33   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   35 



"... Böylece küçük çocuk ailesine kavuşmuş ve sonsuza dek mutlu yaşamışlar."
Genç kadın kitabın kapağını nazikçe kapattı ve şefkatle yataktaki küçük çocuğa baktı. Altın sarısı saçları dağılmış, beyaz teni gece lambasının ışığıyla hafifçe parlıyordu. Kitabı yatağın yanındaki komodine koydu ve eğilerek çocuğun alnına bir öpücük kondurdu.
"İyi geceler,tatlım."
Çocuğun nefesi tatlı bir melodi gibi geceye karışırken kadın oğlunun ipeksi saçlarını okşadı ve sessizce odadan çıktı.
Bu oğlunu son görüşüydü.
En azından Abel onu bulana kadar.


Ertesi sabah Abel siyah takımını giymiş Felix'in elini tutuyordu. Felix ile verdikleri sözün üzerinden sadece bir hafta geçmişti. Şimdi ise Abel sabahın erken saatlerinde neden bu büyük salonda olduklarını anlamaya çalışıyordu.
"Annem nerede?"
Felix küçük çocuğun elini sıktı. Yüzüne bakmak istemiyordu. Cevap vermek istemiyordu. Kelimeleri boğazında düğümlenmişti.
Annen öldü.
Bunu ona nasıl söyleyecekti?
Sustu. Abel'ın merakının damarlarındaki kan gibi bütün bedenini sarmasına izin verdi.
Biraz sonra Abel'ın babası bütün asaletiyle odayı doldurdu. İri bir adam değildi aksine görenleri büyüleyen oldukça zarif bir bedene sahipti ama ruhu için bunu söylemek mümkün değildi. Ruhu her zaman soğuk ve vahşiydi. Elbetteki bunu kimselere belli etmeden herkese istediğini yaptırır ve çoğu zaman sakinliğini koruyarak büyüleyici yüzünde mimikten yoksun bir ifadeyle gezinirdi. Karısı ile olan kavgasında bu vahşi yanını ortaya çıkarmıştı ve bunu en son görmesini istediği kişinin adeta gözüne sokmuştu. Oğlunun.
Bay Rose'un buz gibi bakışları odada gezindi ve oğlunu buldu.
Bu bakışlar Abel'ın gözlerinde eridi ve yerini yoğun bir duygu aldı. Bütün nefesler tutulmuş şimdi odadaki bütün çalışanlar baba ve oğula bakıyordu.
Bay Rose tatlı bir mırıldanmayı andıran sesiyle parlak mavi gözlerini oğlundan ayırmadan yavaşça Abel'ın yanına doğru ilerledi. 
Abel da babasına bakıyordu. Annesiyle olan kavgasındaki ifadesini asla unutmayacaktı. O zarif bedenindeki kana susamışlığı... Abel düşününce içini saran ürpertiyi engelleyemedi. Şimdi ise babasına bakınca şefkatle yüzünün aldığı ifadeyi görüyordu. Bu sahte bir tebessümdü ama adam rolünü öylesine iyi oynuyordu ki kimse onun acısının sahteliğini sorgulayamazdı. Biricik karısı ölmüştü. Sevgili oğulları ile onu bir başına bırakmıştı. Adam dizlerinin üzerine çöktü ve küçük oğlunun yüzüne baktı. Nazik bir hareketle çocuğun saçlarını okşadı ve kafasını göğsüne bastırdı.
Abel'ın zihni o günkü görüntüleri başa sarıp gözünde canlandırırken istemsizce titredi. Babasının gözlerindeki vahşi ifade ve sesindeki acımasızlık...
Abel bütün cesaretini topladı ve sordu.
"Annem...Nerede?"
Adamın nefesi çocuğun altın sarısı saçlarının üzerinde gezindi. Felix Bay Rose'a yalvaran bakışlarla bakıyordu:Lütfen söylemeyin. Lütfen...
Sessizlik.
"O öldü."
Abel bekledi. Sözcükler zihninde şekillenip yüreğindeki acının ateşini yaktığında hâlâ bekliyordu. Nefes alamadı. Yaşlar gözlerine dolarken ve sesi ona ait değilmiş gibi acıyla çıkarken yaşadıklarını anlamaya çalıştı. Babasının göğsünü yumrukladı. Bağırdı, ağladı ve uzun bir süre sonra sesi çıkamayacak hale gelince sustu. Babasına sarıldı ve her şeyin bir rüya olmasını diledi.
Ama Abel o rüyadan hiç uyanamadı.
Felix ise Abel'ın acısını paylaşmak, küçük çocuğa sıkı sıkı sarılmak onu hiç bırakmamak istiyordu. Kardeş gibiydiler... Gerçekten de öyleydi ve annesi çoktan ölmüş olan Felix için Bayan Rose her zaman bir anne gibi olmuştu. Felix bir an duygularının ağırlığı altında ezildi. Abel'ın çaresiz hali yüreğini yakmış kendi acısından çok küçük çocuğun acısını sahiplenmişti. 
Geniş loş ışıklı bir salondaydılar. Salonun ortasındaki yüksek platformda bir tabut vardı. Abel sonunda babasının kollarından ayrıldığında öylesine bitkin düşmüştü ki bayılmak üzereydi. Babası oğlunu kucakladı. Felix ise Abel'ı tutan elleri boş kaldığında yumruğunu sıktı ve kendisine kızdı. Bay Rose'u durdurmayı dilerdi. Abel'ın bunları yaşamamasını dilerdi.
Abel ağlamaktan kızaran gözlerini zorla açık tutuyordu. Bay Rose kucağında Abel ile platforma doğru yavaşça ilerledi ve tabuta yaklaştı.
Tabut.
Annesi.
Abel tabutu fark etmemişti. Annesine öylesine odaklanmıştı ki... Ayrıca tabutu görse bile o olduğuna inanmazdı zaten. O olamazdı. Daha dün sıcaklığını her bir zerresinde hissettiği annesi o soğuk tabutta yatıyor olamazdı.
Abel babasının kucağında elini tabuta uzattı.
"Annen ile vedalaş,oğlum."
Hayır. Hayır. Hayır!
Abel bağırmak istiyordu. Böyle olamazdı değil mi? Haksızlık değil miydi? Bir gece öncesinde annesi ona masal anlatırken Abel'ın kulaklarına ulaşan sonu hatırladı. Küçük çocuk ailesine kavuşmuş ve sonsuza dek mutlu yaşamışlardı. Sonsuza dek. 
Abel'ın anıları tam hatırlayamasa da zihnine üşüştü. Annesi onun saçlarını okşamış,alnını öpmüştü. Abel derin bir uykuya dalmadan önce bunu hissetmişti. Annesinin sıcaklığını,yumuşacık sesini...
Abel tekrar babasının göğsüne gömüldü. 
"Annem...onu görebilir miyim?"
Genç adamın çenesi kasıldı ve zarif yüzündeki o vahşi ifade mavi gözlerinde alevlendi. Bu ifadeyi bir tek Felix fark etti ve midesine bir yumruk yemiş gibi nefesi kesildi.
"Hayır."
Abel daha ne söyleyebilirdi ki?
Babasının zarif kolları onu sıkıca sararken yorgun düşen bedeni istemsizce uykuya daldı.
Neden Abel olmak zorundaydı ki? 
"Ben bunu hak etmedim." diye düşündü Abel. Acısından söz ediyordu. 
Ama zaten acı hak edilir miydi?

***

"Efendim, Bayan Rose'un sevk işlemi gerçekleşti."

"Güzel. Ardındaki bütün izleri yok ettiğinizden emin olun." Genç adam arkasını döndü ve soğuk mavi gözlerini karşısındaki adama dikti. " Kahyam, onu çağır. Hemen."



Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


33   Önceki Bölüm  Sonraki Bölüm   35 



DISQUS - Mangaya Ait Yorumlar

*Not: Yorum Yazmadan Önce;

  • Spoiler,
  • Küfür, siyasi ve seviyesiz yorumlar,
  • İçerikle alakasız link paylaşımları yasaktır.
  • İçeriği çeviren gruplar dışında site reklamı yapanlar sınırsız uzaklaştırılacaktır.