Bölüm...
Action, Drama, Harem, Novel, Türkçe Novel

Bölüm 110

Che Xue’nin Hayatı ve Ziyafet
Yazar: salepsever Grup: : Bağımsız Okuma süresi: 5 dk Kelime: 1.367



Kai, Yue Quin ve Che Xue konağa geldikten sonra Kai Yue Quin ve Che Xue’i yalnız bırakıp mutfağa yürüdü.




Che Xue, Kai’nin arkasından biraz tedirgin baktı. Tereddütle başını kaldırıp, “Neden gitti ?“ diye sordu.




Yue Quin kızın sevimli yüzüne ve parlak gözlerine baktı.




“Xue önce seni yıkayıp yeni kıyafetler giydirelim sonra vücudunu inceleyeceğim, son yılların çok zor olmalı.“ dedi Yue Quin ama kaşları biraz çatık tonu rahatsızdı yüzünde gülümseme olsa da ifadesi hala soğuktu.




Che Xue, Yue Quin’e baktı biraz utandı ama yaşadıklarını anlatmadı. Yue Quin sadece iç çekti, bu kızın çok sert bir mizacı vardı ama bir şey ne kadar sertse o kadar kötü kırılırdı. Kai eğer onu fark etmese belki on yıllar sonra bu küçük kız saplantılı bir yola girmiş olabilirdi.




Runik Kıtasında her gün korkunç şeyler yaşanıyordu ve Bağımsız Bölge çok daha acımasız olayların yaşandığı bir bölgeydi.




Yue Quin Che Xue’i tutup üst kata çıkarttı ve onu nazikçe soydu. Küçük kız utandı ama Yue Quin’in nezaketi onu sıcak hissettirdi.




Yue Quin Che Xue’nin vücudunda ki yaralara ve morluklara baktı. Yüzlerce vardı bazı yaralar defalarca aynı yerde iyileşip tekrar açılmıştı.




Yue Quin’in gözlerinde ister istemez cani bir bakış belirdiğinde yüzü soğuktu.




“Bunları sana kim yaptı ?“ diye sorarken hafif eli titredi. Sadece altı yaşında bir kız çocuğuna kim bu kadar acımasız olabilirdi ?




Che Xue Yue Quin’in gözünde ki öfkeyi görünce anlaşılmaz bir sıcaklık hissetti. Bu onu gerçekten önemseyen ilk kişiydi ve dudaklarını ısırıp. “Herkes... Ye Klanı yaptı.“ dedi.




Yue Quin yumruğunu elinin arkasında sıktı, Bing’er yatağın üstünde başını kaldırıp soğuk mavi gözlerle baktı. Bu insanlar gerçekten nefret edilesi türdendi.




“Neden ?“ diye sordu Yue Quin ama sesi hafif titredi.




“Çünkü ben piçim.“ dedi Che Xue sanki bunun bir hakaret olduğundan habersizdi, isimmiş gibi üstüne takmış taşırken Yue Quin çok rahatsız oldu.




“Gel ve bana banyoda anlat.“ dedi Yue Quin, sonra Che Xue’in elini tutup banyoya götürdü. Onu küvete koyup nazikçe yıkamaya başladı, ara sıra yaralarına dokunduğunda Che Xue’in kaşları çatılıyordu ama hiç acı ses çıkartmadı. Bu Yue Quin’i daha rahatsız etti, bu küçük yaşında ne kadar acı çekmişti bu kız kim bilir.




“Şimdi bana anlata bilirsin.“ dedi Yue Quin. Che Xue bir an tereddüt ettikten sonra ağzını açtı.




“Annem buradan iki yüz mil uzakta ki bir köyde yaşarmış... Ufak köyde çiftçilik yaparmış, bir gün ormanda yaralı bir adam bulmuş. Onu evine taşıyıp yaralarını iyileştirmiş. Bu adam annemden başlangıçta etkilenmiş ve annemde adamı sevmiş. İkisi köylülerin şahitliği ile evlendikten sonra annem bana hamile kalmış.




Ben doğduktan sonra annem her şeyin güzel olacağını sanıyormuş ama adamın ailesi onu bulmuş. Adamın aslında başka bir nişanlısı varmış ve nişanlısı güçlü bir arka plana sahipmiş.




Annem, adamın hırslarını o güne kadar hiç görmemiş. Nişanlısıyla evlenmek için önce onun velinimeti olan kadını, annemi öldürdü sonra beni öldürmek istedi ama nişanlısı annemin varlığını öğrenince nişanı bozdu.




Bu sebeple adam çok öfkeliydi, beni öldürmek istedi ama klanın yaşlılarından birisi onu engelledi. Sonra adam geri döndüğünde eski karısı tarafından azarlandı ve bütün nefretini bana aktardı.






Klanda ki herkesin bana zorbalık yapmasına izin verdi, özellikle öz çocuklarının. Ahırlarda uyudum, bazı zamanlar ahırda uyumama bile izin vermezlerdi. Xue’er abla bana yemek vermese açlıktan ölürdüm. 




Onlardan nefret ediyorum! Hepsini öldürmek istiyorum! Annemi öldürdüler! Köyde ki amca ve teyzelerimi öldürdüler! Herkesi öldürdüler! Beni kimsesiz bıraktılar! Maden beni istemeyceklerdi neden beni doğurdular!“ Che Xue nihayetinde kalbinde ki nefreti kustu ama ağlamadı, sitemle bağırdı öfkeliydi Yue Quin’in kızarmış gözlerinden bilinçsizce göz yaşı döküldü.




Annesinin ona acımasız olduğunu düşünürdü, gerçekleri öğrendi kalbinde hala biraz öfkeli olsa da en azından aile bakımına sahipti. Uzaktan da olsa annesi onu korumuştu ve şimdi yanında Kai vardı fakat bu küçük kızın güvenecek kimsesi yoktu.




Ye Xue’er’in küçük kıza yemek verip yardım ettiğini duyunca Yue Quin’in Ye Xue’er’e öfkesi büyük oranda azaldı.




Kapının dışında Kai ise sessizce küçük kızın hikayesini dinledi. Yue Quin kadar duygusal değildi, Çiçek Hükümdarıyla yaptığı yolculukta çok fazla trajedi görmüştü. Bazıları küçük kızın trajedisinden bile daha büyüktü.




Fakat bu Kai’nin öfke hissetmediği anlamına gelmiyordu, en azından bir yetişkinin küçük bir kızdan hem de kendi öz kızından böyle intikam almasını akıllıca bulmadı.




Kai elinde ki ufak yeşim şişeyi masanın üstüne bıraktı ve ayrılmak için döndüğü sırada önünde Bing’eri gördü. Mavi gözleri kızarmış bakışları soğuk ve öldürme isteğiyle doluydu.




“Ona yardım edecek misin ?“ diye sordu Bing’er. Kai, Bing’erin ilk defa bu kadar yargılayıcı olduğunu gördü.




“Hayır.“ dedi Kai.




Bing’er öfkeyle azarlamak istedi ama sonra duraksadı “Neden ?“ diye sordu dişlerini gıcırdatarak.




“Çünkü intikamını kendi almalı... Sadece güçlü olması için yol göstere bilirim, onun kılıcı olamam.“ dedi Kai. Bing’er rahatladı, Kai tahmin ettiği gibi hala iyi niyetli ve nazikti. Bing’er yine de göstermedi.




“Sadece tembelsin...“ dedi ve dönüp yatağın üstüne atladı.




Kai gülümseyip odadan çıktı. 




Mutfağa inip yemek yapmaya başladı üst katta olanlara daha fazla ilgi göstermedi. Bir kaç saniye sonra başını yavaşça kaldırdı, pencereden içeriye siyah bir karga girdi. Bacağında bir mektup vardı. Kai bıçağı tezgaha bırakıp elini sildi ve mektuba uzandı. 




Açtığında yüzünde bir gülümseme vardı ama gözleri duygusaldı.




Tuttuğu parşömende sadece tek bir cümle vardı.




“Seni özledim.“ Kağıdın köşesinde kurumuş bir kaç damla göz yaşı ile birlikte Kai’nin bakışları özlem doluydu.




“Bende seni özledim Padme.“ diye mırıldandı.




Sonra bir parşömen kağıdı çıkartıp başka bir mektup yazdı. Ardından Luna ve Nana içinde bir tane yazıp uygun şekilde rulo yapıp karganın ayağına bağladı.




“Git, en hızlı şekilde ulaştır.“ dedi Kargaya. Karga itaatkar bir şekilde başını eğip ayrıldı.




Kai dönüp tezgaha baktığında Padme’nin en sevdiği yemeyi yapmaya karar verdi. Hazır olan bazı malzemeleri ayırdı, kullanmayacaklarını depolama yüzüğüne attıktan sonra biraz bal ve et çıkarttı.




Hızlıca bin yaşında ki runik canavarı etini balla terbiye etti. Ardından sosları hazırlarken tencereyi hazırladı. 




Eti kaynar suyun içine atıp bir saat haşlanmasına izin verdi. 






Bu bölümde emeği geçen; çevirmen ve düzenleyici arkadaşların
emeklerinin karşılığı olarak basit bir minnet ifadesi yani teşekkür etmeyi ihmal etmeyelim.


Ayar kaydedildi