirmeye yetmiyordu. Yanaklarının nasıl içe çöktüğünü fark ettiğinde Deniz Aslana lanet etti. Ne olursa olsun Asya'ya yaşattıklarının bedelini ödetecekti o adama. Kızın kemiklerini hissediyordu resmen. Onu ilk gördüğündeki hafif tombul yanakları geldi aklına.Gülümsedi. Kızın tekrardan biran önce o sağlıklı haline dönmesini istiyordu.

Sabaha kadar uyuyamamış Asya'yı izlemişti. Mahkumluğunda bile Asya'nın fark etmediği tüm anlarda sadece onu izlerdi.

Kız hafifçe kıpırdanınca gözlerini kapattı. Asya elinin altında hissettiği sert bedenle kaşlarını çatıp gözlerini açınca yatağında yatan adamı görmesi ile küçük bir çığlık koptu dudaklarının arasından.

Bir anlık şokla var gücüyle ayakları ile tekme atıp adamı yataktan itti.

Neye uğradığını anlamadan yere yuvarlanan kızın gücüne hayret etmişti.

"Ne yapıyorsun Asya!" diye bağırdı kıza.

"Asıl sen ne yapıyorsun ne işin var benim yattığım yerde?!"

"Gece sen kabul ettin beni yatağına!" dedi sitem ederek. Toparlanıp ayağa kalktığında öfkeyle kıza baktı ancak kızın uyku sersemi tatlı görüntüsü ile öfkesi çabuk dağılmıştı. Saçları hafif dağınıktı ve bu Ulaş'ın kalbini tekletmeye yetmişti.

"Ben öyle bir şey yapmam!" dedi bağırarak.

"Hayatta bir adamı yatağıma sokmam! Yalan söyleme!" 

"Ama beni soktun." dedi adam çapkınca.

"Sana inanmıyorum." dedi Asya ayağa kalkarken.

"Öyle bir şey olsaydı hatırlardım."

Adamın daha fazla bir şey demesine izin vermeden odadan çıktı.

Banyoya girdiğinde elini kalbinin üzerine koymuştu. Ne kadar hızlı atıyordu öyle. Bütün geceyi fark etmeden Ulaş'ın kollarının arasında geçirdiğini düşününce bir ürperti sardı ruhunu. Aynaya baktığında kıpkırmızı olan yüzünü görünce sertçe soğuk suyu çarptı tenine. Kalbine söz geçiremiyordu.

Odaya girip koltuğa oturduğunda kollarını birbirine geçirdi. Ulaş'ta karşısına oturmuş onu izliyordu. Adamın yüzüne bakmamak için kafasını yan çevirdi. Ona sinirliydi ama daha çok kendisine. Göz ucuyla adama baktığında Ulaş'ın güldüğünü gördü.

"Farkındaysan şuan sana trip atıyorum, izin verde rahat rahat atayım." dedi sinirle.

"Sen at tribini bende senin bu komik halini izliyim keyifle." diyen adama gözlerinden ateş çıkarak baktı.

"Beni uyuz etmeye mi çalışıyorsun?" dedi.

Aldığı tepki sadece adamın yana doğru kafa sallaması olmuştu.

Dayanamayıp o da güldüğünde küçük çaplı bir kahkaha dökülmüştü dudaklarından.

"Güldüğüme bakma Ulaş. Bir daha aynı şeyi yaparsan çok fena olur." dedi gülümsemesi yüzünden eksilmezken.

"Sen davet ettin yanına. Bana inanmayacaksın değil mi?"

"Kulağa saçma geliyor." dedi ama aslında bunu yapabileceğini biliyordu. Konu Ulaş olunca neler yapacağını kendisi dahi kestiremiyordu.

.
.
.

Öykü ile kahvaltıyı hazırlayıp hep beraber kahvaltı yaptılar. Sonra Ulaş önemli bir işi olduğunu söyleyip evden çıkınca o da vakit kaybetmeden  iş aramak için dışarı çıktı. Neyseki Öykü onu sorgulamamıştı. Peşinden koruma gelip gelmediğini anlamak için durmadan arkasına bakıyordu ama onu takip eden kimseyi görememişti. 

Bir kaç yere iş bulmak için girdiğinde umudu iyiden iyiye tükenmeye başlamıştı.  

Son çare olarak elini cebine atıp küçük kağıt parçasına baktı. Deniz'in kendisine nasıl bir iş bulduğunu merak ediyordu. Bir taksiye binip adresi şoföre verdiğinde ne yaptığını kendisi dahi bilmiyordu. Kısa süren yolculuk sonucu arabadan inip karşısındaki yere baktı. Simsiyah olan yer dışardan oldukça ilgi çekici ve şık duruyordu. İçeri girdiğinde kulağını dolduran seslerin geldiği yere doğru yürüdü. Binayı dolduran melodinin hoş bir tınısı vardı. Müzik sesinin geldiği yere sonunda girdiğinde sahnede tüm ihtişamları ile duran insanları hayranlıkla kapının ardından izlemeye başladı. Hepsinin elinin altında farklı bir enstürman vardı ve birbirleri ile uyumu göz yaşartıcı cinstendi. O kadar güzellerdiki her biri mükemmel bir yapbozun parçaları gibiydiler. Yaptıkları çalışma sona erdiğinde bir kadın onu fark ederek yanına geldi.

"Merhaba." demişti Rusça.

Neyseki bunu anlayabilmişti.

Rusça bilmediğini söylediğinde kadın ingilizce konuşmaya başladı.

"Şuan provadayız gösteri akşam olucak." demişti hafif bir tebessümle.

"Hayır ben iş için gelmiştim. Yani bir arkadaşım burayı bana tavsiye etmişti." dedi kadının ilgisini çekmeyi başararak.

Yeni ismini hatırlayarak " Azra Ok." dedi. 

Oysa bu isim ona oldukça yabancıydı.

Kadının gülümsemesi büyürken gözleri ışıldamıştı.

"Piyanist?" diye sordu neşeyle.

"Piyano çalabilirim." diye cevap verdi. Piyanist sıfatını kendine yakıştıramıyordu çünkü bu işini hakkıyla yapan insanlara hakaret gibi geliyordu. O daha bunun eğitimini bile düzgün alamamıştı.

"Dmitriy gelicek olan kızın bu kadar güzel olucağını söylememişti." dedi kadın.

"Dmitriy kim?" diye sordu merakla.

"Seni tavsiye eden arkadaşın, ismini bilmiyor muydun?" Kadın bu sefer merakla kaşlarını çatmıştı.

Asya'nın ise o anda kafasında tek bir soru dönüyordu.

Dmitriy denilen adam Deniz'miydi? Artık hayatına bu isimle mi devam ediyordu Deniz? Ama niye? 

Bir anda kendisini kuşatan sorulara karşı allak bullak olmuşken bu soruların cevabını alabileceği tek kişinin sesini duydu arkasından.

"Geleceğini biliyordum." diyen adama dönerken Deniz'in mavi gözleri ile karşı karşıya geldi.

"Dmitriy!" diye bir ses düşmüştü henüz adını bilmediği kadının dudaklarından.



Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


15   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   17 



DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.